Financial Times Haberinin Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşündürttükleri

0
57

ABD’nin eğer cezalandırma yoluna giderse Türkiye’nin çıkarları ile AKP’nin çıkarları arasında bir ayırım yapıp yapmayacağı önemli olabilir.

 

Financial Times’a Obama-Erdoğan görüşmesi hakkında yansıyanlar sınırlı ve aslında o kadar da çarpıcı değildir. ABD Başkanı, Erdoğan’a sadece Türkiye’nin İsrail ve İran konusundaki görüntüsünün devamı halinde Ankara’nın istediği silahları Kongre’den geçirmenin zorluğuna dikkat çektiyse bu çok şaşırtıcı ve can sıkıcı olmayabilir.Gerçi bu durumda bile Obama’nın Kongre’yi Ankara’ya karşı bir koz gibi kullanıp kullanmadığı, ABD Başkanı’nın Kongre’de oluşan algıyı ne kadar paylaştığı ve eğer paylaşmıyorsa Türkiye gibi çok önem verdiğini söylediği bir ülke için Kongre ile mücadele etme fikrine neden yaklaşmak bile istemediği gibi sorular sorulabilir. Habere yansıdığı kadarıyla Obama Erdoğan’ı “böyle devam ederseniz size silah vermem” demiş değildir. Zaten Başbakan Erdoğan da, terörle mücadelenin askeri boyutuna olan ilgisizliğe varan yaklaşımı hatırlandığında, sadece Türkiye’ye bazı silahlar verilmeyecek diye dış politika eğiliminden muhtemelen vazgeçmeyecektir.

Uluslararası medyada son birkaç gün içinde yer alan aşağıdaki iddiaların gerçekleri ne kadar yansıttığının yanında medyaya belli bir çevre tarafından verilip verilmediği de tartışmalı olabilir:

Türkiye’nin Hizbullah’a silah sağlayacağı iddiası,

Türkiye’nin PKK’ya karşı kimyasal silah kullandığı iddiası,

ABD Dışişleri’nde Türkiye konulu kapsamlı bir toplantı düzenlenmiş olması,

Obama’nın ağzından Türkiye’ye silah satışlarının aksayabileceği uyarısı,

Yönetimin Ankara’ya atadığı Büyükelçi Frank Ricciardione’nin Kongre’de onayının gecikmesi.

 

Bu haberin Obama’nın isteğiyle ya da bilgisiyle sızdırılıp sızdırılmadığı ve haberin devamında isim vermeden konuşan üst düzey yetkilinin ifadelerinin ne kadar Yönetimin resmi görüşünü yansıttığı açık değildir. Bizde oluşan izlenim Başkan’ın o görüşmede söylediği bir cümlenin haberde çok daha ileri ifadelerle birleştirildiği yönündedir. Nitekim Beyaz Saray haberin gerçeği yansıtmadığı ve bir ültimatomun söz konusu olmadığı açıklamasını yapmıştır. Ama denebilir ki, zaten bu tür bir haberin yalanlanması, gerçekleri yansıtıyor bile olsa, kaçınılmazdır. Son olarak, yalanlamamaya rağmen haberin ilişkide yarattığı hasarın bir kısmı kalıcı olabilir.

 

Devletler birbirlerinin davranışlarından memnun olmadıklarında, ima ve sinyaller ile bunu belli etmek, rahatsızlıklarını açıkça dile getirmek, uyarmak, tehdit etmek, cezalandırmak ve bu cezanın teşhiri gibi yollara gidebilirler.  ABD’nin Türk Hükümetine karşı bu adımların ilk ikisinin de ötesine geçmeye başlayabileceği görülmektedir. Ama elbette bunu söylemek ABD’nin bu konuda haklı olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Obama Yönetimi Türk Hükümetine İran ve İsrail konularında belli bir manevra serbestisi ve hatta rol verdikten sonra

Mayıs başından beri iç politik nedenlerle İsrail konusunda ani ve sert bir dönüş yaşamaktadır. Takas anlaşması ve Mavi Marmara olaylarının tam bu arada yaşanması Türkiye için büyük bir talihsizlik olmuştur. ABD ile ilişkilerde yaşanan sorunların esas müsebbibinin Amerikan tarafı olduğunu düşünüyoruz. Ama yine de, başta Davutoğlu olmak üzere Türk Hükümeti de belki bu değişimi yeterince çabuk kavrayamadığı, adımlarını yeterince sakınarak atmadığı, başkasına güvenerek “ayağını yorganına göre uzatmadığı” ve İsrail ve arkasındaki güçlerle kontrolsüz bir çatışmaya girmenin risk ve bedellerini tam hesaplayamadığı için eleştirilebilir.

Eğer ABD ve İsrail ile ilişkiler gerilecekse bu ilk başta ve asıl PKK konusunda olmalıydı. ABD ile ilişkilerde gerekirse bedel de ödenmelidir ama bunun doğru şeyler için olması gerekir.   

 

Haberi yapan muhabirin Financial Times’ın ABD Dışişleri Bakanlığı muhabiri olması kaynağın kesin değilse bile büyük ihtimalle Dışişleri kaynaklı olabileceğini düşündürtmektedir. Bu haberin geçtiğimiz hafta yapılan toplantının bir sonucu olma ihtimali bulunmaktadır. Hillary Clinton’un bu haberi gazetede gördüğünde şaşırmadığını varsayabiliriz.

 

Haberin Türk iç siyaseti ile ilgili gelişme ve algılamaları etkileme amacı olduğunu düşünmüyoruz. Eğer esas olarak bu istenseydi sızdırma muhtemelen Türk basınına yapılırdı. Ama bu arzulanmış olmasa bile Türkiye’deki birçok gözlemci ABD’nin AKP Hükümetine bakışında ciddi değişiklikler olabileceğini düşünmeye başlayabilecektir.

 

Bu noktada ABD’nin eğer cezalandırma yoluna giderse Türkiye’nin çıkarları ile AKP’nin çıkarları arasında bir ayırım yapıp yapmayacağı önemli olabilir. Bu ifade, Türkiye’nin birçok kusur, eksik ve kabahati olsa da seçilmiş hükümetine yabancı bir devlet ya da devlet dışı odaklarca saldırılmasının sorun olarak görülmediği şeklinde algılanmamalıdır. Ama yine de Türkiye’nin çıkarları ile AKP’nin çıkarları arasında – bazılarına göre ciddi–  farklar olduğunu da kabul etmeliyiz. Örneğin, Washington tarafından Türkiye’nin terörle mücadelesine zarar verecek adımlar atılması halinde, ABD’nin, bazen tersi ifade edilse de Türkiye’nin terörle mücadelesine verdiği desteğin sınırlı, geç, şartlı, bedelli ve dolayısıyla sorunlu olduğu yönündeki algılamalar daha da güçlenir. 

 

NOT: Bu yazı ilk olarak; http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=5311&kat1=1  yayınlanmıştır.

 

 {jcomments on}

 

Ş.Bahadır KOÇ

21.YY. Enstitüsü Amerika Uzmanı

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.