Dayton Barış Sürecinden Son Gelişmelere: Bosna – Hersek

0
197

Yugoslavya’da taraflar arasında savaşın başladığı 1991 yılından itibaren Cutileiro, Vance-Owen ve Owen-Stoltenberg gibi barış planları konuşulup tartışılmış, fakat, gerek Birleşmiş Milletler gerekse Avrupa Topluluğu tarafından gündeme getirilen bu önerilerden hiçbiri çözüm arayışında faydalı bir sonuç doğuramamıştır. Üstelik tüm bu planlar, ülkeyi etnik temellerde böldüğü görüşüyle eleştirilmiştir. Sırplar, Bosna’da; Avrupa Kıtası’nın göbeğinde ve Batı Uygarlığını temsil eden uluslararası güçlerinin gözleri önünde sistematik bir soykırım gerçekleştirmişlerdir. Benzersiz bir diplomatik çabayla, yoğun insan yardımıyla, Boşnakların yanında yer alan Türkiye’de dahil olmak üzere hiçbir ülke yada uluslararası örgüt Bosna-Hersek Sorunu’nun, bu vahşetin durdurulması, çözüme ulaştırılması konusunda katkıda bulunamamışdır. Sonuçta NATO’nun Sırp mevzilerini hedef alan ve birkaç gün süren esaslı müdahalesi sonunda savaş durdurulmuş ve Dayton Barış Antlaşması taraflara empoze edilmiştir.

Uluslararası Toplumun Anlaşma Sürecindeki Rolü

14 Aralık 1995’te Amerika’nın da devreye girmesiyle Paris’te imzalanan antlaşma; adaleti ve barışı sağlama, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın ve tüm dünyanın gördüğü en büyük vahşeti durdurma ve sona erdirme fırsatı olarak görülmüştür. Dayton Barış Antlaşması ile Bosna-Hersek, komşuları tarafından hakimiyeti tanınmış tek bir devlet olarak ikamet ettirilecektir. Taraflar, devlet başkanlığı, iki meclisli parlamento ve anayasa mahkemesinin de dahil olduğu federal kurumlar kuracak olan Bosna-Hersek anayasası üzerinde de fikir birliğine varmışlardır. Dayton Barış Antlaşması öncülüğünde yaşanan tüm olayların tarihsel süreci ele alındığında Bosna-Hersek, uluslararası toplumun bir bölge üzerinde üstlendiği rolleri tanımlaması açısından önemli bir örnek ve benzer durumlarda göze alınması gereken ciddi bir tecrübe niteliğindedir. Dayton Barış Antlaşması’ndan sonraki ana hedefi yönetim reformları ve çok halklı bir Bosna-Hersek devleti yaratmak olan uluslararası toplum, bu hedef doğrultusunda Bosna-Hersek’teki bütün etnik grupların çıkarlarını korumayı planlamıştır. Böylece yeni Bosna-Hersek Devleti, merkezi olmayan bir idari yapı üzerine kurularak, iki oluşturucu birimle tamamlanmıştır. Bunlar Republika Srpska adlı Sırp oluşturucu devleti ve Bosna-Hersek federasyonudur. Republika Srpska merkezi bir idareye sahipken, Bosna-Hersek federasyonu ara bir hükümet, 10 kanton ve 81 belediyeden oluşan hem çok gevşek hem de karmaşık bir yapıya sahiptir. Dayton Barış Antlaşması’na eleştiri sebebi olan ana noktada budur. Devlet tipinin ne olduğu kararlaştırılıp, belirtilmemesine rağmen, Bosna-Hersek içinde bir “cumhuriyet” bir de “federasyon” oluşturulmasıdır. Oluşturulan bu yapıda Republika Srpska’nın tanınması, güç kullanımıyla siyasi kazançlar elde etmenin meşrulaştırılması olarak da yorumlanmaktadır. Şuanda Bosna-Hersek’in en büyük sorunlarından biri ise Boşnakların merkezi hükümeti güçlendirme gayretine karşılık, Sırpların gevşek bir federasyonla devam etme kararlılığıdır. Dayton Barış Antlaşması’nın ardından milliyetçi politikacıların bu iki birimi uzlaştırmak adına başarısızlığı ve yerel yöneticilerin ortak bir düşüncede buluşamaması müdahale gereksinimini doğurmuştur. Bu sürecin sonucu olarak da ülkenin kurumlarının hemen hemen hepsi uluslararası örgütlerin yetkisine bırakılmıştır. Böylelikle Uluslararası toplumun somut ve kurumsal bir yapısı olarak; Barış Uygulama Konseyi ve Yüksek Temsilcilik Ofisi, ulusal siyasete dahil olmuşlardır.

Dayton Barış Antlaşması’nın Eleştirel Kısımları

Dayton Barış Antlaşması’na imza atan taraflardan biri olarak Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Alija Izzetbegoviç’in Dayton hakkında “İçime sinmedi ama başka çaremiz yoktu.” sözü antlaşmanın adil bir karardan ne kadarda uzak olduğunu göstermektedir. Nitekim nüfusunun çoğunu Boşnakların oluşturduğu, topraklarında Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan etmesine rağmen, Sırpların katliamlarını gerçekleştirdiği Srebrenica’nında bulunduğu Doğu Bosna Sırplara verilmiştir. Ayrıca ülke topraklarının %51’inin Bosna-Hersek’e verilmesi ve ülkenin %39’unu oluşturan Sırplara %49luk toprak verilmesi, Sırpların yaptıkları katliamları ödüllenmekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla bu adaletsiz antlaşma, BM’in başarısızlığını bir kez daha göstermektedir. Dayton Barış Antlaşmasının esas bölümleri, savaşı sona erdirmekten çok çeşitli uluslararası örgütlerin üstlendikleri çeşitli misyonlarla Bosna-Hersek’i yeniden nasıl inşa edeceklerini içermektedir.

Dayton Barış Antlaşması’nın Uygulanma Süreci ve Güvenlik Reformları

Güvenlik reformlarına incelemek gerektiğinde ise ilk olarak antlaşmanın uygulanması amacıyla NATO’nun bölgede oluşturduğu askeri güce değinmek gerekir. Antlaşmanın imzalandığı tarihlerde NATO Uygulama Gücü (IFOR) adı altında 60.000 civarında askerden oluşan bir güç görevlendirilmişti. Eylül 1996’da Bosna’da seçimlerin yapılmasıyla IFOR görevini tamamlamış ve NATO Dışişleri ve Savunma Bakanları, azaltılmış bir askeri varlığın, Bosna’da barışın devamı için istikrarın sağlanabilmesinde gerekli olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır. Böylece, NATO’nun bir İstikrar Gücü (SFOR) oluşturması konusunda anlaşmaya varılmış ve SFOR’a IFOR’un resmi halefi olarak ve BM Anayasası Bölüm VII uyarınca Barış Anlaşması’nın askeri boyutlarını uygulama yetkisi verilmiştir.

Dayton Antlaşması’na göre NATO askerlerinin normal yükümlülükleri içinde savaş suçlularını aramak ve yakalamak yoktur. NATO askerleri ancak onlarla iletişime geçildiğinde, savaş suçlularını göz altına alma ve Lahey’deki mahkemeye gönderme yetkisine sahiptiler. Bundan dolayı da, Srebrenica’da BM’in ilan ettiği güvenli bölgede, yaklaşık 8000 Boşnak’ın öldürülmesi emrini veren Sırp lider Radovan Karadziç ancak geçtiğimiz yıl yakalanmış, General Ratko Mladiiç ise henüz yakalanamamış ve yakalanması ancak Sırbistan’ın yetkisi ile gerçekleşecek hale gelmiştir. Bosna-Hersek’te işlenen inanılmaz savaş ve insanlık suçları göz önüne alındığında uzlaşma sağlanması ve bütün bir toplumun değil sadece suçluların yargılanması için savaş suçlularının cezalandırılması gereklidir. Fakat bir tarafın savaş suçlusu olarak algıladıkları kişilerin diğer taraf açısından kahraman olarak nitelendirilmesi konuyu hassaslaştıran bir noktadır.

Dayton Barış Antlaşması ile birlikte güvenlik reformlarının bir diğer inceleme alanı da polis ve yargı organlarıdır. Bosna-Hersek’teki polis güçleri BM’in Uluslararası Polis Gücü tarafından gözetlenip eğitilmiş, etnik temelde ayrımcılık yapmadan uluslararası standartlara uygun çalışabilmeleri için desteklenmiştir. Yine de BM’in Uluslararası Polis Gücü 2002 yılında ülkeden ayrılırken yerel polis gücüne güvenilememiş ve AB Polis Misyonu görevini devralmıştır. Uluslararası toplumun çabaları Bosna-Hersek polisini geliştirmekte başarılı olmasına rağmen, polis birimler arasında bölünerek işbirliğinden uzak bir halde görev yapmaktadır. Güvenlik reformlarının bir diğer unsuru olarak hukuka saygı ve yargının bağımsızlığı ise Bosna-Hersek’te zayıftır. Burada güçlü bir hukuk devleti yerine yozlaşmış ve adaletsiz mahkemeler, tutarsız hukuksal uygulamalar, etnik temelde muamele ve bölünmüş bir hukuksal alan vardır.

Çatışma Sonrası Seçimler

Çatışmanın ardından seçimler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK)’nın gözetimi altında 1996 yılından 2000 yılına kadar başarıyla düzenlenmesine karşı Bosna-Hersek’te gücünü etnik sorunların devamından alan milliyetçi partilerin başa geçmesini engelleyememiştir. Uluslararası toplumun uzlaşmacı partilere verdiği açık destek de bu partileri durduramamıştır. Bu durum, uluslararası standartlara uygun demokratik seçimlerle çok etnikli bir devletin oluşturulamayacağını ve bunun ne kadar mantıklı bir barış yolu olduğu sorusunu gündeme getirmiştir.

Bosna – Hersek’te İnsan Haklarının Gerekliliği ve Mülteciler

Bosna-Hersek’te insan haklarının geliştirilmesi barış sürecinin en önemli unsurlarından biri olmasına rağmen bu hakların korunmasında belirlenen standartlar uygulama aşamasında sıkıntı oluşturmaktadır. Bosna-Hersek’te mültecilerin ve yer değiştirmiş kişilerin evlerine geri dönmesi de, bölgenin özel durumundan dolayı önem arz eden bir hususdur. Bosna-Hersek’te kayıp ve yaralıların 425.000’in üzerinde olmasının yanında 1.150.000 de mülteci vardır. Ayrıca Bosna-Hersek’te yapılan etnik temizliğin sonuçlarını değiştirmek için mültecilerin evlerine geri dönmesi, Dayton Antlaşması’nın da ana hedefidir. Savaş sonrası yıllarda geri dönüş sağlanamazken, 2001 yılından itibaren mültecilerin evlerine dönüşünde artış görünmektedir. Mültecilerin evlerine dönme konusundaki sıkıntılarının güvenlik, iş imkanları, bürokratik zorluklar ve çocukların eğitimi olduğu belirlenmiştir.

Bosna – Hersek’te Sivil Toplum Kavramının Yeri

Sivil toplumun geliştirilmesi, Bosna-Hersek’te dikkate alınması gereken bir unsurdur. Güçlü bir sivil toplumun ve çok sayıda hükümet dışı örgütün varlığının Bosna-Hersek’te farklılıkların barındırılmasında katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Fakat uluslararası toplumun sağladığı maddi destek ve teşvike rağmen Bosna-Hersek’te sivil toplum zayıf olup halkın katılımını sağlayamamaktadır. Bu yüzden, Bosna-Hersek’teki sivil toplum örgütleri, etnik gruplar arasında barış ve uzlaşma sağlanması için aktif olarak çalışan birkaç kişinin katılımıyla oluşmakta, beklenilen etkiyi yaratamamaktadır. Sivil toplum Bosna-Hersek’te halkın katılımından uzak, uluslararası toplumun mali desteğine bağımlı ve sadece bazı entelektüellerin ve barış gönüllülerinin desteklediği bir çaba olarak kalmaktadır.

Öngörülen Çözümler

Bosna-Hersek’in içinde bulunduğu karmaşık düzenden kurtulması ve “başarısız devlet” sıfatından sıyrılıp, işlevsel bir ülke haline gelebilmesi, yeni bir anayasa düzeni gerekli kılmaktadır. Fakat bu konuda taraflar fikir ayrılığına düşmekte, Boşnak ve Hırvat siyasetçiler köklü değişiklikler talep ederken Sırplar etnik temelde oylamaların yapılmasını istemektedirler. Boşnak ve Hırvat siyasetçiler böyle bir etnik oylamanın varlığını kabul etmemekte, tüm bunların ötesinde tamamen yeni, etnik bölünmüşlüğe dayanmayan bir sistemin gereğini savunmaktadırlar. Avrupa Parlamentosu, Barış İcra Konseyi gibi uluslararası kurumların da dile getirdiği Bosna-Hersek’in karmaşık anayasal yapısı, bölgenin ciddi bir krizin içinde olduğunun apaçık bir göstergesidir. Bölgede etkin bir yaptırım gücü olmasına karşın AB, “yeni anayasal düzen” sürecinde aktif bir rol üstlenmemekte ve bu durum Bosna-Hersek’in varolan düzeninde yapısal sorunların devamını getirmektedir.

Son Gelişmeler

Bosna-Hersek ve genel olarak Balkanlar son dönemde AB Komisyonu’nda genişleme hususunda gündeme sıkça getirilen bölgelerden biri olmuştur. AB Komisyonu’nun 14 Ekim 2009’da açıkladığı ilerleme raporunda, Bosna-Hersek’te yüksek temsilciliğin kaldırılması ve siyasi yapının tamamen reforma edilmesinin gerekli olduğuna değinilmiştir. Fakat AB’nin Bosna-Hersek’te uyguladığı politikalara bakıldığında; karmaşayı daha da körükleyen, iç istikrarsızlığa yol açıcı tutumlar göze çarpmaktadır. Örneğin; 1 Ocak 2010’da uygulanması hedeflenen, Kosova, Arnavutluk ve Bosna’da yaşayan Müslümanlar dışında Sırplara ve Hırvatlara verilecek olan vize ve serbest dolaşım hakkı, barış sürecine ayrımcılık politikasıyla damga vurmak olarak yorumlanabilir. Kaldı ki bir savaş suçlusu olarak henüz yakalanamayan Ratko Mladiç AB içinde serbestçe dolaşabilecek hakka sahipken katliamın kurbanları vizeye gereksinim duyacaklardır. Çözüm adı altında yaşanan bu süreç, etnik kökenler arasında oluşturulan ve çeşitli haklarla desteklenen farklılaştırma, süreci kilitlemekten öteye gidememektedir.

 

İLKNUR YANTUNA

Uluslararası İlişkiler 2.Sınıf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.