Afganistan’ın İstikrarı ve Bölgesel İşbirliği

0
103

               11 Eylül 2001 terör saldırılarından hemen sonra NATO’nun El-Kaide terör örgütü ve ona ev sahipliği yapan Taliban rejimine karşı gerçekleştirdiği askeri müdahaleden sonra Afganistan yeni bir sürece girdi. Bu süreçte NATO’nun amacı Afganistan’da dünyaya entegre ve uluslararası toplumla işbirliği yapacak istikrarlı ve yaşayabilir bir devlet mekanizması inşası oldu. Afganistan’daki merkezi hükümetin ülkeye ne kadar hâkim olduğunun tartışıldığı bugünlerde Taliban’ın özellikle ülkenin güney ve batısında halen güçlü ve etkili bir varlığa sahip olması endişe kaynağı. Yine NATO’nun askeri misyonunun 2014 yılında sona erecek olması sadece NATO üyelerinde değil, Afganistan’ın istikrarı ile yakından ilgilenen Rusya, Çin ve Hindistan gibi büyük ülkeler tarafından önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Bu açıdan Afganistan’da terör ve uluslararası suç örgütlerine engel olacak istikrarlı bir devlet mekanizması inşa edilmesi konusunda uluslararası toplumda nadir görülen bir mutabakat olduğu söylenebilir. Bu konuda çeşitli ülkeler ve uluslararası örgütler öncülüğünde Afganistan’ın geleceğinin tartışıldığı çeşitli toplantılar düzenleniyor.

Son olarak Delhi Policy Group (DPG) ve Afgan Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (AISS) tarafından 19-21 Ekim 2012 tarihleri arasında Afganistan’ın Herat şehrinde düzenlenen konferans bunlardan biriydi. Bu konferans, DPG tarafından 20-21 Temmuz 2012’de Hindistan’ın Jaipur şehrinde yapılan Afganistan konferansının ikinci ayağını oluşturuyordu. Konferansı amacı Afganistan ve komşu ülkeler arasında karşılıklı temas ve etkileşimi artırmak suretiyle hem Afganistan’ın istikrarına katkı sağlamak hem de bölgesel işbirliğine zemin hazırlamaktı.

Ortak Endişeler

Afganistan’ın terörizmin merkezi olmaması konusunda uluslararası toplumda bir mutabakat sözkonusu. Dolayısıyla gerekli ekonomik adımların atılıp terörün siyasi ve iktisadi altyapısının kurutulması ortak bir yaklaşım haline gelmiş bulunuyor.

İkinci ortak sorun ise uyuşturucu ticareti. Bunun da terör gibi Afganistan’ın iktisadi altyapısının geliştirilerek aşılabileceği düşünülüyor.

Üçüncü ortak şikâyet konusu ise radikal dini gruplar: Taliban, El Kaide ve Selefi grupların hem Afganistan’ı hem de bölgeyi istikrarsızlaştığını ve teröre de kaynaklık yaptığı düşünülüyor.

Bu üç ana rahatsızlık kaynağı konusunda hem bölgesel hem de küresel aktörler açısından tam bir mutabakat olduğunu söyleyebiliriz. Ancak gerçek uyuşmazlık bu sorunların nasıl ve hangi yöntemlerle ortadan kaldırılacağı noktasında çıkıyor. Bazı ülkeler diğerlerini sorunun çözümüne yeterince destek vermemekle hatta çözümü engellemekle suçluyorlar. Bölgesel ve küresel aktörlerin Afganistan’la ilgili tutumlarını kısaca şu şekilde özetleyebiliriz.

Afganistan

NATO bazı gelişmiş taktik silahlar bırakarak 2012’de Afganistan’dan çekilecek. Afgan ordusunun hava taşıma filosu ise son derece zayıf durumda. Komşuların tamamı askeri ve ekonomik kapasite olarak Afganistan’dan üstün. Dolayısıyla Afgan ordusunun önceliği içeriden gelen tehditleri önlemek olacak. Bu açıdan Afganistan tüm komşularıyla ve küresel güçlerle işbirliği yapmak zorunda. 11 yıllık NATO varlığına rağmen Afganistan’da temel stratejik dengeler değişmedi. El Kaide ve Taliban hâlâ büyük tehdit konumunda. Afgan yetkililere göre Pakistan Taliban üzerinden Afganistan’da vesayet savaşı yürütüyor. Parayı Suudiler verse de tüm insan, para ve malzeme girişi Pakistan üzerinden gerçekleşiyor. Pakistan medreselerinin Taliban’ı beslediğini düşünüyorlar. Ülkede ulusal ekonominin inşası da son derece büyük önem taşıyor. Afganistan yolsuzlukla etkin bir şekilde mücadele ederek ekonomik kaynaklarını verimli kullanmak zorunda.

Pakistan

Pakistan ise Afganistan konusunda en dertli ülke konumunda. Pakistan için Afganistan herhangi bir ticari veya siyasi bir konu olmayıp varoluşsal öneme sahip bir gündem. 1980’de Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesiyle birlikte Pakistan’ın istikrarsızlaşma süreci de başlıyor. O dönemde mücahitlere destek veren Suudi Arabistan’dan gelen Selefi grupların istikrarsızlık yarattığını söylüyorlar. Pakistan’da Suudi destekli medreselerin fakir aile çocuklarını ailelerine yardım ve eğitim masraflarının tamamını karşılama vaadiyle ailelerinden tamamen kopardıklarını ve beyin yıkama işlemelerine tabi tuttuklarını söylüyorlar. Özellikle Pakistan’ın kırsal kesimlerinde çok çocuklu yoksul aileler çocukların bazılarını medreseye vererek hem kendilerini maddeden rahatlatıyorlar hem de çocuklarının hayatlarını kurtardıklarını düşünüyorlar. İntihar bombacıları ve silahlı militanlar da ailelerinden koparılan çocuklar arasından çıkıyor.

11 Eylül’den önce Pakistan, Taliban rejiminin El-kaide ile bağlantısını kesmesi için iknaya çalışmış ama başarılı olamamış. Pakistanlılar Pakistan’ın Taliban rejimiyle ortak hiçbir çıkarı olmadığını söylüyorlar. Pakistanlılar mümkün olduğunca Afgan yetkililerle irtibat kurmaya çalıştıklarını ama Afgan tarafından yeterince karşılık bulamadıklarını iddia ediyorlar. Pakistan Talibanı ve El Kaide bağlantılı terör örgütlerinin Pakistan devleti ve toplumunu da hedef aldığını ve hatta en büyük kara, hava ve deniz üslerine saldırı düzenlediklerini söylüyorlar. Ayrıca Pakistan’daki Peştunistan fikirlerinin daha çok Afganistan’dan gelip yayıldığını belirtiyorlar. Pakistanlılara göre Taliban sisteme dâhil edilmediği takdirde 2012’den sonra Afganistan’da iç savaş çıkması kaçınılmaz gözüküyor. Pakistan ayrıca İran’la birlikte Afganistan’ın mülteci yükünü çeken bir ülke. 1980’li yıllardan beri Pakistan’da bir milyonu aşkın mülteci yaşıyor. Sınır kontrolleri fiilen yapılamadığı için Pakistan’da tam olarak ne kadar Afgan mülteci yaşadığı bilinemiyor.

İran

Komşu ülke İran da Afganistan’ın geleceği konusunda etkili ülkelerden biri. İran’da çoğu kaçak yollardan ülkeye giriş yapmış bir milyonun üzerinde Afgan mülteci bulunuyor. İranlılar açısından Afganistan üzerinden gelen terörizm, radikalizm ve uyuşturucu ticareti büyük tehdit oluşturuyor. İran açısından diğer önemli bir konu da Afganistan’daki işgalin sona ermesi. İranlılar 1980’lerdeki Sovyet işgali gibi 2001 sonrası NATO müdahalesini bir yabancı işgali olarak görüyorlar ve NATO adı altında Amerikan işgalinin derhal sona ermesini talep ediyorlar. Ancak İranlılar Irak için yaptıkları gibi Afganistan konusunda da Amerikalılarla müzakere yapıp işbirliğine gidebileceklerini söylüyorlar.

İran dil ve kültür yönünden Afganistan üzerinde nüfuz kurma açısından oldukça avantajlı bir konumda bulunuyor. Ama Tahran’ın Hazaralar üzerinden yürüttükleri Şia dayanışması yüzünden Afganistan’da tüm gruplarla iyi ilişkiler kurma şansını pek kullanamadığı görülüyor. Afganistan’da özellikle İran ve Pakistan’a karşı bir tepki var. İran’ın Afganistan üzerinde baskı kurmaya çalıştığı ve Şii Hazarları politize ettiğini iddia ediyorlar.

Orta Asya Ülkeleri

Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan’ın Afganistan konusundaki politikaları hemen hemen birbirine benziyor. Orta Asya ülkeleri Afganistan’ın bir an önce siyasi istikrarına kavuşmasını ve ticari yollar ve boru hatları vasıtasıyla bir cazibe merkezi olmasını istiyorlar. Afganistan merkezli uyuşturucu ticareti ve radikal örgütler Orta Asya ülkelerinin istikrarını derinden etkiliyor. Selefi gruplar Afganistan üzerinden Orta Asya ülkelerine açılıyor. Hatta doğrudan Afganistan ile sınırı bulunmayan Kazakistan ve Kırgızistan bile radikal dini akımlardan rahatsız.

Rusya

Rusya, Afganistan’da üretilen uyuşturucunun en büyük mağdurlarından biri. Rus gençliğini doğrudan etkileyen uyuşturucu trafiğinin derhal kesilmesini istiyor. Moskova ayrıca Taliban tarafından desteklenen Selefi grupların Rusya Federasyonu içindeki Müslüman halklar arasında etkinlik kazanmasından endişe ediyor. Ruslar, Afganistan konusunda tüm aktörlerle uzlaşmak istediklerini ama özellikle Batılı ülkelerin dayatmalarını kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Dolayısıyla önceden rızasını almak kaydıyla Rusya’nın uluslararası toplumun Afganistan’da üstleneceği her türlü göreve destek vereceği söylenebilir.

Hindistan

Hindistan Afganistan üzerinde etkili olmak isteyen hem bölgesel hem de küresel aktörlerden biri. Hindistan Afganistan’ın özellikle ekonomisinin kalkındırılması konusunda destek olmak istiyor. Yeni Delhi Afganistan’ın Orta Asya ve Güney Asya arasında bir ticaret köprüsü olmasını ve bu sayede tarihi ipek yolunun yeniden canlandırılmasını teklif ediyor. Ayrıca Hazar enerji kaynaklarının Afganistan’dan üzerinden Güney Asya’ya ulaştırılmasını istiyor. Yeni Delhi ayrıca Afganistan’daki ulusal mutabakat sürecine de destek vermek niyetinde. Hintliler kendi ortaya koydukları çok kültürlülüğün ve demokrasinin Afganistan’ın geleceği için bir model olabileceğini düşünüyorlar.

Doğrudan Afganistan ile sınırı olmayan Hindistan’ın en büyük handikapı ise bu konuda Pakistan ile anlaşmak zorunda olması. Yeni Delhi’nin Kabil ile geliştireceği ekonomik ve ticari ilişkilerin kaderi İslamabad’ın vereceği lojistik desteğe bağlı. Bu açıdan Pakistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya açılan yegâne kapısı konumunda. Bu durumun farkında olan Hindistan, Afganistan ile ilişkilerini geliştirirken Pakistan’ın hassasiyetlerini de dikkate almaya çalışıyor. Pakistan ise Hindistan’ın Afganistan üzerinden kendisini çevrelemeye çalıştığını ve Afganistan’da siyasi ve istihbari nitelikte çok sayıda faaliyette bulunduğunu iddia ediyor.

ABD

Amerikalılar 2014 yılında NATO kuvvetleriyle birlikte Amerikan kuvvetlerinin de Afganistan’dan tamamen çekileceğini ve ülkede kalıcı askeri üs bırakmayı düşünmediklerini söylüyorlar. Afganistan’da 2001’den beri esas güvenliği sağlayan Amerikan askerinin çekilecek olması aslında sadece Afganları değil pek çok küresel ve bölgesel aktörü düşündürüyor. Afgan ordusunun bütünlüğünü koruyarak Taliban’la mücadele etme kapasitesine sahip olup olmadığı tartışılıyor. Ayrıca Afganistan’da ulusal mutabakatın ne derece kurulabildiği ve ülkedeki gruplar arasında bir iç savaşın çıkmasını nasıl önlenebileceği diğer önemli hususlar. Amerikalılar genel olarak Afganistan’ın geleceğinden umutlu ve Afgan hükümeti ve ordusunun ülkenin bütünlük ve istikrarını koruyabilecek kapasite olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye

Türkiye, Japonya ve Almanya ile birlikte Afganistan’da görev üstlenilmesine en sıcak bakılan ülkelerden birisi. Afganistan ile doğrudan sınırı bulunmayan hatta coğrafi olarak bölgeye oldukça uzak olan bu üç ülkenin Afganlar tarafından sempatiyle karşılanması anlaşılabilir bir durum. Türkiye’nin ayrıca Müslüman bir ülke olması onu Japonya ve Almanya’ya göre biraz daha ön plana çıkarıyor. Atatürk’ün öncülüğünde yapılan Türk modernleşmesi Afganlar tarafından mucizevi bir başarı hikâyesi olarak görülüyor. Kalkınmış, demokratik ve çoğulcu yapısıyla Türkiye, Batılılar tarafından da bir model olarak Afganistan ve diğer Müslüman bölge ülkelerine sunuluyor. Türkiye’nin ISAF bünyesinde aktif görev alması hem Afganlar hem de NATO üyeleri tarafından hep teşvik edilmiş. Afgan yetkililer Hikmet Çetin’in 2004-2006 yılları arasında üstlendiği NATO’nun Afganistan’daki Kıdemli Sivil Temsilcisi görevini gayet başarılı bir şekilde yürüttüğünü belirtiyorlar. Ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesindeki Afganistan inisiyatifleri de Türkiye öncülüğünde başlatılmış.

Yine Türk şirketlerinin Afganistan’da inşaat, maden ve imalat sektörlerinde aktif bir şekilde girmesi Afganların yanısıra pek çok aktör tarafından olumlu karşılanıyor. Afganistan’ın değişik şehirlerinde faaliyet gösteren Afgan-Türk okullarının ülkenin en başarılı okulları olduğu Afganlar tarafından özellikle vurgulanıyor. Afgan yetkililer bu okulların tüm etnik ve dini gruplara açık olmasını ülkedeki çok kültürlülüğün geliştirilmesi açısından bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Türkiye’nin Açmazları

Bununla birlikte Türkiye’nin Japonya ve Almanya’ya göre Afganistan’da bazı handikapları da bulunuyor. Türkiye’nin geleneksel olarak Pakistan’la arasının çok iyi olması Afganistan’da şüpheyle karşılanıyor. Afganlar Türkiye’nin Afganistan konusunda zaman zaman Pakistan’ın konumunu savunur duruma düştüğünü belirtiyorlar. Türkiye tarafından hem Pakistan hem de Afganistan’a sempatiyle bakılması doğrudan Af-Pak ilişkilerini düzeltmeye yetmiyor. Bu açıdan Ankara’nın İslamabad ve Kabil’i birbirine tercih etmeden bağımız bir ilişki geliştirmesi gerekiyor. Yoksa Ankara Afganistan ve Pakistan’ın arasını iyiniyetli olarak düzeltmeye çalışırken birini veya her ikisini birden kaybedebilir.

Afganların Türkiye ile diğer bir endişesi ise Ankara’nın Afganistan’da ulusal mutabakatı sağlama adına Taliban ile müzakere yürütülmesini savunması. Afgan yetkililer Taliban’ı halen bir terör örgütü olarak görüyorlar ve Taliban’ın Afgan halkı üzerinde silah zoruyla denetim sağladığını düşünüyorlar. Dolayısıyla Türkiye gibi ülkelerin Taliban’ı muhatap almasının Afgan halkı üzerinde Taliban’ın meşruiyetini artırdığı gibi Kabil’deki hükümetin de gücünü zayıflattığını iddia ediyorlar.

Afganistan konusunda muhakkak en önemli ülkelerden birisi de Çin. Konferansta Çinli katılımcı olmadığı için Çin’in yaklaşımını burada aktaramıyorum.

Kalıcı İstikrar Mümkün?

Konferans boyunca Afganistan’da istikrarlı bir devlet mekanizmasının nasıl kurulacağı ve bölgesel işbirliğinin buna nasıl katkı sağlayabileceği üzerinde duruldu. Konferansta tüm bölgesel ve küresel aktörlerin üzerinde uzlaştığı konu, Afganistan’ın mutlaka istikrarlı ve bütüncül bir ülke olarak varlığını koruması oldu. Ancak bu işin nasıl yapılacağı noktasına gelince kafaların karışık olduğu görülüyor. Tüm aktörlerin kendisine göre bir yol haritası var. Ortak yol haritasına ulaşmak ise şimdilik pek mümkün gözükmüyor.

 

Selcuk Çolakoğlu

USAK, APAM Başkanı

 

Kaynak : USAK

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.