Ekonomik Krizin İnsanlık Boyutu

0
50

Yaşadığımız ekonomik kriz uzun süredir tartışılan iş ahlakının yitirilmesi kavramını yeniden güdeme getirmiştir. İş ahlakı kısacası iş ve çalışan amaçlarını birleşmesi sonucunda oluşan işe ve işletmeye sadakattir. Günümüz toplumlarında çıkarcılık ve faydacılık hakim olduğu için bireyinler ile işletme amaçları uyuşmamaktadır. Ekonomik sistemin getirdiği bireyselci yaklaşım ki bu ne olursa olsun sadece kendini düşünmeyle eşdeğerdir uzun vadede topluma büyük zararlar vermektedir. Geçmişte bilgi hazineleri olarak görülen yaşlı insanlarımız günümüzde ekonomik sisteme bir faydaları olmadıkları için huzur evlerine kapatılmaktadır. Verdiğimiz isimle alakası bile olmayan huzur onlarda bir çöküşün habercisi olmaktadır.

Çalıştığımız kuruma sağladığımız yararların derecesi bizim aldığımız ücret veya faydaya eşit olsun isteriz. Bizden biraz daha çalışmamızı isteseler onardan zam ister veya bahaneler uydururuz. Fakat bize hak etmediğimiz bir zam yapılsa veya yanlış bir maaş yatırılsa hiç sesimizi çıkarmayız. Sadece kendimizi, cebimize giren parayı, hayatımızı daha lüks hale getirmeyi, yandaşlarımızı arttırmayı düşündüğümüz için gözlerimiz başka bir şeyi görmez olur. Ne kadar sosyal işletmecilikten bahsedilse de bunun hayalden ibaret olduğu apaçık ortadadır. İnsani sitemlerde sorunlar olacağı için böyle romantik kavramlar dönüp dolaşıp gerçekleşmemeye mahkûmdur.

İşçilerin uzun vadede işletmeye sadakat göstermelerini beklemek Avrupa gibi ruhunu kaybetmiş topraklarda artık gereksizdir. Gelişmelerinde kullandıkları iyi bir sistem ve çıkarların birleştirilmesinden başka bir şey değildir. Onların kendilerine has üretim kültürlerin sağladığı gelişmişlik düzeyini kopyalama ile yapamayacağız ortadadır. Japon mucizesi olarak adlandırılan gelişim içeriğinde teknoloji ile Japon kültürünün sentezi sayesinde olmuştur.

Türkiye geçmişinden gelen fakat günümüzde yavaş yavaş unutulmaya başlanan değerleriyle teknolojiyi birleştirirse hedefine ulaşabilir. Bizim kültürümüzde çıkarcılık, bencillik, menfaatçilik ve faydacılık yoktur. Bizim kültürümüzde yardımlaşma, güven, fedakarlık özveri vb özellikler vardır. Fakat günümüzde bize yapılmaya çalışan kapitalist sisteminde özünde olan çıkar odaklı hayat kültürel hayatımızı süpürüp gitmektedir. İş hayatında eğer başta toplumun çıkarları sonra işletmenin çıkarları ile kendi çıkarlarımızı birleştirebilirsek başta oluşacak verimlilik sarmalı ile bizde gelişmiş olacağız. Fakat kısa dönemde çıkarcılık anlayışının bize yaptığı aynı zamanda topluma da yansımaktadır. Verimlilik başta kaynakların israfını önler, böylece fiyatlar düşer bu bize rekabet etme gücü verir. Daha fazla ihracat yaparak milli geliri yani kişi başına düşen geliri arttırır. Buda toplumun refahını arttırır. Gelişmekte böyle olmaz mı?

İşverenler başta işçilerden önce çalışanlarının memnuniyetini düşünmelidir. Memnun kalan çalışan yaptığı işin hakkını vererek yapacağı için böylece müşteri memnuniyeti otomatik olarak sağlanır. Kısa vade de kar peşinde düşenler haşlanmış kurbağaya dönmekten kurtulamazlar. Bizim başımıza bela olan fason üretim ve marka oluşturamama sorunlarından kurtulabiliriz.

Toplum olarak iş ahlakını kaybetmezsek ve uzun süreli toplumun çıkarlarına hizmet edersek krizin sebeplerini ortadan kaldırabiliriz. Unutmamalıyız ki bu kriz ilk başta tut-sat piyasasında ortaya çıktı ve ister devletler olsun ister diğer işletmeler olsun çalan sirenlere aldırmadan sorunu küçümsediler. Aynı zamanda liberal ekonomideyiz her koyun kendi bacağından asılır prensibi ile hareket ettikleri için asılan koyun onları da peşinde götürdü. Zaman verimlilik zamanıdır. Aynı zamanda iş ahlakına sahip olmanın topluma faydaları açıktır. İş ahlakı çalmayı, zarar vermeyi, kendini düşünmeyi değil güven, sadakat, yararlılık ve birlik çemberinde yer almaktadır.

{jcomments on} 

 

Hakan UZUN

Gazi Üniversitesi

İşletme Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.