11 Eylül 2001 Saldırılarının Uluslararası Sisteme Etkileri

0
2734

11 Eylül

11 Eylül 2001 Saldırıları Öncesi Uluslararası Sistem

Soğuk Savaş dönemi boyunca uluslararası sistemde Doğu ve Batı Bloğu olarak iki kutuplu sistem var olmuştur. Doğu Bloğunun liderliğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Batı Bloğunun liderliğinde ise ABD yer almıştır. Blok liderleri ve taraf devletlerin birbirlerine göre oluşturdukları siyasi, askeri, iktisadi, stratejik ve jeopolitik uygulamaları, iki kutuplu sistemin temel özelliklerini ortaya koymuştur. İki kutuplu sistemde güç dengesi, iki bloğun birbirlerini dengeleme ve çevreleme politikaları çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bu iki kutuplu sistem 1991’de SSCB’nin parçalanması ile sona ermiştir.[1]

1990’da Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile Soğuk Savaş dönem boyunca var olan iki kutuplu sistem sona ermiştir. SSCB’nin dağılmasıyla komünizm, siyasal açıdan model olma özelliğini yitirmiştir. Soğuk Savaş sonrası “Yeni Dünya Düzeni” ABD önderliğinde yeniden yapılandırılmaya başlamıştır. Yeniden yapılanan yeni dünya düzeninde ideolojiler önemini kaybetmiştir ve uluslararası sistem hiyerarşik ve çok merkezli bir yapıya dönüşmüştür. Fakat uluslararası sistemin yapısına ekonomik ve siyasi açıdan bakıldığında çok merkezli bir yapı kendisini göstermiştir. ABD önemli bir ekonomik güç olmasının yanında Avrupa Birliği (AB), Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü(APEC)  gibi ekonomik güç odakları bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında uluslararası sistem, hem hiyerarşik yapının hem de çok merkezliliğin bulunduğu bir yapı haline gelmiştir.[2]

Birçok teori ve çalışmada Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemin yapısının tek kutuplu yapıya dönüştüğü belirtilmektedir ve bu yeni dönem “Yeni Dünya Düzeni” olarak adlandırılmaktadır. Aktörler arasında güç dağılımını esas alan Yapısal Gerçekçiler, sistemi ele alırken tek kutupluluk, çok kutupluk, iki kutupluluk gibi kavramlar üzerinde durmuşlardır. Yapısal Gerçekçilik, uluslararası sistemi tanımlamak için, uluslararası sistemin yapısının belirlenmesi ve güçlü devletler arasındaki güç dağılımının bilinmesi gerektiği üzerinde durmaktadırlar. Ayrıca Yapısal Gerçekçiliğe göre bir devletin büyük güç olarak adlandırılması için o devletin önemli oranda ekonomik, askeri ve siyasi kapasiteye sahip olmakla birlikte o devletin küresel siyaseti belirleyebilecek konumda olması gerekmektedir. [3]

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile uluslararası ilişkiler disiplininde yeni sistemin yapısıyla ilgili tartışmalar başlamıştır. Bu ortaya çıkan yeni sistem ilk olarak tek kutupluluk, ilerleyen süreçte ise çok kutupluluk ve bloksuzluk kavramları ile adlandırılmıştır. [4]

 1.1.Soğuk Savaş Sonrası Tek Kutupluluğu Savunanlar

John G. Ikenberry, David Wilkinson ve Christopher Layne gibi Amerikalı düşünürler, Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin hegemon güç olarak ortaya çıktığını ve uluslararası yapının tek kutuplu sisteme dönüştüğünü ileri sürmüşlerdir. Bu düşünürlere göre ABD, karşı koyulamayacak ve dengelenemeyecek oranda ekonomik, siyasi ve askeri güce sahiptir. John Ikenberyy Soğuk Savaş sonrası oluşan ABD liderliğindeki kutuplu sistemle birlikte serbest pazar anlayışına sahip bir dünya ekonomisi, Batı tarzı yönetimlerin var olması ve ekonomik refahın dengede tutulması gibi kavramların egemen olacağını belirtmiştir. Kenneth Waltz da uluslararası sistemin ABD liderliğinde tek kutuplu olacağını belirtirken, bu sistemde ABD’yi dengelemek amacıyla rakip büyük güçlerin de var olacağını ileri sürmüştür. Bu büyük güçler, Almanya, Japonya, Çin, Avrupa Birliği ve Rusya’dır. [5]

Soğuk Savaş sonrası dönemin şekillenmesinde 1980 yılında gerçekleşen olaylar oldukça etkili olmuştur. SSCB’de Gorbaçov döneminde başlatılan perestroyka ve glasnost politikaları SSCB’nin dağılmasını hızlandırırken, Rusya Federasyonu’nun liberal ve demokratik bir siyasi yapıya geçiş yapmasını hızlandırmıştır. Boris Yeltsin’in ilk döneminde Batı yanlısı bir politika izlemesi ve iç politikaya yönelmesi sonucunda Rusya Federasyonu ABD’nin uluslararası liderlik pozisyonuna karşılık verememiştir. Bu nedenle SSCB’nin dağılmasından 2001 yılına kadar ABD’nin nispi üstünlüğü devam etmiştir.[6]

 1.1.1.Zbigniew Brezinski’nin “Büyük Satranç Tahtası” Tezi

Brezinski “Büyük Satranç Tahtası” adlı eserinde Avrasya bölgesini satranç tahtasına, bölgedeki devletleri piyona, ABD’yi ise satrançta en önemli olan şaha benzetmektedir. Brezinski, Soğuk Savaş’ın ABD’nin galibiyetiyle sonuçlandığını ve Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin tek süper güç olduğunu belirtmiştir. Brezinski’ye göre, ABD uluslararası sistemde küresel gücün belirleyici dört alanı olan ekonomik, askeri, teknik ve kültürel açıdan üstün konumdadır. ABD’yi küresel güç haline getiren de budur. Bunlarla birlikte Brezinski bu eserinde Avrasya’da üstün gücün artık Avrasya dışında bir güç olduğunu, ABD’nin bölgedeki egemenliğinin de ilelebet olmayacağını ve bu bölgede diğer büyük güçlerin de üstünlük mücadelesi içerisine gireceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda Amerika’ya Avrasya bölgesinde potansiyel rakip devletler bu bölgeden çıkacaktır.[7]

 1.1.2.Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” Tezi

Fukuyama “Tarihin Sonu” adlı tezinde insan doğasına en uygun yaşam biçiminin ve toplumsal düzeninin liberalizm olduğunu belirtmiştir. Fukuyama’ya göre, monarşik yapılar, imparatorluklar, dine dayalı yönetimler liberalizme karşı çıkmışlardır ve tarih boyunca hep liberal toplumlar bu çatışmalarda üstün gelmiştir. Komünizm ve faşizm liberalizme karşı ortaya çıkan anti tezlerdir. Bu doğrultuda Fukuyama, Soğuk Savaş’ın bitmesini, diğer komünist rejimlerin liberalizme yönelmesini Batı Bloğunun galip gelmesi olarak yorumlamıştır. Tarihin Sonu adlı tez çerçevesinde, Batılı değerlerin tüm dünyaya yayılması ve Üçüncü Dünya ülkelerinin istikrara kavuşmasının zaman alacağını ve sonunda liberalizm tüm dünyaya yayılacaktır.[8]

 1.2.Soğuk Savaş Sonrası Çok Kutupluluğu Savunanlar

John Rourke, tek kutupluluğunu savunanların aksine Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemin ABD, Çin, Almanya ve Japonya’nın katılımıyla çok kutuplu bir yapıda olduğunu savunmuştur. Rourke göre, uluslararası sistem devlet merkezli olacak, Birleşmiş Milletler (BM) daha bağımsız hareket edecek, bölgesel kutuplar ortaya çıkacak ve işbirliği alanları genişleyecektir. Bruce Russet, Harvey Starr ve David Kinsella kutup olma potansiyeli taşıyan aktörleri analiz etmişlerdir. Buna göre Çin, nükleer askeri yapısı, Avrupa Birliği ve Japonya güçlü ekonomileri, savunma harcamaları ile Rusya, enerji kaynakları ve silah sanayisiyle kutup olma potansiyeli taşıyan aktörlerdir. [9]

David Gompert ise, uluslararası sistemde ortaya çıkan küreselleşme sürecine dikkat çekerek, güç politikasına dayalı çok kutuplu bir sistemin var olacağını belirtmiştir. Gompert, küreselleşme süreci ile ulus devletlerin uluslararası yapıda etkisinin azaldığını ileri sürse de uluslararası sistemin yapısını belirleyen aktörlerin büyük devletler olduğunu belirtmiştir. Bu düşünce çerçevesinde sistemin yapısını belirleyen aktörler Rusya, ABD, Japonya, Avrupa Birliği, Çin ve Hindistan’dır. Başka bir ifadeye göre büyük güçler, bölgesel alanlarda üstünlük kurmak amacıyla mücadele edeceklerdir. Bunlar da Doğu Asya’da Çin, Güney Asya’da Hindistan, Güney Amerika’da Brezilya, Avrupa’da Fransa ve Almanya, Orta Asya ve Kafkaslarda Rusya ve Kuzey Amerika’da ABD olacaktır[10].

 1.2.1.   Samuel Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” Tezi

Samuel Huntington, “Uygarlıklar Çatışması Mı?” isimli makalesini  “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı eseriyle kitaplaştırmıştır. Bu eserlerinde Huntington, temel olarak küresel politikanın kültürler çerçevesinde şekillendiğini ve uluslararası sistemde çeşitli bloklar bulunduğunu belirtmiştir. Huntington’a göre bu kamplaşma Soğuk Savaş döneminde var olan iki ideolojiye dayalı iki kutuplu sistemden daha tehlikelidir. Bu sebeple Soğuk Savaş sonrası dünyada halklar arasında olan tarihi, ideolojik, dini, kültürel farklılıklar doğrultusunda medeniyetlerin çatışması kaçınılmazdır. Bu doğrultuda Huntington, dünyayı medeniyetler açısından Batılı, İslam, Latin Amerikalı, Afrikalı, Çinli, Hindu, Ortodoks, Budist ve Japon olmak üzere dokuza ayırmaktadır ve daha da ileri giderek Batı ve İslam arasında bir çatışma yaşanacağını iddia etmektedir. Ayrıca küresel politikanın çok kutuplu ve çok medeniyetli bir hale geldiğini belirtmektedir.[11]Huntington, medeniyetler arasında çıkabilecek çatışmaların sebeplerini 6 madde ile açıklamıştır. Bunlar:

  1. Medeniyetlerin arasında dinsel, kültürel, dilsel ve tarihsel farklılıklar bulunması,
  2. Küreselleşmenin etkisiyle insanların ve medeniyetlerin etkileşimlerinin kolaylaşması ve artması,
  3. Dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişmelerin insanların ulus kimliklerini zayıflatması ve böylelikle dinsel kimliklerin oluşması,
  4. Batının en güçlü olduğu dönemde ona alternatif olarak diğer medeniyetlerin güçlenmesi,
  5. Medeniyet değişiminin ve kültürel değişim kısmen daha zor olması,
  6. Bölgesel ekonomik toplulukların oluşması ve bu doğrultuda bölgesel ekonomik blokların artmasıdır.[12]

Huntington görüşleri doğrultusunda hem ulus devletlerin en önemli aktörler olacağı ve hem medeniyetler çatışmasının gerçekleşeceğini belirtmesi kendisiyle çeliştiğini gösteren bir durumdur. Bu açıdan Huntington devletlerin egemenliklerin bir bölümünü devrettiği BM ve AB gibi ulus üstü aktörleri değerlendirmemiştir. Ayrıca Huntington, Batılılar ve Doğulular şeklinde medeniyetler arasında ayrım yaparak çok keskin bir ifade kullanmıştır. Günümüz dünyasında din çerçevesinde böyle bir ayrım yapmak oldukça zordur ve bu sebeple Huntington’un Medeniyetler Çatışması adlı tezi bazı açılardan eksik kalmaktadır.[13]

11 Eylül Sonrası Uluslararası Sistem Tartışmaları

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’nin iki en önemli sembolik binaları olan Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezine saldırılar düzenlenmiştir. Bu saldırılar ile birlikte Soğuk Savaş sonrası tek kutupluluğu savunan tezler çürümüştür ve uluslararası sistem sorgulanmaya başlamıştır. Ayrıca ABD’nin ilk defa kendi topraklarında böyle bir saldırı yaşaması ABD’nin hegemon gücünü sarsmıştır. 11 Eylül saldırıları uluslararası sistemde “tarihin sonunun sonu” olarak belirtilerek, 21. Yüzyılın dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Böylelikle uluslararası sistemin gündeminde, Francis Fukuyama’nın Tarihin Sonu adlı tezinde olduğu gibi tek kutupluluğu savunan görüşlerin yerini çok kutupluluğu savunan görüşler ve söylemler yer almaya başlamıştır.[14]

11 Eylül saldırılarının ardından Huntington’un Medeniyetler Çatışması tekrardan gündeme gelmiştir ve kamuoyunda tartışmalara sebep olmuştur. Bu tartışmalarda asıl konu, 11 Eylül olaylarının bu tezi doğrulayıp doğrulamadığı konusu üzerine olmuştur. 11 Eylül saldırılarının El-Kaide terör örgütü tarafından gerçekleştirilmesi sonucunda dünya kamuoyunda ve akademik alanda genel olarak bu saldırılardan İslam sorumlu tutulmuştur. Batı’da bu doğrultuda bir İslamfobi oluşurken, Müslüman ülkelerde de ABD’nin politikaları sebebiyle Amerikan karşıtlığı oluşmaya başlamıştır. Bush yönetiminin gerçekleştirilen saldırılardan sonra “Şer Üçgeni” kavramını kullanması hem İslam devletlerinin hem de diğer batılı devletlerinin tepkisine neden olmuştur.

11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin terörle mücadele kapsamında Afganistan’a düzenlediği operasyonda Müslüman ülkeler de olmak üzere birçok devlet destek vermiştir. Huntington’un Medeniyetler Çatışması adlı tezinde belirtilen Batı İslam arasındaki karşıtlığın aksine 11 Eylül saldırıları sonrasında Batı ve İslam devletleri arasında işbirliği de gerçekleşmiştir.  Bunların yanı sıra bu dönemlerde Türkiye ve Avrupa Birliği arasında da yakın ilişkiler gözlemlenmiştir. Tüm bunlar doğrultusunda Huntington’un tezini doğruluğunu ve bu dönemi yansıttığını söylemek pek mümkün değildir. ABD terörle mücadele kapsamında gerçekleştirdiği operasyonda Müslüman ve Batılı devletlerden destek alırken, “Şer Ekseni” söylemini kullanması ve Irak’a müdahale etmesi Batılı devletler de dâhil olmak üzere diğer devletlerden destek alamamıştır. Bu doğrultuda ABD’ye yapılan eleştiriler, medeniyetler arası farklılıklar sebebiyle değil, Bush yönetimi politikaları sebebiyle gerçekleştirilmiştir.[15]

11 Eylül saldırılarından sonra ABD’nin Orta Asya ve Ortadoğu’da etkinliğinin göreceli olarak azalmasına karşılık bu bölgelerde Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve Avrupa Birliği gibi küresel lider olma potansiyeline sahip uluslararası aktörler ABD’nin global rakipleri haline gelmiştir. Bu aktörlerin yanı sıra Türkiye, Venezüella, İran, Güney Afrika, Meksika, Brezilya ve Endonezya gibi ülkeler de uluslararası sistemde yer almaya, küresel siyasete katılmaya başlamıştır. Dünya siyasetine birçok aktörün dâhil olması çok kutuplu bir düzene geçildiğinin bir göstergesidir.

Çok kutuplu dünya düzeni, uluslararası sistemin merkezinin Atlantik’ten kaydığı, küresel mücadelenin Afrika Avrasya ekseninde yaşandığı, enerji kaynaklarının önem kazandığı birçok aktörün yer aldığı bir yapıdır. Bu çerçevede 11 Eylül saldırıları sonrası Çin, ABD, Rusya arasında Avrasya coğrafyasında güç mücadelesi yaşanmıştır ve bu güç mücadelesi 2. Büyük oyun olarak adlandırılmıştır. Ayrıca bu bölge Türkiye, Ukrayna, İran ve Gürcistan gibi ülkelerin de jeopolitiğinin belirlenmesinde önemli konumdadır. Kalpgah konumundaki bu bölgeyi küresel imparatorluk kurmak isteyen güçlerin elde etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu bölgedeki güç mücadeleleri bu sebepten kaynaklanmaktadır.[16]

11 Eylül sonrası sistemin imkân tanıdığı hareket serbestîsi ve çok kutuplu düzene geçişin sağlanması ile bölgesel ittifaklar ve oluşumlar gerçekleşmiştir. Bu çerçevede, Latin Amerika’da AB model alınarak 13 Mayıs 2008 tarihinde Arjantin, Bolivya, Şili, Kolombiya, Ekvator, Guyana, Paraguay, Peru, Surinam, Uruguay ve Venezuela’nın katılımıyla Güney Amerika Uluslararası Birliği (UNASUR) , Çin, Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan’ın katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) kurulmuştur. Rusya ve AB karşısında bir denge oluşturmak amacıyla da Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan ve Moldova tarafından GUAM kurulmuştur.[17]

Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk 10 yılı uluslararası sistemin yapısının değişmesi ve tanımlanamaması sebebiyle belirsizliklerle dolu bir süreç yaşanmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde yaşanan 11 Eylül olayları, uluslararası disiplinde bir kırılma noktası olmuştur ve bu sürecin uluslararası literatürde 11 Eylül saldırıları sonrası dönem olarak adlandırılmasını ve sürecin daha öngörülebilir olmasını sağlamıştır.[18]

 2.1.11 Eylül Saldırılarının Dünya Siyasetine Etkileri

Uluslararası ilişkilerde 11 Eylül saldırıları, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra önemli bir kırılma noktası olmuştur. Birçok uzman, 11 Eylül saldırılarının sistemin dönüşmesine neden olduğunu belirtmiştir. Örneğin Steve Smith, 11 Eylül saldırılarıyla uluslararası sistemde ABD’nin süper güç olduğu dönemin sona erdiğini belirtmiştir. Bazı uzmanlar 11 Eylül saldırıları ile ABD’nin süper güç olduğu dönemin sona erdiğini belirtirken, bazı uzmanlar 11 Eylül saldırıları ile Soğuk Savaş sonrası döneme tamamen geçişin sağlandığını belirtmişlerdir. Tim Hutchinston da bu görüşler doğrultusunda, Soğuk Savaş’tan 11 Eylül olaylarına kadar olan süreci bir ara dönem olarak nitelendirmiştir ve bu ara dönemin sona erdiğini söylemiştir. Robert Gilpin ise diğer uzmanlardan daha farklı bir görüş benimseyerek, 11 Eylül Olayları sonrasında sistemin dönüşüm yaşamadığını, var olan sistemin geçerliliğini hala koruduğunu belirtmiştir. Gilpin’e göre 11 Eylül olayları sonrası süreç, dünya siyasetinde Vestfalyan sistemi sarsmak için ortaya çıkan gelişmelere karşı bir direniş olarak yorumlanmıştır.[19]

11 Eylül Saldırıları, dünya siyasetinde değişikliklere sebep olmakla birlikte sistemin yapısıyla ilgili birçok sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yaşanan saldırılar sonucunda ulus devlet sistemi güçlenmiştir ve bu durum Vestfalya ruhunun reenkarnasyonu şeklinde yorumlanmıştır. 11 Eylül saldırılarının, dini yapıda ulus ötesi bir aktör tarafından gerçekleştirilmesi, 1648 Vestfalya Antlaşmasından önce var olan din ile uluslararası sistem ilişkilerini yeniden gündeme getirmiştir. Vestfalya antlaşması ile kurulan yeni düzen seküler bir yapı bir üzerine kurulmuştur.

11 Eylül saldırıları ile birlikte uluslararası sistemin seküler yapısını koruyabilme kapasitesi ortaya çıkmıştır. Böylelikle köktendincilik yeni bir sistem öngörüsü haline gelmiştir. Uluslararası sistemin seküler yapısının değişim göstermesiyle birlikte uluslararası sistemin yapısında, aktörlerinde de değişimler gözlemlenmektedir. 11 Eylül saldırıları, uluslararası sistemin yapısının kırılgan olduğunu, bölgesel ittifak ve girişimlerin değişken olduğunu göstermiştir.[20]

11 Eylül olaylarının neden olduğu bir diğer gelişme ise, sistem aktör tanımlaması, güç hiyerarşisi ve tarihsel meşruiyeti açısından sorgulanır hale gelmesidir. Ulus devletler arasındaki ilişkilerin yerini devletlerin ulus ötesi aktörlerle gerçekleştirdiği ilişkiler almaya başlamıştır. Sınır aşan ilişkilerin gündeme gelmesiyle ulus devletin sınırlarının içerisinde güvenli olma anlayışı sona ermiştir ve sınır aşan güvenlik sorunları giderek artış göstermektedir. [21]

 2.2.11 Eylül Saldırıları ile Değişen Güvenlik Algısı

Soğuk Savaş sonrası dönemde tehdit algılanan bloğun ortadan kalkması ve küreselleşmenin etkisiyle tehdit algılamalarında çeşitlilik oluşmuştur. Askeri alanda yapılan analizlerin yanı sıra ekonomi, çevre, enerji, nüfus, ekonomi, kültürel sorun konularında da analizler yapılmaya başlanmıştır. Diğer konuların güvenlikle ilişki içine girmesi, güvenliğin sağlanması için tüm konularda ortak bir çalışma yapılmasını gerektirmiştir.[22]

Uluslararası sistemde değişim gösteren güvenlik algılamalarında 11 Eylül saldırıları bir dönüm noktası olmuştur. Yaşanan terör saldırıları, güvenlik kavramının insan ticareti, küresel terör, dinsel nitelikli çatışmalar, kitle imha silahlarının artması ile birlikte genişlediğinin göstergesidir. 11 Eylül 2001’de gerçekleşen terör saldırıları ile terörizmin yıkıcı ve etkisel boyutlarının arttığı anlaşılmıştır ve bu saldırılardan sonra uluslararası ilişkilerin gündemine “terörle mücadele” konusu yerleşmiştir.[23]

ABD 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra 17 Eylül 2002’de “Ulusal Güvenlik Stratejisi” oluşturmuştur. Bu stratejide, Önleyici Savaş, Askeri Müdahale ve Öncecilik, Yeni Karşılıklılık ve Demokrasiyi Yayma olarak 4 ana başlık yer almıştır. ABD, Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde kimyasal silah bulunduran ve kullanan ülkeleri “haydut devlet” olarak nitelendirmekle birlikte terörle mücadele kapsamında ilk olarak bu devletleri hedef almıştır. Yaşanan saldırıların ardından NATO gerçekleştirdiği toplantıda terörü, öncelikli tehdit algılaması kapsamında değerlendirmiştir. Böylelikle ABD, 2002 yılında gerçekleştirilen Afganistan operasyonunun gerekçesini bu tehdide dayandırmıştır ve kamuoyundan destek almıştır. Avrupa da oluşan yeni tehdit algılamasına karşı tepkisiz kalmamıştır. 21 Eylül’de gerçekleştirilen olağanüstü toplantıyla Hükümet ve Devlet Başkanları Konseyi terörle mücadelenin öncelikli bir politika olacağına karar vermiştir. 2002 yılında ise Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası operasyonel hale getirilerek, terörle mücadele kapsamında katılımın arttırılmasına karar verilmiştir.[24]

ABD Başkanı George Bush 11 Eylül saldırılarının ardından yaptığı konuşmada “Artık her ulus kararını vermelidir ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” söylemiyle diğer devletlerden ve kamuoyundan küresel terörle mücadele kapsamında destek beklemiştir. Bu doğrultuda ABD, saldırı sonrası gerçekleştireceği politikaları ve stratejileri meşrulaştırma yoluna girmiştir.

ABD’nin uluslararası sistemde gücünün sarsılması ve mağdur konumda olması sebebiyle, 7 Ekim 2001’de ABD’nin Afganistan’a gerçekleştirdiği operasyon kamuoyu ve diğer devletler tarafından desteklenmiştir. Dengesiz savaş gücü asimetrik savaşa neden olduğu için bu operasyonla ile birlikte asimetrik savaşla karşı karşıya kalınmıştır. Asimetrik yaklaşım; zayıf olanın çatışma esnasında diğer tarafın zaaflarından yararlanarak beklenmeyen, önlenemeyen, üst silah teknolojisine dayanan saldırıları her an gerçekleştirebilmesidir. Buna örnek olarak, 15 Nisan 2013 tarihinde Boston Maratonu’na gerçekleştirilen saldırı söylenebilir.[25]

Genel olarak bakıldığında, Soğuk Savaş dönemine hâkim olan askeri perspektiften ele alınan güvenlik anlayışı, 11 Eylül saldırıları, çevre felaketleri, küreselleşme gibi sebepler ile insani bir boyut kazanmıştır. ABD terörle mücadele kapsamında Afganistan ve Irak’a operasyon gerçekleştirirken bölge halklarının güvenliğini hiçe saymıştır. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin insan haklarına önem vermemesi, operasyonlarının ekonomik ve siyasi kargaşalara neden olması, ABD’nin AB üyeleri de dâhil olmak üzere birçok ülke tarafından eleştirilmesine yol açmıştır. Bu sebeplerle ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisini uygulayabilmesi, süper güç olma iddiasını devam ettirebilmesi için askeri gücün yanında yumuşak güç kullanımına da önem vermesi ve aktif bir kamu diplomasisi kullanması gerekmiştir.[26]

Ceyda Ceren Şanlı

Uludağ Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi

KAYNAKÇA

 KİTAPLAR

Arı, Tayyar.  Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, 8. Baskı, Bursa,  MKM Yayıncılık, 2010.

Bacık, Gökhan. Modern Uluslararası Sistem Köken, Genişleme, Nedensellik, 1. Baskı,  Kaktüs Yayınları, İstanbul, 2007.

Erdem,Engin. “ Medeniyetler Çatışması Tezi ve 11 Eylül” , 11 Eylül Öncesi ve Sonrası, haz. Bülent Aras ve Gökhan Bacık, 2. Baskı, Etkileşim Yayınları, İstanbul, 2007.

Özdal, Barış, Karaca, Kutay. Diplomasi Tarihi II, Dora Yayınları, Bursa, 2015.

MAKALE VE İNTERNET KAYNAKLARI

Akkurt, Hüseyin Caner. “ Asimetik Savaşta ABD ve NATO’nun Rolü” , ASSAM, 19.05.2013,  <http://www.assam.org.tr/tr/kurullar/sak-gorevleri/asimetrik-savasta-abd-ve-nato-nun-rolu/37-asimetrik-savasta-abd-ve-nato-nun-rolu.html> , (e.t.12.04.2015).

Efegil, Ertan, Musaoğlu,Neziha. “ Soğuk Savaş Sonrası Dönemin Uluslararası Sisteminin Yapısına İlişkin Görüşler Üzerine Bir Eleştiri, Akademik Bakış, Cilt 2, Sayı 4, Yaz 2009.

Efegil, Ertan, “Ortadoğu’daki Gelişmelerin Analizi: Libya, Tunus, Bahreyn, Mısır ve Suriye”  Ortadoğu Analiz, Cilt 5, Sayı: 59, Kasım 2013, ss.10-22, < http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/20131127_ertanefegil.pdf >, (e.t.19.04.2015).

Emeklier, Bilgehan. “ Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistemin Analizi” ,  BİLGESAM, 03.05.2010, <http://www.bilgesam.org/incele/1901/-soguk-savas-sonrasi-uluslararasi-sistemin-analizi/#.VUkLaY7tmko> , (e.t.07.04.2015).

Gökbaş, Seval. “ Çok Kutuplu Dünya Düzeninde Güvenlik Algısı” , TASAM, 30.07.2009,  <http://www.tasam.org/trTR/Icerik/1113/cok_kutuplu_yeni_dunya_duzeninde_%E2%80%98guvenlik_algisi> , (e.t.11.04.2015).

Kanbal, Burcu.“ Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Algısı” , Politika Akademisi, 07.08.2012, <http://politikaakademisi.org/uluslararasi-iliskilerde-guvenlik-algisi> , (e.t.11.04.2015).

Kantarcı, Şenol.“ Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı Koalisyon Dönemi mi?” , Güvenlik Stratejileri,  ss.47-85, Yıl:8, Sayı:16, <http://dergipark.ulakbim.gov.tr/guvenlikstrtj/article/viewFile/5000098871/5000092127> , (e.t.08.04.2015).

Örmeci, Ozan. “ Francis Fukuyama ve Tarihin Sonu” , 25.11.2010, <http://ydemokrat.blogspot.com.tr/2010/11/francis-fukuyama-ve-tarihin-sonu.html > , (e.t.10.04.2015).

Örmeci,Ozan, “ Samuel  Huntington ve Medeniyetler Çatışması” , 04.11.2010, <http://ydemokrat.blogspot.com.tr/2010/12/samuel-huntington-ve-medeniyetler.html>   , (e.t.10.04.2015).

Tören, Deniz. “ 11 Eylül Saldırıları, Sistemdeki Dönüşümler ve Türk Dış Politikası” , TUİÇ Akademi, 25.08.2011, < http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/turk-dis-politikasi/1935-11-eylul-saldirilari-sistemdeki-donusumler-ve-turk> , (e.t.11.04.2015).

Soğuk Savaş Sonrasında “Yeni Dünya Düzeni”, Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, Sayı 17 Temmuz-Ağustos- Eylül, 2009, s  <  http://www.akademikbakis.org/eskisite/17/2yenidunya.pdf>  , (e.t.07.04.2015).

“ Güvenlik Sorunları ve Kamu Diplomasisi” , Kamu Diplomasisi Enstitüsü,  <http://www.kamudiplomasisi.org/makaleler/haberler/130-guevenlik-sorunlar-ve-kamu-diplomasisi#page> , (e.t.12.04.2015).      .

Ceyda Ceren Şanlı.

Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans Öğrencisi.


[1] Bilgehan Emeklier, “ Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistemin Analizi” ,  BİLGESAM, 03.05.2010, http://www.bilgesam.org/incele/1901/-soguk-savas-sonrasi-uluslararasi-sistemin-analizi/#.VUkLaY7tmko , (e.t.07.04.2015).

[2] Soğuk Savaş Sonrasında “Yeni Dünya Düzeni”, Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi, Sayı 17 Temmuz-Ağustos- Eylül, 2009, s.2,   http://www.akademikbakis.org/eskisite/17/2yenidunya.pdf , (e.t.07.04.2015).

[3] Ertan Efegil, Neziha Musaoğlu, “ Soğuk Savaş Sonrası Dönemin Uluslararası Sisteminin Yapısına İlişkin Görüşler Üzerine Bir Eleştiri, Akademik Bakış, Cilt 2, Sayı 4, Yaz 2009, s.4.

[4] Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, 8. Baskı: Bursa,  MKM Yayıncılık, 2010, s.174.

[5] Efegil, Musaoğlu, op.cit. ,  s.5.

[6] Arı, op.cit, ss.176-179.

[7] Şenok Kantarcı, “ Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı Koalisyon Dönemi mi?” , Güvenlik Stratejileri, Yıl:8, Sayı:16, ss.62-63,  http://dergipark.ulakbim.gov.tr/guvenlikstrtj/article/viewFile/5000098871/5000092127 , (e.t.08.04.2015).

[8] Ozan Örmeci, “ Francis Fukuyama ve Tarihin Sonu” , 25.11.2010, http://ydemokrat.blogspot.com.tr/2010/11/francis-fukuyama-ve-tarihin-sonu.html , (e.t.10.04.2015).

[9] Efegil, Musaoğlu, op.cit. , s.7.

[10] Ibid. , s.8.

[11] Ozan Örmeci, “ Samuel  Huntington ve Medeniyetler Çatışması” , 04.11.2010, http://ydemokrat.blogspot.com.tr/2010/12/samuel-huntington-ve-medeniyetler.html , (e.t.10.04.2015).

[12] Barış Özdal, Kutay Karaca, Diplomasi Tarihi 2, Dora Yayınları, Bursa, 2015, ss.297-298.

[13]Kantarcı, op.cit. , ss.68-69.

[14] Emeklier, op.cit.

[15] Engin I. Erdem, “ Medeniyetler Çatışması Tezi ve 11 Eylül” , 11 Eylül Öncesi ve Sonrası, haz. Bülent Aras ve Gökhan Bacık, 2. Baskı, İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2007,  ss.91-98.

[16] Deniz Tören, “ 11 Eylül Saldırıları, Sistemdeki Dönüşümler ve Türk Dış Politikası” , TUİÇ Akademi, 25.08.2011, http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/turk-dis-politikasi/1935-11-eylul-saldirilari-sistemdeki-donusumler-ve-turk , (e.t.11.04.2015).

[17] Emeklier, op.cit.

[18]Tören, op.cit.

[19]Gökhan Bacık, Modern Uluslararası Sistem Köken, Genişleme, Nedensellik, 1. Baskı,  Kaktüs Yayınları, İstanbul, 2007, ss.337-342.

[20] Bülent Aras, “ 11 Eylül ve Dünya Siyaseti” , Aras, Bacık, op.cit. , ss. 9-13.

[21] Ibid. , s. 14.

[22] Burcu Kanbal, “ Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Algısı” , Politika Akademisi, 07.08.2012,  http://politikaakademisi.org/uluslararasi-iliskilerde-guvenlik-algisi/, (e.t.11.04.2015).

[23] Ibid.

[24] Seval Gökbaş, “ Çok Kutuplu Dünya Düzeninde Güvenlik Algısı” , TASAM, 30.07.2009,  http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/1113/cok_kutuplu_yeni_dunya_duzeninde_%E2%80%98guvenlik_algisi , (e.t.11.04.2015).

[25] Hüseyin Caner Akkurt, “ Asimetik Savaşta ABD ve NATO’nun Rolü” , ASSAM, 19.05.2013,  http://www.assam.org.tr/tr/kurullar/sak-gorevleri/asimetrik-savasta-abd-ve-nato-nun-rolu/37-asimetrik-savasta-abd-ve-nato-nun-rolu.html , (e.t.12.04.2015).

[26] “ Güvenlik Sorunları ve Kamu Diplomasisi” , Kamu Diplomasisi Enstitüsü,  http://www.kamudiplomasisi.org/makaleler/haberler/130-guevenlik-sorunlar-ve-kamu-diplomasisi#page , (e.t.12.04.2015).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.