ABD’nin 2012 Seçimlerinde Belirleyici Faktörler

0
48

Bahçeşehir Üniversitesi Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programındaki öğrencilerimle birlikte 15 gün boyunca Washington’da çok keyifli toplantılara katıldık. Türk- Amerikan ilişkileri başta olmak üzere, Amerikan devlet sisteminin işleyişi, iç ve dış politikası gibi birçok konuda görüşmek maksadıyla Washington’ın önde gelen isimleri ve think-tank kuruluş temsilcileriyle bir araya geldik. Bunun yanı sıra 10’a yakın Temsilciler Meclisi üyesi, dış işleri bakanlığı yetkilileri ve Türkiye’ye gelmesine sadece birkaç gün kalmış yeni Büyükelçi Ricciardione ile bir araya gelip sohbet etme fırsatımız oldu. Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan bu programı başarılıyla gerçekleştiren Bahçeşehir Üniversitesi’ni ve Türkiye’yi en iyi şekilde temsil eden değerli yüksek lisans öğrencilerimi ayrı ayrı kutlamak gerek.

Programın ilk gününden itibaren aklımdaki en önemli soru Başkan Obama’nın Kasım 2010’daki ara seçimler sonrasındaki popülaritesi, kendine çizdiği yeni istikamet ve bunun 2012 başkanlık seçimlerine nasıl etki edeceğiydi. Aklımdaki bir diğer soru da cumhuriyetçi kanadın 2012’ye doğru yaptığı hazırlıklar ve gündemlerinde ismi telaffuz edilmeye başlanan başkan adaylarının hangisinin daha şanslı olduğuydu.

İlk olarak Obama’nın iki senelik başkanlığını ve 2012’ye giden yol haritasını kısaca değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Bundan 3-4 ay önce, Amerika’da sağlık reformu yasa tasarısı görüşülürken Washington’da yazdığım bir köşe yazımda, Obama’nın son durumunu ele almıştım. Sağlık reformu yasa tasarısını geçirdiği ilk günlerde Obama çok ciddi bir popülarite kazanmıştı. Başkan seçildikten sonra ilk 6 ay içinde  çıkarttığı ekonomiye destek paketi ise Amerika’da birçok kimsenin ümitle beklediği ve sabır gösterdiği bir husus olmuştu. Fakat cumhuriyetçilerin geçtiğimiz 4-5 ayda Obama’nın ekonomik yardım paketine ve sağlık reformu yasa tasarısına yapmış oldukları büyük muhalefet kim ne derse desin Amerikan halkı tarafında büyük destek buldu ve Kasım seçimlerinin Cumhuriyetçiler lehine sonuçlanmasına sebep oldu. Cumhuriyetçilerin bu iki konuyla ilgili sert muhalefeti ve bu muhalefetin getirdikleri Obama’nın seçilmesine sebep olan ekonomiyi düzeltme fikriyatının bir nevi artık destek görmediğinin de işaretiydi. Üstüne üstlük İran’da yaşanan son gelişmeler, ekonomide hala bir çıkış ivmesi yakalanamaması,  Amerika’nın Bush döneminde kaybedilen uluslararası arenadaki liderlik rolünün geri kazanılması beklenirken, aksine Wikileaks skandalıyla daha büyük darbe yemesi Obama’yı 2012 seçimleri öncesinde ciddi anlamda riske soktu. Bu konuda Amerikalı bir milletvekili dostumun önemli bir yorumu oldu: “Kendisine göre Amerikan politikasındaki en önemli unsur ekonomidir. Eğer insanların cebine para koyuyorsanız sizi desteklerler eğer insanların cebindeki parasını muhafaza ediyorsanız sizi yine desteklerler. Ama eğer insanların cebindeki para eksilmeye başlamışsa o zaman Amerikan halkı desteğini idareciden çeker.” Bu yorum dikkate alındığında şunu özetlemek mümkün: Obama’nın 2012 seçimlerini kazanmak için yapması gereken en önemli şey şüphesiz, ekonomi de acil olarak bir çıkış ivmesi yakalamak olacaktır. Cumhuriyetçi çevrelerde Obama’nın bu konudaki başarısızlığı ve bu başarısızlığın devam edeceği öngörüsü hakimken; demokratlar Obama’nın önemli adımlar attığını, en geç bir sene içinde yapılan bu alt yapı çalışmalarının meyvelerini vereceğini ve Amerikan ekonomisinin gözle görülür bir düzlüğe çıkacağını ifade ediyorlar. Açıklıkla görmek mümkün ki iki tarafta kendileri açısından temennilerini dile getirmekteler.

2012 seçimlerinin temel konusu ekonomi olmakla beraber, cumhuriyetçi ve yeni muhafazakâr görüşlü bir düşünce kuruluşunun başkanının yaptığı bir yorumda ilgi çekici ve düşündürücüydü. Bu analistin yorumuna göre Obama seçildiği ilk dönemde izlediği aşırı sol politikaları yavaşça bırakmış bilhassa son dönemde kendisini soldan merkeze doğru çekmeye başlamıştı. Bu soldan merkeze kayış cumhuriyetçilerin daha sağa itilmesine böylece aşırı sağcı bir görüntü vermelerine sebep oluyordu. Obama’nın son birkaç aydır uyguladığı bu strateji cumhuriyetçi düşünce kuruluşu başkanı olan bu analiste göre işe yarıyordu. Obama’nın ideolojisini ve aşırı solda başlayan siyasi duruşunu sağa doğru kaydırmasının 2012 seçimleri için yeterli olup olmayacağı cevap bekleyen önemli sorulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimce Obama’nın merkeze kayışı ve cumhuriyetçileri istem dışı olarak daha sağa itmesi Obama’ya 2012 seçimlerinde bir kaç puan kazandırmakla beraber seçimin ana kriteri ekonomi ve istihdam yaratma üzerine kurulacaktır.

Obama açısından 2012 seçimlerini etkileme ihtimali olan bir üçüncü etken de pek tabi demokratların yapacakları dışında, cumhuriyetçilerin çıkaracakları adayın kim olduğudur. Geçmişten bazı örnekler vermek gerekirse, Clinton dönemi sonrası 2000 seçimlerinde Al Gore’un karşısında cumhuriyetçileri temsilen Teksas Valisi George W. Bush’un aday olacağı, kesin olmasa da bir sene öncesinden belliydi diyebiliriz. Ya da Bush’un ikinci dönem seçim kampanyasında, demokratların Bush’un karşısına John Kerry’i çıkaracağı çok öncesinde belliydi. Amerikan başkanlık seçimlerini değerlendirirken elbette ki iki senenin uzun bir zaman olduğunu söylemeliyim. Yani 2012 yılında cumhuriyetçilerin Obama’nın karşısına kimi çıkaracağını söylemek için henüz çok erken. Ancak ortada dolaşan potansiyel isimlerin kim olduklarına yakından bakmak Obama’nın geleceğini değerlendirmek açısından çok önemli.

Washington’da 15 gün boyunca yaptığımız görüşmelerde farkettim ki herkesin üzerinde mutabık olduğu bazı isimler var. Akıllara gelen ilk isim 2008 seçimlerinde Obama’nın karşısına çıkan John McCain oluyor fakat McCain için 2008 seçimlerinde seçimi kazansa bile tek dönemlik başkan olur dendiğini de  unutmamalıyız. Kendisinin  artık böyle bir talebi olmadığını da tüm diğer sebeplere eklersek McCain cumhuriyetçilerin gündeminde olmayacaktır diyebiliriz. Cumhuriyetçi çevrelerde adı geçen başka bir isim de, 2008 seçimlerinin en popüler isimlerinden biri olan ve seçimlerinden sonrasında Amerikan muhafazakar ve milliyetçi kesiminde büyük popülarite kazanmaya başlayan Sarah Palin. Sarah Palin 2008’den beri Amerika’da farklı bir milliyetçilik algısı ortaya çıkarmaya başladı. 2010 ara seçimlerinde önemli sayıda milletvekili çıkaran Tea Party (Çay Partisi) ekolünün liderlerinden Palin, milliyetçi kesimde popüler olmasının yanı sıra Cumhuriyetçi Parti’nin içinde pek çok kimse tarafından ABD başkanlığı yapabilecek donanım ve alt yapıya sahip olarak görülmüyor. Palin hiçbir şekilde üzerinde ki  popülist siyasetçi konseptini yenemedi, yenemiyor.

İsmi geçen adaylar içinde kanaatimce en kuvvetli isimlerden biri 2008 yılındaki başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin ön seçimlerinde adaylık yarışını McCain’e karşı kaybeden Mitt Romney . Romney önemli bir iş adamı olmasının yanı sıra valiliğini yaptığı Massachusetts eyaletini ekonomik anlamda valiliği döneminde üst seviyelere taşımış önemli bir isimdir. Cumhuriyetçilerin Obama’yı ekonomik olarak eleştireceği bir seçim kampanyasında Romney gibi ekonomi üzerine başarı sağlamış bir kimsenin seçmen nezdinde büyük artıları olacağı konusunda bir çok kişi hem fikir. Bu önemli artılarının yanında en büyük dezavantajından bir tanesi dini olarak Mormon olmasıdır. Muhafazakar Amerika’da, başkan adayının Mormon olması ciddi anlamda seçimlerde işini zorlaştırır. Romney’nin bir diğer dezavantajı ise valiliği döneminde eyaletinde sağlık reformu yasa tasarısını uygulaması ve bu uygulamanın kayda değer bir başarıya ulaşamamış olmasıdır. Cumhuriyetçilerin 2012 seçimlerindeki temel muhalefet noktalarından birinin Obama’nın çıkardığı sağlık reformu yasa tasarısı olduğu göz önünde bulundurulursa, eyaletinde bu yasa tasarısını kullanmış olan birinin demokratlara muhalefet yapmasında zorluk çekeceği düşüncesi Cumhuriyetçileri endişelendiren başlıca noktalardan biri olacaktır.

İsmi çok telaffuz edilmese de cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi eski sözcüsü Newt Gingrich çok tecrübeli, iç ve dış politikaya oldukça hâkim. Ancak özel hayatındaki bazı iniş çıkışlar Cumhuriyetçi Parti’nin muhafazakâr seçmeni tarafından çok da iyi karşılanmıyor. Dolayısıyla aday olmasını çok da beklediğim bir isim değil.

Cumhuriyetçi çevrelerde telaffuz edilen isimler içinde belki de ismi en az duyulmuş olan ama uzun vadede düşünüldüğünde bu seçimlerde Cumhuriyetçiler için çok önemli olacak isimlerden biri, Indiana Valisi Mitch Daniels.  Valiliği döneminde Indiana’yı ekonomik olarak ihya eden Daniels, kanaatimce sessiz ancak derinden gelen çok önemli bir isim. Daniels’ın bu seçimde olmazsa 2016’da cumhuriyetçilerin en önemli adayı olacağından hiç şüphem yok.

Her zaman aklımda olan bir isim ise, Florida valiliği döneminde, 2001 yılında beni Florida Atlantik Üniversitesi mütevelli heyetine atamış olan Jeb Bush. Babası başkan, abisi başkan olan Jeb Bush belki de Bush ailesinin en sevilen, en sempatik ferdi ve Florida halkı tarafından da çok benimsenmiş bir isim. Ancak ailenin her zaman gerçek prensi olan Jeb Bush’un siyasi hayatı, soyadından dolayı, bilhassa kendisini tanımayanlar açısından şu soruyu akla getiriyor: Amerika bir Bush’a daha hazır mı?

Bütün bunlar değerlendirildiğinde anlaşıldığı üzere ismi geçenler içinde başkan adaylığı için şansı fazla olanlar olduğu gibi, şahsen çok ihtimal vermediklerim de var. Ancak bu isimlerden biri ya da ismi hiç telaffuz edilmeyen yeni bir aday, şu an Obama için büyük bir tehdit değil. Obama’nın 2012 seçimlerini etkileyecek 3 önemli unsuru ifade ettim. Ekonomi, Amerika iç siyasetindeki eksen değişimi ve şüphesiz Obama’nın karşısına çıkacak adayın kim olduğudur. Bu 3 faktörün de tartışmasız çok büyük önemi var. Ama 2012 seçimleri için Obama’nın önümüzdeki bir sene içinde ekonomiyi getirdiği nokta, diğer iki unsur ne olursa olsun, Obama’nın 2012 sonrası başkanlık koltuğunda oturup oturmayacağının en büyük belirleyicisi olacak.

 

Yrd.Doç.Dr.Burak Küntay

Bahçeşehir Üniversitesi

Hükümet ve Liderlik Okulu (HLO) Başkanı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.