Güç Kavramı

0
9193

Uluslararası ilişkilerin belirgin hukuk kuralları ve bunları yaptırımla destekleyecek merkezi bir otoritesi olmadığından, her devlet kendi varlığını sürdürmek ve küresel sistemde kendine yer edinmek için güvenlik ve güç arayışları içerisine girmektedir. Potansiyel güç unsurlarının güce dönüştürülmesi ve sahip olunan gücün nasıl bir şey olması gerektiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Joseph Nye’a göre güç hava durumu gibidir; yani herkesin hakkında konuştuğu ancak çok az insanın işleyiş mantığını anladığı bir kavramdır.

Morgenthau, gücü; hem bir ilişki türü, hem uluslararası politikanın en temel amacı, hem de amacın gerçekleştirilmesi için bir araç olarak tanımlarken; Holsti bir ülkenin sahip olduğu imkân ve hareket kabiliyetini ödül, ceza, ikna ve zorlama gibi yöntemler kullanarak karşı tarafın davranışlarını kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebilmesi olarak tanımlamıştır. [1]

Güç sadece A devletinin B’yi herhangi bir şey yapmaya zorlaması değil, aynı zamanda B’nin bir şeyi yapmaya devam etmesini veya yapmamasını sağlaması da olabilir. Dolayısıyla gücün bu anlamda bir süreklilik ifade ettiği görülmektedir. Bunun da ötesinde A devletinin etkisiyle onun istediği davranışı gösteren B’nin bu tutumu, A’nın davranışını da B’nin çıkarları doğrultusunda değiştirebilir. Dolayısıyla etkileşim sadece tek yönlü değil çok yönlü olarak da gerçekleşebilir. Ayrıca güç bir devletin uluslararası angajmanıyla da ilgili bir durumdur. Bir devletin uluslararası sisteme angajmanı arttığı ölçüde diğer devletlerle ilişkileri artacak ve diğerleri üzerinde bir etkiye sahip olması söz konusu olabilecektir. Aksi halde ilgili devletin sahip olduğu kapasite, kullanılmayan veya diğerleri üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmayan bir kapasite olarak kalacaktır.

Uluslararası Gücü Etkileyen Unsurlar

a.Coğrafya

Ülkenin sahip olduğu toprakların büyüklüğü, dünya üzerinde bulunduğu yer, ülkenin büyük dağlarla çevrili olması, geçit vermez ormanlarla kaplı olması veya ada ülkesi olması ülke açısından büyük bir avantaj oluşturabilir.

Örneğin; ABD’nin kıta genişliğindeki topraklarının doğuda üç bin, batıda altı bin mil genişliğindeki okyanuslarla çevrili olması Amerika’nın dünyadaki konumunu belirleyen sürekli ve değişmez bir faktördür.

b.Doğal Kaynaklar

Bir ülkenin zengin ve önemli doğal kaynaklara  ve verimli topraklara sahip olması ülkenin kapasitesi için önemli bir nicel unsur olarak dikkate alınmaktadır. Morgenthau’ya göre, doğal kaynaklar bir devletin diğer devletler karşısındaki gücünü belirleyen ve nispeten istikrarlı bir faktördür. Bu kaynakların başında gıda gereksinimlerini karşılayabilecek durumda olması gelir. Gıda yönünden kendine yeterli veya buna yakın bir ülke, bu durumda olmayan ve yetiştiremediği yiyecekleri diğer ülkelerden satın almak zorunda olan ülkelere göre büyük bir üstünlüğe sahiptir. Tersine, bir ülkenin devamlı olarak gıda sıkıntısı içinde bulunması ise, o ülkenin uluslararası politikada devamlı olarak zayıf kalmasına sebep olur .

Bir ülkenin önemli hammadde kaynaklarına sahip olması da ülke açısından önemli bir güç faktörüdür. Hammadde kaynakları endüstriyel üretim için ve asıl önemlisi savaşabilecek güce sahip olmak için çok büyük önem taşır. Nitekim savaşın mekanikleşmesi ölçüsünde ulusal güç açısından hammaddelerin kontrollerinin mutlak önemlerinin artmasının yanında, bazı hammaddelerin nispi önemi de artmış bulunmaktadır. Bu çerçevede özellikle I. Dünya Savaşı’ndan bu yana, petrol ve günümüzde doğalgaz, gerek endüstride gerekse savaş alanında önemli bir enerji kaynağı haline gelmiştir. Bu nedenle, dünyanın petrol ve doğalgaz bulunan bölgeleri ve devletleri uluslararası politika açısından oldukça önemli bir duruma gelmiştir. Ayrıca barışçıl amaçlarla ve teknolojik gelişmelerde kullanılan nükleer enerji üretiminde önemli bir unsur olan uranyum, buna sahip olan ülkeler için ciddi avantajlar sağlamaktadır.

c. Ekonomik Kapasite

Bir ülkenin ekonomik kapasitesi deyince özellikle günümüzde endüstriyel durumu akla gelmektedir. Çünkü herhangi bir ulusun gerekli hammaddelere sahip olması, eğer bundan askeri ve endüstriyel amaçlar için yararlanacak ölçüde endüstriyel tesislere ve endüstri gücüne sahip değilse, istenildiği ölçüde etkili olamamaktadır. Örneğin; Kongo’nun uranyuma sahip olması ile İngiltere veya ABD’nin uranyuma sahip olması aynı şey değildir. Nitekim bu büyük devletler için uranyuma sahip olmak bu ülkelerin güçlerini çok büyük ölçüde arttıran bir faktördür.

d.Askeri Hazırlık Derecesi

Morgenthau’ya göre bu öğeyi diğer tüm güç öğelerine göre daha fazla dikkate almak ve bu nedenle ulusal gücün daha belirgin bir öğesi olduğunu kabul etmek gerekir. Uluslararası ilişkilerde en son  başvurulan yol bu olduğundan bir devletin gücü hesap edilirken en fazla üzerinde durulan askeri güç olmaktadır.

e.Nüfus

Her ne kadar ulusal güç ile nüfus arasında doğrudan bir ilişki olduğu söylenebilirse de bir ulusun nüfusu ne kadar büyükse gücünün de o kadar büyük olacağını ileri sürmek yanlıştır. Doğru olsaydı bir milyarı aşkın nüfusuyla Çin’in dünyanın en büyük ve en güçlü devleti olması ve yine bir milyarı  aşan nüfusuyla Hindistan’ın onu izlemesi gerekirdi.

f. Ulusal Karakter

Ulusal karakterin ilgi alanını bir ulusun yapısında sık sık ortaya çıkan entelektüel ve karakteristik nitelikler oluşturmaktadır. Bu nitelikler bir ulusun diğerlerinden farklı olmasının nedenidir ve bu nitelikler belli felaketlerden sonra bile ayakta kalma gücüne sahiptirler. Ulusların birbirlerine oranla güçlerinin ne olduğunu hesaplamaya çalışanların, ulusal karakter farkını da hesaba katmaları gerekir. Bu ne kadar güçlü ve yanıltıcı olursa olsun gereklidir. Bu konuda yapılacak bir yanlış hesap ve tahmin yargılarda ve politikalarda hatalara yol açabilir. [2]

Gücün Boyutları

Yumuşak Güç

Soğuk Savaş boyunca askeri güç ve yetenekler, en etkin güç tanımlaması olarak karşımıza çıkarken, günümüz bilgi çağında bu etkinlik kamuoyunu yönlendirebilme, ikna ve pazarlık yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Joseph Nye tarafından 1990 yılında “yumuşak güç” olarak adlandırılan bu kavrama göre; küresel sistemin çok kutuplu yapısı, uluslararası örgüt ve medyanın artan etkisi sonucu askeri kapasitenin geri planda kalması ile asimetrik savaş yöntemlerinin üretilmesi ve klasik orduların etkinliğinin azalması, çağımızda “sert/kaba güç”ün önemini azaltmıştır. Zorbalık yerine iş birliğini öneren Nye, yumuşak gücü; “Eğer istediğim şeyi istemeni sağlayabilirsem, o zaman yapmak istediğin şeyi yapmaya seni zorlamama gerek yoktur.” diyerek tanımlamıştır. “Yumuşak güç”, söz konusu devletin, kendi ulusal çıkarlarını, liderlik ettiği ülkelerin ulusal çıkarlarıyla örtüşecek bir biçimde sunabilme ve diğerlerini de hoşnut edecek bir biçimde izleyebilme kapasitesi demektir.

Akıllı Güç

Amerika’da kurulan Akıllı Güç Komisyonu bünyesinde, Joseph Nye ile L. Armitage gibi önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanları tarafından üretilen “akıllı güç” kavramı; sadece sert ve yumuşak gücün birleşmesinden oluşmamakta, aynı zamanda gücün uygulanacağı aktörün davranışlarına uyum sağlayacak şekilde önceden hazırlanmış bir zeminde ölçülü bir tepki öngörmektedir. Komisyonca oluşturulan rapor, sert gücün gerekliliğini belirtirken, bunun bir ülkenin yumuşak gücünün de garantisi olacağını; ama tek başına bir ülkenin çıkarlarını garantiye almaya yeterli olmadığını, bunun için ‘korku’ stratejisinin bir yana bırakılıp, ‘iyimser’liğin ihracının ve yeni ittifaklar ile ortaklıkların gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Yumuşak güce yapılacak yatırımların, askeri ve ekonomik unsurları tamamlayacağı ve sert güce meşruiyet kazandıracağı düşünüldüğünde, Obama hükümetinin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, ABD Senatosu’ndaki konuşmasında; dünyada ABD “liderliğinin eksikliğinin hissedildiğini” ileri sürmesi ve bu eksikliği gidermek için “bütün diplomatik, ekonomik, askeri, siyasi, yasal, kültürel araçlar içinden en uygun olanını veya olanlarının bileşimini kullanacaklarını” belirtmesi,  Obama yönetiminin “akıllı güç” kavramını önemsediğini gösterir.

Sert Güç

Yakın zamana kadar, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla sadece Silahlı Kuvvetler gelirdi. Bugün de ülke güvenliğinin temel dayanağı Silahlı Kuvvetlerdir. Silahlı Kuvvetler varlığı ile barış döneminde ülkenin güvenliği ve daha geniş kapsamda çıkarlarını korumak için rakip ülkeler üzerinde caydırıcılık sağlar. Gerektiğinde sınırlı savaştan topyekun savaşa kadar bir seri askeri operasyon içerisinde belirlenen hedefleri ele geçirmek veya yok etmek üzere kullanılarak rakip ülkeye boyun eğdirilir. Bu yüzden barıştan itibaren güçlü ve kullanılmaya hazır bir Silahlı Kuvvetlere sahip olmak bütün ülke yöneticilerinin öncelikli görevidir.

Bir devletin, ulusal güvenlik çıkarlarının zorunlu kıldığı hallerde kuvvete başvurmaktan çekinmeyeceğini inandırıcı biçimde ortaya koyması çoğu zaman etkili olur. Tabii, bunun için o ülkenin yeterli güce ve gücü kullanacak siyasi idareye sahip olması gerekmektedir. Savunma gücünün barış zamanında en etkili biçimde kullanılması için diplomasi ile silahlı kuvvetlerin çok yakın bir uyum ve iş birliği içinde olmaları gereklidir. Askeri gücün dış politikada etkin bir unsur olabilmesi, büyük ölçüde silahlı kuvvetlerin etkinliğine bağlıdır. Dünya politikasında önemli bir rol oynamak isteyen ülkeler, daima güçlü ordulara sahip olmaya önem vermiştir. [3]

Onur Bektaş

TUİÇ Stajyeri

Kaynakça

1) https://www.academia.edu/2519975/Guc_kavrami_kamu_diplomasisi_ve_guvenlik [1]

2) TAYYAR, Arı ,Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 2004 [2]

3) YILMAZ, Sait, “Uluslararası İlişkilerde Güç ve Güç Dengesinin Evrimi”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 2008 [3]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.