Cenevre ve Müzakereler’e Genel Bakış

0
64

2008 yılında Rum lider Hristofyas’ın iktidara gelmesiyle yeni bir soluk kazanan Kıbrıs Müzakereleri uzunca bir zamandır liderler ve liderlerin özel temsilcileri tarafından sürdürülmektedir. 2004’te Annan Planı’nın ret edilmesinden sonra 2008’de yeniden başlayan süreç, birçok çevreye göre adanın birleşmesi için son şans olarak değerlendirilmekte. Ancak bildiğiniz gibi çözüm için hayati önem taşıyan mülkiyet ve toprak gibi başlıklarda tarafların derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmakta ve bu durum birleşmeyle sonuçlanacak kalıcı bir çözüm ihtimalinden bizi uzaklaştırıyor. 2011 yılının ilk önemli görüşmesi ise 26 Ocak günü, liderler ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin katılımıyla Cenevre’de gerçekleşti.

Cenevre’deki üçlü görüşme müzakerelerin bundan sonra nasıl ilerleyeceği konusunda oldukça önemli bir dönüm noktası olarak görülüyordu. Görüşmenin ardından Eroğlu ve Hristofyas’ın basın açıklamaması yapmama konusunda anlaştıkları açıklandı. Müzakere başlıklarında orta yolu bulamayan liderler, susmak ve kamuoyunu bilgilendirmemek konusunda ironik bir şekilde mutabakata vardı. Genel Sekreter Ban Ki Moon’un açıklamalarına baktığımızdaysa görüşmelerin süreceğini görüyoruz. Moon, liderlere mülkiyet konusunun teknik yönleri için uzman desteği sağlayabileceğini dile getiriyor. Gerek liderlerin suskunluğundan, gerek Moon’un açıklamalarından çıkarılması en muhtemel sonuç mülkiyet konusunda tarafların uzlaştırılamadığıdır. Eroğlu’nun daha önce belirttiği gibi müzakereler için bir zaman sınırlaması ön görülmüyor. 2008’de başlayan süreç üçüncü yılını neredeyse doldurmak üzere. Kuşkusuz ki Kıbrıs gibi derin sorunların üç ayda çözülmesini beklemek hayalperestlik olur, ancak görünen o ki liderler hali hazırda havanda su dövüyor. Yazının başında belirttiğim gibi mülkiyet ve toprak en önemli iki müzakere başlığını oluşturmakta. Eğer taraflar bu konularda asgari müşterekler üzerinde buluşabilirlerse, Kıbrıs’ın birleşmesinin önündeki en büyük engel ortadan kaldırılmış olur. Bu bağlamda her iki tarafın iyi niyetini ortaya koyup, çözümü gerçekten istediğini göstermesi gerekmektedir. Unutmamak gerekir ki Türkiye ve Kıbrıs Türkü 2004’te çözümden yana olan iradesini açıkça tüm dünyaya göstermiştir. Geçmişte izlenen yanlış politikalardan ötürü çözümsüzlüğün nedeni olarak gösterilen Türkiye ve KKTC, Annan Planı’na evet diyerek büyük ölçüde bu sıfattan kurtulmuştur. Ancak halen Rum’lar çözümsüzlük statükosunun nedeni olarak tescillenmemişlerdir. Avrupa Birliği  bazı gerçekleri görmemekte ısrarcı davranmaktadır. Özellikle AK Parti’nin Kıbrıs Konusundaki yapıcı ve çözüm için çaba gösteren tavrına rağmen halen Türkiye’nin suçlanıyor olması, Avrupa’nın gözlerini nasıl kapattığının en açık göstergesidir. Ocak ayı içerisinde Almanya Başbakanı Merkel’in Rum Kesimi’ne yaptığı ziyarette Güney Kıbrıs’ın elinden geleni yaptığını ancak Türk’lerin buna karşılık vermediğini söyliyebiliyor olması AB’nin içerisinde bulunduğu akıl tutulmasını açıkça ortaya koymaktadır.

Unutmamak gerekir ki, Kıbrıs Sorunu’nun tartışılacağı ve çözüm bulacağı zemi Avrupa Birliği değil Birleşmiş Milletler’dir. AB’nin Türk Tarafı’nın çabalarını görmezden gelmesi çözüm sürecini baltalamaktan başka bir işe yaramaz. Merkel’in açıklamalarından yola çıkarak AB’nin ve Rum tarafının ne denli samimiyetsiz olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle Annan Planı’na hayır deyip hala Türk tarafını suçlamakla meşgul olan bir Güney Kıbrıs’la yapılan müzakerelerden bir sonuca varılması çok olası değil. Rum’lar üzüm yemek mi istiyorlar yoksa bağcıyı mı dövmek. Eğer amaç üzüm yemekse, samimiyetlerini ortaya koymalarının vakti çoktan geldi. Statükonun sürdürülemez olduğu açıkça ortadayken her iki tarafta ortak çıkarları çok iyi algılamalıdır. Cenevre’den çıkan sonuç umut verici görünmese de, görüşmelerin sürecek olması ve genel sekreterin bu konudaki çabaları oldukça önemlidir. Bu noktadan sonra müzakerelerden kaçan taraf ağır bedeller ödeyecektir. Kuzey Kıbrıs’ın yapması gereken kararlılıkla masada oturmaya devam etmektir. Bu sürecin sonunda bir çözüme ulaşılamaması halinde, KKTC için Rum Tarafı’nın en çok korktuğu alternatif senaryolar gündeme gelecektir.        

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.