Çıkar, İşbirliği ve Güvenlik

0
164

Çıkar, İşbirliği ve Güvenlik

Uluslararası alanda devletler dışarıdan herhangi bir tehdide maruz kaldıklarında ya da bölgelerinde oluşan tehditlerden etkilendiklerinde temel tercihleri, tehditleri minimize edecek bazı önlemler almaktır. Bunun için devletler kendi güvenliklerini koruyabilmek için ulusal ya da uluslararası güvenlik stratejileri geliştirebilirler.

Küresel dünyada ortaya çıkan tehditlere karşı devletlerin izlediği ulusal ve ya uluslararası stratejiler de devletin bulunduğu jeopolitik konuma ve sahip olduğu güce göre değişebilir. Türkiye ile Yunanistan’ın Ege’deki Kıta sahanlığı sorunu ve Kıbrıs sorunu konularında takındıkları tavrın farklı olması nedeniyle izledikleri ulusal güvenlik politikaları farklı olmasına rağmen uluslararası alanda kendi güvenliklerini koruyabilmek için NATO şemsiyesi altında bir araya gelebilmişlerdir. Bunun dışında siyasal, sosyal ve ekonomik konularda da işbirliği yapabilmektedirler.

Uluslararası alanda devletlerin karşılaşabileceği tehditler sadece askeri güç ve kuvvet kullanımından kaynaklanmaz. Günümüzde bir devletin güvenliğine yönelik tehditler, askeri, politik, ekonomik ve teknolojik alanlarda olabilmektedir. Soğuk Savaşın sona ermesinden itibaren liberalleşen dünyada sorunların çözümü konusunda savaşlar biraz daha arka plana atılmıştır. Liberal demokrasiye sahip devletlerin sayısında meydana gelen artışlar Fukuyama’nın Tarihin Sonu ve Son İnsan Tezinde belirttiği üzere savaşların sayısında da düşüşü beraberinde getirmiştir. Ancak bu dönemden itibaren en önemli sorun kapitalist dünyadaki ekonomik rekabet ve çıkar çatışması olmuştur.

Zengin enerji kaynaklarına sahip olan bölgelerde yaşanan rekabet enerji güvenliğini de tehdit etmeye başlamıştır. Petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının olduğu bölgelerde büyük devletlerin arasında yaşanan rekabet ekonomik güvenliği de tehdit eder hale geldi. Özellikle ABD’nin uluslararası güvenlik stratejisinin temel taşlarından birisi de ekonomik güvenliktir. Amerika’yı dünyanın en önemli gücü haline getiren unsurlardan biri sahip olduğu ekonomik gücüdür. Amerika’nın ekonomik çıkarlarının uluslararası alanda zarar görmemesi onun için hayati konulardan bir tanesidir. Dünyanın diğer güçlerinin ekonomik alanda hızlı ilerlemesi ve ekonomik sahalarının genişlemesi Amerika’nın ekonomik güvenliğini tehdit eder hale geldi. Özellikle dünyadaki enerji havzalarının rakip devletlerin kontrolüne girmesi Amerika’nın çıkarlarına zarar verecektir.[1]

Amerika uluslararası alandaki ekonomik güvenliğini korumak için askeri ve siyasi gücünü de kullanmaktadır. Özellikle 21. yüzyılın yükselen gücü Çin’in dengelenmesi ve kontrol altında tutulması ABD için önemli bir sorundur. Sıcak Çin parasının ve Çin yatırımlarının dünya piyasasında rahat hareket etmesi Amerika’nın çıkarlarını tehdit edebilir. Bu yüzden Amerika, Çin’in Avrupa’daki ABD partnerleri ile işbirliği yapmasına ve etkili olduğu Avrupa pazarı ve Ortadoğu pazarı gibi yerlere girmesine sıcak bakmamaktadır. Aynı şekilde ABD ile Çin arasında Afrika pazarında ekonomik bir rekabet yaşanmaktadır.[2] Çin’in yükselen bir değer haline gelmesi Amerika’nın kendi ekonomik pazarının kontrolünü de zorlaştıracaktır. 21. yüzyılın ilk yarısında Çin ekonomisinin yükselmeye devam edeceği gerçeği, Amerika’nın ekonomi pazarını da tehdit etmektedir.

Dünyada güvenliğin dört temel dayanağı vardır. Bunlar sırasıyla siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik konularla ilgilidir. Devletlerin siyasi ve ekonomik güvenliğini tehdit eden en önemli unsur ise bölgesinde ve uluslararası alanda meydana gelen çatışmalar ve istikrarsızlıktır. Ortadoğu ve Afganistan’daki çatışmalar ve istikrarsızlık durumu bölgedeki diğer devletlerinde güvenliğini tehdit edebilmektedir. Terörizmin bölgesel ve uluslararası güvenliği de tehdit edebilecek bir boyuta ulaşması günümüzde devletlerin politikalarını da etkilemektedir. Afganistan, Irak, Yemen, Kafkasya ve Arap Devrimleri ile birlikte Suriye’de de ortaya çıkan El-Kaide ve benzeri gruplar uluslararası sistemi etkileyebilmektedir.

Bir bölgedeki istikrarsızlık ve çatışma durumu bölgedeki diğer aktörleri de etkilemektedir. Suriye ve Irak’ta meydana gelen iç çatışmalar ve istikrarsızlık bölgedeki en önemli aktörlerden biri olan Türkiye’nin de güvenliğini tehdit edebilmektedir. Türkiye bölgesinde meydana gelen çatışmaların karşısında güvenliğini sağlamak amacıyla ulusal ve uluslararası alanda bir takım yeni stratejiler geliştirebilmektedir. Türkiye ulusal güvenliğini korumak için Suriye’de yaşanan olaylar karşısında, Suriye ile arasındaki askeri angajman kurallarını değiştirmiş bunun yanı sıra uluslararası alanda müttefiki olduğu NATO’nun füze savunma sistemini sınıra yakın bölgelere yerleştirmiştir.

Steven Lobell’e göre uluslararası alanda bazı devletler kendilerini daha güvende hissedebilecekleri bir ortama ihtiyaç duyarlar. Lobell buna “güvenliğin ikincil yüzü” demektedir. Ona göre büyük devletler kendilerini daha güvende hissedebilmek için diğer devletlerle ve uluslararası düzene riayet eden aktör ve çıkar gruplarıyla ittifak kurmaya çalışır. Bir devletin diğer devletlerin dış politikalarını kendi çıkarı yönünde değiştirmeye çalışmasına ve ya yönlendirmesine ise “güvenliği birincil yüzü” der.[3]

Soğuk Savaş döneminde komünizm tehdidi karşısında Amerika ve Batılı ülkeler NATO askeri ittifakını oluşturarak kendi güvenliklerini sağlamaya çalışmaları “güvenliğin ikincil yüzü” ile açıklanabilirken, yine aynı dönemde iki kutuplu sistem içerisinde bazı devletlerin dış politikasına Amerika ve SSCB tarafından yapılan müdahaleler ise “güvenliğin birincil yüzü” ne örnek olarak gösterilebilir. Günümüzde de Ortadoğu’daki değişim sürecine ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda müdahale ettiği gözlemlenebilmektedir. Uluslararası alanda özellikle büyük devletler tarafından diğer devletlerin dış politikasına müdahale edildiği ve kendi politik ve ekonomik çıkarları yönünde diğer devletleri etkiledikleri görülmektedir.

Özellikle 21. yüzyılın hemen başında meydana gelen 11 Eylül saldırısı ve sonraki süreç ile birlikte güvenlik kavramı genişlemiştir. Silahlı çatışmalar ve savaşların dışında, terörizm, siber saldırılar, enerji sorunu, ekonomi, çevre ve sosyo-kültürel sorunlar, etnik çatışmalar, su sorunu vs… gibi sorunlar da güvenlik kavramına dâhil olmuştur.[4] Küreselleşmeyle birlikte bir ülkede meydana gelen ekonomik krizler, iç ve ya dış çatışmalar, terör olayları ve enerji sorunu ve buna benzer gelişmeler dünyanın geriye kalanını da tehdit edebilmektedir.

Bu problemler, bir ülke için ulusal güvenlik stratejilerinin yanı sıra uluslararası güvenlik stratejilerini de zorunlu hale getirmektedir. ABD, uluslararası alandaki çıkarlarını korumak için askeri, politik ve ekonomik faaliyetler yürütmektedir. Amerika’nın Afganistan’ı işgaline sebep olarak 11 Eylül saldırısının yanı sıra Hazar Bölgesindeki enerji koridorunu kontrol etme isteği gösterilmektedir. Aynı şekilde dünya petrolünün %20’sinin taşındığı Hürmüz Boğazı Batılı ülkeler ve Amerika için stratejik bir öneme sahiptir. Hürmüz Boğazı, stratejik önemi nedeniyle ABD ile İran arasında sık sık bir sorun haline gelebilmektedir.

Uluslararası Örgütler- İttifaklar ve Uluslararası Güvenlik

Devletler, içeriden veya dışarıdan gelen tehditleri minimize etmek amacıyla çeşitli güvenlik stratejileri izlemektedir. Bir devletin kendi güvenliğini sağlayabilmesi için askeri savunma sisteminin güçlü olması ve yeterli altyapıya sahip olması gerekir. Burada da devletin sahip olduğu ekonomi ve teknolojisini kendisi üretebilme kabiliyeti önemlidir. Devletler sahip oldukları ekonomik gücü, askeri ve siyasi gücüyle de destekleyerek güvenliğini en üst seviyede korumaya çalışır. Ancak savunma konusunda dışarıya bağımlı olan devletler, savaş dönemlerinde her an önemli bir tehditle karşı karşıya kalabilirler. Ancak ister savunma konusunda olsun ister diğer konularda olsun hiçbir devletin kendi kendine yeterli olamayacağı gerçeği göz önüne alınırsa ittifakların ve işbirliğinin kaçınılmaz olduğu kesindir. Hiçbir devlet kendi kendine yeterli olamadığı gibi kendi başına güvenliğin her boyutunu da sağlayamaz. Ulusal güvenlik stratejileri aşırı maliyetli olduğu için devletlerin genel tercihi uluslararası işbirliğine yönelmektir. Devletler, dış tehditlere karşı bir grup aktörle birlikte bölgesel ya da uluslararası ittifaklar kurarak güvenliklerini sağlamayı tercih ederler.[5]

Dolayısıyla bu tercih, devletlere çok daha etkili bir güvenlik politikası izleme imkanı da sunmaktadır. Bölgesel ya da uluslararası güvenlik politikalarının etkili ve yeterli olması ise ittifaka üye devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerine bağlıdır. NATO üyesi olan devletlerin oybirliği ile karar aldığı gerçeği göz önüne alındığında ittifakın pratikte etkili çalışması ve karar alması üye ülkelerin birbiriyle olan işbirliğine bağlıdır. İttifaka üye ülkelerin işbirliğinin zayıf olduğu durumlarda ise tıpkı Maoist Çin’in komünist SSCB’nin gölgesinde kalmaktan kurtulma isteği sonucunda aralarındaki işbirliğinin bozulmasına benzer şekilde ittifakı zayıflatan sonuçlar doğurabilmektedir.

Küreselleşen dünyada uluslararası ilişkilerde işbirliğini artırmak ve uluslararası güvenliği sağlamak amacıyla çok sayıda bölgesel ve ya uluslararası örgüt kurulmuştur. BM, NATO, AB, ASEAN, AGİT, IMF, WB, OECD, Arap Birliği, Afrika Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi çok sayıda bölgesel ve uluslararası örgüt uluslararası işbirliğini artırmak ve uluslararası sorunları çözmek için kurulmuştur. NATO, bölgesel ve uluslararası güvenliğin sağlanması konusunda önemli bir rol üstlenmektedir. Aynı şekilde AGİT, uluslararası güvenliğe içselleştirici ve işbirliğine dayalı bir anlayışla hareket etmektedir.[6] ASEAN, Vietnam Savaşı döneminde komünizmi dünya için bir tehdit olarak gören ve Asya’da komünizmin Vietnam’dan sonra domino etkisi yapacağını düşünen ABD Başkanı Eisenhower döneminde yayınlanan doktrin çerçevesinde Asya’daki işbirliğini ve güvenliği korumaya yönelik olarak kurulmuş olan önemli bir örgüttür.[7]

Uluslararası güvenlik stratejileri, küresel ve bölgesel tehditlere karşı önleyici bir unsurdur. Uluslararası güvenlik stratejileri işbirliği seçeneğini ön plana çıkarır. BM dünya barışının ve güvenliğinin korunması için önemli bir mekanizmadır. 20. Yüzyılın ikinci yarısına kadar devletler dışarıdan bir tehdide maruz kaldıklarında güvenliklerini korumak için savaş seçeneğine başvururlardı. Ancak diplomasinin ön planda olduğu günümüzde sorunların çözümü için diplomatik yollara başvurulmakta ve BM gibi uluslararası aktörlerin de devreye girmesi ile sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır.

Soğuk Savaş döneminde temel amacı komünizm tehdidine karşı Avrupa’nın güvenliğini sağlamak olan NATO, Soğuk Savaşın sonunda konsept değişikliğine giderek varlığını devam ettirmiştir. NATO’nun 1991, 1999 ve 2010 yıllarındaki konsept değişiklikleri ile NATO’nun görev tanımlaması ve görev alanı genişletilmiş ve sadece Avrupa’nın değil yeri geldiğinde uluslararası güvenliğin de korunmasına katkıda bulunması sağlanmıştır. 11 Eylül ile birlikte uluslararası güvenlik için en önemli tehdit unsurlarından biri haline gelen terörizme karşı NATO, BM, AGİT ve diğer uluslararası örgütler daha etkin ve önleyici stratejiler izlemektedir.

SONUÇ

Uluslararası güvenliğin korunması bir takım ittifak sistemleri oluşturmakla mümkün olabilir. Güvenlik kompleksinin kurumsallaştığı dünyada birçok ittifak sistemi kurulmuştur. Uluslararası alanda yapılan işbirliği uluslararası güvenliği sağlamak adına önemli katkılar sunar. Ancak uluslararası güvenliğin korunması konusunda istenilen sonuca ulaşılması için devletlerin güvenlik stratejileri geliştirirken rekabetten ziyade işbirliğini ön plana çıkarmaları gerekir. Bunun için öncelikle Avusturya eski Dışişleri Bakanı Gareth Evans’ın Avrupa güvenliği konusunda sunduğu şartların uluslararası güvenlik içinde bir ilke haline getirilmesi gerekir. Uluslararası güvenliğin korunması için, zıtlaşmak ve cepheleşmekten ziyade dayanışmaya, caydırıcılıktan ziyade teminat sağlamaya, gizlilikten ziyade açıklık ve şeffaflığa, yanlışları düzeltmekten ziyade önleyiciliğe, tek taraflılıktan ziyade karşılıklı bağımlılığa önem verilmelidir.[8]

Uluslararası güvenlik ancak bu prensipler çerçevesinde kurulan mekanizmaların yardımıyla korunabilir. Uluslararası alanda huzurun ve barışın korunması için devletler silahlanmaktan çok ortaklığa yönelmedikçe kapımızın önünde duran dost değil düşman olacaktır. Düşmanlık ve savaş ise tüm ulusların ödemek zorunda kalacağı bir ağır bir maliyete neden olacaktır.

  Mesut ÖZCAN

  Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğrencisi

KAYNAKÇA:

  1.  Brzezinski, Z. (2010), Büyük Satranç Tahtası/Amerika’nın Küresel Üstünlüğü ve Bunun Jeostratejik Gereklilikleri,(çev. Yelda Türedi), İstanbul: İnkılap Kitapevi, b.s
  2.  http://www.tasep.org/default.asp?s=yd&id=251#.Uo_n1MTwm8c
  3. Lobell, Steven E. (2007), “The Second Face Of Security”, İnternational Relations of The Asia-Pasific, Cilt 7, s. 76-77
  4. http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1032:uluslararas-guevenlik-yaklamlarndaki-deiim&catid=122:analizler-guvenlik&Itemid=147
  5. Ömer Göksel, İşyar, Kış 2008, Günümüzde Uluslararası Güvenlik Stratejileri: Kavramsal Çerçeve ve Uygulama, Cilt 2, Sayı 3, s. 4-5
  6.  A.g.e, s.4
  7.  Gürbüz, M. Vedat , (2011) Vietnam Savaşı, İstanbul: Yitik Hazine Yayınları, s. 71-73
  8. Keith Scott, Gareth Evans, (1999), Allen & Unwin , ST Leonards, s.304-305

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.