Arap Baharında Suriye

0
194

Arap Baharı’nın yaşanmasıyla Ortadoğu yeni bir yapılanma ve değişim içine giriyor. Bu bahardan sonra bu topraklar kendi geleceklerini (self determinasyon) kendileri mi belirleyecek yoksa başka güçlerin istekleri doğrultusunda mı hareket edecek? Arap Baharı’nı destekleyen Türkiye’nin buradaki statüsü nedir yâda Türkiye nerede olmak isteyecektir. Libya, Mısır ve Tunus’ta başarılı bir politika sergileyen Türkiye, Suriye’de de aynı başarıyı gösterebilecek mi?

Tunus, Mısır ve Libya halkları diktatörlerini yendiler. Yemen’de yönetim değişikliğine gidildi. Bahreyn ve Suudi Arabistan’da ise çeşitli vaatlerle insanlar şu anlık yatıştırılmış görülüyor. Baharın şu anki durağı olan Suriye büyük bir belirsizlik içinde. Mevcut rejim ile muhalifler arasında şiddetli çarpışmalar süratle devam ediyor. İç savaştan kaçan bazı muhalifler ise komşu ülkelere sığınmak zorunda kalıyor ve bu ülkelerin başında da Türkiye gelmektedir.

Suriye’den bahsedeceğimiz için öncelikle bu ülkenin barındırdığı iç dinamiklerden biraz söz etmekte yarar var. Suriye’nin ülke nüfusu 23 milyon, bunun %74’ü Sünni, %10 Nusayri ,%10 Hıristiyan,%3 Dürzi ve %3 diğerleri. Irk temelinde baz alındığında %80 Arap,%10 Kürt,%5 Türk ,%2 Ermeni ve %3 diğerleri. [i]Görüldüğü gibi ülkede hem mezhepsel hem de ırki olarak bir bütünlükten söz etmek mümkün görünmemektedir. Bunun bir sonucu olarak da şöyle bir tablo ile karşı karşıya kalmaktayız;

  1. Suriye’nin kuzeyinde muhaliflerin yanında yer alan bir Kürt hareketi ve bu hareketin de özerklik için kolları sıvamış görünmesi.[ii]
  2. Demokrasi isteyen, mevcut rejime karşı savaşan ve muhaliflerin ana merkezini oluşturan Sünni Araplar
  3. Elinde bulundurduğu yönetimi kaybetmemek için muhaliflere karşı direnen Nusayriler (Beşar Esad’ın ailesi).
  4. Muhalifleri desteklemekten kaçınan ve kendilerini mevcut rejime daha yakın hisseden Hıristiyanlar.

İlk olarak Suriye’nin kuzeyinde yer alan, bir türlü kendilerini mevcut rejime kabul ettiremeyen, Arap Baharı’nı da fırsat bilerek hızlı bir yapılanmaya girişen Kürtlerden başlayalım. Kürtler Suriye’de olabilecek her türlü değimden kendilerine en iyi şekilde bir pay çıkarmak istiyorlar. Şimdiye kadar dağınık şekilde hareket eden siyasi partilerini bir arada tutmak ve çeşitli konferanslar düzenleyerek gelecekteki konumlarını tayin etmeye çalışıyorlar. Özerklik mi, Federal bir yapı mı yoksa sadece Suriye içinde bir azınlık konumu mu? Suriye Kürtleri özerklik istediklerini ifade etmişlerdi. Bunun da Irak’ın kuzeyinde ki kuzenleri olan ve etkilendikleri Bölgesel Kürt Yönetimi’nin garantörlüğünde elde etmek istemeleri. Ve burada da önlerine çıkan PKK engeli.

PKK Kuzey Irak’ta yitirdiği otoriteyi Suriye’deki bu bölgede kazanmak istiyor. Burada bir statü ve egemenlik için Bölgesel Kürt Yönetimi ile çatışmaya girmiş görünüyor. Bunun en somut örneği PKK’nın başkent Erbil de düzenlenmiş olan Kürt Konferansına davet edilmemesi. Bilindiği gibi Türkiye’nin muhalifler desteklemesine misilleme olarak Esad rejimi PKK kartını ileri sürmüştü. Esad’ın buradaki amacı Türkiye’yi PKK ile köşeye sıkıştırmak. Bunun için gizli kapılar arkasında Suriye’deki Kürt bölgesini PKK’nın inisiyatifine bırakması. Mevcut rejim bu bölgeyi PKK’ya bırakmakta çok mu istekli? Hayır, tam aksine sadece muhaliflere karşı yeni bir cephe açmaktan ve merkez gücünü dağıtmaktan çekindiği için buna göz yumuyor olması. Sonuç olarak PKK’nın bu bölgede şu an için konumunun güçlü olduğu söylenebilir. Örneğin bölgedeki güvenliği şu an PKK’nın elinde bulundurması ve yol kontrollerini yapması diyebiliriz.[iii] Ayrıca bölgede büyük bir otorite boşluğu hâkim ve PKK bunu fırsat bilerek bu bölgeye yerleşmeye çalışıyor. Türkiye bu bölgede meydana gelen her kıvılcımdan nasibini alacak gibi görünüyor. Özellikle buradaki Kürt oluşumunun ve PKK’nın Türkiye’nin hem iç politikasına hem de dış politikasına damgayı vurmasında çok önemli iki etken haline gelmiş olmaları. Bu da Türkiye’yi olabilecek her türlü vaziyete hazır hale getiriyor. Türkiye ciddi bir Suriye politikası geliştirmek zorunda ve daha önce Irak ta yaptığı hataları Suriye’de de tekrar etmemesi gerekiyor.

Ülke nüfusunun en büyük çoğunluğunu oluşturan, rejime muhalif Sünni Arapların gün geçtikçe mevcut rejimle olan süratli çarpışmaları ve bunun akıbetinin ne olacağı? Suriye’ye bir dış müdahale olacak mı, bu müdahalede Türkiye yerini doğru tayin edebilecek mi? Bu iç savaşa İsrail’in neden bu kadar sessiz kaldığı ve Iran, Çin ve Rusya üçlüsünün Esad’ı destekliyor olmalarındaki ana etken nedir soruları gelmektedir.

Türkiye, Suriye’de muhaliflerin galip geleceğinin kanısına varması. Şayet böyle bir durum olursa Türkiye’nin yeni kurulacak rejimle yakın ilişkiler içerisine girmesi ve yeni rejime örnek bir model teşkil etmek istiyor olması. Bir tiranla değil de demokrasi ile yönetilen bir ülke ile daha yakın ilişkiler kurması aşikâr. Öte yandan Türkiye, Suriye’ye karşı şu ana kadar bir dış müdahalede bulunmadığı fakat bunun bu şekilde devam edeceği anlamına geliyor olmaması. Bunu değerlendirirken NATO ve BM yi de hesaba katmak gerekiyor. Şayet Türkiye’nin her iki örgüte de üye olduğunun da altını çizmek lazım.

İran ise mevcut rejimin devam etmesinden yana tavrını koyan bir devlet. Çünkü Esad rejimi İran’ın Ortadoğu da ki en yakın müttefiki ve rejimi yöneten kesimin Şii olması. Esad rejiminden sonra bölgede yalnız kalma korkusu da İran’ı bir hayli zora sokacak gibi görünmesi…

Çin ve Rusya ise Suriye’yi Batı Blok’una karşı bir bilek güreşi olarak görmeleri. Batı Blok’unun her şeyi biz yaparız, biz ederiz gibi tavır takınmalarına bir tepki olarak Esad’ın yanında yer alıyor olmaları. Ayrıca Suriye’yi yayılma alanı olarak gördükleri için buradaki inisiyatifi tamamen batının eline vermek istememeleri gibi nedenler yatmaktadır. Ticaret ise başka bir etken…

İsrail’in Suriye’deki olaylara sessiz kaldığını söylemiştik. İsrail, karşısında demokratik bir Suriye göreceğine, tiran ile yönetilen bir Suriye’yi yeğlemektedir. Buna neden olarak ise muhalifleri Esad rejiminden daha tehlikeli olarak algılaması gelmektedir. Esad’ın göz yumduğu bazı durumlara muhaliflerin göz yummayacağı korkusu. Bunun başında da Golan Tepeleri[iv] ve Filistin Davası[v] gelmektedir. 

Tarih akıp gidiyor ve Ortadoğu bu tarihe damgasını vurmak ve zamana oynamak istiyor. Yıllarca özlem duyduğu özgürlük ve demokrasi arzu etmektedir. Fakat bütün bunlar yaşanırken Ortadoğu’nun bu kadim halkları geleceklerini doğru tayin edebilecekler mi? Yoksa bu bahar değil de bir başka bahara mı diyecekler. Bize düşen doğru bir strateji belirlemek ve sabırla beklemek…  

 

Habip AKPINAR

Selçuk Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü

 


[iii] http://www.ensonhaber.com/pkk-yol-kontrolu-yapiyor-2012-02-17.html

[iv]http://tr.wikipedia.org/wiki/Golan_Tepeleri

[v] http://www.dunyabulteni.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=17541 (htt)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.