Gözetim Politikaları ve Terörizm: 11 Eylül 2001

0
706
Gözetim Politikaları ve Terörizm 11 Eylül 2001

Giriş

 Devlet denilen yapı üzerine geçmişe dönük yapılan literatür çalışmaların da farklı tanımlar yapıldığını bilmekteyiz. Bazıları kutsiyet atfederken bazıları ise insanlar arasındaki bir akit/ uzlaşma olarak görürler. Ve bu tanımlamaları daha da çeşitlendirmemiz mümkündür.

 Genel olarak bakıldığı vakit devlet formasyonunu sınırları belirli olan bir toprak parçası üzerinde insanların yaşadığı ve bu insanlar üzerinde egemenlik daha doğrusu hükümet etme kudretine sahip olan yapıdır. Bu egemenlik formasyonu iç ve dış egemenlik olarak iki kısma ayırmak mümkündür. Özellikle iç egemenlik yetkisini kullanırken insanlar üzerindeki gücüne tanıklık etmekteyiz .Örneğin , kendimizin bir iş seyahati için arabamızla bir yerden başka bir yer gitmek için hareket ettiğimizi düşünelim . Ve yolcuğumuz sırasında A şehrinden geçerken sabahın 05.43 sularında kimsenin olmadığı bir yolda kırmızı ışıkta beklediğimiz düşünelim . Ve bizi sabahın o saatlerinden bizi bekleten kudrete bizler devlet deriz.

Başka bir örnek ise devletin sınırları içerinde yaşamını sürdürmekte olduğu insanların kullandıkları kendilerine ait kimlik numaraları vardır. Bu kimlik numaralarımız doğum sonrasında yapılan belgelendirme sonrasında bizlere verilir: Doğum belgesi . Bu belge yoksa devlet için bizde yokuz demektir. Veya devletin sınırları içerinde yaşamlarını yitiren kişilere ölüm belgesi verirler. Bu belge yoksa ölmüş sayılmazsınız. Yani devlet denilen yapı saymak ister. Sınırları içerinden kaç kişi yaşıyor veya kaç kişi yaşamını yitirmiştir. Bunlardan kaç kişi kadın veya erkektir. Bunların yaş grupları düzleminde nasıl sınıflandırabiliriz.

Devleti saymak ve kontrol etmek kavramları düzleminde yukarıda izah etmeye çalıştık . Bu yapı kendi sınırları içerisindeki insanların hareketlerini izleme noktasın da bazı yollara başvurmaktadır. Yani bu yollar vasıtasıyla insanların üzerinde bir göz misali veya kamera misali gözetleme gerçekleşir. Zamansal gelişmelere bakıldığı vakit özellikle 1960’lardan sonra bilgisayar teknolojisin de yaşanılan gelişmeler insan yaşamanı kolaylaştırdığı gibi onların mahremiyetlerine girmelerine neden olmuştur. Bu düzlemde teknolojik gelişmelerin 1980 ve 1990 yıllı yıllarda ki süreçsel gelişmelerin gözetleme faaliyetlerini daha da çeşitlendirmiştir. Bu çeşitlilikten bazı insanlar kayıtsız kalsa da bazıları rahatsız olduğunu belirtmek gerekir. Devletlerin bu gözetlemeleri gerçekleştirmek adına bazı spesifik olaylar üzerinden bir algı oluşturmaya çalışırlar. Bu olaylardan bir tanesi de terör saldırısı veya saldırılarıdır. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerine yapılan terör saldırısı gibi.. Peki bu saldırılarla birlikte hem ABD ‘de hem dünya üzerinde dönüşümler yaşandığını vurgulanmıştır.

11 Eylül 2001 tarihinden ABD’ye yapılan terör saldırısı sonrasın da ABD içerinden güvenlik manasında değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur . Yaşanan saldırılar sonrasın da ABD Başkanı olan George W. Bush’un terörist eylemi gerçekleştirenlere karşı gerekli cevabın verileceğine dair mesajlarına yaptığı “Ulusal Sesleniş“ konuşmasın da görmekteyiz . Gözetim Politikaları ve Terörizm: 11 Eylül 2001“ adlı çalışmada ilk olarak gözetim nedir, hangi araçlarla ve nasıl gerçekleştirilir, devletlerin kendi sınırları içerinden hangi amaç(lar) düzleminden bunlara başvurmaktadır. Ve bu süreç başlıkta belirtildiği üzere ABD’nin yaşamış olduğu 11 Eylül 2001 saldırısı ile devlet içerinde yaşananlar ifade edilmeye çalışmıştır . Bu yaşanılan sürecin terörizm, güvenlik ve insan hakları düzlemin de bakış açısına değinilecektir.

Gözetim Politikaları

Gözetim,  Fransızca “ bakarak olmak” manasına gelen surveiller fillinden türetilmiştir. Ve boş mekanın çok ötesinde, belli insan davranışlarının dikkate alındığı süreçleri ifade etmektedir. Basit bir örnekle havuz kenarında can kurtaranın yaptığı gözetim gibi. Veya çocuklarını bakıcıya bırakmış olan ebeveynlerin evlere kurmuş olduğu gizli kamera sistemleri gibi. Sokaklarda böyle değil midir?  Hem gizli hem de açıktan kamera sistemlerinin insanlara doğru yönlendirilmesinden insanlar hoşnuttur. Peki ya gerçekte gözetim nedir?  Etkileme, yönlendirme, yönetme,  koruma gibi kişisel  enformasyona dönük odaklı, sistemli ve düzenli ilgi olduğunu söyleyebiliriz. Bu manada gözetim birey odaklı , kısıtlı olmakla birlikte protokole ve tekniklere dayanmaktadır. Rutinleşen bir eylem olmakla birlikte modern topluma özgün bir parçadır. Yani enformasyon temelli bir teknolojinin gelişmesidir.[1]

İnsanların günlük yaşamlarına bakıldığı vakit bir gözetleme ve takip edilme mantığında yaşadıklarını yeniden ifade etmek hata olmasa gerek. Bunun teknolojik gelişmeler düzleminde çoğalma, üretme ve klonlama vasıtasıyla gözetleme teknolojilerinin hızla yayılmaya başladığının vurgusunu yapmak gereklidir. Bunları ise güvenlik kameraları bilgisayarlar, kişisel kimlik numaraları (PIN) gibi günlük hayat içerindeki mekanizmalar yoluyla yapmaktadır. Sınırları belirli toprak parçası üzerine yaşayan insanları sahibi olduğu otorite ile yönetme gücünü elinde bulunduran devletler özellikle hükümet tarzı yönetimler George Orwell’in Bin dokuz seksen dört isimli  eserinde yapılan benzetme benzeri yasal olan ve yasal olmayan içerikle insanları izlediği görülmektedir. Ancak bu izleme bazı insanlar için tehlike arz etmemesinin yanında bazıları için tehlike arz etmektedir. Gelişen teknoloji ile insanların mahremiyet alanlarına e-posta, güvenlik kameraları, kimlik kartları benzeri yollarla çiğnendiği görülmektedir.[2]

Yıllara göre baktığımız vakit 1960’larla birlikte başlayan bilgisayarlaşma eğilimi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere enformasyon teknolojisi yaşayan devletlerde de siyasal tepkileri de beraberinde getirmiştir. Teknolojik manada yaşanılan bu gelişme siyasetin de bir sektörü haline gelmiştir. İngiltere, Almanya, Kanada, ABD gibi ülkelerde prensiplerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu prensiplerde kişisel verilerin nasıl ele alınacağı, kimlerin sorumlu olacağı , bilgi toplamanın nedenlerinin ne/neler olabileceği ve izin konusunda izahatlar yer almaktadır. Öyle ki 1980’lerle birlikte iletişim ağında yaşanan gelişmelerle birlikte adil manada bilgi toplamaya karşı bir meydan okuma yaşamıştır. Ve devamında ise 1990’larda sonra bilgi toplumuna doğru ilerleyen sürecin daha yüksek sesle dinlendirilmeye başlanıldığını görüyoruz.[3]

Bilgi toplumu demek aynı zaman da gözetlenen toplum demektir.[4] 21. yüzyılın milenyum çağı olarak tanımlanmaktadır. Bu çağda insan yaşamını giderek kolaylaştıran veya basitleştiren gelişmelerin – internet, toplu taşıma araçları, koordinatlar, güvenlik kameraları , cipli kimlik kartları, telefonlar ve iletişim ağları gibi – insanların kendi içerindeki özgür alanlarının giderek daha fazla aşınmaya başladığı görülmektedir.  Bu aşınmanın altında nasıl bir neden yatmaktadır? Gözetim, uygulama bütünlüğü ve belli bir amaçla alakalı bir durumdur. Yani bir güç ilişkisinden bahsetmekteyiz. Bu ilişki de devletlerin daha doğru yönetimde olan hükümet benzeri mekanizmaların kontrol amaçlı niyetleri ile alakalı bir bakış açısı ile yapmaktadır.

11 Eylül 2001 Örneği

11 Eylül 2001 tarihinde ABD tarihinin en büyük saldırısı yaşandı. 11 Eylül 2001 sabahı Boston’dan kalkan 11 sefer sayılı Amerikan Airline’s ait uçak 08.45 ‘te Dünya Ticaret Merkezinin Kuzey Kulesine çarptı.Aradan 18 dakika sonra ikinci bir uçak yine Boston’dan kalkan 156 tane yolcu uçak Dünya  Ticaret Merkezinin güney kulesine çarptı. Üçüncü bir uçak ise Washington Dulles Havaalandan kalkan 77 sefer sayılı yolcu uçağının Pentagon binasına dalış yapmıştır. Dördüncü bir uçak ise 93 safer sayılı olup Pennsylvania eyaletinin Pittsburg kentinde düşmüştür. Gerçekleşen bu saldırılar sonrasında binlerce insan yaşamını kaybetmiştir.

Bu saldırılar hem ABD halkında hem de dünya üzerinde bir dönüşüm yaşatmıştır. Saldırılar sonrasında ABD Başkanı George W. Bush’un Ulusal Trajedi değerlendirmesinde teröristlerin yaptıkları bu eylemin demokratik inançlarına karşı işlenen bir girişim olduğuna değinerek sorumluların muhakkak cezalandırılacağının vurgusu yapılmıştır. Bunun üzerine Başkan 14 Eylül 2001 tarihinde yapılacaklarla alakalı olarak Kongreden yetki talep ettiğini görüyoruz.[5]

Terör konusunda ilk düzeleme ABD tarafından yapılmıştır: Anti-terörizm Act adlı yasa teklifinden sonra  Temsilciler Meclisi ve Senato  temsilcilerinin hızlı bir şekilde yeni bir vizyon hazırlanmıştır: Patriot Act . Sonrasında ise USA Act isminde 12 Ekim 2001 tarihinde yapılan oylama ile kabul edildi ve 26 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Vatanseverlik Yasası olarak bilinen Patriot Act  adlı yasada polise ve istihbarat servislerine terör konusunda yeni yetkiler verildiğini görüyoruz. Bu noktada yetkililer, terörist gruplarla bağlantı içinde olduğu şüphe edilen yabancıları süresiz olarak tutuklayabilir ve alıkoyabilir . Aslında bu yasanın 2004 sonunda sona ermesi gerekiyordu.

USA Act ise metne bakıldığı vakit açık bir şekilde terörist eylemleri tanımlamaz. Bu sokaktan gelen baskılara karşı cebir kullanmak maksadıyla yapılan bir gözdağıdır. Belirtildiği gibi toplumsal kontrolün yanında özel hayatında kontrol edilmesi vardı. Terör eylemlerine destek verenleri suçlu diye diye tanımlanmaktadır. Bu suçluları yargılamak amacıyla 13 Kasım 2001 yılında Başkanın tarafından özel askeri bir mahkeme kurulmasına izin verildi . Davalar gizli olabilir ve sivil yargılamaya gidilmez . Sivil avukatlar talep edilebilmesine rağmen “devlet sırrı “ikazı ile hem gazetecilerin hem de avukatın çıkması gerekmektedir. Düzenleme sonrasında kökenleri Arap, Müslüman, Güney Asyalı bin iki yüzden fazla insan tutuklanmış ve alıkonulmuştur. Bazıları serbest bırakılmalarına rağmen bazıları ise haksız yere tutuklu kalmaya devam etmiştir. Bu kişilerin hem avukat talep etme hem de itiraz etme hakkı yoktur.

Müslüman yabancıları kayıt etmek için Ulusal Güvenlik Giriş- Çıkış Kayıt Sistemi kurulmuştur. Ve bu sistem ile on bin dosya oluşturuldu .Ve Temmuz 2003 yılında hazırlanılan rapor sonrasında çoğu insanın onur kırıcı durumda kaldıkları kanıtlanmıştır. Yürütmenin güçlendirilmesi sonrasında nüfus üzerine denetim aygıtlarının kullanılmasına kadar uzandığını görmekteyiz. 20 Aralık 2001 tarihinde Office of  Homeland Security (Anavatan Güvenliği Ofisi) kuruldu. 6 Haziran 2002 yılında ise İç Güvenlik Bakanlığı kuruldu. 25 Kasım 2002 tarihinde Seneto ve Temsilciler Meclisi bu önlemleri kabul etmesi sonrasında Yeni İç Güvenlik Bakanlığı kritik alt yapıları korumayı paylaşan merkezileşme noktasın da beş feodal büronun bir araya getirildiğini görüyoruz.  Seferberlik bağlamında halkın üzerinde baskılar görülmektedir.[6]

Yönetim bir nevi seferberlik ilan edilerek halk üzerinde yapılan baskılarla hedeflenmektedir. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği programı ile hükümet için casusluk etmeye ve her şüpheli olayı haber etmeyi teşvik etme maksatlı toplum polisi görevi yerine getirilmesi amaçlanmıştır . Ancak programında yaşanılan başarısızlık sonrasında Pentagonun şüpheli olayları bildirmek maksadıyla askeri personel ve vicdan sahibi yurttaşların bir araya getiren gizli bir ağ kuruldu. Bu programın amacı nüfus üzerine denetleme yapmak amaçlanmıştır. ABD sınırları içerisinde hava yolculuğunu kontrol etme noktasın da düzenlemelerinin yapıldığını görmekteyiz. Kontrol amaçlı olarak 2004 yılında Computer Assisted Passanger Prescreening System II (Bilgisayar Destekli Yolu Örgütlenme Sistemi II ) üzerinden yüz milyon yolcu üzerinde araştırma yapılmıştır.[7]

İnternet gözetimi  kesin olarak Patroit Act ile yasalaşmıştır. İnternet konusunda FBI tarafından “Carnivore” adında geliştirilen sistemde mahkemeden alınan özel bir izin ile internet üzerine bağlantı kurulabileceği öngörülmektedir. Bu düzlemde şüphelenilen bir kişinin internet ağına el konulabilir. Yaşanılan bu elektronik gelişme ile birlikte ABD’nin yeni önlemler aldığı görülmektedir. Bu noktada her cihaz kullanılabilir olmasında bir serbestlik vardır. Siber Güvenlik noktasında 13 Kasım 2001 yılında kabul edilen Siber Güvenlik Yasasının, Polisin mahkeme izni olmaksızın telefon dinlemesi veya elektronik takip yapmasına izin vermektedir. Ulusal Güvenliğin çıkar düzlemin de kullanıcıların kimlikleri üzerinden gözetleme yapıldığı vurgulanmaktadır. Genel mantıkta gözetleme ise terörle mücadele konusunda Savunma Bakanlığının geliştirdiği Total İnformation Amareness planının kullanıma sunulduğu görülmektedir.

Bunun devamında ise Patroit II diye adlandıracak olan İç Güvenliği Güçlendirme Yasası 2003 Adalet Bakanlığı tarafından hazırlandığı görülmüştür. Bu yasa ile birlikte hukuk askıya alınmıştır. Yürütme güçlendirmiş olup olağanüstü halin konumlandırılması manasında bir adım atılmıştır. Bunun yanında bu yasa tüm ABD ‘liler ile alakalıdır. Aynı zamanda bu yasanın iki ayaklı olduğu ifade edilmektedir: Bir yandan yurttaşların korunması öngörülürken diğer yandan ise yabancılar için hukuk askıya alınmıştır. Patroit II uygulanmamış olduğunu belirtilmiştir. Sadece yurttaş olmayanların haklarının sınırlandırması noktasında birkaç önlemin alındığı belirtilmiştir.[8]

 Obama dönemine baktığımız vakit eleştirilere maruz kalan Vatanseverlik Yasasına hiç dokunulmadığı görülmektedir. Bu tartışmalı üç maddeye bir eleştiri de bulunmayarak 26 Mayıs 2011 tarihine kadar uzattığı görülmektedir . Bu maddelerden ilk ki  Lone Woft ( Yalnız Kurt) yasasıdır. Bu yasaya göre ABD hükümetinin açık bir kanıt gerekmeksizin ABD vatandaşları haricindekileri izleme hakkına sahiptir. İkinci madde, Bussiness Record (İş kayıtları) yasasında bir soruşturma maksadıyla kişinin haberi olmaksızın kişinin maddi kayıtlarına FBI veya federal hükümet tarafından görevlendirilen kişiler tarafından kullanılabilecektir ve taraflardan zorla bilgi alınabilecektir. Üçüncü madde ise Roving Wiretaps (Gezici Telefon Dinlemesi) maddesinde elektronik kayıtlarını – telefon görüşmeleri veya internet yazışmaları dinleme ve okuma hakkını sağlamaktadır.

 2008 yılında FISA içerinde birçok değişikliğin yapıldığı görülmektedir. Bu düzlemde yetki düzleminde yetki alanlarında genişleme ve kişisel hayatı engelleyene hukuksal engeller kaldırılmıştır. Arama izni olmaksızın yapılan dinleme – gözetleme süresi 48 saatten yedi güne çıkartılmış ve 2008 öncesinde gözetleme manasında mahkeme kararı olmaksızın yapılan 72 saatlik uygulamayı dört aya çıkartılmıştır. “Terörizme karşı savaş“ a genel olarak toplum içerisinde hayata geçiren kurum FBI olmuştur. FBI mensupları Yurtseverlik Yasası öncesinde geçerli sebep sunmak kaydıyla toplu taşıma, oteller veya diğer umumi konaklama tesisleri , depolama tesisleri , araç kiralama firmaları ile sınırlı çerçevede bilgi toplamak maksadıyla mahkemeye başvurma hakkı bulunmaktaydı. Bu gelişmenin haklı gerekçe mantığında olağanüstü derecede genişletildiğini görüyoruz. Arama kayıtlarının mahkeme izni olmaksızın kullanılması yasak iken 11 Eylül sonrasında durumun değiştiği görülmüştür. Yurtseverlik Yasasının 505. Maddesinde Ulusal Güvenlik Mektubu “ (National Security Letter; NSL) içeriği ve kullanım konusunda geniş bir kapsama ulaştığı görülmektedir.

Bu yasa öncesinden NSL çıkarmak sadece FBI da bulunan üst düzey yetkililer tarafından kullanılıyorken yaşanılan genişletme sonrasında ise sahada çalışan tüm FBI ajanları, İç Güvenlik Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) ve Savunma Bakanlığının belli memurlarının kullanımına açılmıştır. Ve bu gözetleme faaliyetinin istismar edilen bir araç haline dönüşmüştür. Yapılan araştırmalar sonrasında 2006 yılında 50.000’den fazla NSL işleme sokulduğu tespit edilmiştir. Öyle ki FBI’ın Başkanlığına bağlı olarak çalışsan İstihbarat Gözetim Kuruluna verdiği raporları inceleyen “ Elektronik Sınır Derneği “ 2001-2008 yılları arasında ki NSL kullanımlarının 40.000 civarında hukuk ihlalinin yapıldığı görülmektedir. Öyle ki Obama hükümetinin NSL’lerin kapsamının genişletilmesi önerisini Temmuz 2011 yılında Kongreye sunulmuştur.[9]

“ Posse Comitatus “ yasasının 1807 yılındaki Ayaklanma Yasası ile birlikte yürürlüğe girmiştir. “Ayaklanma Yasasının“ Eyalet Vali’sinin talebi üzerine ABD Başkanın Ulusal Muhafızları görevlendirme yetkisini ifade eder. Bu yasa 29 Eylül 2006 tarihinde Kongre’nin 333.  ve 334.  Bölümlerinin yetki düzleminde düzenlemeye gidildiği görülmektedir. Yasanın yeni halinde ABD Başkanı herhangi bir eyalette kamu düzenin bozulması sonrasında Vali onayı olmaksızın eyaletlere asker gönderebilmektedir. Buna örnek ise 11 Ocak 2010 yılında yaşanan domuz gribi olayında yaşanmıştır. Hukuksuzluğu zedeleyen diğer bir gelişme ise 2012 Ulusal Savunma Yetkisi Yasası ile yaşanmıştır. Bu yasa ile birlikte özellikle 1021 sayılı bölüm uyarınca ABD Başkanı teröristlere yardım etme şüphesi üzerinden ülke içerisinde bulunan Amerikan vatandaşını süresiz olarak tutuklu olarak askeri gözetim altında tutabilir veya cezaevine gönderme yetkisine sahiptir.[10]

Terörizm – Güvenlik – İnsan Hakları

 Terörizm konusunda yapılan taramaya baktığımız vakit üzerinde uzlaşılan ortak bir tanımlanırken yapılmadığı görülmektedir. Kavramın etimolojik olarak literatür çalışmaları yapıldığı vakit Türkçe karşılığında “yıldırma, cana kıyma ve mali yakıp yıkma, korkutma, tedhiş gibi anlamlara gelmektedir. Ancak terörizm kona da yapılan tanımlara baktığımız vakit herhangi bir amaca ulaşmak  için kitleleri yıldırmaya yönelik şiddet kullanılması veya zorlayıcı ve şiddet içeren davranışa gibi yapılan tanımlamaları kısaca sıralamak mümkündür. Özellikle birinci dünya sonrasında Cemiyeti Akcan düzleminde Milletler Cemiyeti gibi bazı gelişmeleri yaşmaktayız.

 Bu noktada Uluslararası alanda basitçe Milletler Cemiyeti döneminde başlatıldığı görülmektedir.  Çeşitlilik düzleminde devlete karşı terörizm ve Devlet terörizm. Yapılan eylemlerin siyasi maçlı insan eylemlerin bir amaç durumunda yer aldığı görülmektedir. Tarihsel manada terörizm örneklerine yapılan geri dönüşe gidebilmemize rağmen özellikle soğuk savaşı döneminden sonra içerinde küreselleşmenin etkisi ile birlikte terörizm kavramı ile yakından tanışmaya başladık. 1990’lardan başlayarak ortaya atılan teorik söylenenlerin uluslararası boyutta etkileyecek olan pratikte yansıma 11 Eylül  ile yaşanmıştır. Bu tarz bir olayın insan haklarını kısıtlayıcı bir gelişme yarattığını belirtmek gerekir.[11]

Güvenlik denildiği vakit Ulusal Güvenlik aklımıza gelmektedir. Tarihsel olarak güvenliğin gelişimine baktığımız vakit özellikle devlet denilen mekanizmanın 300-400 yıllık tarihi içerinden günümüze kadar Ulusal etki üzerinden gelişme göstermiştir. Ancak küreselleşmenin etki sonrasında güvenlik noktasında parametresel bakış açısında yaşanan çeşitliliğin güvenliğin özele indirgeme yani insana doğru indiğini görüyoruz. İnsani güvenlik noktasında çeşitli sıkıntıların – gıda, çevre gibi – ortaya çıkmasının yanında terörizm mantığının yaşanılan sorunun içerine dahil edilebileceği vurgulanmıştır.  Bunun neticesinden İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler yapısı içerisinde 1948 yılında ilan edilen ve 1949 yılında kanul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi maddelerinin zedelendiği görülmektedir. Terörizm de bu zedeleme üzerinden beslenmektedir.

Ancak insanların yaşamsal haklarını savunmakla görevli olan devlet denilen mekanizmanın 11 Eylül 2001 sonrasında terörizme karşı savaş adı altında milli güvenlik kavramında insanlar üzerinde tasarruflar gerçekleştirmeye devam etmektedir. Örneğin, dört yıllık periyotlar halinde yürürlükte kalabilen PATROİT Act yasası 21 Temmuz 2005 yılında kabul edildiğinde 16 maddenin 14’ünün yürürlükte kaldığını  görüyoruz . Bu yasa ile özgülükler ülkesi olarak tasvir edilen ABD ‘de kişi özgülüklerinin yasal düzenleme ile daimi kılındığı görülmektedir. Bunun yanında özel yaşama müdahale edilmesinin meşrulaştırılması ve ifade hürriyetinin sınırlandırılması sürekli bir hal almıştır.[12]

SONUÇ

Devletlerin sınırları içerinde yaşayan her insanın sahibi olduğu kimlik numaraları vardır. Bu numaralar üzerinden devlet denilen yapı insanlar üzerinden bir kontrol sağlamaya çalışır . Ancak devletin , insanları kontrol etmesi noktasında bu kimlik numaraları yetmez. Özellikle 1960’larla birlikte teknolojik olarak yaşanılan atılımlar ve devamında 1980’lerde , 1990’lar ve 21.yüzyıl da gerçekleştirilen atılımların insan yaşamlarını koruma manasında katkı sunmasına rağmen tam tersine onların özel hayatlarının suiistimal edilmesini de sebebiyet vermiştir. Devletleri yöneten hükümet tarzı yönetimlerin insanları kontrol etmek maksadıyla onlara karşı eylemlerini bir algı üzerinden yapmak için çeşitli yol ve yöntemler bulmaya çalışır. Bu yollar bazen gizlice bir izleme ile yapılırken bazen de bir olay sonrasında düzeni sağlama bahanesi üzerinden insanların mahremiyetlerini sözde hukuksal zeminden ve de inşaların hayatlarını koruyoruz bahanesi üzerinden yapmaya çalışırlar. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD ‘ye yapılan terör saldırısı buna bir örnektir.

11 Eylül 2001 saldırısı yaşandıktan sonra dönemim ABD Başkanı olan George W. Bush’un yaptığı açıklama da yapılan terör saldırışı demokrasiye karşı geliştirilen bir eylem olduğundan bahsetmiştir. Bu saldırıları gerçekleştirenlere sert cevaplar verileceğine dair ifadeler vardır. Öncelikle Başkan kısa süre sonra Kongreden yetki istediği görülmüştür. Ve sonrasında yapılan düzenlemelere kısaca değinmek gerekir.

  • Vatanseverlik Yasası olarak bilinen PARTOİT ACT oluşturuldu. Bu yasa ile Polis ve İstihbarat Servislerine yeni yetkiler verilmiştir. Şüphelileri süresiz tutuklama ve alıkoyma yetkisi verildi.
  • Suçluları yargılamak adına 13 Kasım 2001 yılında Mahkeme oluşturuldu.  Arap , Müslüman , Güney Asyalı bin iki yüzden fazla insan tutuklanmış ve alıkonulmuştur. Bazıları serbest bırakılmalarına rağmen bazıları ise haksız yere tutuklu kalmaya devam etmiştir.
  • Müslüman yabancıları kayıt etmek için Ulusal Güvenlik Giriş- Çıkış Kayıt Sistemi kurulmuştur. Ve bu sistem ile on bin dosya oluşturuldu .Ve Temmuz 2003 yılında hazırlanılan rapor sonrasında çoğu insanın onur kırıcı durumda kaldıkları kanıtlanmıştır.
  • Yürütmenin güçlendirilmesi sonrasında nüfus üzerine denetim aygıtlarının kullanılmasına kadar uzandığını görmekteyiz. 20 Aralık 2001 tarihinde Office of Homeland Security (Anavatan Güvenliği Ofisi) kuruldu. 6 Haziran 2002 yılında ise İç Güvenlik Bakanlığı kuruldu.
  • Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği programı ile hükümet için casusluk etmeye ve her şüpheli olayı haber etmeyi teşvik etme maksatlı toplum polisi görevi yerine getirilmesi amaçlanmıştır..
  • Kontrol amaçlı olarak 2004 yılında Computer Assisted Passanger Prescreening System II (Bilgisayar Destekli Yolu Örgütlenme Sistemi II) üzerinden yüz milyon yolcu üzerinde araştırma yapılmıştır.
  • İnternet gözetimi kesin olarak Patroit Act ile yasalaşmıştır. İnternet konusunda FBI tarafından “ Carnivore” adında geliştirilen sistemde mahkemeden alınan özel bir izin ile internet üzerine bağlantı kurulabileceği öngörülmektedir.
  • Siber Güvenlik noktasında 13 Kasım 2001 yılında kabul edilen Siber Güvenlik Yasasının , Polisin mahkeme izni olmaksızın telefon dinlemesi veya elektronik takip yapmasına izin vermektedir. Ulusal Güvenliğin çıkar düzleminde kullanıcıların kimlikleri üzerinden gözetleme yapıldığı vurgulanmaktadır.
  • Genel mantıkta gözetleme ise terörle mücadele konusunda Savunma Bakanlığının geliştirdiği Total İnformation Amareness planının kullanıma sunulduğu görülmektedir. Bunun devamında ise Patroit II diye adlandıracak olan “İç Güvenliği Güçlendirme Yasası 2003” Adalet Bakanlığı tarafından hazırlandığı görülmüştür. ABD‘liler ile alakalıdır. Aynı zamanda bu yasanın iki ayaklı olduğu ifade edilmektedir : Bir yandan yurttaşların korunması öngörülürken diğer yandan ise yabancılar için hukuk askıya alınmıştır. Patroit II uygulanmamış olduğunu belirtilmiştir. Sadece yurttaş olmayanların haklarının sınırlandırması noktasında birkaç önlemin alındığı belirtilmiştir.
  • Obama dönemine baktığımız vakit eleştirilere maruz kalan Vatanseverlik Yasasına hiç dokunulmadığı görülmektedir. Lone Woft (Yalnız Kurt) yasası, Bussiness Record (İş kayıtları) yasası ve Roving Wiretaps (Gezici Telefon Dinlemesi) maddelerinin aynen kaldığı görülmektedir.
  • Arama izni olmaksızın yapılan dinleme – gözetleme süresi 48 saatten yedi güne çıkartılmış ve 2008 öncesinde gözetleme manasında mahkeme kararı olmaksızın yapılan 72 saatlik uygulamayı dört aya çıkartılmıştır . “Terörizme karşı savaş “ a genel olarak toplum içerisinde hayata geçiren kurum FBI olmuştur.
  • Ulusal Güvenlik Mektubu “ (National Security Letter; NSL) içeriği ve kullanım konusunda geniş bir kapsama ulaştığı görülmektedir. Bu yasa öncesinden NSL çıkarmak sadece FBI da bulunan üst düzey yetkililer tarafından kullanılıyorken yaşanılan genişletme sonrasında ise sahada çalışan tüm FBI ajanları , İç Güvenlik Bakanlığı , Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) , Merkezi İstihbarat Ajansı (CIA) ve Savunma Bakanlığının belli memurlarının kullanımına açılmıştır. Ve bu gözetleme faaliyetinin istismar edilen bir araç haline dönüşmüştür. Yapılan araştırmalar sonrasında 2006 yılında 50.000’den fazla NSL işleme sokulduğu tespit edilmiştir.  2001-2008 yılları arasında ki NSL kullanımlarının 40.000 civarında hukuk ihlalinin yapıldığı görülmektedir. Öyle ki Obama hükümetinin NSL’lerin kapsamının genişletilmesi önerisini Temmuz 2011 yılında Kongreye sunulmuştur.
  • “Ayaklanma Yasasının “ Eyalet Vali’sinin talebi üzerine ABD Başkanın Ulusal Muhafızları görevlendirme yetkisini ifade eder. Bu yasa 29 Eylül 2006 tarihinde de ABD Başkanı herhangi bir eyalette kamu düzenin bozulması sonrasında Vali onayı olmaksızın eyaletlere asker gönderebilmektedir.
  • Hukuksuzluğu zedeleyen diğer bir gelişme ise 2012 Ulusal Savunma Yetkisi Yasası ile yaşanmıştır. Amerikan vatandaşını süresiz olarak tutuklu olarak askeri gözetim altında tutabilir veya cezaevine gönderme yetkisine sahiptir.

Yukarıda 11 Eylül 2001 saldırısı sonrasında Amerika Birleşik Devletlerinde İç Güvenlik manasında yaşanan gelişmeler yer almaktadır. Bu gelişmelere baktığımız vakit yönetim seferberlik mantığı üzerinden insanlar üzerinde baskı gerçekleştirmiştir . Öyle bu olay temelli baskı mantığı ile kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yer alan bazı hükümleri çiğnediği görülmektedir.[13] Yani ABD örneğinde olduğu gibi devlet sınırları içerindeki halkı kontrol etmeye çalışır. Bunun için kimlik numaralarından tut bütün teknolojik imkanları kullanarak gerçekleştirir.

SERDAR ÇUKUR

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER A.B.D ( MASTER)

KAYNAKÇA:

  1. David Lyon (2013 ) ,” Gözetim Çalışmaları- Genel Bir Bakış ” , 1. Baskı , Çeviren : Toprak , Ali , İstanbul : Kalkedon Yayıncılık , ss ,30-32.
  2. David Lyon (2006) ,” Gözetlenen Toplum “ , 1. Baskı , Çeviren : Soykan , Gözde , İstanbul : Kalkedon Yayıncılık ,ss ,258-262 .
  3. David Lyon , 2006 ,ss ,262-284.
  4. David Lyon , 2006 ,s, 60.
  5. Enver Bozkurt ve Selim Kanat( 2007 ), “ ULUSLARARASI TOPLUMUN PARADOKSU : TERÖRİZM , İNSAN HAKLARI , GÜVENLİK VE 11 EYLÜL SONRASI MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER “, 1. Baskı , Ankara : Asil Yayın Dağıtım ,ss, 141-143.
  6. Jean – Claude Paye (2009) , “ Hukuk Devletinin Sonu” , 1. Baskı , Çeviren : Lüküslü , G. Demet , Ankara : İmge Kitabevi ,ss, 23- 27.
  7. Jean – Claude Paye (2009) , “ Hukuk Devletinin Sonu” , 1. Baskı , Çeviren : Lüküslü , G. Demet , Ankara : İmge Kitabevi , ss ,29-31.
  8. Jean – Claude Paye , 2009, ss, 32-62.
  9. Oyan Altuntaş , Ekin ( 2012 ) ,” KAPİTALİZMİN DOĞAL BİR EVRESİ TOTALİTER –POLİS DEVLETİNİN YÜKSELİŞİ VE ABD ÖRNEĞİ “ , Cilt 9 ,Sayı 35 , ss , 40-45 , http://www.academia.edu/2378277/U%C4%B0_Dergisi_35._Say%C4%B1_-_%C4%B0%C3%A7erik .
  10. Ekin Oyan Altundaş , 2012 ,ss , 46-53 .
  11. Enver Bozkurt ve Selim Kanat , 2007 ,  ss ,7-58.
  12. Enver Bozkurt ve Selim Kanat , 2007 , ss,58-170.
  13. https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/203-208.pdf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here