Denklemlerin Savaşı

0
69

Eski bir siyasetçi şöyle diyordu: “Ortadoğu’da her gün yeni bir düzen kurulur.” Bir başka siyasetçi ise: “Ortadoğu’da 999 taş vardır. Birisini çekerseniz diğerlerini de yerinden oynatmış olursunuz.” diye ifade etmişti. Zaman ve mekân bu söylemlerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Aslında bütün bunlar, çok bilinmeyenli denklemler gibidir. Kimi zaman bir sorunun çözülememesinin onlarca nedeni olabilir. Algılamak için denklemin diğer parçalarına da bakmak gerekir. Gelin denklemin birkaç parçasına bakalım:

İRAN

Nüfus: 72 milyon 200 bin (BM, 2008)

Başkent: Tahran

Yüzölçümü: 1,65 milyon km²

En yaygın dil: Farsça

En yaygın din: İslam

Para birimi: İran riyali

Başlıca ihraç ürünleri: Petrol ve petrol ürünleri, halıcılık, tarım ürünleri

Binlerce yıllık devlet geleneğine sahip olan İran, küresel baskılar altında ezilmekte, Rusya ve Çin gibi ülkelerin desteği ile çıkış noktası bulmaktadır. Ortadoğu’daki Sünni kesim tarafından pek tasvip edilmemekte, hatta başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere birçok ülke tarafından psikolojik baskı uygulanmaktadır. Bunun göstergesi de Körfez’de İran’a karşı başlatılan silahlanma yarışı.

İran’ın nüfuz alanı oluşturacağı endişesi ile Gazze’deki Hamas yönetimine, Arap coğrafyasından daha az destek gitmektedir. Abbas önderliğindeki El-Fetih yönetimi ise hem Batı’dan hem de Ortadoğu’dan daha çok destek görmektedir. İsrail yönetimi dahi Abbas’ı esas almaktadır.

İran; Amerika, Batı ve İsrail’in tehditlerine karşı aynı şiddetle cevap vermekte, NATO’nun şemsiyesi altında konuşlandırılan füze kalkanlarını kendine tehdit olarak görmekte, bu da ülkedeki şahin kanadın daha fazla tehditler savurmasına neden olmaktadır.

İsrail ile ebedi düşman pozisyonunu korumakta, bu yaklaşım da özellikle Ortadoğu’da göreceli olarak bir sempati yaratmaktadır. Nitekim gelinen son süreçte yaşanan olaylar bu sempatiyi azaltmıştır.

İran, Ortadoğu’da tehdit alanı oluşturmaktadır. Elinde kullanabileceği en büyük silahlar; mezhep ve HAMAS. Bu yönüyle ele alırsak çıkacak bir kargaşanın sonuçlarını kestirmek pek de kolay olmayacaktır.

SURİYE

Ülke adı: Suriye Arap Cumhuriyeti

Başkent: Şam

Konum: Orta Doğu, Akdeniz kıyısında, Lübnan ile Türkiye arasında

Nüfus: 20.178.485 (Temmuz 2009 verileri)

Yüzölçümü: 185,180 km²

Sınırları toplam: 2,253 km

Sınır komşuları: Irak 605 km, İsrail 76 km, Ürdün 375 km, Lübnan 375 km, Türkiye 822 km

Sahil şeridi: 193 km

Türkiye ile olan iyi ilişkileri, Arap Baharı’nın kendisine uğramasından sonra her geçen gün daha da kötüye gitmeye başladı. Uluslararası arenada güvenirliliğini ve inancını kaybetme sürecine girdi. En büyük destekçileri olarak da Rusya ve İran yardım etmektedir. Beşar Esad bu yardımların da bir sınırı olduğunu bilmektedir.

TÜRKİYE

Ülke adı: Türkiye Cumhuriyeti

Yönetim şekli: Cumhuriyet

Yüzölçümü: 783.562 km²

Nüfus: 74.724.269

GSYİH (SAGP) 2011: 1.189 trilyon $

Büyüyen ekonomisi, genç nüfusu ve eğitim sistemi ile bölgesinde önemli bir güçtür. Dünyadaki değişimler Türkiye’yi de etkilemektedir. Özellikle Arap Baharı ülkenin Ortadoğu’ya açılım sürecine balta vurmuştur. Amerika’nın, İran’a yönelik izolasyonu, İran’ın en çok ticaret yaptığı ülkelerden birsi olan Türkiye’yi de etkilemiştir. Nitekim Türkiye, Ortadoğu’nun demokrasi beşiği olarak algılanmaktadır.

BM ve NATO gibi oluşumların, kararlarını uygulaması yönündeki tavrı, Ortadoğu’da algı bulanıklığına neden olmaktadır.

AMERİKA

Ülkenin adı: Amerika Birleşik Devletleri

GSYİH: Satın alma gücü paritesi – 12.31 trilyon $ (2005 verileri)

GSYİH – Reel büyüme: %3,2 (2005 verileri)

Yüzölçümü: 9.631.420 km²

Yönetim biçimi: Federal Cumhuriyet

Başkent: Washington DC

Nüfus: 298.444.215 (Temmuz 2006 verileri)

Dünyanın en büyük ekonomisi, gelişmiş AR-GE ağı ve eğitimli insanları ile dünyanın süper gücüdür. 2008 Ekonomik Krizi, Afganistan, Irak savaşları ve Ortadoğu’daki yeni düzen Amerika’yı yıpratmıştır. Özellikle 2008 Krizi ve bunun neticesinde dünya ekonomik sisteminin yeniden şekillenmeye başlaması. Buna bağlı olarak; G-20’nin kurulması, güç dengelerinin Batı’dan Asya’ya doğru kayması, yeni güç odaklarının oluşması, yeni enerji koridorlarının kurulması, Çin’in önlenemez büyümesi, Amerika’nın askeri yapısında küçülmeye gitmesi, Amerika’nın otoritesinin ve gücünün sorgulanmasına neden olmuştur.

Enerji kaynaklarına uzaklığı ve Rusya’nın bu kaynaklar üzerindeki hakimiyeti 21. Yüzyıl’da Amerika’yı Ortadoğu’dan Asya’ya doğru yöneltmiştir. Nitekim tek başına güç gösterisinde bulunamayacağı gerçeği müttefikleri ile -yani NATO ile- birlikte hareket etme gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

RUSYA

Ülke adı: Rusya Federasyonu

Başkenti: Moskova (11milyon)

Yüzölçümü: 17.075.200 km²

Nüfus: 143.400.000 (2005)

Ortalama Ömür: Erkek 59 – kadın 72

Nüfus Oranı: %44,5 Erkek, %55,5 Kadın

Okuma-Yazma Oranı: %99,6

Para Birimi: Ruble

Dış Ticaret Hacmi: 192 Milyar $

Rusya, Putin’in iktidara gelmesinden sonra birçok değişim geçirmiş özellikle ekonomik olarak güçlenmiştir. Ortadoğu değişim sürecinden geçerken Rusya da Asya’dan sonra bu bölgede varlık savaşı göstermektedir. Özellikle Suriye’ye ve İran’a verdiği desteği, bu yaklaşıma örnek olarak gösterebiliriz.

Amerika’nın, Rusya’yı çevreleyecek şekilde NATO kalkanı kurması, Rusya’nın da harekete geçmesine neden olmuştur.

Rusya’da sokakların Putin ve Medvedev karşıtı gösterilerle çalkalanmaya başlaması iç huzursuzluğun artmasına neden olmakta ve Rusya, bunların sorumlusu olarak Amerika’yı göstermektedir.

Ortadoğu ve Asya’da gerilen ipler dengeleri de sarsmaktadır. Nitekim denklemleri düşündüğümüzde, önümüzdeki süreçte Asya’yı da pek parlak günler beklemediğini söyleyebiliriz. Özellikle Avrupa’daki ekonomik kriz ve bunun küresel bir krize dönüşme endişesi, buna karşın Asya’nın ekonomik cazibesi bu bölgede kartların yeniden dağıtılmasına neden olabilir.

ÇİN

Resmi adı: Çin Halk Cumhuriyeti

Nüfusu: 1 Milyar 300 Milyon(BM 2005)

Başkent: Pekin

Ortalama Ömür: Erkek 70, Kadın 73(BM)

Para Birimi: Yuan

Yüzölçümü: 9,6 Milyon km²

Amerika’dan sonra ikinci büyük ekonomiye sahip olması, dünyadaki ekonomik dengeleri değiştirecek yapıda olması, enerji kaynaklarına yakınlığı Çin’i önemli kılmaktadır.

Çin’in ekonomik olarak güçlenmeye başlaması bölgesindeki dengeleri de köklü bir şekilde deştirmeye başlamıştır.

Önümüzdeki süreçte Rusya ile birlikte Amerika’yı karşısına alacağı birçok nokta olacaktır. Bunun en önemlilerinden bir tanesi de Asya’daki enerji kaynakları ve bu kaynaklara gelecekte kimin hâkim olacağıdır.

İSRAİL

Yönetim biçimi: Parlamenter Demokrasi

Nüfusu: 7.465.000(2009 tahmini)

Dil: İbranice, Arapça, İngilizce

İdari Yapı: 6 bölgeden oluşur. Merkez, Haifa, Kudüs, Kuzey, Güney, Tel Aviv

Nüfus: 7.282.000 (İsrail Merkezi İstatistik Bürosu, Mayıs 2008 tahmini)

Nüfus artış hızı: % 1.671 (2009 tahmini rakamı)

Etnik Yapı: Yahudiler %76,4, Araplar ve Yahudi olmayanlar %,23,6

Din: Musevi %76, Müslüman %16

Eğitim: İsrail’de 8 Üniversite ve 65 yüksekokul bulunmaktadır.

Ekonomi: İsrail ekonomisi; ihracata dayalı büyüme, yüksek teknoloji endüstrilerinin hızlı gelişimi, girişimcilik kültürü, ticarete uygun iklim, yatırım ve Ar-Ge kültürü olarak sıralanmaktadır.

Bir İsrail askerinin Filistinliler tarafından kaçırılması üzerine 25 Haziran 2006 tarihinde İsrail Gazze şeridine saldırı başlatmıştır. İsrail, Lübnan sınırında iki İsrail askerinin Hizbullah tarafından kaçırılması üzerine, bu kez de 12 Temmuz 2007’de Lübnan’a girmiş ve İkinci Lübnan Savaşı başlamıştır.

İsrailli askerlerin kurtarılamamış olması, ülkede siyasi çalkantılara neden olmuştur. Genel Kurmay Başkanı görevinden istifa etmiştir. Savaştan yaklaşık 1 yıl sonra yapılan İşçi Partisi Kongresi’nde Savunma Bakanı Peretz, Parti Genel Başkanlığını kaybetmiştir.

Bu savaşın siyasi boyutundan çok psikolojik boyutu ön plana çıkmıştır. Bu savaşla İsrail yenilebileceğini görmüştür. Üstelik karşısındaki bir devlet değildi. Onunla savaşan Hamas’tı.

İsrail, bölgesinde çok önemli bir oyuncudur. Kendine has kuralları vardır. Son yaşanan Arap Baharı’ndan zararlı çıkmış olmasına rağmen İsrail’in soğuk savaş dönemindeki gibi yönetilmesi hiç şüphesiz ki İsrail halkına, özellikle ekonomik olarak zarar vermektedir.

İran ile yaşadığı sürtüşme hiç şüphesiz ki çok önemlidir. İsrail’den çıkan her savaş söylemi, İsrail’e karşı başta Ortadoğu olmak üzere dünya halkları arasında nefret uyandırmaktadır.

SUUDİ ARABİSTAN

Resmi Adı: Suudi Arabistan Krallığı

Başkenti: Riyad

Yönetim Biçimi: Monarşi

Para Birimi: Suudi Arabistan Riyali

Para Birimi Paritesi: 1 USD = 3.75 Riyal (Mart 2001)

Yüzölçümü: 2.150.000 km²

Nüfusu: 23,000.000 (2000 Tahmini). Nüfusun % 77,5’i şehirlerde yaşamaktadır.

Nüfus Artış Hızı: % 3,9

Ortadoğu petrollerinin önemli bir kısmı Suudi Arabistan’da çıkmaktadır. Arabistan, Sünni Arap halklarının başını çekmektedir. İran ile çekişme halindedir.

Nitekim baskıcı demokrasi anlayışı, Arap Baharı ve yolsuzlukların devletin her kademesinde oluşu, ağır bürokrasi gibi birçok faktör Suudi Arabistan’ı da gelecekte çok parlak günler beklemediğini göstermektedir.

NOKTALARI BİRLEŞTİRMEK

Noktaları düşündüğümüzde geleceğin pek de aydınlık olmadığını görürüz. Özellikle Ortadoğu ve Asya sancılı bir çekişmeye sahne olabilir. Daha geniş bir pencereden bakarsak; aslında Dünya patlamaya hazır bir bomba gibi. Sorun şu ki, pimi kimin çekeceği: Türkiye mi, İran mı, Amerika mı, Rusya mı, Çin mi yoksa İsrail mi?

İsrail pimi çekecek gibi görünmekle birlikte tek başına bir şey yapamayacağını çok iyi bilmektedir. Nitekim süreci geniş bir coğrafyaya ve zamana yaymak isteyebilir.

Çin ve Rusya birçok noktadan ortak hareket etmektedir. Aslında şartlar da bunu dayatmaktadır. Çin, Ortadoğu’yu pek iyi bilmediği izlenimi vermektedir. Buna karşın bu bölgede önümüzde ki süreçte daha fazla varlık gösterecektir. Bu da ipleri daha fazla gerebilir. Nitekim Çin’in Ortadoğu’daki sorunlardan çok Asya’daki sorunlar eyleme geçmesine neden olabilir. Kısa vadede Asya’da büyük çaplı bir sorun tarafların işine gelmeyecek gibi durmaktadır. Rusya, Amerika’nın tehdit algısını daha çok hissetmekle birlikte henüz patlama noktasında değildir.

İran, Arap Baharı ile birlikte tehdit algısını üst seviyeye çıkardı. Özellikle Suriye’nin durumu, füze kalkanı projesi, Körfez’deki Amerikan Donanması, İsrail’in çıkışları, Sünni-Şii çatışmasına doğru gidilmesi, Körfez’deki Arapların İran’a karşı başlattığı silahlanma yarışı İran’ı bölgesinde yalnızlaştırmaktadır. Nitekim bütün bu yaşananlar tarihsel süreç içerisinde değerlendirdiğimizde İran’ı patlama noktasına henüz getirmemiştir.

Suudi Arabistan’da İran’a yönelik oluşan tehdit algısı, hat seviyeye çıkmıştır. Bunu eylemlerden görmek mümkündür.

Hepsi bir yana bu bölgede bir çatışma çıkarsa, öngörülemez sonuçlar doğurabilir. Günümüzün silah ve teknolojisini de düşündüğümüzde bu kaostan başka bir şey olmaz gibi görünüyor. Umarım alınan kararlarda taraflar itidalli davranırlar. Ve yine umarım ki insanlığın penceresinden bakabilme cesaretini gösterebilirler.

 

Remzi DURMUŞ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.