Gauck Vesilesiyle Almanya’da Siyasetin Krizi Üzerine

0
39

Almanya, 2010 yılında merkez sağ partilerin ortak adayı olarak aday gösterilen ve seçilen, yakın dönemde ise neden olduğu skandallar nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Christian Wulff’ün yerine, eski bir Doğu Almanyalı rahip olan Joachim Gauck’u, Sol Parti’nin dışarıda bırakıldığı bir “uzlaşı” ile cumhurbaşkanı olarak seçti. Bugünlerde popüler medyada sıkça işitilen, kendisini siyasi yelpazede “muhafazakâr, liberal ve biraz da solda” tanımlayan çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Gauck’un geniş bir toplumsal desteğe sahip, uzlaştırıcı, özgürlükler konusunda aktif bir duyarlılığa sahip birisi olarak ideal ve özlenen bir lider olduğu yönünde. Peki merkez sağ ve merkez sol partilerin uzlaşısıyla seçilen Gauck için popüler medyanın dillendirdiği nitelikler ne kadar sahici?

Joachim Gauck, Doğu Almanya’da yaşamış, burada rahiplik yapmış ve Doğu Almanya’da rejimin çökmesine yakın süreçte de kiliseden ayrılarak rejime karşı açıkça muhalif bir pozisyon almış, iki Almanya’nın birleşmesinin ardındansa Doğu Almanya gizli servisi Stasi’nin arşivinde araştırmalarda bulunarak bu döneme ilişkin karanlık noktaların aydınlatılmasına çabalarıyla öne çıkmış birisi. Fakat bu anlatıdan, yeni cumhurbaşkanı Gauck’un örgütlü bir rejim karşıtı mücadelenin aktif bir parçası olduğu anlamını çıkartmamak gerekiyor, nitekim Gauck hiçbir zaman Doğu Almanya’daki rejim muhalifi sokak hareketlerinin ve örgütlü mücadelenin bir parçası olmadığı gibi, pozisyonunu riske atmayacak türde sinik bir muhalefeti yeğlemiş ve rejim yıkılana dek Stasi ile işbirliği olanaklarını konuşmak üzere yakın ilişkide olan bir isim. Nitekim Gauck da bunu inkâr etmeyerek, bir insan hakları aktivisti değil, muhalif bir din adamı olduğunu söyleyecekti.

Iskalanmaması gereken ikinci başlık, Gauck’un adaylığının yeni bir şey olmadığıdır. 2010 yılında SPD ve Yeşiller Partisi’nin ortak adayı olarak Wulff’e karşı yarışan ve kaybeden Gauck, 1999 yılında ise bu kez de merkez sağ partilerden adaylık teklifi almış, fakat seçilme şansı oldukça düşük olduğu için bu teklifi reddetmişti. Bu yönüyle Gauck’un partiler üstü ve uzlaştırıcı bir kişilik olduğu yanılsamasına kapılmak mümkün; işte bu noktada Gauck’un sosyal devleti tarumar etmeye çabalayan neo liberal teyakkuz hakkında hakkında, savaş ve barış hakkında, göçmenler hakkında, temel hak ve özgürlükler hakkında ne düşündüğüne bakmak ve çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı’nın, gerçekten de idealize edilebilecek türde bir kimliğe sahip olup olmadığını doğrulamak gerekiyor.

Hemen her konuda akil ve partiler üstü adam olarak fikir beyan eden Gauck, sözgelimi bir röportajında anti – kapitalist hareketi aptalca ve gereksizce bulduğunu ifade etmiş, Almanya’nın da mutlaka finans sektörünün ihtiyaçlarına yanıt verecek dönüşümlere girişmesi gerektiğini vurgulamıştı. Gauck’un özgürlüklerden anladığı ise, liberal ezberde mukim olduğu üzere, devletin sadece toplumsal hayattan değil, aynı zamanda ekonomik hayattan da gerçi çekilmesi ve işgal ettiği alanları boşaltması. Yeni cumhurbaşkanı, Almanya’nın Afganistan’daki misyonunun demokrasi ve özgürlükler adına sürdürülmesi gerektiğini savunarak, demokrasi ihracı konusunda yeni muhafazakâr söylemden farklı bir yerde durmadığını da göstermiş oluyor. Keza göçmenler konusunda da, Gauck’un ne muhalifliğinden, ne de özgürlükçülüğünden bir şey görmek mümkün değil: Türkleri ve Arapları düşük zekâlı, manavlıktan ve benzeri vasıfsız işlerden başka işlerde çalışamayacak insanlar olarak tanımlayan, “Almanya Kendini Yok Ediyor” kitabının yazarı Thilo Sarrazin’i cesur bulduğunu söylemekten imtina etmeyen Gauck’un, neo – Nazi yeraltı örgütünün katlettiği 9 kişi için Berlin’de bir resmi bir anma etkinliği düzenlenmesini gereksiz bulduğunu da eklemek ve Gauck’la ilgili olarak özgürlükçü ve sol bir pozisyona denk düşebilecek hiçbir veri bulunmadığını teslim etmek gerekiyor.

Peki Doğu Almanyalı eski bir rahip olan Joachim Gauck’un, siyasi yelpazenin farklı uçlarında yer alan dört büyük siyasi parti tarafından aday gösterilmesinin, daha da önemlisi göçmenler, özgürlükler, sosyal adalet ve dış politika konusundaki eğilimleri tipik bir muhafazakârdan farksız olan bir kişinin merkez sol partilerce desteklenmesinin hikmetini nerede aramak gerekiyor?

Gauck’un SPD ve Yeşiller tarafından öne sürülmesi, merkez sol partilerin merkez sağ koalisyonu güç duruma düşürme stratejisinden ibaret. Hızla güç kaybeden ve son anketlerde barajın altında seyreden liberal FDP, Hristiyan Birlik partilerine karşı halâ güçlü olduğunu gösterebilmek adına SPD ve Yeşiller’in adayı olan ve üstelik siyaseten ve bireysel olarak sol bir geçmişten gelmeyen Gauck’u destekleyerek, Merkel’i köşeye sıkıştırma stratejisine destek verdi ve Merkel de koalisyonun geleceğini kurtarmak için, Gauck’un adaylığı konusunda boyun eğdi. Bununla birlikte bu meselenin bir boyutu daha bulunuyor. Önümüzdeki yıl gerçekleşecek federal seçimler öncesinde anketler, ne SPD ile Yeşiller’in, ne de Hristiyan Birlik Partileri ile FDP’nin koalisyon kuracak çoğunluğa sahip olamayacağını gösteriyor. Dolayısıyla Gauck uzlaşını, SPD ile Hristiyan Birlik Partilerinin muhtemel bir büyük koalisyon öncesi şartları olgunlaştırma çabaları olarak da okumak gerekiyor. Nitekim küresel finans krizinin giderek derinleştiği Avrupa’da, siyasi iktidarların bürokratlara ya da merkez sağ ve sol partilerin birararda bulunduğu büyük koalisyonlara teslim edilme eğilimi giderek güçleniyor ve Almanya’da da, özellike finans çevrelerinin yükselen solu kontrol altında tutabilmek için büyük koalisyonu arzuladıkları biliniyor.

Bu bağlamda en büyük stratejik ve politik hata,  SPD ve Yeşiller özelinde Almanya soluna ait. Neo liberal teyakkuzun sosyal devlet kazanımlarını birer ikişer geri aldığı, köşeyi dönmeye odaklı ahlâksız liberal normların toplumsal hale gelmeye başladığı, göçmenlere yönelik düşmanlığın münferit ve bireysel olmaktan çıkıp sistematik ve örgütlü hale gelmeye başladığı ve bu topyekûn saldırılara karşı toplumsal muhalefetin ve alternatif arayışların yükseldiği, solun toplumsal tabanını genişlettiği bir ortamda SPD, yükselen toplumsal muhalefetin sözcülüğünü yapabilecek ve solda olduğundan şüphe duyulmayacak bir ismi öne çıkartmak yerine, müstakbel büyük koalisyonu garantilemek ve hükümeti köşeyi sıkıştırmak adına, Gauck gibi, bilinen tek özelliği anti – komünizm olan ve hemen her konuda ortalama bir muhafazakârdan çok farklı düşünmeye bir ismi yeğledi. Benzeri şekilde Yeşiller de, yükselen tüm toplumsal muhalefeti göz ardı ederek, Gauck uzlaşısının içerisinde yer alarak olası koalisyon hesaplarının ve hükümeti zor durumda bırakmaya dönük gündelik “kazanım”ların parçası olmaktan imtina etmedi.

Siyasi yönelimi solun çok uzağında olan Gauck’un SPD’nin ve Yeşiller’in merkez sağ partileri zorlamasıyla seçilmesi, önümüzdeki dönemde de Alman merkez solunun toplumsal taleplere yanıt vermekten uzak, söylem solculuğundan öteye gitmeyen bir pozisyon alacağının habercisi ve nitekim Gauck’un seçilmesi vesilesiyle görünen de, SPD ve Yeşiller dışındaki sol alternatiflerin artık ciddi olarak tartışılmaya başlanması gerektiğidir. 

 

Emrah ASLAN

Hamburg Üniversitesi

Yüksek Lisans Öğrencisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.