Arap Baharı ve Suriye Masasında Bilek Güreşi

0
168

Blok 1 (Rusya-Çin-İran), Blok 2 (ABD-Arap Birliği-Türkiye)’ye Karşı

GİRİŞ

İlk olarak bu baharın öncesinde Ortadoğu’da ki durum ve bu baharın dinamikleri hakkında bilgiler vererek konumuza başlayalım.

Bu dinamikler;

  1. Bölgedeki yönetimlerin karakteristiğinin otoriter olması ve meşruiyetlerini halk dışındaki faktörlerden devşirmeleri(Bölgedeki bu genellemeye Türkiye, İran ve İsrail’i koymuyoruz).
  2. Diktatörlerin kendi gelecekleri adına ülkelerini ABD ve Batılı devletlerin çıkarları için araçsallaştırmış olmaları.
  3. Küreselleşme ile birlikte ekonomik, sosyal, teknolojik ve kültürel hayatta meydana gelen değişiklikler.
  4. Halk arasında ekonomik kaynakların eşit dağılmıyor olmasıdır.[1]

Şimdi daha iyi anlayabilmemiz açısından bu saydığımız unsurları sırası ile inceleyelim:

  1. Ortadoğu bölgesindeki yönetimler meşruiyetlerini halktan değil de, daha çok yaptıkları askeri darbelerden veya saltanat geleneği diyebileceğimiz bir düzenden almaktadırlar. Bu yüzden uzun yıllar boyunca yönetimlerinde bulundurdukları halkı siyasi rejime ortak etmemiş ve halkı istedikleri gibi kurgulayıp, adeta onlara ‘çobanlık’ yaparak yönetmişlerdir. Ancak bu şekilde, yönetimlerinin devamlılığını sağlamak küreselleşen dünya da bir hayli zor olacağından ülkelerini kapalı bir kutu şeklinde yöneterek bu günlere kadar gelmeyi başarabilmişlerdir. Fakat bu, uzun vadede Ortadoğu’da rejimlere karşı biriken hoşnutsuzluğun kitlesel ayaklanmalara dönüşmesinin önünü almaya yetmemiştir.
  2. ABD, bölgedeki çıkarları ile aynı doğrultuda politikalar geliştiren Mısır, Suudi Arabistan ve Tunus gibi ülkeleri müttefiki olarak ilan etmiş, yeri geldiğinde de bunlara karşı cömert yardımlarda bulunmuştur. Onların bölgedeki yönetimlerine ve güçlerine demokrasi aleyhine olsa da destek vermiştir. Bu cömertçe yaptığı yardımlara karşılık olarak da bu ülkeleri, bölgede düşman olarak gördüğü; İran, Irak, Suriye gibi ülkelere karşı kendisi ile birlikte hareket etmeye mecbur bırakmıştır. Tabi gün geçtikçe ABD’nin bölgedeki politikaları ve bunlara ortam hazırlayan yöneticiler halk içinde huzursuzluk yaratmaya başlamış ve bunun devamında ise yönetimlerin güvenilirliği halk tarafından sorgulanmaya ve daha ötesinde toplu bir şekilde protestolara konu olmuştur.
  3. Küreselleşmenin getirdiği değişimlere ayak uyduramayan Arap yönetimlerinin meşruiyet kaynağı olarak kullandıkları yapılar aşınmış; bu coğrafyalarda rahatsız olan kitleler ortaya çıkmıştır. Bu aşınmanın bölgedeki tüm halklar üzerinde oluşması ise kitle iletişim araçlarının kullanımının artması ile doğu orantılıdır.  Arap devletlerinin yönetici elitleri ise bu aşınmaları tespit edip çözüm aramak yerine güçlerini kendileri ve ailelerinin iktidarı için demokratik kanalların kapatılması yönünde kullanmışlardır… Bunun sonucunda da siyasal ve ekonomik faktörler toplumsal patlamaya yol açmıştır.[2]
  4. Ortadoğu bölgesinde ki ülkelerin birçoğunun önemli gelir kaynakları bulunmaktadır. Ancak bu ekonomik kaynaklar halk arasında adil bir şekilde dağılmamaktadır. Ekonomik dengeler, genel olarak rejimin yandaşları ve destekleyicilerinin elinde küçük bir azınlığı zengin eden bir yapıdadır. Yani genel olarak devletin yandaşlarının oluşturduğu bir burjuvazi kesimi vardır. Halk ise yeni oluşacak yönetimlerden bu adaletsizliğe bir çözüm bulmasını ısrarla bekleyecektir.

“Arap Baharı” olarak isimlendirilen kitlesel hareketlerin öncesinde Ortadoğu’daki siyasal, toplumsal, uluslararası ilişkiler ve ekonomi alanlarında kısa bilgiler verdikten sonra olayların başlangıcına kısaca göz atıp, çalışmamızın asıl öznesi ve şimdilik son durağı olan Suriye ile ilgili kısma geçeceğiz.

Tunus da başladı her şey… Atılan bir kıvılcımın sonuçlarının böyle olacağını bilememişti 26 yaşında ki Tunuslu Muhammed Buazizi.[3] Yıllardır tüm halkın içinde biriken zehrin ilk damlasını Tunus halkı akıttı. Tunus’tan sonra da tüm bölge halkı içindeki zehri bir-bir kusmaya başladı; Mısır, Yemen, Libya, Fas, Bahreyn, Umman… Yıllar boyunca diktatör yöneticileri altında ezilen bölge halkı, hem ülkelerinin ABD güdümünden hem de kendi yöneticilerinden kurtulmak adına bu demokrasi savaşını vermeye başladı. Olaylar ulusal ve bölgesel olmaktan çıktı ve kimi ülkeler bölgedeki yer altı zenginlikleri için, kimi ülkeler ise bölgedeki nüfuzlarını artırabilmek ya da var olanı kaybetmemek adına bu olayları uluslararası alana taşıdılar. Bu ülkelere müdahale konusunda ABD ve Batılı devletler bir hayli aceleci davrandı. Bu acelenin nedeni ise; artık halkın er ya da geç Ortadoğu’daki otoriter rejimleri kendileri yani demokrasi lehine değiştireceklerinin farkında olmalarıydı. Bu ülkelere müdahale de gecikmek, ABD ve Batılı devletler açısından bölgesel nüfuzlarını etkileyeceği için yeni oluşacak yönetimler üzerinde erkenden etki kurabilmek adına her türlü desteği sağladılar. Olaylar giderek büyüyünce uluslararası diğer büyük aktörler de bu olaya müdahil oldu ve olay belli kutupların güç mücadelelerine dönüştü. Bu aşamadan sonra ise halk, başlattıkları bu kıvılcımın ateşinin kendilerinden çok başkalarını ısıttığına tanıklık etmeye başladı. Halk, demokrasi adına ağır kayıplar veriyor ve bunun sonuçlarını da doğal olarak kendi çıkarları çevresinde şekillendirmek istiyordu. Fakat birçok yerde süreç adeta başa dönüyor ve yeni gelen yönetimler, ne yazık ki halk için gidenlerden farklı olamıyordu. Ne kadar ağır kayıp verseler de, bir defa demokrasi rüzgârına kapılmış olan halkı geri döndürmek hiç de kolay olacakmış gibi görünmüyor Ortadoğu’da…

Sonuç olarak bölge halkının demokrasi taleplerinin istedikleri ölçüde karşılanması; yaşanacak uzun ve yorucu bir dizi olayların ardından gerçekleşecekmiş gibi görünmektedir. Bundan böyle halklarına karşı hesap veremeyen, onların talep ve beklentilerini karşıladıkları oranda iktidarda kalabileceklerini idrak edemeyen rejimlerin ayakta kalması zorlaşacaktır.[4]

Şimdiye kadar genel hatları ile Ortadoğu’da ki durumu analiz etmeye çalıştık. Bu bölümde ise; Suriye halkının sokaklara dökülmesinin nedenlerine ve Esad rejiminin bu olaylara karşı tepkisine değineceğiz.

Bu devrim Dara şehrinde çocuklarla başladı. Çocuklar duvarlara yazı yazdı, istihbarat geldi tutukladı ve işkence ile öldürdü. Önce Dara ayağa kalktı sonra Banyas ayağa kalktı. Daha sonra Hama başladı, İdlib’e sıçradı. Devrim şu ana kadar devam etmektedir. Devrimin esas komutanları şehitlerdir. Bir şehit düşüyor insanlar o cenazeye katılıyorlar. Rejim bu sefer cenazeye gidenleri vuruyor. Bu sefer çok daha fazla sayıda şehit oluyor. Halk da kesinlikle bu dökülen kanlarla hareket etmektedir.[5] Yani halk diğer ülkelerden ve halklardan topyekun bir şekilde etkilenerek değil de, rejimin kendisini olası tehlikelerden koruyabilmek adına; gücünü sert bir biçimde halkın üzerinde kullanmaya başlaması ile bu süreci başlatmıştır. Bu süreçte ideolojisi olmayan, genel beklentileri birbiriyle örtüşen ancak tek çatı altında örgütlenemeyen birçok grubun ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Ancak 2012’nin başından itibaren bazı şehirlerde kontrolü sağlamış olsalar da rejimin canını acıtacak eylemlerin ötesine geçememişler ve güvenlik güçlerinin operasyonları sonucunda kontrol ettikleri yerlerden birer-birer çekilmek zorunda kalmışlardır. Ordudan ayrılan subaylar da çatışmaların gidişatında belirleyici bir etkide bulunmaktan ziyade ikincil etki yaratmıştır. Çünkü çoğunlukla rejimin yöneticisi olan kişi ya da grupla özel bir ilişki bağı olan kişilerden oluşan bu güçlerin, ordudan kopmaları tehdit yoluyla engellemektedir. Irak’ta da benzer bir durum yaşanmıştır. Ordu mensuplarının çoğu ancak rejimin devrileceğine kesin olarak inandıkları zaman taraf değiştirmiştir. Ancak tüm bunlar çatışmaların sonunun geldiği anlamına da gelmemektedir.[6]

Beşar Esad cephesi ise ilk olarak, kendi ülkesinde de patlak veren bu olaylara karşı protestocuları yatıştırmaya çalışmış ve halkın yükselen nabzını düşürebilmek adına bazı kararlar almıştır. Bunların en önemlileri; olağanüstü halin kaldırılması ve yeni bir anayasanın yapılacağının garantisi olmuştur. Ancak bu bile bir defa harekete geçmiş olan halkı durdurmaya yetmemiştir. Bu gelişmeler Esad rejiminin de artık eskisi gibi baskıcı ve otoriter yönetim şeklinin sürdürülemeyeceğini anladığını göstermektedir fakat Muhalifler Esad ve yakın çevresi ile hiçbir şekilde bir araya gelmeyeceklerini ve bu direnişin Esad’ın yönetimden uzaklaşana kadar da süreceğini bildirmişlerdir. Diğer ülkelerde olduğu gibi yönetiminin tehlikede olduğunu gören Esad, bundan sonra protestoculara en sert şekilde karşılık verileceğini açıklamış ve o günün üzerinden geçen 11 ay içerisinde 10.000’e yakın insan ölmüştür. Bunun sonucunda ise silahlanma yolunu seçen kitlelerin sayısı her geçen gün az da olsa artış göstermektedir. Buna, bazı kesimlerin Esad yönetiminin yıkılacağı düşüncesine inanmasını da ekleyebiliriz.[7]

Esad, yönetimini kurtarmanın bir başka yolu olarak da uluslar arası aktörlerden faydalanma yoluna gitmiştir. Bu siyasetinde birinci olarak Rusya ve Çin’i kullanmakta bölgede ise İran ve Irak ile işbirliği yapmaktadır. Rusya ve Çin’in uluslar arası alanda yapılacak herhangi bir müdahaleye karşı olacağını ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde(BMGK) bunu veto edeceğini bildiği için en çok bu iki ülkeye güvenmektedir. İran ve Irak ise bölgesel güç dengeleri açısından Esad rejimini destekleyeceklerdir. Esad, bölgesel kaos ortamının yaşanması riskini de öne sürerek bölgesel istikrarsızlığın yaşanacağını sürekli olarak Arap devletlerine ve diğer ülkelere empoze etmektedir.

Suriye’yi diğer Arap devletlerinden farklı kılan diğer bir önemli faktör ise; güvenlik birimlerinin yapısıdır. Suriye’de güvenlik birimleri bir açıdan rejimin kendisi demektir. Sivil ve askeri güvenlik birimlerinin kilit noktalarında Arap Alevilerin bulunuyor olması nedeni ile güvenlik birimleri rejime yönelik başkaldırıyı kendi varlıklarına tehdit olarak algılayacak ve tamamen Esad yönetiminin yanında yer alacaktır.[8] Bu ise Esad rejimi adına büyük bir avantaj sağlamaktadır.

Suriye’de kısa ya da uzun vadede bir iç savaş yaşanacağını ileri sürmek kavramsal olarak doğru değildir. Suriye’de iç savaş süreci hâlihazırda başlamıştır. Ne kadar süreceği ve hangi yöne doğru evrileceği ise (topluluklar arası savaş ya da bölgesel iç savaş gibi) içinde bulunduğumuz süreçte yaşanacak gelişmelere bağlı olacaktır. Arap Baharı’nın yarattığı ılımlı ve umutlu atmosfer Suriye’nin de yumuşak bir geçiş yaşayabileceğini düşündürmüş olabilir. Ancak gelinen noktada, Suriye’deki sorunun reformla ya da kozmetik tedbirlerle çözülemeyeceği artık görülmüştür. [9] 

Sonuç olarak bu sürecin aktörleri arasında bir tek Esad rejimi ve Suriye halkının bulunmaması, şimdilik bu olayların Esad’ın mı yoksa halkın mı? Lehine değişeceğini kestirmek adına bir hayli zor olmaktadır. Ancak bilinen mutlak bir geçek var, o da; Esad rejiminin, her geçen gün artan halk hareketleri ile iyice zora gireceği ve hem ülkesel hem de bölgesel meşruiyetini kaybedeceğidir.

Şimdi çalışmamızın asıl öznesi olan Suriye ve onun üzerinden devşirilmeye çalışılan nüfuz mücadeleleri ile bu blokların Suriye üzerinden oynadıkları bilek güreşini göreceğiz.

Suriye baharın en geç geldiği ülke ve bu sefer diğer Arap ülkelerinde olduğundan daha fazla bilinmeyen var. Bu bilinmeyeni fazla olan denklemde birçok devlet de gizli olarak yer alıyor. Suriye için bu bilinmezlik epey sürebilir. Çünkü karşılıklı bloklar çok kuvvetli ve kimse davasından vazgeçmiyor.[10] Esad rejiminin yaşanan bu olaylara erkenden müdahale etmiş olması ve bazı ülkelerin uluslararası alanda Esad rejimini ciddi bir şekilde koruyor olmaları sürecin nerede, ne zaman, nasıl ve ne yönde değişeceğini belirsizleştirmiştir. Suriye ve Esad rejiminin bu durumu, ülkenin bölgesel ve stratejik öneminden dolayı dünya devletlerini karşı karşıya getirmiş ve adeta Soğuk Savaş dönemini hatırlatan blokların 21. Yüzyıl da yeniden oluşmasını sağlamıştır.

BLOK 1: RUSYA-ÇİN-İRAN

Suriye, Rusya için bölgedeki en önemli ve en kadim ortağı olması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Rusya’nın Suriye’ye verdiği önemi ve desteği belirleyen ana unsurlar şunlardır;[11]

İki ülke arasında askeri ve ekonomik alanda hacmi büyük anlaşmalar yapılmıştır. Mesela; Rusya’nın en büyük silah ticaretini gerçekleştirdiği ve ticaret hacminin en geniş olduğu ülkelerden biri de Suriye’dir.

Rusya Suriye’yi sıcak denizlere inme projesi için kullanmakta ve bunu da Suriye’den kiraladığı Tartus Limanı ile sağlamaya çalışmaktadır.

Suriye’nin Rusya açısından bir diğer önemi ise; Rusya’nın bölgedeki olaylara karşı hâlâ yönlendirici gücünün olduğunu kanıtlamaya çalışıyor olmasıdır. Çünkü Rusya, bu prestijini bölgede özellikle de Irak Savaşı sonrası ABD’ye karşı yitirmişti.

Bu saydığımız sebeplerden dolayı Rusya Suriye’ye yapılacak olası bir müdahaleyi hiçbir şartta kabul etmeyeceğini, bunun Suriye’nin bir iç meselesi olarak görülmesi gerekliliğini ve bu sorunu diplomasi yolu ile çözmekten yana olduğu tavrını ısrarcı bir şekilde ortaya koymuştur. Rusya, bu tutumunu BMGK’nde ki veto hakkı ve bu konuda Çin’i de yanına alarak korumaya çalışmaktadır. Rusya, Libya’da müdahaleye karşı olmasına rağmen yapılan saldırılarla bölgede çıkarlarının zedelendiğini düşünmüş ve Suriye üzerinden de aynı şeyi yaşamamak için burada ipleri elinden bırakmak istememiştir. En önemlisi de Suriye ile ilgili ekonomik çıkarlarına ve bölgedeki yüksek petrol rezervleri üzerinde kurmaya çalıştığı etkiye zarar geleceğini düşünmektedir.[12] Bu açıdan da Suriye Rusya’nın adeta Ortadoğu’daki kalesi konumundadır.

Rusya Libya konusunda AB ve ABD ile karşı karşıya gelmemeye özen göstermiştir. Fakat Suriye, Rusya’nın bölgedeki kilit konumda gördüğü en önemli ortağıdır ve Libya’dan farklı olarak Rusya Suriye’yi destekler tutum sergilemektedir. Beşar Esad yönetiminin halka yönelik şiddetinin uluslararası kamuoyunda doğurduğu tepki büyümekte ve Moskova için bunun karşısında durmak zorlaştığı zamanlarda Esad’a olan desteğini kısmen azaltmaktadır. Rusya zaman-zaman Şam’a karşı farklı kararlar almak durumunda kalabileceğini söylese de Moskova henüz eski ve sadık müttefiki olan Suriye’den vazgeçmemiştir. Kolay-kolay da vazgeçmeyecektir. Esad’ın devrilmesi ve yeni bir Suriye’nin kurulması Rusya için çok önemli bir kayıp olacaktır. Rusya tabiidir ki bunu istememektedir. Ancak, Irak konusunda Rusya bunu daha önce tecrübe etmiştir. Aynı şeyi Suriye’de yaşamamak için de her yolu denemektedir. Suriye’nin Arap Birliği ile anlaşmaya varması da Rusya’nın Şam üzerinde ne kadar etkili olduğunun göstergesidir.[13]

Çin, son dönemlerdeki ekonomik büyümesi ile kendini dünya sahnesinde giderek artan bir role ve tarihsel misyona sahip bir ülke olarak görmektedir. Bu yüzden, bu süreçte Çin ile ilgili olarak ekonomik büyümeye paralel bir şekilde stratejik ehemmiyet kazanan alanların genişletilmesi çabalarına tanık olmaktayız. Bu doğrultuda dünya sahnesinde ki yeni Çin’in dış politikası da, bol miktarda enerji ve hammadde yataklarına sahip olduğunu düşündüğü ülke ve bölgelere özel önem vermeyi hedeflemektedir. Ortadoğu bölgesi ise, Çin’in ekonomik büyümesi ve kalkınmasında büyük bir öneme sahip olan enerjinin anahtarı olarak görülmektedir. Örneğin; Çin’in bu bölgede İran ile büyük petrol anlaşmaları vardır. Suriye’de Çin’in Rusya ile birlikte enerji yatırımları yaptığı ülkelerden biridir. Bu sebeplerden dolayı da Çin, bölgede Rusya tarzı; “geçmişin hesaplaşması, ABD ile girişilen bir güç mücadelesi” gibi kavramlarla şekillenen bir dış politika değil de daha çok çıkar ve ekonomi çevresinde şekillenen bir dış politika yürütmektedir. Hem Batı ve ABD ile ipleri germemeye çalışmakta hem de bölgede ki nüfuzuna bir zarar gelmemesi veya yeni kazanımlar elde edebilmek adına Rusya ile birlikte hareket etmektedir. Kısacası Çin bu bölgede ekonomik gücü ile var olmak istemektedir.

İran ise Arap Baharı’nı, bölgede kazandığı jeopolitik kazançlarını korumak ve arttırmak için yeni bir bağlam olarak görmekte ve özellikle ABD müttefiki ülkelerde meydana gelen değişimde bu ülkelerin İran İslam Devrimi’ni model aldığını iddia ederek bunları desteklemektedir. Bu devrimleri, halkın ABD ve Batı emperyalizmi ile buna alet olan yöneticilerine karşı yaptıkları kurtuluş hareketi olarak görmektedir. Suriye’de yaşanan halk hareketlerini ise bu bağlamdan soyutlayarak bunları ABD ve Batılı devletlerin tertiplediğini söylemektedir. Suriye’de yaşananlar, İran için o ana dek ideolojik ve jeopolitik kazanç sağladığı Arap Baharı’nın çehresini değiştirmiştir. Suriye, İran’ın bölgedeki en büyük müttefiklerinden biridir ve Esad rejiminin devamı hem İran için hem de İran’ın bölgesel gücü adına oldukça stratejik bir değer taşımaktadır. Esad rejiminin kaderi, İran’ın bölgesel nüfuzunu ve siyasetini derinden dönüştürebilecek önem ve etkiye sahiptir. Örneğin; İran, Suriye aracılığı ile nüfuzunu Lübnan ve İsrail’e de ulaştırmıştır. Hizbullah ve Hamas ile de Suriye üzerinden ilişkiler kurmuş ve Ortadoğu siyasetinin en temel meselelerinde önemli bir siyasi aktör olmuştur. Yani Esad rejimi, İran’ın Amerika ve İsrail ile mücadelesinde ki ilk savunma hattı olması açısından çok önemlidir.

İran’da Esad rejimini sonuna kadar destekleyecektir elbette. Bunu yaparken yanında Rusya ve Çin gibi iki güçlü ülkenin olması da tüm sorumluluğu tek başına yüklenmemesi açısından büyük bir avantajdır. Ancak Esad, yönetimini koruma refleksi ile yaptığı katliamlarla tüm destekçilerini olduğu gibi İran’ı da zora sokmaktadır. Esad rejiminin kurtarılabileceğine dair umudun tükendiği noktada İran’ın rejime desteğini keseceği, hâlihazırdaki siyasi ve ekonomik çıkarlarını kaybetmemek ve Suriye’de nüfuzunu sürdürebilmek için kurulacak yeni düzenin aktörleri ile ortak bir zemin arayışına gireceği öngörülebilir. Ancak İran’ın umudu Esad yönetimi ile Muhaliflerin mutabakata vararak siyasi denge ve otoritenin yeniden inşa edilmesidir.[14]

En nihayetinde bu üç ülke de mevcut durumda Esad’ı yalnız bırakmamışlardır. Ancak Esad’ın daha fazla kan dökmeden, reformlara ağırlık vererek ve muhalifler ile masaya oturarak rejimini devam ettirebileceğini anlamış ve Esad’ı bunun için her seferinde sıkıştırmaya başlamışlardır. Suriye masasında ki bu oyunu Esad üzerinden oynayan bu blok ilerleyen dönemlerde Esad’dan vazgeçmek zorunda da kalabilir…

BLOK-2: ABD-ARAP BİRLİĞİ-TÜRKİYE

Bu bloğun genel anlamda Suriye siyaseti ABD çevresinde şekillenmektedir. Arap Birliği bölgede genel olarak ABD çıkarları çerçevesinde hareket etmekte, Türkiye ise Suriye ile sınır komşusu olmasından dolayı bu ülkeye özel bir önem atfetmekte ve bu süreçte önemli roller üstlenmektedir.

ABD Esad’ın meşruiyetini yitirdiği konusunda sürecin en başından beri bir hayli ısrarcı davranmaktadır. Fakat ABD, 2012’nin seçim yılı olması, savaş yorgunluğu ve nükleer güç olma yolunda ilerleyen İran faktörü dolayısıyla Suriye’de aktif olarak elini taşın altına koymak istememektedir.[15] Bu konuda Avrupa ise, enerji bakımından bağlı olduğu Rusya gibi bir dev ile karşı karşıya gelmek istememekte ve bu konuda ABD’ye gerektiğinde sunabileceği aktif bir destek için garanti verememektedir. Suriye, bölgedeki ABD ile iyi ilişkiler kurmayan ve onun bölgedeki varlığını sürekli olarak sorgulayan ülkelerin başında gelmektedir. Bu yüzden ABD Suriye’de bu sürecin başlangıcından bu yana Esad rejiminin yıkılmasını, yerine ise demokratik(!) bir yönetimin gelmesini istemektedir..

ABD’nin bu bölgedeki müttefiklerinin birçok yerde yönetimden uzaklaştırılmış olmaları onun bölge üzerindeki nüfuzunu azaltmıştır. Artık halk İsrail ve ABD’nin bölge siyasetinde yönlendirici olarak rol olmalarını istememekte ve bunun engellenmesi için çaba göstermektedir. Bu ise ABD’nin bu azalan rolünü; Rusya, Çin ve İran gibi önemli devletlerin doldurmasına neden olmaktadır. Tabi ki bu ABD’nin bölgede en son isteyeceği olaylardan biriydi. Şimdi ise Suriye gibi, Rus ve İran müttefiki bir devletin ayaklanmalardan sonraki dönüşümü ABD açısından büyük önem arz etmektedir. ABD bu sürece, uluslararası alanda BMGK ile bölgesel olarak da Türkiye ve Arap Birliği ile müdahil olmak istemektedir. Bölgede ki geleceği açısından aktif bir müdahale yapma konusunda ise hem Batlı devletler hem de ABD Libya’daki kadar cüretkâr davranamamaktadır. Birçok devletin olduğu gibi ABD’de bölgesel çıkarları adına Esad yönetiminin gitmesini istemektedir. Fakat Suriye’nin bölgesel anlamda yaratacağı bir kaostan dolayı da kesin çizgileri olan bir siyaset yürütememektedir. ABD Dışişleri Bakanı Leon Panetta; Suriye’deki rejimin meşruiyetini kaybettiğini ve düşeceğinin kaçınılmaz olduğunu, ABD’nin siyasi ve diplomatik çabalar yoluyla bu süreci hızlandırmaya katkıda bulunacağını belirtti. ABD’nin, Esad rejiminin vahşetinin son bulması ve ülkede demokratik değişimin başlaması için uluslararası bir mutabakat oluşturmakta olduğuna işaret ederek, bu ülkedeki muhalefeti güçlendirmek için Suriye’nin Dostları Grubu ve diğer Esad karşıtı gruplarla çalıştığını da dile getirmiştir.[16] İşin içinde ABD olduğu için sürece ilişkin birçok komplo teorisi de dile getirilmiş ve bu olayları tertipleyicisinin de yine ABD olduğunu söyleyenler de olmuştur. [17]ABD’nin amacı elbette ki bu bölgede hegemonik gücünü kullanarak bölge ile ilgili siyasi ve ekonomik çıkarlarını korumak olacaktır. Esad’ın son dönemlerde yaptığı katliamlar ile Muhaliflerle oluşturulabilecek bir uzlaşma yolunu kapatması ve halk hareketlerinin de giderek artmaya başlaması bu anlamda ABD’nin işini kolaylaştıracak gibi görünmektedir.

Arap Birliği Suriye krizinin başlangıcında büyük oranda sessiz ve tepkisiz kalmış, fakat olayla­rın şiddetlenmesi ve çevre ülkelere sıçraması riskinden dolayı aktif bir pozisyon almak durumunda kalmıştır. Suriye krizinin bölgesel girişimler ve uluslararası toplumun desteğiyle çözümlenmesi önerilerini dile getiren Türkiye’nin yaklaşımlarıyla örtüşen bir politika izlemeye karar veren Arap Birliği, üye ülkelerin baskısı ile çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bugün gelinen noktada Arap Birliği’nin Suriye politikası farklı tepkiler yaratsa da, Birliğin çabaları uluslararası aktörler tarafından desteklenmiştir… Arap Bir­liği’nin Suriye krizinde oynadığı aktif rol tek başına sorumluluk almaktan çekinen Batı dünyasında da memnuniyet yaratmıştır. Bölge üzerinde çıkar çatışması olan dış güçlerin Bir­lik üyeleriyle kurdukları karmaşık ilişkiler, Birliğin karar alma mekanizmalarının sağlıklı işlemesini engelleyerek, kararların dış etkilere açık olduğuna yönelik şüphelere neden olmuştur. Öte yandan Arap baharı ile birlikte daha önceden hiç de alışık olmadığı de­mokrasi ve insan hakları talepleri gibi yeni görev alanlarıyla tanışan Birlik, Su­riye krizinde bu taleplere de kulak vermek zorunda kalmıştır. Sonuç olarak Suriye krizi sırasında üslendiği rol ve çözüme yönelik uluslararası girişimleri nedeniyle Arap Birliği’nin önemli bir bölgesel aktöre dönüşmeye başladığı, uluslararası saygınlığını artırdığı, sorunlara bölgesel çözümler bulunması konusunda yeni ittifaklar kurma yeteneğine sahip olduğu görülmüştür.[18]

Türkiye ise bu süreçte bölgesel bir aktör ve Suriye ile sınır komşusu olması açısından ayrı bir sorumluluk ve rol üstlenmek zorunda kalmıştır. Suriye üzerindeki tüm senaryolardan Türkiye bir şekilde etkilenmekte ve bundan dolayı da bölgedeki olaylarla bire-bir ilgilenmektedir. Suriye’nin istikrara kavuşması Türkiye açısından, bölgede ki sıfır sorunlu siyaset politikasının başarıya ulaşması, ekonomik olarak sınır komşusu ile oluşturulacak ilişkileri ve Türkiye’deki terör sorunu ile yakından alakalıdır. Türkiye’nin Suriye’deki sürece ilk olarak yaklaşımı; bu konunun Suriye’nin bir iç meselesi olduğu ve bunu kendi içinde halletmesi gerektiğini vurgular yönde olmuştur. Yani herhangi bir dış müdahaleye karşı bir tavır sergilemiştir. Bunun ardından Esad’a daha fazla insanın ölümünü beklemeden Muhalifler ile masaya oturmasının ve reformlar için bir adım atmasının gerektiğini anlatmıştır.  Ancak Esad’ın her geçen gün katliamlarını artırması ile de bunun giderek imkânsızlaştığını anlamıştır.

Peki Türkiye Suriye’ye müdahale ederse ne olur?[19]

  1. Kardeş ve Müslüman Suriye ile savaşıyor olmak Türkiye’ye İslam dünyasında itibar kaybettirir.
  2. Olası bir müdahalede yer almak Türkiye’nin ekonomik istikrarını bozar.
  3. İran ve Rusya ile olan ilişkilerimiz gerilir ve daha farklı ve ciddi sorunlarla boğuşmak zorunda kalabiliriz.
  4. Sıfır sorun politikası uygulanabilirlik açısından imkânsız hale gelir.

Bu saydığımız faktörler Türkiye’nin hem uluslararası alanda hem de kendisi için bu konuda ne kadar stratejik bir rol üstelendiğini göstermektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin bu süreci, adeta bir cambazın ipteyken göstermesi gereken dikkat ile eşdeğer bir şekilde yürütmesi gerektiği için işi bir hayli zordur. Ancak Türkiye Esad yönetiminin er ya da geç yıkılacağına inanmakta ve sonrasında oluşacak yeni yönetim için şimdiden Suriye ile ilgili politikalarını bu çerçevede oluşturmaktadır…

SONUÇ

Bu bahardan elbette ki her devletin kazandıkları ya da kaybettikleri oldu ve olacak. Şimdilik buzdağının görünen kısmına baktığımızda; yıkılmaz denilen rejimlerin birçok yerde yıkılması ve muadillerinin de bundan yıpranması bölge halkının gelecekte ulaşacağı muhtemel kazanımları işaret etmektedir. Özellikle Rusya Soğuk Savaş döneminde bölgede ABD’ye kaptırdığı nüfuzunu şimdi yeniden kazanmaya çalışmakta ve bunu da özellikle bölgedeki en kadim ortağı Suriye üzerinden yapmaya çalışmaktadır. Çin, ekonomik gelişmeleri ile orantılı olarak hammaddenin yoğun olduğu bu bölgeye özel bir önem vermekte ve bundan dolayı da Rusya ile birlikte ancak daha yumuşak bir dış politika anlayışı ile hareket etmektedir. İran ise bölgedeki nüfuzunu daha da genişletebilmek adına Suriye ile özel olarak ilgilenmektedir. Bölgedeki diğer halk hareketlerini “halkların ABD hegemonyasından kurtulma çabaları” olarak görürken, Suriye’de bunun tam tersine ABD ve İsrail eli ile çıkarıldığını söylemektedir. Çünkü kendi geleceği ve bölgedeki gücü de Esad rejimi ile yakından alakalıdır.

Esad, halk hareketlerine karşı uyguladığı sert tepkiler ile dikkatleri üzerine çekmekte ve muhalefet ile oluşturulabilecek uzlaşma yollarını da kapatmaktadır. Esad rejimi hem güvenlik güçleri ile devletin sıkı bir ilişki içinde olmasına hem de uluslar arası arenada kendisini stratejik öneminden dolayı koruyacağına inandığı Rusya ve Çin gibi ülkelere güvenmektedir. Rusya, Suriye’yi bölgedeki geleceği açısından son raddeye kadar koruyacaktır. Bunu da bölge’de İran ve Irak, uluslararası alanda ise Çin ile yapmaya çalışmaktadır. Ancak Esad yönetiminin şiddetin boyutunu iyice artırması ve böylece muhtemel diplomasi yolunu kapatması ile Rusya’da uluslararası alanda Suriye’nin yanında olmaktan zarar görmeye başlamıştır. Artık Rusya, Çin ve İran cephesi; Suriye ile Muhalif güçleri diplomasi yolu ile bir araya getirerek, yapılacak reformlarla rejimin devamını sağlamaya çalışmaktadır. Aslında diğer blokta Suriye üzerinden bölgesel bir kaosun yaşanmamasını istese de asıl olarak Esad rejiminin yerine ABD ve Batı ile daha uyumlu olacak bir rejimin kurulmasını istemektedirler. Olayların her geçen gün daha da kötüye gidiyor olması uluslararası alanda, “insanlık suçunun” işlendiğinden ve bunun sorumluluğundan dolayı BM çatısı altında dünya devletlerini bir dizi kararlar almaya mecbur hale getirmiştir. Esad’ın destekleyicileri de uluslararası sorumluluklarından dolayı gün geçtikçe bu fikirleri desteklemek zorunda kalmaktadır ve ilerleyen vakitlerde daha da destekleyecekmiş gibi görünmektedir. Tüm bu gelişmeler ise Esad’ın giderek yalnızlaştığına ve sonunun gittikçe yaklaştığına işaret etmektedir. Suriye masasında ki bu oyunu Esad üzerinden oynayan bu blok ilerleyen dönemlerde Esad’dan vazgeçmek zorunda da kalabilir…

Diğer yandan ise ilk safhada en büyük zararı ABD’nin görmüş olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü yıkılan yönetimlerin birçoğu ABD ile paralel politikalar geliştiriyor ve onun bölgedeki liderliğine yardımcı oluyordu, fakat yeni kurulan yönetimler ise ABD’ye öncesine göre daha kuşkulu yaklaşacaktır. Bu olaylar, bölgede ABD ile samimi ilişkiler içerisinde bulunan İsrail açısından da olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Türkiye ise ilk önceleri Esad’a reform yapması yönünde çağrılar yapmış ve herhangi bir dış müdahaleye karşı tavrını koymuştur. Ancak Esad’ın gün geçtikçe işleri içinden çıkılmaz ve uzlaşılmaz hale getirmesi ile Türkiye’de bu isteğinin imkânsız olduğunu görmüş ve Esad sonrası oluşacak yeni yönetime göre politikalarını şekillendirmeye başlamıştır. Arap Birliği de bölgede yeni oluşacak dinamiklere göre kendine yeni bir misyon yüklemeye çalışmakta ve bir yandan da ilerleyen dönemlerde bu tür olayların kendi ülkelerinde boy gösterme ihtimallerine karşı edindiği tecrübeler ile kendilerini garanti altına almaya uğraşmaktadırlar. Bu gelişmelerin tümü ise bundan sonra diğer dünya aktörlerinin de bölgede boy göstermelerine ve güç mücadelelerine tanık olacağımızı göstermektedir. Bu süreçte Suriye açısından belirsizlikler hâkim olsa da bölgenin belli bir süre yaşayacağı karışıklıkların ardından(muhtemelen bu kısa bir süreç olmayacaktır) demokrasiye doğru evrileceğine kuvvetle ihtimal verilmektedir.

 

ABDULLAH SAYIN

Kafkas Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi 3. Sınıf

 

 

KAYNAKÇA

http://www.tuicakademi.org/.

http://www.orsam.org.tr/tr/anasayfa.aspx.

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=frontpage&Itemid=251.

http://www.usak.org.tr/.

http://www.pressmedya.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=4703.

http://www.cnnturk.com/2012/dunya/03/07/abdden.suriyeye.operasyon.sinyali/652191.0/index.html


[1] Orhan Oytun (2011) Suriye’de Demokrasi mi İç Savaş mı?: Toplumsal-Siyasal Yapı, Değişim Senaryoları ve Sürecin Türkiye’ye Etkisi, Ankara:  ORSAM, Rapor No:41, http://www.orsam.org.tr/tr/raporgoster.aspx?ID=1805, Erişim Tarihi:20.02.2012.

[2] Pekşen, Hasan Deniz (2011) “Ortadoğu’daki Halk Hareketlerinin Arka Planı”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1480:ortadoudaki-halk-hareketlerinin-arkaplan&catid=168:ortadogu-analizler, Erişim Tarihi:25.02.2012.

[3] Aslan, Akif (2012) “Arap Baharı! Mı?”, http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/ortadogu/2703-arap-bahari-mi, Erişim Tarihi: 08.03.2012.

[4] Oğuzlu, Tarık (2011) Arap Baharı ve Yansımaları, Ankara: Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi(ORSAM), http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=2955, Erişim Tarihi: 25.02.2012.

[5] Orhan, Oytun (2012) “Ortadoğu Ve Afrika Araştırmaları Merkezi Araştırma Görevlisi Siyaset Bilimci Dr. Mahmut Seyitoğlu İle Röportaj”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3359, Erişim Tarihi: 25.02.2012.

[6]  Erkmen, Serdar (2012) “Suriye’de Beşar Esad Rejiminin Sonu ve Gerçekçilik Üzerine 7 Not”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3372, Erişim Tarihi: 29.03.2012.

[7] Erkmen, Serdar (2012) “Suriye’de Beşar Esad Rejiminin Sonu ve Gerçekçilik Üzerine 7 Not”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3372, Erişim Tarihi: 29.03.2012.

[8] Orhan, Oytun (2012) “Suriye’de Demokrasi Mi, İç Savaş Mı? : Toplumsal-Siyasal Yapı, Değişim Senaryoları ve Türkiye”, Ankara: ORSAM, Rapor no: 45,  http://www.orsam.org.tr/tr/raporgoster.aspx?ID=1805, Erişim Tarihi: 26.02.2012.

[9] Erkmen, Serdar (2012) “Suriye’de Beşar Esad Rejiminin Sonu ve Gerçekçilik Üzerine 7 Not”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3372, Erişim Tarihi: 29.03.2012.

[10] Uğurlu, Vahap Can (2012)  “Arap Devrimi Ardından Ortadoğu’da 1. Yıl”, http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/ortadogu/2671-arap-devrimi-ardindan-ortadoguda-1yil, Erişim Tarihi: 20.02.2012.

[11] Kayrak, Sedide (2011)  “Rusya’nın Arap Baharına Bakışı”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1981:rusyanin-arap-baharina-bakisi&catid=104:analizler-rusya&Itemid=136, Erişim Tarihi: 25.02.2012.

[12] Erhan, Çağrı (2012) “BM Suriye Sınavında”, http://www.usak.org.tr/myazdir.asp?id=2561, Erişim Tarihi: 15.02.2012.

[13] Kayrak, Sedide (2011)  “Rusya’nın Arap Baharına Bakışı”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1981:rusyanin-arap-baharina-bakisi&catid=104:analizler-rusya&Itemid=136, Erişim Tarihi: 25.02.2012.

[14] Şen, Gülriz (2012) “İran ve “Arap Baharı”: Bağlam, Söylem ve Siyaset”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3158, Erişim Tarihi: 25.02.2012.

[15] Karakaya, Boran (2012) “Suriye’nin Farkı ve Türkiye”, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=3366, Erişim Tarihi: 25.03.2012.

[17] O. Bahadır Dinçer, M. Kutlay (2012) Arap Baharı ve Suriye: Komplolar ve Propaganda Savaşları”, Ankara: Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu(USAK), Analiz no: 18, http://www.usak.org.tr/rapor.asp?id=146, Erişim Tarihi: 25.03.2012.

[18] Küçükkeleş, Müjde (2012) “Arap Birliğinin Suriye Politikası”, http://www.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=110175&q=arap-birligi-nin-suriye-politikasi, Erişim Tarihi: 20.03.2012.

[19] Çomak, İhsan (2012) “Suriye’ye Müdahale Tartışmaları ve Büyük Planı Görebilmek”, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=2078:suriyeye-mudahale-tartimalari-ve-buyuk-plani-gorebilmek&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150, Erişim Tarihi: 20.02.2012.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.