Çekoslovakya’daki Kritik Durum: Kadife Devrimi

0
1255

     

Tarihsel arka plan olarak baktığımızda yüzyıllardan beri toplumu oluşturan bireylerin her daim farklı istekleri olmuş ve bunlar dolayısıyla da tarihsel süreç ve toplumların yapısı da dönemin koşullarına göre şekillenmiştir. Kimi zaman toplumu oluşturan bireyler ve devlet arasında birçok sebep ve faktörlerden ötürü uzlaşılamaz istekler doğrultusunda sorunlar ve çatışmalar da olabilmiştir. Bu sorunlar; baskıcı yönetimler, ekonomik krizler, dış baskılar, belki de kalıplaşmış değer ve yargılardan da kaynaklandığı gibi bunların doğurduğu ifade özgürlüğü, kaynak yetersizliği ve işsizlik, insan haklarına aykırı hal ve tutumlar, toplumda süregelmiş normlar ve kurallar bütünü gibi olgulardan da meydana gelebilmektedir. Kısaca bir toplumda var olan toplumsal ilişkilere dair sorunlar birikebilir ve zamanla bir değişim sürecini başlatabilir. Süreç bazı insanların statükonun bazı yönlerini içeriden sorgulaması ya da reddetmesi ile başlayabilir. İnsanlar başkalarının da benzer deneyimlerini yaşadıklarını, aynı sorunlara işaret ettiklerini, aynı soruları sorduklarını ve aynı itirazları yapmaya eğilim duyduklarını keşfettiklerinde, süreç toplumsal bir sürece dönüşür; bireyler farklı davranış stratejileri ile biraya gelip toplumsal bir değişim de gütmek isterler. Nitekim bu değişim istekleri ile birlikte çatışmalar da doğabilmektedir. Bu hareketler 1968 öğrenci ayaklanmaları ile birlikte yeni bir vizyona bürünmüş ve şekil değiştirmiştir.  Öyle ki Habermas’a göre;

Bu yeni çatışmalar artık maddi üreme alanlarından kaynaklanmazlar; onlar artık partiler ve örgütler ile kanalize olmazlar ve onlar artık sisteme uygun telafiler ile giderilemezler. Aksine yeni çatışmalar sosyal bütünleşme, toplumsallaşma ve kültürel yenilenme alanlarında ortaya çıkmaktadı. Kısacası yeni çatışmalar bölüşüm problemlerinden kaynaklanmamakta, hayatın grameri konusunda yoğunlaşmaktadır.[1]

Yapılan incelemede, Polonya, Macaristan ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi 1989 devrimlerinden biri olan Çekoslovakya’daki Kadife Devrimindeki toplumsal değişim ve dönüşümlerini ‘‘yeni toplumsal hareketler’’ çerçevesinde incelenmiştir. Doğu Avrupa’daki rejimlerin çöküşü, hızlı, uzun soluklu toplumsal değişimler yaratmaları, halk ayaklanmalarıyla merkezin reform yolundaki etkisiz çabalarını bir araya getirmeleri, aydınları öne çıkarmaları ve tam da toplumsal düzende genel bir parçalanmanın yaşandığı anlarda ortaya çıkmalarıyla hiç kuşkusuz klasik devrimlere benzememektedir. Doğu Avrupa sanayileşme düşüncesini tutuyor ama komünizmin bunu gerçekleştirme tarzında, özellikle getirdiği siyasi kısıtlanmalardan hoşlanmıyordu. Gerçekleşen devrimlerde şiddet, sınıf tabanı, karizmatik fikirler, siyasetin değişim için bir araç olduğu inancı ve eski iktidar sahiplerinin yerlerini bırakmamakta direnmesi gibi eski devrimlere ait birçok özellikten mahrumdurlar.[2] 1989 olayı Çekoslovakya için devrimsel sonuçlara siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda muazzam değişimlere yol açan bir olaydı. Seçkin grupları arasında yapılan pazarlıklar da hukuka uygun biçimde gerçekleşen bir devrimdi.

Kadife Devrim; bundan 25 sene önce Çekoslovakya’daki komünist rejimin kan dökülmeden demokratik bir cumhuriyete dönüşmesine verilen isimdir. Çekoslovakya’nın Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye bölünmesine zemin hazırlayan bu devrim dünyada eşi benzeri olmayan bir olay olarak da tarihe geçmiştir. Peki, bu olayı kendine özgü yapan olgular ve ortaya çıkaran sebepler nelerdi? Hareket hangi kesimi kapsıyordu ve nasıl bu denli büyüdü? Bu devrim hareketini anlayabilmek için öncelikle olayın tarihsel arka planını incelemek daha doğru sonuçlar doğuracaktır.

Kadife Devrimi Öncesi Çekoslovakya’nın Durumu

Çekoslovakya 1945 yılında Alman işgalinden SSCB sayesinde kurtarılmıştı. Bu sebeple 1945-1948 yılları arasında yavaş yavaş Sovyet uydusu haline geldi. 1948’de Çekoslovakya’da komünist parti güç kazanmaya başladı ve de yönetim komünistlerin eline geçti. Bu tarihten sonra Çekoslovakya 41 yıl boyunca Doğu bloğunda yer almıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Çekoslovakya’da aslında “sosyal demokrasi” anlayışı hâkimdi. Çekoslovak toplumu milliyetçi, liberal, demokrat ve benzeri farklı düşüncelerden insanlardan oluşuyordu. Toplum içinde var olan bu çok yönlü olguların, 1989 Devrimi’nin habercisi olduğunu söyleyebiliriz. Çekoslovakya savaştan sonra SSCB’nin etkisinde kalarak Varşova Paktı’na girdi. 1953 yılı baharında Doğu Bloğunda görülen ağır ekonomik şartlar Çekoslovakya’da da kendini göstermeye başlamıştı bile. Mevcut hükümetin 30 Mayıs 1953’te enflasyonu düşürmeye yönelik yayınladığı kararlar halk tarafından tepkiyle karşılanmış, bazı şehirlerdeki fabrika işçileri “hür seçim” sloganlarıyla ayaklanarak mevcut yönetimi ve SSCB’yi protesto etmişlerdi. Sovyet Rusya’nın da desteğini alan Çekoslovakya Komünist Partisi yönetimi sert tedbirlerle ayaklanmaları bastırmıştı. Burada aslında halkın komünizme ilk tepkilerini görmekteyiz. Aslında buradaki tepki sadece ekonomik kaynaklı değil; sosyal eşitsizlik, eğitim ve sağlık konularıyla da ilgiliydi. Bohemya’da yapılan bir araştırmaya göre; beyaz yakalıların %51,3’ü devlet konutlarında oturma imkânına sahipken, işçilerin ancak %37’si bundan yararlanabiliyordu. Eğitim alanında da beyaz yakalılara işçi ve çiftçi çocuklarına nazaran birtakım imkânlar sağlanmıştı.[3]Tilly’e göre; bir toplumsal harekette analiz yaparken yalnızca siyasi bağlama bakılmamalı; ayrıca ekonomik, sosyal, kültür bağlamlarına da bakılmalıdır.

Çekoslovakya’da 1967’de Aleksander Dubček liderliğinde “insancıl komünizm” hareketi başlamıştı ve bu hareketin amacı Çekoslovakya’da insan hürriyetini esas alan bir komünist sistemi uygulamaktı. Çekoslovak aydınlarının geleneğine baktığımızda Batı demokrasisinin derin izlerini de görebiliriz. Doğu Bloku ülkelerinden biri olan Macaristan’da komünizmin karşısına çıkan ‘milliyetçilik’ unsuru iken, Çekoslovakya’da komünizmin karşısına çıkan Batı sosyalizminin ‘‘hürriyetçi kavramları’’ olmuştur. Kadife Devrimi’nin ayak sesleri olan bu gelişmelerin Enrique Larana’nın Yeni Toplumsal Hareket tanımı kapsamında örtüştüğünü söylemek mümkün. Yeni Toplumsal Hareket; düşünceler ve değerler çoğulluğunu sergilemekle birlikte, pragmatik yönelimlerle katılımcıların karar alma mekanizmalarına katılımını genişletecek olan kurumsal reformları hedefler. Keza gündelik yaşamın ‘demokratikleşme dinamiği ’ne ve siyasal boyutlar karşısında toplumsal yaşamın sivil toplum boyutunun genişlemesini işaret etmek istemiştir.[4]

1968’de yayınlanan “harekât programı” sosyalizmin demokrasi ilkeleri ile birleştirilerek yeni bir siyasi sistemin oluşturulması amacıydı. Bu olay tarihte Prag Baharı olarak da anılmaktadır. Tek partili sosyalist devlet yönetimine karşı olan, inkılapçı nitelikteki bu hareket ile toplanma ve dernek, düşünce ve ifade, inanç ve kanaat gibi insanın temel hak ve hürriyetlerinin sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Çekoslovakya’nın şartlarına uygun sosyal demokrasi modelinin kurulması ve serbest seçimlerin yapılması da ifade edilmiştir. Aslında bu program bir nevi toplumun demokratik ve insani taleplerine Aleksander Dubček’in vermek istediği olumlu bir cevap olmuştur.

Lakin Sovyet Rusya bu durumdan hiç hoşnut olmamıştır ve Varşova Paktı üyelerinin de desteğini alarak bu gelişmeleri baskı yoluyla engellemeye çalışmıştır. Yaptığı baskılar başarılı olmayınca Varşova Paktı ordusu 21 Ağustos 1968’de Çekoslovakya’yı işgale başlamıştır. Çek hükümeti kan dökülmesini önlemek amacıyla silahlı kuvvetlerine işgale direnmeme emrini vermiştir. Aleksander Dubček Moskova’ya götürülmüştür ve çok geçmeden yoldaşça özgür tartışma sonrasında Çekoslovakya’nın reform programından vazgeçtiği açıklanmıştır.

İşgal sırasında ve sonrasında 300 bin Çekoslovakyalı ülke dışına kaçmıştır. Yeni komünist hükümet kurulup hükümet Doğu bloğundaki en bakıcı yönetimlerden biri olmuştur. 1969 sonları 1970 başlarındaki siyasi tasfiyeler sırasında binlerce kişi işten atılmıştır. Öyle ki işsiz olmak yasa dışı olduğu için ülkenin entelektüel seçkinlerinin çoğu sonraki 20 yılı pencere ve yer temizleyerek, kalorifer kazanı yakarak, sebze ve gazete satarak geçirmiştir. Bu dönemde Aleksander Dubček de partiden atılıp  18 yıl boyunca Slovakya’da kereste deposu memuru olarak çalışmıştır. Aslında 50’li yıllardaki ayaklanmalar daha çok komünizm yani rejim karşıtı hareketler iken; harekat programı daha çok komünizm çerçevesinde hak ve özgürlüklerin talebi olmuştur. Melluci’nin de açıkça vurguladığı gibi, toplumsal hareketlerin amacı iktidarı ele geçirmek ve sistemi tümden değiştirmek değildir.[5]

 

Olayların Öncesi ve Başlangıcı

Aleksander Dubček parti başkanlığından feragat ettirildikten sonra yerine daha az ılımlı olan Gustáv Husák getirilmişti. Husák ’ın devletin başı konumuna gelmesiyle Prag Baharı’nın yarattığı etkiler birer birer toplumdan silinmeye başlanmış ve Çekoslovakya böylece normalizasyon dönemine girmişti. Husák’ın politikaları sonucunda, 1970’lerin başları ile birlikte Prag başta olmak üzere ülkenin önde gelen müzik kulüpleri birer birer kapanmıştı. Uygulanan sansürler ile grupların İngilizce isim almaları yasaklanmış ve yazdıkları şarkı metinleri devlet kurumlarınca gözden geçirilmeye tabi tutulmuştu. Devletin uyguladığı bu kültürel baskılar sonucunda kimi rock grupları tarzlarını yumuşatırken bazıları ise devletin onay vereceği sosyalizmi öven sözler yazarak hükümetin koruyucu kanatları altında kariyerlerini sürdürmüşlerdi. Fakat Husák’ın uyguladığı baskılar özellikle Bohemya bölgesi başta olmak üzere ikincil bir alt kültür oluşturmuştur. Tam da burada Plastic People Of Universe grubu devletin kontrolü dışında gelişen bir rock müzik akımının öncüsü haline gelmiştir. İsmini Frank Zappa’nın meşhur şarkısından alan grup devletin koyduğu kuralları yok sayarak ve bunların dışında hareket ederek baskı rejimine yaptıkları müzik ile bir karşı duruş sergilemişlerdir.Grubun sistem karşıtı hareketlerinden bıkmış olan hükümet grubun iki üyesini de tutuklamıştı.Bu müzisyenlerin haksız yere cezalandırılmasına tepki olarak ve 1975 Helsinki Nihai Senedini de değerlendirerek harekete geçen Václav  Havel ve pek çok Çekoslovak aydın ve milliyetçi bireyler Charta 77 olarak adlandırdıkları bildirgeyi kaleme almışlardır.  Habermas’a göre; “eski politikalar girişimciler, çalışanlar ve profesyonel orta sınıfa tarafından desteklenirken; yeni politikalar daha çok orta sınıf, daha genç nesil ve eğitim seviyelerinin daha yüksek oluduğu gruplar tarafından desteklenir.” [6]

1977’de 242 aydın ve milliyetçi tarafından imzalanan “Charta 77” Çekoslovakya’daki komünist rejimi insan hakları ihlalleriyle suçlamakta ve insan haklarının gerçekleştirilmesini istemekteydi. Bu noktada Frankel, toplumsal hareketlerin hem devletin içinde hem de devlet kurumlarının dışında yer aldıklarını bunun için yeni toplumsal hareketlerin “devlete karşı sivil toplum” mücadelesi olarak anlaşılmaması gerektiğini vurgulamaktadır.[7] Belge hem Çek hükümetine hem de Batılı hükümetlere gönderilmişti. Ayrıca New York Times, Le Monde, The Times gibi batılı yayın organlarının bildiri yayınlamasıyla birlikte Charta 77 tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Bu sivil itaatsizliğe baskıcı hükümetin tavrı ise sert olmuştur. Burada ki John Rawls’ın “yasaların ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen, şiddete dayanmayan, vicdani, ancak yasal olmayan her eylem”[8] tanımıyla özdeşleştirebiliriz. Sonuç olarak bu belgeyi imzalayanlar ya Václav Havel gibi tutuklanmış ya da vatandaşlıktan çıkarılarak sürgüne gönderilmişti.

1980’li yıllara geldiğimizde ise SSCB ve onun uydu ülkelerindeki siyasal atmosfer önceki yıllara göre daha rahattı. Bunda Gorbaçov’un öne sürdüğü ilkelerin de etkisi vardı. Bu ilkelerden Glasnot, hükümetin şeffaf olmasını; Prestroika ise ekonomik ve politik sistemin yeniden yapılandırılmasını ifade ediyordu. Birçok tarihçi bu iki ilkeyi Sovyet Bloğu ülkelerinde patlak veren ve şiddet içermeyen “demokratik devrim hareketleri” nin başlangıcı olarak nakletmiştir. Ilımlı politikalar güden Gorbaçov’un SSCB ve diğer Doğu Avrupa ülkelerindeki toplumsal değişimi arzulayanlar için siyasi bir fırsat yarattığını söyleyebiliriz. Çekoslovakya Komünist Partisi, Gorbaçov’un reformlarının yasalaşmasını engellemek için çok çaba sarf etti. Komünist parti otokrat bir politik sistemle hüküm sürüyordu ve politik aktivistler sertçe cezalandırılıyordu. Hükümet, Berlin duvarının yıkılması ve diğer Sovyet Bloğu ülkelerindeki demokrasiye geçişlere rağmen sert politikalarını sürdürüyordu. Bu politik baskılar çerçevesinde Çekoslovakya vatandaşları yönetimin değiştirilmesi gerektiğine iyiden iyiye inanmışlardı. Touraine klasik tipolojisinde toplumsal hareketi şu üç ilkeyle tanımlar; hareketin kimliği, hareketin karşıtı ve hareketin hayali ya da toplumsal modeli.[9] Bu argümanlar doğrultusunda Kadife Devrimi’nin yavaş yavaş vücud bulduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar sürekli içinde oldukları durumu sorgulayıp, bir kimlik arayışı içerisine girmişlerdi. Bu sorgulamalarla birlikte 1989’un son 6 haftasında muhalif aktivistler  “Kadife Devrim” olarak bilinen toplumsal hareketi başlattılar.

Olaylar Nasıl Cereyan Etti?

17 Kasım 1989 günü II.Dünya Savaşı’ında Nazi işgalini protesto ederken öldürülen Jan Opletal’in anıldığı Dünya Öğrenciler Günü’nde 15 bin kadar öğrenci yürüyüş yapmıştı. Polislerin bazı öğrencilere şiddet uygulamasıyla olaylar öğrenciler tarafından komünist karşıtı slogan atılan ve devlet karşıtı pankartlar taşınan bir protestoya dönüşmüştü.Bu öğrenci protestosu barışçıl bir biçimde idare edilmesine rağmen, polis zor kullanarak öğrencileri dağıtmıştır. Bu ilk kıvılcımı grevler ve katılımı arttıran gösteriler izlemeye başladı. Göstericiler ve onlara eşlik eden işçi birlikleri ve diğer sivil gruplar serbest ve demokratik bir Çekoslovakya için organize olmuşlardı. Politik baskıdan ve kötü yaşam şartlarından hüsrana uğrayan Çek öğrenciler de 1989’da komünist yönetime karşı bir protesto dizisi başlattılar.

19 Kasım günü Václav Havel gibi önde gelen muhalif gruplar tarafından ‘Sivil Forum’ oluşturuldu. Bu grup, komünist yönetimin istifasını, vicdan tutuklularının salıverilmesini ve 17 Kasım polis olayının araştırılmasını istiyordu. Tiyatro yazarı, düşünce adamı ve siyasetçi olan Václav Havel; liberal demokrasi ve şiddet içermeyen protestolara inanan Çekoslovakya’da komünizmin sonunu getiren Kadife Devrimine ön ayak olan kişidir. Havel’e göre; “siyaset, iktidar ve manipülasyon teknolojisinin ayak olan kişidir. Havel’e göre; “siyaset, iktidar ve manipülasyon teknolojisinin karşısında yer almalı ve insan yaşamını korumaya ve ona anlam kazandırmaya yönelik bir çaba olmalıdır.siyaset, pratikteki ahlak, hakikate hizmet, diğer insanlara gösterilen samimi bir ilgi olmalıdır.”[10]Havel bu sözleri, despot rejim karşısında sivil toplumu ve kamusal alanı özgür bir düşünce alanı olarak ortaya koyan liberal idealleştirmeyi de yansıtmaktadır.

Oyuncular ve oyun yazarları bu muhalif harekette ön plandaydılar ve bununla birlikte tiyatrolar politik stratejilerin ve tartışmaların yapıldığı yerler haline geldi.Çekoslovak demokratik hareketin kalbi olan Sivil Forum, Václav Havel tarafından yönetiliyordu. Bir oyun yazarı ve şair olan Havel, yeteneklerini, hareketin mesajını iyi işlemekte, halkın güvenini ve ilhamını esir alan yönetime karşı meydan okumakta kullanıyordu. Havel’in bu süreçteki ünlü sözlerinden biri şudur:

“10 tane askeri bölüktense kelimelerin daha keskin olduğu ve sözcüklerin bütün yönetimi sarsmaya yeterli olduğu bir sistemde yaşamak istiyorum.”[11]Touraine, özel yaşamın ve kültürel alanın siyasetin alanına girdiğini ve özel yaşamın her zamankinden daha fazla kamusal bir şey olduğunu, ortaya çıkan toplumsal çelişkilerde merkezi bir yer tuttuğunu ve toplumsal hareketlerin belkemiğini oluşturduğunu ileri sürer.[12]

Zaten komünist yaşamda da özel hayatlar ve kültürel alan tamamen siyasetin ve devletin kontrolü altındadır. Havel de kendi oyunlarında baskıcı hükümet bürokrasisinin insanların ilişkileri ve özel hayatları üzerindeki etkilerini göstermeye çalışarak farkındalığı arttırıyordu.Olayların ilk günü barışçıl bir şekilde başlamış, ikinci gün atılan anti-komünist sloganlar komünist rejimin çökeceğinin habercisi olmuş, üçüncü gün 2 öğrenci başbakanla görüşmüş, protestocular resmen tanınarak Havel’in liderliği onaylanmıştır. 20 Kasım 1989’da yani olayların dördüncü gününde yarım milyona yakın gösterici sokaklara dökülmüştür. Bir gün önce bu sayı 200 bin kişiydi. Literatürde Kalabalıklar Yaklaşımının en tipik temsilcisi olan Gustave Le Bon, kitlelerin yalnızca yıkıcı bir rol oynadığını, toplumsal hareketlerin irrasyonellik durumu olduğunu söylemektedir. [13] Olaylar ilk bakışta sosyo-psikolojik temelli olgular ile irrasyonel kolektif bir harekete bürünmüş gibi görünse de olayların öncesi Charta 77’ye dayanmakta ve insanlar baskıcı rejime karşı kararlılıkla ve ne istediklerini bilerek bu harekete dâhil olmuşlardır.

İlk haftanın sonunda Prag’taki isyan Bratislava’ya sıçramış, 500 kadar Slovak sanatçı ve Çekoslovakya’daki bütün tiyatro ve okullar greve gitmiştir. Bu gelişmelere karşın zor durumda kalan hükümet, rejim polisleriyle isyanı bastıramayacağını anlamış ve bir forum kurarak protestocularla müzakerelere başlamıştır. 27 Kasım’da bütün Çekoslovakya yurttaşlarının katıldığı iki saatlik bir genel grev yapıldı. Bundan sonra Prag ve Bratislava’da hemen hemen her gün gösteriler düzenlenmeye başlanmıştır. Komünist Çekoslovakya için düşüş çanları komünistlerin kulaklarında çınlamaktadır. Rejim polisleri, ülke geneline yayılan isyanla öğrenci sayısının artmasını ve bütün yurttaşların isyanı desteklemesini ve rejimin düşmesini engelleyememiştir.

28 Kasım’da Çekoslovakya Komünist Partisi yenildiğini anladı ve siyasi iktidar üzerindeki tekelini kaldırmayı kabul etmiştir. 10 Aralık’ta Komünist devlet başkanı Çekoslovakya’da 1948 yılından bu yana ilk kez büyük ölçüde komünist olmayan hükümeti atadı ve görevinden çekilmiştir. Ancak 20 Aralık 1989’da bütün Çekoslovaklar (gerçekten herkes) iki saat boyunca protestoya devam edilmiştir.

28 Aralık’ta Alexander Dubcek federal meclisin sözcülüğüne seçildi ve Vaclav Havel 29 Aralık’ta özgür Çekoslovakya’nın ilk devlet başkanı seçildi. Havel’in devlet başkanı seçilmesiyle Kadife Devrimi sona erdi ve Haziran 1990’da, 1946 yıldan beri yapılan ilk demokratik seçimler sonrasında komünist olmayan bir hükümet kurulmuştur. Alain Touraine’e göre; “demokrasi, bireylere ve topluluklara yalnızca zincirlerinden kurtulma hakkını değil kendi tarihlerinin eyleyenleri olma hakkını da tanımaktadır.”[13] En başından beri demokrasi ve özgürlük düşüncesiyle hareket eden Havel ve arkadaşları da kendi tarihlerini yazmayı başarmışlardı.

Demokrasi ve Kadife Boşanma

Alain Touraine’e göre; “toplumsal hareket düşüncesi şiddet düşüncesinden belirgin bir biçimde ayrı tutulmalıdır.Şiddet düşüncesi demokrasiye karşıt olduğu gibi, toplumsal hareket ile de karşıttır.”[14] Kadife Devrimi’nin de en büyük özelliği 3 yıl sonra yaşanacak olan kanlı Yugoslavya iç savaşından farklı olarak tek bir kişinin bile kanı dökülmeden barışçıl bir biçimde son bulmasıdır. Devrimin sembolü anahtarlık olmuştur. Bunun nedeni komünistlere “hoşçakalın, eve gitme vakti” mesajını vermek ve aynı zamanda “kapılar size kapalı” demekti. 1989’da yaşanan bu çarpıcı olaylar şüphesiz Çekoslovakya’da demokrasi yolundaki adımları hızlandırdı. Medya, seyahat özgürlüğü ve ifade özgürlüğü  üzerindeki sınırlamalar kaldırıldı. Yeni hükümet ülkede siyaset ve ekonomi alanında liberalleşmenin önündeki yasal engelleri kaldırdı.[16] Komünist bütünlüğe karşı kararlı ve inatçı politik duruşu dolayısıyla Václav Havel toplum tarafından benimsenmiş ve tanınmış bir manevi otorite haline geldi. Medeniyetin problemleri karşısındaki derin kavrayış ve düşünme biçimi Havel’i diğer politikacılar arasında çok saygı gösterilen ve göze çarpan bir konuma getirdi. Lakin dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur ki; Havel bu harekete lider olmak için dahil olmamıştır, şahsına ait bir çıkar da yoktur.Buradaki tek çıkar toplumun hak ve özgürlükleridir. Havel’in vermek istediği mesaj şu sözlerinde tam olarak anlaşılmaktadır:

“Biz muhalif olmaya hiçbir zaman karar vermedik, biz bu duruma pek de bilmeden dönüştük bazen de nasıl olduğunu bilmeden hapishanede bulduk kendimizi, biz önde gittik yapmamız gerekeni ve insana yaraşır gibi gözüken belli şeyleri yaptık, ne fazla, ne eksik…”

Kadife Devrim, Çekoslovakya’nın dağılışını yani Kadife Boşanma’yı anlatmadan tam olarak anlatılmış olmaz. 1990’da Havel 2 yıllık bir dönem için tekrar cumhurbaşkanı seçildi. Sivil Forum ve Slovakya’daki benzer bir kuruluş olan Şiddete Karşı Kamuoyu Hareketi federal mecliste büyük gruplar haline geldiler. Ancak tam da devrimle birlikte Çekoslovakya’nın ulusal sorunu su yüzüne çıkmıştır.

Slovaklar ile Çekler arasındaki tarihi geleneklere dayanan bir çatışma vardır.Çekler Avusturya idaresinde yaşamışlar ve aydın,kültürlü insanlardır. Slovaklar ise Macaristan idaresinde yaşamış ve köylü kitleye sahiptirler. Her ikisi de Katolik olmakla beraber Çekler antiklerikal, Slovaklar ise derin inançlı Katoliklerdir. Bu sebepten de Slovaklar daima ayrılmak istemişlerdir. Çünkü Çeklerin içerisinde erime ihtimallerini hiçbir zaman hazmedememişlerdir.[17]

Slovak Milliyetçileri Partisi bağımsızlık istemeye başlamıştı ancak Havel ve diğer Çek önderlerin çabalarıyla ayrılıkçı eğilimler yatıştırıldı. Çek Cumhuriyeti sürekli olarak Slovakya’ya yardım yapıyor, Slovakya ise siyasi alanda daha fazla yetki devri istiyordu. SSCB’nin de dağılmasıyla birlikte Çek ve Slovak siyasetçiler arasında ülkenin birliği konusunda tartışmalar başladı. Havel ise ülkenin parçalanmasına karşı olup, federal bir yapı olarak devam edilmesini istiyordu, bu sebepten de görevinden istifa etti. Daha sonra Çek ve Slovak siyasetçiler arasındaki görüşmeler sonucu 31 Aralık 1992 tarihinde ülke barışçıl bir şekilde ikiye ayrıldı.

Sonuç

Özetlemek gerekirse 1989 Devrimi Çekoslovakya’da birçok Doğu Avrupa ülkesine nazaran daha farklı olgular üzerinde şekillenip ve kadife bir dönüşümle birlikte; değerler, normlar, kurallar bu devrimi analiz etmede önemli argümanlar olarak değerlendirilebilmektedir. Bu dönüşüm sürecinde yeni bir kimliğe bürünmüştür öyle ki kadife bir geçişle demokrasiye geçilmiş ve kan dökülmeden Çek ve Slovak olarak da iki ülkeye ayrılmıştır. Toplumsal hareketin tabanı önceden ekonomik olarak tanımlanan bir sınıf tabanına sahip iken 1989 Devriminde bu taban daha çok aydınları, gençleri, öğrencileri, sanatçıları, işçileri, yeni orta sınıfı ve toplumun hemen hemen her kesimini kapsamaktadır. Başlarda herhangi bir organize örgütten bahsetmek tam anlamıyla doğru değildir. Olayların kanlı bir iç savaşa sürüklenmemesi ve hükümet ile uzlaşmak için Havel önderliğinde sivil forum oluşturulmuştur.

Yeni olarak değerlendirilen bu 60 sonrası hareketler ekonomik ve kuramsal kaynaklı  sorunlar yerine; eşitlik, farklılık, katılım ve kimlik inşasına ilişkin meselelere odaklanmaktadır. Ayrıca bu hareketin teorisyenleri mevcut değerler, normlar ve kimlik yapılarında değişim taleplerini simgeleyen sosyokültürel boyutunu öne çıkarmaktadırlar. Sonuç olarak toplumsal hareket katılımcılarının sivil haklar dâhilinde demokrasi ve insan hakları için bir araya geldikleri yeni sosyal hareket bağlamında bir toplumsal harekettir ve ülke, kadife bir geçiş ile birlikte yeni bir kimliğe bürünmüş, demokrasi hâkim olmuştur.

 

Dilan AYDINAK

 

[1]HABERMANS. Jürgen, “New Social Movements”, Telos, 1981”These new conflicts no longer arise in areas of material reprodiction; they are no longer channeled through parties and organizations; and they can no longer be alleviated by compensations that conform to the system. Rather, the new confilicts arise in areas of cultural reproduction, social integration, and socialization… In short, the new conflicts are not sparked by problems of distribution, but concern the gramer of forms of life.”

[2]TILLY. Charles, Avrupa’da Devrimler 1492-1992, (çev.) Özden ARIKAN, Literatür Yayıncılık, 2005

[3] TÜRKDOĞAN. Orhan, Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2004

[4] LARANA.E, / JOHNSTON.H, / GUSFIELD.G, (Der.) (1994), ”Introduction,” “New Social Movements: From Ideology To Identity”, (Philadelphia: Temple University Press) 

[5] MELLUCI. Alberto, Toplumsal Hareketler ve Günlük Hayatın Demokratikleşmesi, Sivil Toplum ve Devlet Avrupa’da Yeni Yaklaşımlar, (Der.) John Keane, (çev.) L. Kökler, A.Çiğdem, M. Akın Küçük, A.Bora, A.Nur, Ankara: Yedikıta Yayınları, Ayrıca bkz: Gülcan IŞIK, Toplumsal Hareketler, Nobel Yayınları, 2011

[6] HABERMANS. Jürgen, “New Social Movements”, Telos, 1981

[7] FRANKEL. Boris (1991),Sanayi Sonrası Ütopyalar,(çev.) Kamil DURAND, İstanbul: Altın yayınları.

[8] Jürgen Habermas, Sivil İtaatsizlik:Demokratik Hukuk Devletinin Denektaşı.Almanya’da Otoriter Legalizmin Karşıtlığı.(Der) Yakup Coşar, Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik, Ayrıntı Yayınları, 2013, s.127.

[9] IŞIK. Gülcan, Toplumsal Hareketler, Nobel, 2011

[10] M.Kopecek, “Politics, Antipolitics and Czechs in Central Europe:The İdea of Visegrad Cooperation and Its Reflection in Czech Politics in the 1990s,” A.Bove, (Ed.), Questionable Retuns (Viyana:IWM Junior Visiting Fellows Conferences, Cilt:12,2002)  Ayrıca bkz: Y.Doğan Çetinkaya, Toplumsal Hareketler, İletişim,2014, s.269.

[11] Andre S. Libesco, Jeannette Balantic, Peace Lessons from Around the World, http://www.haguepeace.org/resources/PEACE_LESSONS_FINAL.pdf

 [12] A.Touraine (1988), Return of The Actor (University of Minnesota Press). Ayrıca bkz: : Mustafa Kemal Coşkun, Süreklilik ve Kopuş Teorileri Bağlamında Türkiye’deEski ve Yeni Toplumsal Hareketler, s.71.

[13]Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi, İstanbul: Timaş Yayınları, 1999, 15 Ayrıca bkz: Y.Doğan Çetinkaya, Toplumsal Hareketler, İletişim,2014, s.18-20

[14]Alain Touraine , Demokrasi Nedir? (Çev.) Olcay Kunal, YKY, 2000, s.35

[15]Alain Touraine , Demokrasi Nedir? (Çev.) Olcay Kunal, YKY, 2000, s.91

[16] TOURAINE. Alain, (1988), “Return of The Actor” (University of Minnesota Press). Ayrıca bkz: : Mustafa Kemal Coşkun, Süreklilik ve Kopuş Teorileri Bağlamında Türkiye’deEski ve Yeni Toplumsal Hareketler

[17]FahirArmanoğlu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, 2004, s.123

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.