GÖÇTE KADINLAR: Feminist Yaklaşım Çerçevesinde Bir Çalışma

0
81

1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nde sığınmacı tanımı “1 Ocak 1951’den önce Avrupa’da meydana gelen olaylar sonucunda ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba üyeliği ve politik düşünceleri nedeniyle zulme uğrayacağından, haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen; tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen kişi” olarak tanımlanmış, savaş sonrası durum göz önünde bulundurularak 1967 yılında yeni bir protokol imzalanarak bu tanım zaman ve coğrafya kavramları kaldırılarak güncellenmiştir. Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre dünyadaki göçmen nüfusunun yarısını kadınlar oluşturmaktadır; bu makale kadınların da erkekler kadar göç etmeye aktif bir şekilde katıldığına vurgu yaparak, bunun nedenlerini feminist bir yaklaşım üzerinden incelemektedir.

  1884 yılında Ravenstein ‘’kadınların erkeklerden daha çok göçmen oldukları’’ tespitini öne sürmüştür, bu tespitte kadınlar erkeklerden daha bağımlı kişiler olarak ele alınmış, özel olarak incelenmemiştir. Buna ek olarak, ekonomik göç ile ilgili açıklamalara bakıldığında erkek bireylerin daha iyi yaşam standartları için göç ettiği ve kadın bireylerin de onlara eşlik ettiği üzerine bir yaklaşımda bulunulmuştur. Tüm bunlar kadına aslında pasif bir rol biçmektedir. İsteğe bağlı gerçekleşmeyen göç ve sığınmacı kadınlar üzerine dikkat çekilmeli, özellikle kadınları buna zorlayan ataerkil toplum, politik düşünceleri gibi sebepler araştırılmalıdır. Makalede, sığınmacı kadınların aralarındaki farklılıkları dikkate almadan tek bir kategori olarak ele alınması eleştirilmiştir. Özellikle 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin kadınlara ‘’belirli bir toplumsal gruba üyelik’’ çerçevesinde bir rol biçiyor olmasından kaynaklı sözleşmeyi ataerkil olmakla eleştirmiş, kadınların durumuna ilişkin yeterli tanım ve açıklamanın olmamasını vurgulamıştır.

  Daha önce belirtildiği üzere dünyadaki göçün yarısını kadın göçmenler oluşturmaktadır. Nedenleri incelendiğinde ise ekonomik sebepler, yoksulluk, evlilikte anlaşamama durumu, boşanma zorluğu gibi çok çeşitli sebepler bulunmaktadır. Buna ek olarak ataerkil toplum ve şiddetin cinsel, fiziksel gibi olmak üzere farklı fazları da kadınları göç etmeye zorunda bırakmaktadır. Dünyanın birçok yerinde kadınlar cinsiyetleri sebebi ile ayrımcılığa uğramakta, bu ayrımcılık aynı zamanda istihdam alanında da ücret eşitsizliği, çocuk bakımı, aile sorumluluğu gibi konularda devam etmektedir. 

  Göç konusundaki feminist çalışmalar ilk olarak 1970’li yıllarda “kadınların katkı verici olduğu’’ haliyle ortaya çıkmıştır. Daha sonraki çalışmalarda kadınları öncelikli olarak ele alan ‘’kadın duruş noktasına’’ vurgu yapıldığı görülmektedir. Üçüncü olarak ise kadınların ırk, din gibi farklılıklarına odaklanmış, çoğulculuk bakış açısından çıkılmıştır. Feminist kuram, kadınların farklılıklarını da dikkate alarak göç alanında daha görünür kılınmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

  Makalenin devamında 20 erkek 20 kadın olmak üzere İran ve Somalili toplam 40 sığınmacı ile 2005 yılında yapılmış olan araştırma bulguları paylaşılmıştır. Bu bulgulardan yola çıkılarak kadınların göçte yaşadığı zorluklar irdelenmiş, özellikle kadınların “gerçek sığınmacı’’ olmadıkları yönündeki bulgular dikkat çekici olmuştur. Buna sebep olarak kadınların politik sebeplerden ötürü gelmedikleri gösterilmiştir. Fakat, bilinmektedir ki dünyada çok sayıda kadın zulme uğradığından, sosyal sebeplerden kaynaklı göç etmektedir. Cenevre Sözleşmesi’nin kadınların toplumsal cinsiyetlerinden kaynaklı uğradıkları zulmü ayrı bir madde olarak ele almıyor olması, makale ile paralel olmakla birlikte eleştiri konusudur. Kadınların göç süreçleri ve sonrasındaki sorumlulukları da artmaktadır, tüm bunlara ek olarak araştırma bulgularına bakılarak iş bulma konusunda güçlükler yaşamaktadırlar. Ev içi şiddet, şahit olunan travma ve şiddet deneyimleri ile birlikte incelendiğinde ise kadınların zorunlu göçten oldukça etkilendiği açıktır. 

  Son olarak makale, göç ve kadınlara feminist bir yaklaşım üzerinden bakmaktadır. Söylenmelidir ki, kadınları zorunlu göçe iten oldukça farklı ve çeşitli sebepler bulunmaktadır, bunların incelenmesi gerekmektedir. Kadınların cinsiyetlerinden kaynaklı uğradıkları fiziksel, cinsel, psikolojik şiddet, zulüm gibi sebepler ekonomik sebeplerin yanında da görünür kılınmalıdır. 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne bu yönde bir madde eklenmesi, dünyadaki göçmenlerin yarısını oluşturan kadınları ve göç etme sebeplerini daha görünür kılacaktır.

 

SEYHAN KANTAR

TUİÇ Göç Çalışmaları Stajyeri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.