Dış Habercilik Üzerine

0
217

         

 

Merhaba Can Bey, uluslararası ilişkiler okuyan birçok öğrenci Türkiye’de dış haberciliğin nasıl işlediğini merak ediyor. Siz sosyoloji mezunusunuz ancak şu an yurt dışı muhabirliği yapıyorsunuz. Sizce kişinin okuduğu bölüm, örneğin gazetecilik veya uluslararası ilişkiler, dış habercinin niteliğini etkiler mi?

 

      Aslına bakarsanız üniversitede ne okunursa okunsun bu mesleğe bir yönden faydalı olabiliyor. Türkiye biraz  fırsatlar ülkesi. “Fırsatlar ülkesi” ironik bir söyleyiş aslında. Bitirdiğiniz bölümü yapmak zorunda değilsiniz. Türkiye’deki çoğu insan okulunu bitirmediği işlerle meşgul oluyor. İletişim fakültesi veya uluslararası ilişkiler daha başarılı olur diye bir şey söyleyemeyiz. Bu kişisel hevesle ilgili.

Peki, siz şu anki konumunuza hangi aşamalardan geçerek geldiniz?

Ben sosyoloji okudum üstüne kentsel bölge planlama masterı yaptım. Ama arada Ankara Uluslararası Film Festivali’nde belgesel koordinatörlüğü yaptım. Belgesel sektörüne Can Dündar’ın ofisinde başladım. ODTÜ’de biraz kısa film ve kısa belgesel üzerine çalıştım. Sektöre yavaş yavaş belgeselcilikten yaklaştım ama bu benim çabamla oldu tabii ki. Bir süre sonra da televizyonculuğun hemen yanı başında duran belgeselcilikten televizyon haberciliğine kaymak çok zor olmadı. Elbette ki uluslararası ilişkiler okumak, dış habercilik açısından insana iyi bir vizyon katar. Türkiye’de habercilik, gazetecilik yapabilmek için ağırlıklı olarak alanda deneyim kazanmak bitirdiğiniz fakülte kadar önemlidir. Yani herhangi bir fakültede iyi bir öğrencilik geçirmek, uluslararası ilişkiler de olabilir sosyoloji de olabilir, çok önemli bir artı katıyor ancak alan deneyimi, bu deneyimi elde edebilecek şansı yakalamak da çok, çok önemli. Bu biraz sizin çabanıza kalıyor biraz da dış haber için girdiğiniz kurumun bütçesine, dış habere ne kadar yer verdiğine, biraz da şansınıza kalıyor. Başladığınız dönemde bir ayaklanma olursa deneyim şansınız artıyor. Ben Arap isyanları dönemine denk geldim. 3 sene içinde arka arkaya 9 kez bölgeye gittim. Tunus, Suriye, Mısır… Böyle hareketli bir döneme denk gelmek benim için büyük bir avantajdı. Oralara gittikçe alanda kendinizi çok geliştiriyorsunuz. Zaten Ortadoğu bölgesi krizin bir türlü eksik olmadığı bir yer. Biraz önce bahsettiğim yerler artık düzenli olarak uğradığımız yerler haline geldi.

Siz sıkça sahaya inen bir muhabirsiniz. Bir dış habercinin nitelik kazanması için nelere ihtiyaç var sizce? Örneğin sahaya inenler için dil gerçekten bu kadar önemli mi? Ortadoğu’da çalışan bir dış haberci illa ki Arapça bilmek zorunda mı?

Zorunda değil ama olsa çok daha iyi olur. Elbette gittiğiniz zaman beraber çalışabileceğiniz çevirmenleriniz, rehberleriniz oluyor. Mümkün mertebe size iyi çeviri yapacak biriyle çalışmak istiyorsunuz, herhangi biriyle değil. Ama her an her yerde elinizin altında bir çevirmen olmayabiliyor. Çevirmeni bulurken zaman kaybedebiliyorsunuz, bu da sıkıntıya yol açıyor. Bir de olayları anlarken, gitmeden ve gittikten sonra olayların gidişatını görebilmeniz için birincil kaynaklara erişiminizi sağlaması açısından dil çok önemli. Arap coğrafyasındaki haberleri İngilizce veya Türkçe çevirilerinden okumak da bir perspektifdir ancak direk okumak çok büyük bir avantajdır. Dolayısıyla Arapça bilmeyişimi kendimde bir eksiklik olarak görüyorum ama açığımı ne zaman kapatabileceğimi bilmiyorum. Çok fazla İngilizce okuma yapmaya çalışıyorum, Arap kaynaklarından çevrilmiş, güvenli gördüğüm kaynaklar üzerinden okumalar, izlemeler yapmaya çalışıyorum ama bu elbette ki o coğrafyanın dilini bilip birincil kaynaktan yararlanmak kadar yararlı bir şey değil.

Türkiye’deki haber kanallarının yurtdışı ajanslarına abonelikleri var. Aslında çok fazla yurt dışı muhabirimiz bulunmuyor. Dış haberciliğe ayrılan sermaye dış kaynaklara ödeniyor, Türkiye’den sahaya gönderilen muhabirlere değil, Sizce hangisi daha doğru? Türkiye medyasının yaptığı gibi dünyaca ünlü ajanslara para ödeyip haberleri oradan sağlamak mı, yoksa bu parayla sahadan bilgi edinebilecek muhabirlerin yetiştirilmesi mi?

Fark yaratabilmek istiyorsanız sizin kendi haber anlayışınıza sahip muhabirlerinizi eğitmeniz gerekiyor. Yoksa Associated Press veya Reuters herkese aynı görüntüleri sağlıyor. Sadece dış habercilikte değil, iç habercilikte de ne kadar kendi muhabirinizle çalışırsanız o kadar özel, derinlemesine iş yapabilirsiniz. Onun dışında havuz haberlerine yöneldiğiniz zaman herkesle aynı işi yapmak durumundasınız. Şu da çok önemli olabiliyor; bazen size anlatılanlar, yani uluslararası ajansların süzgecinden geçenler, sizin muhabirinizin orada gördüğünden biraz farklı olabiliyor. Gerçek resmi görmek için aslında gerçekten güvendiğiniz, “evet bu benim muhabirimdir, bu kadın veya adam birikimlidir” dediğiniz bir ismin oraya gitmesi gerekebiliyor. Size daha farklı öyküler, ana akımdan daha farklı detaylar ve renk paletinin farklı renklerini de gösterebiliyor. Hem özel haber yakalamak hem farklı haber yakalamak hem de bazen gözden kaçan, ya da gözden kaçırılan, ayrıntıları verebilmek için muhabirler önemli. Ama neden olmuyor? Sadece dış habercilik değil Türkiye’de haber sektöründe, yurt haberlerinde de son yıllarda ne yazık ki daralma görüyoruz. Ağırlıklı olarak illerdeki muhabirler, yurtdışı bürolarında olduğu gibi işten çıkartılıyor ve ajans haberciliğine geçiliyor. O zaman da her anlamda bir tek sesliliğe bürünüyorsunuz ne yazık ki. Bu da sermaye gerekçe gösterilerek yapılıyor. “Haber para kazandırmıyor” denilerek yapılan bir şey. Sanırım bunda biraz da artık haberciliğin kıymetinin eskisi kadar olmaması rol oynuyor. Hem patronların gözünde, hem yönetenlerin gözünde haberciliğin eskisi kadar değeri yok. Çünkü sermaye ayrılmıyor. Bu ülkede “sermaye yok” diye bir şey yok. “Biz bu kadar da versek yetiyor, neden daha fazla verelim?” görüşü hâkim maalesef.

Yani kâr yoksa daha çok sermaye ayırmaya gerek yok anlayışı mı hâkim artık?

Hiçbir zaman bu kanallar kâr etmek için kurulmazdı. Zaten haberciliğin kâr amacı olmamalı.

Deneyimlerinizi bizimle paylaştığınız için tüm öğrenciler ve haberci adayları adına teşekkür ediyorum.

 

 

Bu Röportaj TUİÇ Akademi Editörü Ceren ÇETİNKAYA tarafından 11 Ağustos 2014 tarihinde yapılmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.