Gidenlerin Ardından Bir Rüya

0
39

Taksim meydanında Kürt ve Türk ailelerden oluşan kalabalık bir grup, “barış” sloganlarıyla, kol kola yürüyüşe geçmişlerdi. Polisler aralarına sızıp, bu yürüyüşü dağıtmaya çalışıyordu. Biraz sonra panzerlerden, silahlarını bırakmış bir şekilde inen polisler de ”barış” sloganlarıyla gruba katıldı. Az önce dağıtmak için aralara girmeye çalışsan polis, halkla kol kola “barış” sloganları atmaya başlamıştı bile… Askerlerin operasyona gitmeyi reddettikleri, gerillaların ise silahlarını bırakıp, ülke sınırlarına doğru gelmeye başladıkları haberleri duyuruldu meydanda ve ” barış ” sloganları daha bir gür çıkmaya başladı… İki halk artık bir “dur” diyordu, çocuklarını öldürenlere, siz kardeş değilsiniz diyenlere… Silah tüccarlarının, sözde bağımsızlık isteklerine, kol kola yürüyerek en güzel cevabı veriyordu… İnadına “birlik” diyordu.

Taksimde ki görüntüleri izleyen insanlar da bu çağrıya sessiz kalamıyor ve ülkenin dört bir yanından “barış” sesleri yükseliyor. Meydanlar da hep bir ağızdan Türkçe, Kürtçe şarkılar söyleniyor. Halkın gücü siyaseti devre dışı bırakmayı başardı. Kimse neler olduğunu anlamıyor. Çözülmesi imkânsız denilen, yüz yıllardır süren sorun, halkların devreye girmesiyle sona yaklaşıyor. Bugün herkes barışa kilitlendi. Herkes barış için çalışıyor. Savaş çığırtkanlıklarıyla, kardeşliğimizi unutturmaya çalışan “reel politikçiler” suskun, bu durumu açıklayamıyorlar, sosyal bilimlerde durumu açıklayacak, böyle bir irade böyle bir teori bulunmuyor ve Türkiye’de tarih yazılıyor, dünya şokta,  söz halklarda…

Kızılay’dan Başbakanlığa yürüyen grup, “barış” seslerini daha da yükseltiyor. Hükümetin de onlara katılmasını ve bir adım atmasını istiyor. Bu çağrı yanıtsız kalmıyor. İlk olarak bütün siyasi tutukluların serbest bırakıldığı açıklaması yapılıyor. Silahlarını bırakan askeri grupla, ülke sınırlarına giren gerillalar buluşuyor ve davullu zurnalı kutlamalar yapılıyor. Bu kanlı savaşta abilerini, ablalarını, çocuklarını kaybeden binlerce insan ellerinde çiçeklerle yürüyor. Bir Newroz kutlamasını andırıyor yaşananlar… İnsanlar artık ölülerine ağlamak yerine kutlamalar yapmak istiyorlar… İki halk arasındaki bağ hatırlandıkça, sevgi artıkça, geçmişte yaşanan tüm acılar unutuluyor…

Artık hiçbir şey, hiç kimse için eskisi gibi değildi ve olmayacaktı da… Artık çocuklar, gençler geleceklerinden umutluydu… Dağa çıkmak değildi artık sonları… Hepsi okuyacak Doktor, Mühendis, Asker, Polis olacaklardı. Hepsinden önemlisi onlar artık, barışın simgesi olmuşlardı. Kavgaların kanla bitmeyeceğini, tecrübe edinerek öğrenmişlerdi ve belki de hayatlarındaki en kıymetli öğretiydi bu… Kan dinmiş, barış gelmiş ve gelecek umutla şekillenmeye başlamıştı…

Uyandım. Televizyonu açtım. Hakkâri-Çukurca’da 24 şehit. Havadan ve karadan askeri operasyonlara başlanacağının haberini veriyor Başbakan…

Canım sıkıldı. Televizyonu kapadım. Uyudum.

Müthiş bir sarsıntı ve gürültü yerimden kalkmama izin vermiyordu. O anda ne yapmam gerektiğine karar vermem gerekiyordu ama korkudan düşünemiyordum. Ne olduğunu anladığımda 10 saniye geçmişti bile, hayatımda ilk kez depremi yaşıyordum. Duvarlar çatlıyordu gözümün önünde. Yaklaşık 25 saniye sonra sarsıntı bitti ve kendimi dışarı attım. Herkes dışardaydı. Çevreme şöyle bir göz gezdirdim yıkılan ev yoktu. Ama korkudan herkes dışardaydı. Az sonra bir seçim otobüsüyle hükümetten görevliler geldi. Herkesi bir araya toplayarak bir açıklama yaptı. Korkulacak bir şey yoktu. 7.2 büyüklüğünde bir deprem yaşamıştık. Çok fazla yıkılan ev yoktu. Deprem bölgesinde yaşadığımız ve bu gibi olayların her zaman başımıza gelebileceği ve hükümetin bu olaylara karşı aldığı tedbirleri açıklamıştı. Daha önce yaşadığımız acı tecrübelerden artık ders alınmıştı. Alınan vergilerle “Depremkent”ler oluşturulmuştu ve hepimiz organize bir şekilde buralara yerleştirilecektik.

Bir kaç saat sonra, gruplar halinde deprem kentte ki evlerimize yerleştirilmeye başlamıştık. Tek katlı, sade yapılardı. Burada her şey düşünülmüştü. Okuldan hastaneye, hastaneden postaneye kadar, her türlü ihtiyacımız düşünülmüştü. Adeta yeni bir İl’e gelmiştik. Yaşanılan şok atlatıldıktan sonra herkesin yüzü gülmeye başlamıştı. Çocuklara toplu terapiler uygulanıyor ve bu gibi olayların normal olduğu korkmalarına gerek olmadığı anlatılıyordu. Burada iş yerlerini kaybedenlerin istihdamı da sağlanıyordu. Burada yapılan kurumlarda depremzedeler çalışıyordu. Tabiki az sayıda da olsa yıkılan evler, ölen insanlar vardı. Paragöz müteahhitler henüz temizlenememişti çünkü. Evlerini ve yakınlarını kaybeden bu insanlara, bir nevi manevi tazminatta ödeniyordu.

Diğer illerden bölgeye, manevi destek vermek için çok sayıda insan geliyordu. Sanatçılar “moral” konserleri düzenlemişlerdi. Herkes depremi yaşayan insanların biran önce normal hayatlarına dönebilmesi için seferber olmuştu. Artık “Çadırkent”ler yerine “Depremkent”ler vardı. Geçen yıllardaki yardım geceleri yerini moral gecelerine bırakmıştı. Çünkü artık yaşananlardan ders alınmış ve her şey fazlasıyla düşünülmüştü.

Uyandım. Televizyonu açtım. Van’da 7,2 büyüklüğünde deprem olmuştu. Ve evler adeta iskambil kâğıtları gibi yıkılıyordu. İnsanlar sokaklarda çığlık çığlığaydı. Geçen yıllardaki tecrübelerimizden, sonraki manzarayı tahmin etmek çok zor değildi. Ölüm, yaralılar, kayıplar, yağmalar, soğuk ve karanlık…

Canım sıkıldı. Televizyonu kapadım. Uyudum.

Belki, hep aynı rüyayı görürsek, bir gün gerçek olur, değil mi? Kim bilir…

 

Şafak ÖZŞİMŞİR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.