Allah Reel Politiğin Belasını Versin

0
221

“Allah Reel Politiğin Belasını Versin” demeden önce Dünyanın her yerinde Müslümanlar katledilirken uluslararası örgütler, bu örgütlerin hamileri, insan hakları savunucuları neredeler diyoruz hep birlikte ve neden sustuklarını anlamak için hikayeyi tersten alıyoruz.

”Biz acıların milleti Yahudiler bugün zulüm altındayız. Aslında bizler çok mutluyduk ta ki Filistinliler topraklarımızı işgal edene kadar. Müslümanlar ve Hıristiyanlar Filistinlileri öldürüyorlardı. Biz onlara evimizi ve yurdumuzu açtık. Koruduk onları. Sonra buralar bize vaat edilmiş dediler ve işgal ettiler topraklarımızı. Çocuklarımızı öldürdüler, eşlerimize tecavüz ettiler, evlerimizi yıktılar.”

Gerçektende hikaye böyle olsaydı, olayların sonu ne olurdu sizce? BM müdahale kararı alır, NATO tüm gücüyle saldırırdı değil mi? Bütün medya akşama kadar cımbızla seçtiği eli silahlı müslümanların videolarıyla toplumlarına  bizlerin ne kadar korkunç olduğunu göstermeye çalışırdı. İnsan hakları savunucuları raporlar yayınlardı. Bizim içimizdeki suskun ve sahte insan hakları savunucularımız dile gelirdi. Ama hikaye öyle değil işte. Napalım biz Müslümanız. Bosna’da BM’nin güvenli bölgesinde katledilmeyi hak ediyoruz, Irak’ta demokrasi uğruna milyonlarcamız ölüyor, Suriye’de azar azar tükenmemizi izliyorlar, Batı’ya uzak olduğumuz için Çin’de derilerimiz yüzülüyor, Hocalı’da Ruslar kızmasın diye işgal altındayız, Libya’da petrolümüz var diye bin parçaya bölünüyoruz, Mısır’da İslamcı olduğumuz için darbeye ses çıkarmıyorlar.

Allah Reel Politiğin Belasını Versin
Birleşmiş Milletler Genele Kurul Salonu

Ama bütün bunlara itiraz edersen karşılığında koca bir ”reel politik” tokadı yiyorsun.

Müslümanların hakkını savunamıyorsun zira senin ”meşruiyetin” yok diyorlar. Birleşelim, ses çıkaralım, barışı getirelim diyorsun ”Neo-Osmanlıcı” ilan ediyorlar. Onlar entelektüel, bilimsel ve barışçıl oluyor, bizse cihadist, savaşçı, geri kafalı ve terörist oluyoruz. ”Bu kafayla çözülmez” sorunlar diyorlar, ama durmuyorlar her gün  kafalarımıza yağdırıyorlar bombalarını. Kafamız yerde gezemiyoruz Filistin’de. Bir umut inen bombalardan kaçabilelim diye. Mısır’da iplere diziliyoruz, Rabia işareti yaptık diye. Ölüme gülümseyerek gidiyoruz Mısır’da. Allah ”reel politiğin” belasını versin diyorum. Sen uzmansın kahve muhabbeti yapma diyorlar. Ne yapalım diyorsun, dengeyi korumamız lazım, yoksa ”değerli yalnızlığımızla” baş başa kalırız diyorlar. Modernizmin rahipleri gibi düşünelim istiyorlar. Pozitivist olalım, ”sakal bırakmayalım”, ”tarafsız” olalım istiyorlar. Öylesine hayranlar ki onlara kendilerini unutmuşlar. Aşağılık komplekslerinden kurtulamıyorlar. Yüksek lisans, doktora yapıyorlar, profesör oluyorlar ama yine de utanıyorlar. Müslüman gibi göründükleri için.. Türk oldukları için.. Sıcak şaraplarını yuvarlarken yorumlayalım istiyorlar Filistin meselesini.. Ama biz bütün sıcaklığıyla hissediyoruz bombaların nefesini.

Bu yetmiyor; sanki az katilimiz varmış gibi birbirimizi öldürmeye başlıyoruz bir de. Ölümlerimizin suçuna kendimizi ortak ediyoruz her geçen gün. Acıların hepsi bizim ama biz acılarımızı bile bölüşemiyoruz. Kimilerimiz yalnızca Filistin’de ölüyor kimilerimizse Kerkük’te. Ölen biziz ama ayrı ayrı gömüyoruz acılarımızı kalplerimize.

En ufak otorite boşluğunda birbirimizi yemeğe başlıyoruz. Eline silahı alan kendi örgütünü kuruyor. İyi sakallı bir alim bulan kendi şeriatını getiriyor. Allahu ekber diyerek birbirimizi öldürüyoruz. Vahşiler gibi kendi ciğerlerimizi parçalıyoruz. Uhud‘u anlayamadık. Bu yüzden yeni Cübeyrler türedi her yanımızdan. Veda hutbesini unuttuk dostlar. Bize neyi emanet etmişti o kutlu nebi? İslam kelimesinin anlamı barış değil miydi? Biz niye nefretin temsilcileri olduk diyemiyoruz. Aynı kitaba inandık ama ayrı sayfalarını aldık kendimize. Tekbirlerle öldürüyoruz birbirimizi. Bir olamıyoruz, tek kalıyoruz. Her geçen gün nefret saçıyoruz her bir yana. Bizi birbirimizden ediyoruz. Canlı bombalarla can alıyoruz. Barışın dinini, nefretin diliyle yaymaya çalışıyoruz.

Bütün bunlara itiraz edince de batıcı oluyoruz.. Onlar kadar uzun sakallarımız yok diye daha az inançlı oluyoruz. Ajan ilan ediliyoruz. Kafir oluyoruz, münafık oluyoruz..

Yani biz Müslümanlar önce kendi nefretlerimizle kurduğumuz çitlerle çevreliyoruz kendimizi. Çitin dışına çıkanlarsa sistemin sınırlarında eziliyor. Ama onun da dışında bir dünya var.. Bütün çitlerin dışında.. Ön yargılarımızın, nefretimizin dışında 10. köy var dostlarım.. Yeterince doğruyu yeterince yanlış yerde söylediğimizde bulacağız orayı..

Fethullah Ceylan

Eski TUİÇ Üniversitelerden Sorumlu Başkan Yardımcısı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.