Emperyalizm

0
615

Emperyalizm; Diktatörlük gücü, merkezî hükümet, keyfî yönetim metotları anlamına gelmektedir. Bu kullanımının dışında Fransa’da 1830’larda Napolyon imparatorluğuna hayranlık duyanları nitelemek için, 1848’den sonra ise III. Napolyon’un kötü yönetimini ifade etmek için kullanılmıştır. Emperyalizm kavramının kullanımı 1870’lerde İngiltere’de yaygınlaşmıştır.

Collier’s Encyclopedia göre; Emperyalizm bir ulus veya devletin gücünü ve etkisini başka uluslar, bölgeler veya halklar üzerine genişletmesi şeklinde tanımlamaktadır.

Encyclopedia International’da “bir ulusun kontrolünü diğer halklar üzerinde genişletmesini sağlayan politika ve uygulamalar”dır. Encyclopedia Britannica ise; Emperyalizmi bir devletin kendi sınırları ötesindeki halklar üzerinde, rızaları olmaksızın, kontrol kurma politikası seklinde tanımlamaktadır. Bu tanımlamaların esas olarak genişleme ve kontrol kavramlarına odaklandıkları görülmektedir.

Muhafazakar Kurama göre; 1870’li yıllarda İngiltere’de Başbakan Benjamin Disraeli’nin sömürge imparatorluğunu güçlendirme ve genişletme politikalarını tanımlamak için emperyalizm kavramına başvurulmuştur. Böylece emperyalizm, sömürgecilikle eş anlamda kullanılmaya başlanmıştır. Bu yaklaşıma göre emperyalizm, gelişmiş ülkelerde mevcut durumun muhafaza edilmesi için bir gereklilik ve hak olarak görülür.

Marksist Kuram ise; 1900’lerle birlikte, Rudolph Hilferding, V. I. Lenin ve Nikolai Bukharin basit sömürgecilik yerine ekonomik nüfuzun daha karmaşık şekillerine dikkat çekmişler; pazarların, arz kaynaklarının ve yatırım yollarının hâkimiyet altına alınması ile ilgilenmişlerdir.

Bir ülkenin egemen sınıfının başka ülkeleri ve halkları egemenliği altına alması anlamında emperyalizmin tarihin, ilk sınıflı toplumlarının ve devletlerin ortaya çıktığı döneme kadar gerilere gittiğini söylemek mümkündür. Eğer bir ulus başka bir ulusu egemenliği altında tutuyorsa, onu kendine tabi kılıyorsa, zenginliğine el koyuyorsa ikisi arasındaki bağımlılık/hakimiyet ilişkinin emperyalizm tanımına denk geldiği söylenebilir. Ama bir ülkenin ve halkın emperyal gücün egemenliği altına girmesi için mutlaka doğrudan denetim (işgal/ilhak) gerekmez. Kimi zaman egemenliğin daha yumuşak biçimleriyle de bağımlılık, sömürü ve hakimiyet ilişkilerini sürdürmek mümkün olabiliyor. Emperyal gücün çıkarlarıyla ‘uyumlu’ yerli egemen elitlerin varlığı durumunda; işgal, ilhak veya doğrudan denetime (emperyalist devletin fiziki varlığı) ihtiyaç olmadan da sömürü, hakimiyet ve bağımlılık ilişkileri geçerli olabilir.

Endüstri Devriminin Avrupa açısından en önemli sonucunun Alman ve İtalyan ulusal birliklerinin kurulması olduğunu görmüş oluyoruz. Bu devrimin tüm yeryüzü çapında en önemli sonucu ise; sömürgeciliğin emperyalizm biçimine dönüşmesidir.
Avrupa devletlerinin sömürgeler kurmak yoluyla genişlemelerinin 19. Yüzyılının bir olgusu olmadığı, 15. Yüzyıldan beri Avrupa tarihinin önemli bir özelliği olduğu belirtilmişti. Ancak, emperyalizm sözcüğü 19. Yüzyılın ikinci yarısında kullanılmaya başlandı. 1870 sonrası dönemi ‘’emperyalizm’’ çağı olarak adlandırıldı.

Sömürgecilik ne kadar uzun bir döneme sahip olsa da Avrupa’nın 19. Yüzyılda Endüstri Devrimi sonucu karşılaşacağı ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm getiren yöntem olarak yenidir. Ayrıca, özellikle Alman ve İtalyan ulusal birliklerini tamamlamasından sonra sömürgecilik eskiye oranla büyümüştür. Bu yarışa İngiltere, Fransa ve Hollanda ardından İtalya, Rusya, ABD ve Japonya katılmıştır. Dolayısıyla emperyalizm olgusu sömürgecilik anlamında nicelik ve nitelik olarak farklılaşmaktadır. Bu unsurlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz; Ekonomik unsur, Demografik unsur, Güvenlik Endişesi, Ulusal İtibar ve Büyüklük Korkusu…

Aslında teorinin çıkış noktasında insanların sahip oldukları yaşam koşullarının neredeyse tüm alanda karar verme gücü de dahil, uluslar içindeki ve uluslararasındaki eşitsizliğin bir sonucudur. Bu bağlamda Dünya; Merkez ve Çevre ulusları bakımından ele alırsak şöyle diyebiliriz. Emperyalizm topluluklar, özellikle uluslar arasındaki hakimiyet ilişkisi olarak düşünülebilir. Emperyalizm ulusları aşan ve Merkez ulustaki merkezin Çevre ulustaki merkezle her ikisinin de ortak çıkarı için kurduğu köprübaşına dayanan karmaşık bir hakimiyet ilişkisi çeşididir. Emperyalizm bir topluluğun diğeri üzerinde güç kullanarak hakimiyet kurduğu diğer şekillerle karıştırılmamalıdır. Bu nedenle; B’nin A tarafından askeri olarak işgali, B’nin hareket özgürlüğünü ciddi şekilde sınırlayabilir, fakat özel bir şekilde kurgulanmadıkça emperyalist bir ilişki değildir. Aynı durum fetih tehditi ve olası işgal ile güç dengesi ilişkisi içinde geçerlidir. Ayrıca bir ulusun, içinden düzenlenen zararlı faaliyetlerin hakimiyeti altına girmesi anlamında yıkıcı faaliyetlerde gündeme gelebilir, fakat bu da emperyalizmden açık bir şekilde farklıdır. Böylece emperyalizm; hakimiyet ve güç ilişkileri türüdür. Uluslar ve diğer topluluklar arasındaki hakimiyet ilişkileri emperyalizmin ortadan kalkması ile yok olmayacaktır.

Kısaca belirtmek gerekirse; Emperyalizm toplulukları bölen ve bazı parçaları birbirine çıkar uyumu ilişkisi şeklinde, diğer parçalarıysa çıkar uyumsuzluğu ve çıkar çatışması şeklinde bağlayan bir sistemdir.

Gamze KACAR

TUİÇ Stajyeri

KAYNAKÇA

Galtung, Johan, “Emperyalizmin Yapısal Teorisi”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 1, Sayı 2 (Yaz 2004), s. 25-46.

BAGCE, H. Emre, ‘’Emperyalizm Kuramları ve Amerikan Kamu Diplomasisi’’.

Başkaya, Fikret, “Emperyalizm ve Anti-Emperyalizm Üzerine”, [ http://bit.ly/1j5GitM ] (e.t. 10.02.2014)

“Siyasi Tarihte Emperyalizm” [ http://bit.ly/1kPcf9b ] (e.t. 10.02.2014)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.