7 Yılın Ardından Suriye Başarısızlığı

0
96

Suriye İç Savaşı 15 Mart’ta 7. Yılına girerken, bölgede insan hakları ve uluslararası hukuk ihlallerinin yoğunluk kazandığı olaylar meydana gelmeye devam etmektedir. Bu yazıda ilk önce Suriye İç Savaşı’nın başından günümüze 7 yıllık serüvenine değinilecek, sonrasında da iç savaşı derinleştiren faktörlerden ve barış yapıcı kuruluşların başarısızlığından söz edilecektir.

15 Mart 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı’nın üzerinden yedi koca yıl geçerken, yaşanan dramın belki de katlanarak devam ettiğini görmekteyiz. Büyük umutlarla başlayan protesto gösterileri, yerini orantısız güç kullanımına bırakmış ve bu güç kullanımı yedi yılda katlanarak artmıştır.  Başta çocuklara olmak üzere tüm sivillere uygulanan bu şiddet, Doğu Guta gibi bölgelerde rejimin bir nevi restleşmesiyle süreklilik arz ediyor. Son verilere göre yedi yılda Suriye’de 400 bin kişi yaşamını yitirirken, 3 milyon kişinin yaralandığını ve 1 milyon kişinin ise sakat kaldığını biliyoruz . Milyonlarca insanın ise evlerini, yurtlarını, sevdiklerini bırakıp başka ülkelere göç etmek zorunda kaldığını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Dera kentinde küçük bir protesto gösterisi olarak başlayan bu ayaklanmalar Esad rejimi tarafından feci yöntemlerle baskılanmaya çalışılınca, halkın daha da tepkisini çekmiş ve Suriye genelinde yüzlerce insan Dera halkına destek olmak amacıyla sokaklara dökülmüştü. Bu gösteriler de aynı şekilde bastırılmaya çalışılmıştı. 2012 yılında ise bu kıvılcımın Halep’e sıçraması, hem Suriye tarihi açısından hem de Ortadoğu genelinde  adeta bir dönüm noktası oldu. Doğu Guta’da rejim halka sarin gazıyla müdahale etti. Rejimin açık bir şekilde sivillere yönelik bu kimyasal silah saldırısı tüm dünyanın tepkisini çekse de Esad rejiminin  çok açık bir şekilde olmasa da kimyasal silah kullanmaya devam ettiğini biliyoruz. 2012 yılında Doğu Guta’ya yapılan bu saldırı bölgede halen tesirini göstermektedir. O yıllarda 5 yaşında olan bir çocuğun şuan 11 yaşındayken, sarin gazının yapmış olduğu hasardan dolayı nefes almada zorluk çektiğini düşünürsek olayın ne kadar vahim olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Esad rejiminin özellikle Doğu Guta’da tamiri zor, insan bedeninde uzun yıllar kalacak hasarlara yol açtığı bir gerçektir.

2014 yılında ise DAEŞ’in Suriye’de sahneye çıkmasıyla, Suriye İç Savaşı daha fazla aktörün kendine yer edinmeye çalıştığı bir düzeye gelmiş oldu. DAEŞ’in bazı bölgelerde halifelik etmesini,  Amerika’nın bu bölgedeki, DEAŞ’a yönelik hava saldırıları izledi. 2015 yılında ise Rusya bu savaşa bizzat taraf oldu. Şu an Suriye, aktörlerin bu hamleleri ile  çok komplike olayların yaşandığı , sayısız aktörün yer aldığı bir bölge haline gelmiştir.

Tarihi boyutuna kısaca değindikten sonra 8.yılında giren Suriye İç Savaşı’nın , şuan ki boyutuna neden olan 3 faktörden söz edebiliriz:

  1. Bölgedeki küçük gruplar

2.Büyük güçler

3.Uluslararası Örgütler

İç savaşın başlamasıyla sayıları gittikçe artan bu küçük gruplar, savaşın alevlenmesine sebep olmuştur. DEAŞ gibi bir aktörün hızlı bir şekilde böylesi bir yükselişini belki de kimse tahmin edemiyordu. Fakat artık pek çok küçük ölçekte aktörün (etnik, dini, mezhepsel vb.gruplar) aslında büyük bir etkiye sahip olduklarını,  en azında Ortadoğu bölgesi içerisinde, görüyoruz. Herkesin kendisini bir dini, mezhepsel veya etnik gruba bağlı olarak hissettiği veya hissetmek istediği böyle bir ortamda, Hizbullah terör örgütünün, Suriye gibi kendisini yıllardır Sünni olarak tanımlamış bir halk üzerinde bile etkisinin giderek arttırdığını göz önüne alırsak, aktörlerin etkilerini daha iyi okuyabiliriz. Şöyle ki DEAŞ’ın savaşa dahil olmasıyla sevinen Suriye halkının, sonraki dönemlerde evlerinde  Hizbullah’a sempatilerini gösteren posterleri taşıdığını düşünmek, insanların düşüncelerinin evrilişini daha net ortaya koyabilir.

Büyük ölçekteki aktörler ise burada Rusya ve Amerika’dır. Türkiye ve İran’ı da,  Suriye’de ivmeyi kendine doğru çevirmeye çalışan, büyük ölçekte aktörlerden sayabiliriz. Amerika’nın DEAŞ bahanesi ile Suriye’de fiziki bir şekilde bulunması, aynı şekilde Rusya’nın da bölgeye girişine güçlü nedenler sağlarken, Türkiye ve İran’ı da önemli aktörler haline getirmiştir ki burada İran’ın anti- Amerikancı bir ideolojiyle beslendiğini ve bu nedenle de Suriye’de bir çok önemli komutanının öldüğünü biliyoruz. Türkiye de Suriye’de değişen dengelerde PKK tehdidinin, daha da artmasıyla önemli bir aktör konumuna gelmiştir. Bu aktörlerin her ne kadar İran, Rusya ve Türkiye’nin başlattığı Astana Görüşmeleri gibi bir takım uzlaşmaya yönelik girişimleri olsa da özellikle Amerika ve Rusya rekabetinin, savaşın dallanıp budaklanmasına sebep olduğunu ve büyük güçlerin barışı sağlamada başarısız ve bir o kadar da gönülsüz olduklarının altını çizmek gerekiyor.

Halihazırda devam eden insan hakları ihlallerinin giderek artması bize Suriye özelinde uluslararası örgütlerin, sivillerin korunmasını misyon edinmiş bir takım kuruluşların bu konuda ne kadar başarısız olduklarını gösterir. Uluslararası barış ve güvenliği korumak için yola çıkmış olan BM örgütü bu konuda başarılı bir performans sergileyememiştir. Birçok uluslararası kuruluş tarafından ispatlanmış hak ihlalleri, BM’nin veto yetkisinin varlığı yüzünden devam ettirilmektedir. Kurumun, büyük güçlerin amaçlarına ulaşmasına yardımcı olan sistemini şu örnekte açıkca görebiliriz. Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Mursi’nin 2013 yılında devrilmesinde, Birleşmiş Milletler harekete geçmezken aynı şey 2004 yılında Haiti’de meydana geldiğinde ise Güvelik Konseyi kararı ile BM müdahalede bulunmuştur. Birçok örnekte de görüldüğü gibi BM’nin veto sistemi, kurumun misyonun yerine getirememesine sebep olmaktadır.

BM örneğinde görüldüğü gibi, uluslararası kuruluşların sorunu çözmedeki başarısızlığı, şiddetin artmasına neden olurken, Esad rejimi geçtiğimiz günlerde Doğu Guta’ya gönderilen yardımların bölgeye girmesini engelledi. BM İnsani İşler Ofisi’nin (OCHA) sözcüsü Jens Laerke, 6 Mart tarihinde düzenlediği basın toplantısında Doğu Guta’ya gönderilen BM yardım konvoyundaki 46 tırdan 10’unun insani yardım malzemelerini Doğu Guta’ya bırakamadan dönmek zorunda kaldığını söylemiş , 4’ünün de kısmen boşaltıldığına dikkati çekmişti. Jens Laerke, Doğu Guta’ya gönderilmeye çalışılan insani yardımların, bölgeye ulaşabilmesi konusunda umutsuz olduklarını dile getirmişti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, yardım konvoyuna geçiş izni verilmesi için önceki gün yaptığı çağrıya rağmen, Esed rejiminin aralıksız süren saldırılarından dolayı acil insani yardımlar Doğu Guta’ya yine ulaşamamıştı. Böylece – 10 Mart’ta ki – bu son girişim de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Suriye İç Savaşı 7.yılına girerken bölge, yardımların ulaşamaması sebebiyle, her geçen gün daha fazla felakete sürüklenmektedir.

Öte yandan büyük güçlerin BM yapısı içerisinde oynadığı rol, insan hakları ihlallerinin durdurulamamasına sebebiyet vermektedir. 20 Mart tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin(BMGK) Suriye’deki insan hakları ihlallerinin görüşülmesini istediği toplantı, Rusya’nın itirazı üzerine yapılamayınca toplantı talebinde bulunan ülkeler konseyin bağlayıcılığı olmayan gayriresmi nitelikteki “Arria Formülü” oturumunu düzenledi. BM yapısı içerisinde Rusya’nın talep ettiği, Suriye’de insan haklarının görüşüleceği bu toplantıya Rusya, BMGK’nin ”uluslararası barış ve güvenliğin görüşüldüğü’‘ bir platform olduğunu ve insan hakları konularının Cenevre merkezli BM İnsan Hakları Konseyi’nde görüşülmesi gerektiği gerekçesiyle talep edilen bu toplantının yapılabilmesi için oylama teklif etti. Rusya ve Çin’in yanında BM’nin geçici üyeleri Kazakistan ve Bolivya da red oyu kullanırken; Etiyopya, Ekvator Ginesi ve Fildişi Sahilleri de çekimser oy kullandı. Dolayısıyla toplantının yapılabilmesi için gerekli olan 9 oya ulaşılamadığından toplantı yapılamadı. Arria Formülü oturumunda ise, Doğu Guta’daki kimyasal silah kullanımın halen devam ettiğine dikkat çekildi.

BM’nin, Suriye özelinde, söylemsel olarak çalışmaları devamlılık arz etse de pratikte başarılı olamadığını açık bir şekilde görmekteyiz. Yine 20 Mart’ta İsviçre’nin Cenevre kentinde konuşan BM Suriye özel temsilcisi Stefan de Mistura, Suriye’nin farklı kontrol bölgelerine ayrılarak parçalandığını söyledi. Yukarıda bahsedildiği gibi çok çeşitli aktörlerin varlığı bölgeyi parçalanmaya götürmektedir. Stefan de Mistura, acil bir şekilde Suriye’de Sünnileri de kapsayacak politik bir sürecin başlaması gerektiğine dikkat çekerken, Suriye’de meydana gelecek olası parçalanma durumunda, tüm bölgeyi kapsayacak olumsuz bir sonuç doğurabileceğine dikkat çekti. Muhtemeldir ki yeni parçalanmaları ve iç savaşları doğurabilecek bir kaos ortamı, tüm bölgeyi olumsuz bir şekilde etkileyecektir.

Sonuç

Suriye İç Savaşı kanlı bir hal alırken, barış yapıcı uluslararası aktörlerin ve ‘’barışı sağlama ve koruma’’ misyona sahip kuruluşların Suriye’de etkisiz kalması, süregelen reform tartışmalarına çok önemli bir dayanak teşkil etmektedir. Kendini yenileyemeyen bu yapıların başarısızlığına ek olarak, büyük güçlerin gerilimi arttırıcı başat aktör olarak Suriye üzerinde rol oynamaları da sistemin tıkanıklığının bir diğer sebebidir. Ek olarak,  Suriye’de ateşkesin ilan edildiği bölgelerde, Esed rejimin tüm uluslararası hukuk kurallarını ihlal ederek bu çağrıya uymaması, dış desteklerin verdiği özgüven ile hareket kabiliyetini arttırdığına işaret etmektedir.

7 yılın ardından, daha da parçalanmış ve sivillerin tüm haklarının alenen ihlal edildiği bir Suriye ile karşı karşıyayız. Savaşın daha ne kadar bu şekilde devam edeceği ise tahmin edilmesi zor bir hal almaktadır.

Birsen AKYÜZ
TUİÇ Arm Asistanı

Kaynakça:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.