Gelir ve Yaşam Koşulları

0
158

Türkiye ekonomisi 2010 ve 2011 yıllarında yüksek büyüme oranlarını gerçekleştirmiştir. Ekonomi büyürken yaratılan gelirin adil dağılımı önem kazanmaktadır. Sosyal adalet ve eşitlik kıstaslarına göre gelir dağılımı sadece ekonomik açıdan değil sosyal açıdan etkileri olan bir olgudur. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk dünyanın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olup, gelir dağılımı sadece ekonomik bir sorunu değil aynı zamanda  politik ve sosyal bir sorun olarak görülmeye başlanmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gelir ve yaşam koşulları araştırması 2010 yılı için yayınlanmıştır. En zengin ve en yoksul arasındaki gelir farklılığını P80/P20 göstergesi ifade edilen yüzde paylardır. Yüzde payları, kişisel gelir dağılımını ölçmede kullanılan ölçütlerden biridir. Yüzde 20’lik fert/hanehalkı gruplarının toplam gelirden aldıkları paylara göre; “Son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay/ İlk yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay” formülünden hesaplanarak, geliri daha yüksek olan son yüzde 20’lik grubun, geliri düşük olan ilk yüzde 20’lik gruba göre toplam gelirden kaç kat daha fazla pay aldığını göstermektedir.

P80/P20 göstergesi 2009 yılında 8,5 iken 2010 yılında 8’e düşmüştür. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirlere göre oluşturulan yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,4 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 5,8’dir.Buna göre, son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre 8 kattır. Bu oran kentsel yerler için 7,3, kırsal yerler için ise 7,1’dir. Bu oran 2009 yılında 8,5 iken 2010 yılında 8’e düşmüştür. En yoksul ve en zengin arasındaki gelir farklılığı azalmıştır. Bu farklılık beklendiği gibi kentsel yerlerde kırsal yerlerden daha fazladır. 

Gelir Dağılımı

Gelir dağılımı eşitsizlik ölçütü olarak gini katsayısı kullanılmaktadır. Türkiye’de 2009 yılında 0,415 olan gini katsayısı 2010 yılında 0,402 olarak hesaplanmıştır. Gelir dağılımı eşitsizlik ölçütlerinden gini katsayısı bir önceki yıla göre 0,013 puan düşmüştür. 2010 yılı için gini katsayısı kentsel yerleşim yerleri için 0,389, kırsal yerleşim yerleri için ise 0,379 olarak tahmin edilmiştir.

Gini katsayısı büyüdükçe gelir dağılımdaki eşitsizlik artıyor demektir. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değer alır. Bir toplumda, gelir adaletli olarak paylaşılmışsa, gini katsayısı 0’a eşit, toplumdaki gelirleri yalnız bir kişi almışsa, gini katsayısı 1’e eşit olmaktadır. Gelir dağılımdaki eşitsizlik azaldıkça gini katsayısıda düşmektedir.

Tablo 1: Kullanılabilir gelire göre yüzde 20’lik gruplar

Kaynak: www.tuik.gov.tr

İlk yüzde 20’lik grup geliri en düşük olan grubu ve son yüzde 20’lik grup ise geliri en yüksek olan grubu göstermektedir. 2009 ve 2010 yılı karşılaştırıldığında en yüksek gelir grubunun toplam gelirden aldığı pay azalırken en düşük grubun toplam gelirden aldığı pay artmıştır. En zengin grup 2009 yılında gelirin yüzde 47,6’sını kullanırken 2010 yılında bu oran yüzde 46,4’e düşmüştür. En zenginlerin toplam gelirden aldıkları pay bir yıl içinde 1,2 puan düşmüştür. İkinci yüzde 20, üçüncü yüzde 20 ve dördüncü yüzde 20’lik grupların toplam gelirden aldıkları paylarda artış göstermiştir.

Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre Türkiye’de 2010 yılında ortalama yıllık hanehalkı kullanılabilir geliri 22.063 TL’dir. Türkiye’de hanehalkı başına düşen ortalama yıllık kullanılabilir gelir 22.063 TL iken, ortalama yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelir ise 9.735 TL’dir.

İstanbul Bölgesi 13.382 TL ile ortalama yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir geliri en yüksek olan bölge durumundadır. Bunu, 11.116 TL ortalama gelir ile Batı Anadolu Bölgesi izlemektedir. En düşük ortalamaya sahip bölge ise 5.144 TL ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

Toplam gelir içinde en fazla pay maaş-ücret gelirlerine aittir. Maaş-ücret gelirleri yüzde 43,7’lik oranla toplam gelir içerisinde en fazla paya sahiptir. Bunu yüzde 20,5 ile sosyal transferler ve yüzde 20,2 ile müteşebbis gelirleri izlemektedir.

Sosyal transferlerin yüzde 91,1’ini emekli ve dul-yetim aylıkları oluşturmaktadır. Emekli ve dul-yetim aylıkları toplam gelir içinde yüzde 18,6’lık paya sahip iken, diğer sosyal transferlerin payı yüzde 1,8’dir.

Nüfusun yüzde 16,9’u yoksulluk sınırının altındadır. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirleri kullanılarak çeşitli göreli yoksulluk sınırları (eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin % 40, % 50, % 60 veya % 70’ine göre) hesaplanmaktadır. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirin % 50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre nüfusun yüzde 16,9’u yoksulluk riski altındadır. Kentsel ve kırsal yerler için ayrı ayrı hesaplanan yoksulluk sınırlarına göre, kentsel yerlerde bu oran yüzde 14,3 iken, kırsal yerlerde ise yüzde 16,6’dır.

Türkiye ekonomisi 2002 yılından günümüze, 2009 yılı hariç, iktisadi büyüme alanında olumlu gelişmeler göstermiştir ve gelir dağılımındaki eşitsizlikte alt gelir grupları lehine bir düzelme sağlanmıştır. Ancak nüfusun yüzde 16,9’lık kısmı yoksulluk sınırının altında kalarak temel ihtiyaçlarını karşılamada sorunlar yaşamaktadır. Yoksulluk sınırının altında kalan kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması için sosyal yardım programları uygulanmalıdır. 

 

Dr. Nazende Özkaramete Coşkun

Bilkent Üniversitesi

 

Kaynak: SDE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.