TUİÇ AKADEMİ

Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Derneği Yayınıdır

Çar04232014

Last update10:17:44 AM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Ekonomik Entegrasyon Türleri ve AB Ekonomik Entegrasyonu

  • PDF

Günümüzde artan dünya ticaret hacmi ve gittikçe şiddetlenen rekabet ile birlikte, şirketlerin pazar paylarını yükseltme çabaları hızla artmaktadır. Bu rekabet ortamında ayakta kalabilmek uluslararası alanda başarılı olmaya bağlıdır. Bu durumdan en az kayıpla çıkmayı hedefleyen sanayileşmiş ve yeni sanayileşen ülkeler ekonomik güvenliklerine daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Yaşanan globalleşme sürecinde uluslararası ticarette mal, miktar kısıtlaması gibi engellerin azaldığı ve bölgesel entegrasyonların güçlendiği görülmektedir.

Uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarını bir bölümünü oluşturan uluslararası birleşme ya da diğer ifadesiyle uluslararası ekonomik entegrasyonların tanımı entegrasyon kavramı çerçevesinde yapılabilir. Ekonomik birleşme, birleşmeye giden ekonomilerde mal ve hizmet akımlarına serbesti sağlayıp, ticarete engel olan kısıtlamaları kaldırarak, bir ortak Pazar yaratmak şeklinde tanımlamaktadır Bugün için Dünya’daki Bölgesel Ekonomik Entegrasyonlara verilebilecek en önemli örnek; temelleri 1957 yılında atılan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’dir.

1957 yılında imzalanan ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu (AET) kuran Roma Antlaşması ile temelleri atılan Avrupa Birliği, bugün dünya üzerinde erişilmiş en ileri ekonomik entegrasyon örneğidir. Avrupa Birliği’nin ekonomik bütünleşmesi gümrük birliği ile başlayıp,1993 yılında tamamlanan tek Pazar ile daha da derinleşmiştir. Avrupa ekonomik bütünleşmesinin en ileri aşamasına da,1 Ocak 2002 tarihinde tanımlanan Ekonomik ve Parasal Birlik ile geçilmiş ve tek para birimi olan Euro on iki üye devlette ulusal paraların yerini almıştır.1 Mayıs 2004’ten itibaren Avrupa Birliği’nin üye sayısı 25’e yükselmiş ve Birlik daha da büyük bir ekonomik blok haline gelmiştir.

Üye devletlerarasında bu düzeyde bir bütünleşme, ekonomi politikaları arasında çok sıkı bir koordinasyonu gerektirmektedir. Ekonomi politikasının en önemli iki aracından biri olan para politikası konusundaki tüm yetkiler uluslar üstü Avrupa Merkez Bankası’na devredilirken, bütçe politikası konusundaki yetkiler halen ulusal düzeyde kalmaya devam etmektedir. Bu durum bütçe politikalarının yayılma etkisi göz önünde bulundurulduğunda, üye devletlerin sıkı ve disiplinli bütçe politikaları yürütmelerini gerektirmektedir. Bunun sağlanması için de, Topluluk organları düzenli olarak gözetimde bulunmaktadır.

Bir diğer önemli Bölgesel Ekonomik Entegrasyon hareketi, üye ülkelerin arasındaki ticareti yeniden düzenleyerek yeni avantajlar elde etmek amacıyla A.B.D. ve Kanada arasında 1992 yılında başlamış, 1994 yılında Meksika’yı da içine alarak “Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması” (NAFTA) adı altında faaliyete geçmiştir. Üçüncü bir ekonomik grup da Japonya ve çevresindeki Güney Doğu Asya Ülkelerinin oluşturdukları ekonomik entegrasyon hareketidir. Söz konusu bu üç kutup, Dünya’daki bölgeselleşme eğiliminin de odakları haline gelmiştir.

EKONOMİK ENTEGRASYONUN OLUŞMA SEBEPLERİ

Ülkeler ekonomik bakımdan üretim kapasitelerini genişleterek verimliliği arttırmak ve bunun neticesinde de toplumsal refah düzeyini yükseltmek amacıyla ekonomik entegrasyonlara girerler. Böylece ekonomik ve siyasal egemenliklerinden kısmî olarak vazgeçmeleri karşısında toplumsal refahı arttırıcı garantiler alabilirler. Ülkelerin bölge dışı bloklara karşı daha büyük bir rekabet gücüne sahip olarak, politik alanda daha etkili olmak istemeleri yani politik potansiyelin yükseltilmek istenmesidir. Ekonomik entegrasyonun bir diğer nedeni ise, bölgesel olarak bir arada yaşamak durumunda olan komşu ülkelerin birbirleri ile çatışmaları yerine güçlerini bir araya getirerek çıkar çatışmalarını önlemektir.

EKONOMİK ENTEGRASYONLARIN ETKİLERİ

Durağan Etkiler

Ekonomik yapı ve teknolojinin değişmediği varsayımında, üretim faktörlerinin yeniden dağılımından doğacak etkilerle ilgilidir. Ülkeler gümrük birliği özelliğinde bir ekonomik bütünleşmeye gittiklerinde, ekonomideki nispi fiyatlar değişecek ve bu durum üretim, tüketim ve ticaretin yapısı ile yönünü etkileyecektir. Birlik sonrası teknolojinin ve ekonomik yapının sabit kaldığı varsayımı altında, üretim faktörlerinin yeniden dağılımı dolayısıyla ortaya çıkan etkilere durağan etkiler denmektedir. Başka bir tanımlama ile faktör donanım, teknolojik seviye ile talep yapısı gibi parametrelerin sabit kaldığı varsayımı altında gümrük birliğinin birlik içinde kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilerdir.

Durağan etkiler, ticaret yaratıcı ve ticaret saptırıcı olarak iki şekilde ortaya çıkar.

  • Ticaret yaratıcı etki; Entegrasyon dâhilindeki ülkenin, ortaklık içindeki diğer bir ülkeden daha ucuza ithalat yapabilmesiyle ortaya çıkar.

Gümrük birliklerinin üretim üzerindeki etkileri, belirli mallara yönelen tüketici alımlarının, üçüncü ülkeler ve iç üreticilerden ortak üretici ülkelere kayması sonucu meydana gelmektedir. Birliğe ortak üye ülkeler arasındaki üretimin olumlu yönde gelişmesi ticaret yaratıcı etkiyle ortaya çıkar. Bu üretim etkisi, tüketimin yüksek maliyetli iç mallardan düşük maliyetli ortak ülke mallarına kayması sonucu oluşur. Ticaret yaratıcı etki, GB dolayısıyla üye ülkelerdeki yüksek maliyetli üretimin yerine, birlik içindeki daha verimli ülkenin üretiminin geçmesi dolayısıyla ortaya çıkar. Yani birlik içinde üyeler arasındaki ticaret hacminin genişlemesi ticaret yaratıcı etkiyi oluşturur. Bu etki birlik içinde karşılaştırmalı üstünlüklere uygun bir uzmanlaşmanın sonucudur. Ticaret yaratıcı etkinin büyüklüğü GB sonucunda birliğe katılan ülkelerin refah artışının da büyük olacağının göstergesidir.

GB’nin ticaret yaratıcı etkisinin nasıl ortaya çıktığını aşağıdaki örnek yardımıyla açıklamaya çalışacağız. Türkiye, Almanya ve Fransa’nın ticaret ilişkilerini ve oluşturacakları birlik ile ticareti nasıl yaratacaklarını tablo yardımıyla gösterelim. Bu ülkeler otomobil üretmektedirler. Türkiye, otomobili diğer ülkelere göre daha yüksek maliyetle üretmektedir. Almanya’nın otomobil üretim maliyeti ise diğerlerine göre daha ucuzdur. Bu ülkelerin otomobil maliyetlerine ilişkin tablo aşağıda gösterilmiştir.

Tablo 1: Otomobil Üretimine İlişkin Maliyetler

(100.000 TL/adet)

Türkiye’nin normal şartlarda otomobili Almanya’dan ithal etmesi gerekmektedir. Yukarıdaki tabloya göre, Türkiye’deki ithalatçıların aslında yüksek vergi nedeniyle daha ucuza mal edilen ithal otolardan alma şansları yoktur. Çünkü vergiden sonra ithal otoların fiyatı yerli üretim maliyetinin üstüne çıkmaktadır. %20’lik gümrük vergisiyle 43.000’e üretilen Alman otoların Türkiye’ye maliyeti 51.600’e, 46.000 olan Fransız otolarının maliyeti de 55.200’e çıkmıştır. Bu durumda her iki ülkeden ithal edilecek olan otomobil maliyeti yerli oto üretim maliyeti olan 50.000’in üzerinde olmaktadır. Almanya ve Türkiye’nin Fransa’yı dışarıda bırakacak şekilde birlik oluşturduklarını varsayalım. Ülkeler oluşturdukları GB ile mal hareketlerine konan kısıtlamaları kaldıracaklardır. Türkiye ve Almanya aralarında bir gümrük birliği kurmaları durumunda kendi aralarında uyguladıkları gümrükleri kaldıracaklar ve Fransa’ya karşı %10 OGT uygulamaya koyacaklardır. GB öncesi yüksek maliyeti nedeniyle gerçekleşmeyen Almanya’dan otomobil ithalatı GB sonrası mümkün olacaktır. Çünkü Almanya ve Türkiye arasında gümrükler sıfırlanacağı için Alman ithal otomobilin ithal fiyatı 43.000 olacaktır. Bu durumda tüketiciler 50.000’e yerli oto yerine 43.000’e ithal otomobili tercih edeceklerdir. Bu talep artışı üretimi yüksek maliyetli Türkiye’den, düşük maliyetli Almanya’ya kaydıracaktır. Bu durumda Almanya için GB’nin durağan refah etkilerinden ticaret yaratıcı etkisi (olumlu üretim etkisi) ortaya çıkmış olacaktır.

Ticaret saptırıcı etki; Entegrasyon dışındaki ülkeden daha düşük maliyetle ithalat yapmak yerine, birlik üyesi bir ülkeden daha yüksek maliyetli ithalat yapma durumunda ortaya çıkar.

Ticaret saptırıcı etki, GB’nin kurulmasıyla en verimli üreticinin birlik dışında kalması dolayısıyla birlik ülkelerinin bu ülkeden yapmakta oldukları ithalatın sona ermesi dolayısıyla ortaya çıkar. Birlik dışında kalan ülkelerle yapılan ticaret hacminin daralması ticaret saptırıcı etkiyi oluşturur.

GB’nin ticaret saptırıcı etkisini (olumsuz üretim etkisi) şu örnekle açıklayalım. Türkiye, Almanya ve Fransa arasındaki et üretimine ilişkin maliyetler ve ithalat için oluşacak fiyatlar tabloda gösterilmiştir.

Tablo 2: Et Üretimine İlişkin Maliyetler

(100 TL/KG)

Tablodan da görüleceği gibi eti en düşük maliyetle Fransa üretmektedir. Türkiye GB kurulmadan önce et için %25 gümrük vergisi koymasına rağmen tüketiciler ithal eti tercih edeceklerdir. Çünkü ithal etin maliyeti ithalat vergisine rağmen 47.500 olmaktadır. Yerli etin üretim maliyeti ise 50.000’dir. Türkiye ve Almanya’nın aralarında, Fransa’yı dışarıda bırakacak şekilde GB kurduklarını varsayalım. Türkiye ve Almanya aralarındaki gümrük vergilerini kaldırmışlar ve dışarıya karşı %20 OGT uygulamışlardır. GB sonrasında Türkiye için ithal etin maliyeti Fransa’dan 45.600, Almanya’dan ise 42.000 olacaktır. GB sonucunda tüketiciler yine ithal eti tercih edeceklerdir ancak bu durumda talep Fransız etinden Alman etine kayacaktır. GB sonucunda, birlik dışında kalan Fransız etine %20 OGT konurken, Alman etinin sıfır gümrük ile Türkiye’ye girmesi, talep değişimine bağlı olarak üretimin Fransa’dan Almanya’ya kaymasına neden olacaktır. Bu durumda Fransa için GB’nin ticaret saptırıcı etkisi (olumsuz üretim etkisi) ortaya çıkmış olacaktır.

Değişken Etkiler

  • Rekabetin artar(rekabet diğer taraftan kalkınma ve ileri teknoloji kullanımını teşvik eder.)
  • Pazarın genişlemesi sonucu ortaya çıkan ölçek ekonomilerinden faydalanma imkânı doğar.
  • Rekabet ve genişleyen pazarın yatırımcılar için cazip hale gelmesi sonucu yatırımların artması sağlanır.
  • Dışsal ekonomilerin oluşması (genellikle kamu kesiminde, herhangi bir iktisadi birimin, üretim faaliyetleri sırasında, maliyeti içinde yer almayan ekonomik faaliyetin sonuçlarından yararlanmasıdır.)
  • Üretim faktörlerinin serbest dolaşımı sonucu kaynak etkinliği sağlanır(Entegrasyon içinde emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin serbestçe dolaşması, ekonomide kaynakların daha etkin kullanılmasını sağlar).
  • Döviz tasarrufu yaratır.

EKONOMİK ENTEGRASYONUN AŞAMALARI

Tablo 3

Serbest Ticaret Bölgesi

Serbest ticaret bölgesi, üyeleri arasında ticareti kısıtlayan veya engelleyen tarife ve kotaların kaldırıldığı, üyelerin birlik dışında kalanlara karşı ise Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygulama zorunluluğunun olmadığı ekonomik bütünleşme şeklidir. Bölgeye giren mal ve hizmetler için yaratılan ortak piyasa, üretim faktörlerinin girişine açık değildir. Bu tür birleşmelerde, ekonomi politikalarının ve kurumların uyumlaştırılması ve birliği söz konusu değildir. Dolayısıyla bölge dışında kalan ülkelere karşı her ülkenin bağımsız olarak belirlediği ekonomi politikası uygulanır. Serbest ticaret bölgelerinde amaç, üye ülkeler arasında mal ve hizmetlere ilişkin ticareti serbestleştirerek ortak bir pazar yaratmaktır. Ticaretin serbestleşmesi, AB’de olduğu gibi tüm ekonomik faaliyet dalları için geçerli olabileceği gibi, EFTA’da olduğu gibi belli bir sektör için, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nda olduğu gibi belli bir mal grubu için oluşturulabilir.

Serbest ticaret bölgesi şeklindeki ekonomik bütünleşmeler uygulamada bazı olumsuzluklara yol açmaktadırlar. Serbest ticaret bölgesinde özellikle üyelerin dışa karşı farklı tarifeler uygulamaları uluslararası ticareti dolambaçlı yollara saptırmaktadır. Çünkü birlik dışındaki ülkelerden yüksek gümrüklü ülkeye mal ihraç edecek olan ihracatçı, malları ilk önce birlik içinde düşük gümrüklü ülkeye göndermekte, düşük tarife ödendikten sonra mallar, asıl amaçlanan yüksek gümrüklü ülkeye re-eksport yapılmaktadır. İhracatın bu şekilde dolambaçlı yollarla yapılması, uluslararası ticaret akımlarının normal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bunu engellemek için bölge içinde dolaşan malların ilk üretim yerlerinin gösterildiği menşei belgeleri düzenlenmektedir. Dünya’da serbest ticaret bölgelerine Latin Amerika Ülkeleri’nin kurduğu LAFTA, Avrupa Ticaret Bölgesi (EFTA) ve Avrupa Ekonomik Alanı (EES) örnek verilebilir.

Gümrük Birliği

GB, tarihte en çok görülen bütünleşme şeklidir. 1834 yılında birçok bağımsız Alman devletin kurduğu Zolverein ve 1957’de kurulan AET, GB’nin en güzel örneklerindendir. Gümrük birliği serbest ticaret bölgesinin ileri safhasını ifade eder. Üye ülkeler kendi aralarında gümrük tarifelerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırmanın yanı sıra üye ülkeler dışında kalanlara ortak dış tarife ya da diğer ifadesiyle ortak gümrük tarifesi (OGT) uygularlar. Birbirlerinden gümrük almama esasına dayanan bölgesel bir birlik olan Gümrük Birliği, serbest ticaret bölgesindeki koşullara ek olarak birliğe üye ülkelerin serbest dış ticaret politika izlemelerini sınırlandırmış olduğundan daha ileri bir aşamayı ifade etmektedir. Üretim, faktörlerinin hareket serbestisi yoktur ama özellikle sanayi mallarında ortak gümrük tarifesinin uygulanması ve her türlü kısıtlamanın kaldırılması söz konusudur. Kısaca; Gümrük 'Birliği'nde sanayi malları ticaretinde bütünleşme söz konusudur. Mal, kişi, hizmet ve sermaye dolaşım serbestisinden sadece bir tanesi konu dâhilindedir: Mal. Ama tarım ürünleri kapsam dışında olduğundan tam olarak malların serbest dolaşımı da denemez. Gümrük Birliği'nde aynı zamanda üçüncü ülkelere ortak bir ticaret politikası zorunlu olarak uygulanır ve kaçınılmaz olarak mevzuat uyumu sağlanır. Bu açıklama bütünleşme kavramı ile gümrük sistemlerinin birlikte düşünüldüğünü göstermektedir. Türkiye ile AB arasında 01.01.1996 tarihinden itibaren bu çalışmanın konusunu oluşturan bir gümrük birliği kurulmuştur. Gümrük Birliği ile üye ülkelere katma değeri arttırma (trade creation) ve ticaret saptıran etki (trade diversion) ortaya çıkarabilmektedir. Bu da refah azaltıcı bir sonuç ortaya koymaktadır. Böylece, Gümrük birliği bütünleşme sürecinin ilk aşamasıdır ve bütünleşmenin statik etkileri ile ilgilenmektedir" denebilir. Gerçekten de gümrük birlikleri “... gümrük indirimi ve üçüncü ülkelere ortak gümrük tarifesi uygulamakla yetindikleri taktirde, birlik bir süre sonra verimsizleşerek dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Faydanın sürekli olabilmesi için birliğin “ekonomik bütünleşme” yolunda gelişmesi gerekecektir. Bu da, bütünleşme sürecinin dinamik etkiler doğurduğu sürece varlığını sürdürebileceği sonucunu ortaya çıkartmaktadır.

Ortak Pazar

Ekonomik entegrasyonlarda gümrük birliğinden sonraki aşama ortak pazardır. Ortak Pazar anlaşması üye ülkeler arasında iç ticarette tüm tarifeleri ve diğer kısıtlamaları kaldırırken, ortak dış tarifeler koyar ve üye ülkeler arasına emek ve sermaye ve bilgiyi içeren üretim faktörlerinin bölge içinde serbest dolaşımına olanak sağlar. Üretim faktörlerinin serbest dolaşımı bu bütünleşme şeklini öncekilerden ayırmaktadır. Avrupa ekonomik topluluğu bu aşamaya da örnek olarak gösterilebilir. Yukarıdaki tartışmalar göstermektedir ki, bütünleşmenin dinamik etkisi; gümrük birliği oluşturmuş ülkeleri bu birlik kurallarına uymak için ek bazı faaliyetlere zorlamaktadır. Birliğe üye ülkeler aralarındaki emek, sermaye, girişimci gibi üretim faktörlerinin serbest hareketliliğini sağlayarak sınır engellerini kaldırır ve aralarındaki gümrük birliği ülkelerini de korurlar ise, ortak pazar oluşturmuş olurlar. Ortak pazar, her bir üye ülkenin iç pazarından oluşmuş "genişletilmiş bir iç Pazar”dır. İç pazarın temel prensipleri: Vergi harmonizasyonu, iktisat politikalarının göreli harmonizasyonu, üretim faktörleri hareketliliğini sağlayarak sınır engellerinin kalkmasıdır. Sınırların kalkması ise üç anlamda ele alınmaktadır:

  • Fiziksel sınırların kalkması (kişiler, mallar için)
  • Teknik sınırların kalkması (normlar, hukuk prösedürleri, radyo-TV yayınları, sermaye hareketleri, hizmet dolaşımı),
  • Mali sınırların kalkması ve vergi uyumu.

İktisadi Birlik

Bu aşama iktisadi birleşme hareketlerinin en ileri aşamasıdır. Entegrasyon iç tarife engellerinin kaldırılması, ortak dış engellerin konması ve faktörlerin serbest dolaşımının yanı sıra birlik içinde ekonomik ve sosyal politikaların koordine edilip, uyumlaştırılması söz konusudur. Ekonomik birlik aşamasında politikaların belirlenmesinde, üye ülke temsilcilerinden oluşan bir kurul karar organı durumundadır. Ancak uygulamayı her bir ulusal devlet kendisi yürütmektedir. Ekonomik birlik içerisinde uyumlaştırılacak politikalar: Mal ve faktör piyasalarında sağlanacak bütünleşme sadece gümrük engellerinin kaldırılması ya da sermaye ve emek dolaşımının serbestleştirilmesiyle gerçekleşmez. Üye ülkelerin ellerinde standartlardan vergilemeye, çeşitli teşviklere kadar uzanan, bu akımları engelleyici politika araçları kalmaktadır. Bu nedenle söz konusu alanlarda bir uyuma gidilmesi, etkileri uluslararası düzeyde görülen çevre sorunları gibi konularda ortak politikaların izlenmesi, tek bir ülkenin çözemeyeceği büyük ölçekli teknoloji, bilimsel araştırmalar ve kaynakların harekete geçirilmesini gerektiren alanlarda ortak projelerde olduğu gibi uluslararası politikaların izlenmesi ve topluluk içinde rekabetçi yapıları bozan ve tekelleşmeyi ortaya çıkaran uygulamaları önlemeye dönük politikalarda işbirliğine gidilmesi olarak sıralanabilir. Bu aşamaya verilebilecek örnek 1 ocak 1993 yılında ismini Maastricht anlaşmasına uygun olarak Avrupa Birliği olarak değiştiren Avrupa Ekonomik Topluluğudur.

Siyasi Birlik

Ülkelerin para ve maliye politikalarını uyumlaştırmaları, ekonomik olarak tek elden idare edilmelerine yol açacaktır. Ekonomik konularda birlikte hareket eden birlik, güvenlik ve savunma gibi konularda da birlikte hareket edecektir. Bu aşamayı bir önceki aşamadan ayıran yön, bu aşamada ulusal ekonomik bağımsızlığın büyük ölçüde kaldırılması ve bunun yerini bir uluslar üstü otoritenin almasıdır. Yukarıda açıklanan entegrasyon aşamalarını birbirlerinden kesin çizgilerle ayırmanın mümkün olmadığı; özellikle siyasi birlik aşaması ile iktisadi birlik aşaması arasındaki ayrımın zorlama olduğu iddia edilmektedir. Birçok araştırmacı da siyasi birlik aşamasına değinmemeyi yeğlemekte; son aşamayı iktisadi birlik olarak belirtmektedir. Bir bütünleşme sürecinin siyasal birlik aşamasına ulaşabilmesi için, ekonomik birlikte olduğu gibi bazı elverişli koşulların bulunması gerekmektedir. Bunlar, şu biçimde özetlenebilir:

  • Ortak siyasal ve hukuksal değerler ile uygulamaların varlığı.
  • Kültürel göreli homojenite.
  • İşbirliğinin basit bir düzeyden başlatılması.
  • İleriye yönelik ortak bir amaç yoğunluğu.
  • Ekonomik-parasal birlik koşullarını düzenleyen ortak yapılar ve ortaklığı harekete geçirici mekanizmalar.
  • Gelişen işbirliği sürecinin çoğunluk yararına olduğuna, ortaklıktan sağlanan yararların eşit ve karşılıklı, sorumlulukların da orantılı olduğuna inanılması.

Sonuç

20. YY’da hızla gelişen küreselleşme eğilimiyle, ülkeler bir yandan bu eğilimin beraberinde getirdiği yoğun rekabetten korunabilmek ve dünya ile bütünleşme sürecini hızlandırabilmek amacıyla çeşitli zamanlarda ekonomik bütünleşme sürecine girmişlerdir. Bu süreç içerisinde dünya ticaretinde önemli değişimler yaşanmış, artan küresel rekabet ortamında ülkeler dış ticaret politikalarını yeniden düzenlemişlerdir. Özellikle dış ticareti kısıtlayan tarife ve kotalar giderek azalmış, serbest ticaret anlayışı uluslararası ticarete hâkim olmuştur. İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle sanayileşmiş batılı ülkeler, dünya ticaretinde çok yönlü denkleşmeye imkân sağlamak, dış ticareti canlandırmak amacıyla ekonomik bütünleşme sürecine girmişler ve çeşitli organizasyonlar kurmuşlardır.

Ekonomik bütünleşme sürecinin aşamaları şu şekilde sıralanabilir: Serbest Ticaret Bölgesi-Gümrük Birliği-Ortak Pazar-İktisadi Birlik-Ekonomik ve Parasal Birlik(Siyasi Birlik). Serbest Ticaret Bölgesi, iki ya da daha çok ülke arasında malların ve hizmetlerin serbest dolaşımındaki engeller olan gümrük tarifeleri ve miktar kısıtlamalarını kaldırılmasıdır. Gümrük Birliği üyeler arasında ticarete konu olan her türlü engellerin (ithal ve ihraç yasakları, kota, gümrük vergisi vb.) kaldırılması, birlik dışı ülkelere karşı da Ortak Gümrük Tarifesi’nin uygulandığı aşamadır. Ortak Pazar, ekonomik entegrasyonlarda gümrük birliğinden sonraki aşamadır. Ortak Pazar anlaşması üye ülkeler arasında iç ticarette tüm tarifeleri ve diğer kısıtlamaları kaldırırken, ortak dış tarifeler koyar ve üye ülkeler arasına emek ve sermaye ve bilgiyi içeren üretim faktörlerinin bölge içinde serbest dolaşımına olanak sağlar. İktisadi Birlik, iç tarife engellerinin kaldırılması, ortak dış engellerin konması ve faktörlerin serbest dolaşımının yanı sıra birlik içinde ekonomik ve sosyal politikaların koordine edilip, uyumlaştırıldığı aşamadır. Siyasi birlikte ise, ülkelerin para ve maliye politikalarını uyumlaştırmaları, ekonomik olarak tek elden idare edilmelerine yol açacaktır. Ekonomik konularda birlikte hareket eden birlik, güvenlik ve savunma gibi konularda da birlikte hareket edecektir. Bu aşamayı bir önceki aşamadan ayıran yön, bu aşamada ulusal ekonomik bağımsızlığın büyük ölçüde kaldırılması ve bunun yerini bir uluslar üstü otoritenin almasıdır.    

Faktör donanımı, teknolojik seviye ve talep yapısı gibi parametrelerin sabit kaldığı varsayımı altında ekonomik entegrasyonun birlik içinde kaynakların yeniden dağılımı sebebiyle ortaya çıkan etkilerine statik refah etkileri denir. Bu etkiler kısaca; Ticaret yaratıcı etki ve Ticaret saptırıcı etkidir.

Ekonomik bütünleşme hareketleri, üye ülkelerin ekonomik yapılarında, üretim kapasitesi ve kaynak verimliliklerinde köklü değişiklikler meydana getirir. Bu değişiklikler zaman içinde oluşan milli geliri, kalkınma hızını ve ekonomik refahı yakından ilgilendiren etkilerdir. Bu etkiler de ekonomik entegrasyonun dinamik refah etkileridir. Rekabet artışı etkisi, ölçek ekonomileri etkisi, dışsal ekonomiler etkisi, teknolojik gelişmeye etkisi ile yatırımları özendirme ve sermaye etkisi dinamik refah etkileridir.

AVRUPA EKONOMİK ENTEGRASYONU

Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan Tek Pazara Doğru

Avrupa Birliği, daha kuruluşunda ekonomik entegrasyon amacı taşımaktadır.1957 yılında altı ülke(Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Lüksemburg) tarafından imzalanan ve Avrupa Ekonomik Topluluğunu (AET) kuran Roma Antlaşması’nda üye devletler arasında önce bir gümrük birliğinin, ardından da bir ortak pazarın kurulması öngörülmüştür. Bu çerçevede, öncelikle,1968 yılında üye ülkeler arasındaki ticarette gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarının kaldırılmasını öngören Gümrük Birliği yürürlüğe girmiştir. Daha sonra,1987 yılında imzalanan Avrupa Tek Senedi ile üretim faktörlerinin de serbest dolaşımının sağlandığı tek pazarın tamamlanması için 1992 yılı hedefi kesinleştirilmiş ve 1993 yılının başında Avrupa Tek Pazarı yürürlüğe girmiştir. Tek Pazar, Birlik içerisinde malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını öngören bu dört temel özgürlüğü içermektedir.

Topluluk 1993 yılı başı itibariyle tek pazarı büyük ölçüde kurmuş bulunmaktadır. Tek pazarın nihai amacı, fiziki, teknik ve mali engellerin aşamalı olarak kaldırılması suretiyle ekonomide daha fazla büyüme imkânı, yeni istihdam olanakları, ölçek ekonomileri, yüksek verimlilik ve karlılık, sağlıklı rekabet, iş ve meslek hareketliliği, istikrarlı fiyat ve tüketici tercihine ulaşılmasıdır.[1]

Ekonomik ve Parasal Birliğin Kurulması

Roma Antlaşması’nın hazırlandığı sırada, devam eden Bretton Woods sisteminin istikrar sağlamada yeterli olacağı beklentisiyle, söz konusu antlaşmada para politikalarında yalnızca sınırlı bir diyaloga yer verilmiştir. Ancak, izleyen yıllarda ortaya çıkan ekonomik gelişmelerle birlikte bu sistemin sürdürülmesinde bir takım sorunlar ortaya çıkmıştır.

Aralık 1969’da gerçekleştirilen Hague Zirvesi’nde ekonomik ve parasal birliğin(EPB) Avrupa entegrasyonun resmi hedefi olmasına karar verilmiş ve dönemin Avrupa Toplulukları Komisyonu(ileride komisyon olarak anılacaktır.) başkanı Werner başkanlığında bir gruba EPB hedefinin nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir rapor hazırlama görevi verilmiştir. Ekim 1970’de tamamlanan Werner Raporu’nda 10 yıl içerisinde üç aşamalı bir plan dâhilinde ekonomik ve parasal birliğin gerçekleştirilmesi ve nihai hedef olarak ta sermaye hareketlerinin liberalizasyonu, döviz kurlarının geri dönülmez biçimde sabitlenmesi ve ulusal paraların yerini tek bir paranın alması öngörülmektedir. Bununla birlikte, ekonomi politikalarının koordinasyonunun güçlendirilmesi ve ulusal bütçe politikalarının temel ilkelerinin belirlenmesi de tavsiye edilmektedir.

Bu rapor üzerinde EPB’nin ilk aşaması denemek üzere başlatılmış, ancak Ağustos 1971’de Bretton Woods sisteminin çöküşü ile birlikte çıkan istikrarsızlık dalgası sonucu bu projede durdurulmuştur. Bunun ardından 1972 yılında “tüneldeki yılan” mekanizması ortaya atılmıştır. Bu mekanizma, üye devletlerin ulusal paralarının ABD doları karşısında dar bir aralıkta dalgalanmasını öngörmektedir. Ancak,1973 petrol krizi, dolardaki zayıflık ve üye devletlerin ekonomi politikaları arasındaki farklılıklar nedeniyle, bu uygulama da sürdürülememiştir.

1979 yılına gelindiğinde, parasal istikrar alanı oluşturması konusundaki çabalar yeniden canlanmış ve bir “Avrupa Para Sistemi(European Monetary System)”kurulmuştur. Bu çerçevede bir döviz kuru mekanizması oluşturulmuştur. Buna göre, üye devletlerin ikili kurlarında döviz kurlarının %2,25’lik bir marj içerisinde dalgalanması öngörülmüştür. İstisna olarak İtalyan lireti için %6’lık bir dalgalanma marjı tanınmıştır.[2]Avrupa Para Sistemi İkinci Dünya Savaşı’ndan 1973 yılına kadar küresel döviz kuru düzenlemelerini yürüten Bretton Woods sisteminin daha esnek ve dengeli bir versiyonu olarak tasarlanmıştır[3]

1985 yılında tek pazar programının kabul edilmesinden sonra, üye devletler arasındaki alışverişlerde özellikle döviz kurlarındaki farklılıklara ve belirsizliğe bağlı yüksek maliyet düşünüldüğünde, ekonomik ve parasal birlik sağlanmadan tek pazarın potansiyelinden tam olarak faydalanılamayacağı açık bir şekilde görülmüştür.[4]

Aynı yıl, üye devletlerin liderleri mal, hizmet, sermaye ve kişiler için ortak pazarın 1992 yılı itibariyle tamamlanması üzerinde anlaşmaya vararak, Avrupa içerisinde serbest ticaretin gerçekleştirilmesi konusundaki çalışmalara hız kazandırmıştır. Aynı zamanda, üye ülkeler mevcut paritelere bağlı kalmak konusundaki taahhütlerini artırmak yoluyla 1979 yılında oluşturulan Avrupa Para Sistemini güçlendirme kararı almışlardır. Para politikasının oluşturulması hususunda tüm ülkelerin söz sahibi olması, bu sistemin EPB’den temel farkını ortaya koymaktadır.[5]

1988 yılında, ekonomik ve parasal birlik konusunu incelemek üzere dönemin Komisyon başkanı Jacques Delors başkanlığında bir komite oluşturulmuştur. Komitenin 1989 yılı Nisan ayında sunduğu raporda, EPB’nin üç aşamada tamamlanması önerilmektedir.7.Raporda parasal birlik için gerekli üç koşul şu şekilde sıralanmıştır: para birimlerinin tam konvertibilitesi, sermaye hareketlerinin tam liberalizasyonu ile mali piyasaların tam entegrasyonu, ve döviz kurlarının geri dönülemez bir şekilde sabitlenmesi. Burada yer alan ilk iki gereklilik, Toplulukta zaten karşılanmaktaydı.[6]

1989 yılı Haziran ayındaki Madrid Zirvesi’nde, Delors Raporu esas alınarak,1 Temmuz 1990 itibari ile EPB’nin ilk aşamasının, yani sekiz üye devlette sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesinin, başlatılmasına karar verilmiştir.

Aralık 1989’da gerçekleşen Strasbourg Zirvesi’nde ise, ekonomik ve parasal birliğe tam olarak erişebilmek üzere antlaşmada ne tür değişiklikler yapılması gerektiğini belirlemek için hükümetlerarası konferansın toplanmasına karar verilmiştir. Bu konferanslarda yapılan çalışmaların sonucunda, 1991 yılı Aralık ayındaki Maastricht Zirvesi’nde kabul edilen ve 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan Maastricht Antlaşması ortaya çıkmıştır.

Maastricht Antlaşması ve Tek Paraya Geçiş

1991 yılının Aralık ayında gerçekleşen Maastricht Zirvesinde Tek Senet ile belirlenen Ekonomik ve Parasal Birlik hedefine yönelik önemli kararlar alınmıştır. Maastricht Zirvesinin ardından Şubat 1992’de Avrupa Birliği Antlaşması olarak da anılan Maastricht Antlaşması imzalanmıştır. Avrupa Topluluklarının ekonomik, parasal ve siyasal birliğini gerçekleştirmeyi amaçlayan bu antlaşma 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Antlaşma ile Avrupa Ekonomik Topluluğunun ismi Avrupa Topluluğu olarak değiştirilmiştir. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmesi ile bir üst kavram olan Avrupa Birliği deyimi de kullanılmaya başlanmıştır.[7]

Maastricht Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle, üye devletler EPB’nin gerçekleştirilmesi konusundaki kararlılıklarını bir kez daha ortaya koymuşlardır. Antlaşmada, ekonomik ve parasal birliğin kesin bir zaman çizelgesi içinde üç aşamada tamamlanması öngörülmektedir. Buna göre:

İlk aşama 1 Temmuz 1990’da başlamıştır. Bu aşamada, Bakanlar Konseyi(Council of Ministers) (ileride Konsey olarak anılacaktır) ekonomik ve parasal yakınlaşmaya ilişkin ilerlemeleri değerlendirirken, üye devletler de antlaşmada ortaya konan belirli yasaklara uyacaklardır (sermaye hareketlerinin kısıtlanmasının yasaklanması, merkez bankalarının kamu yetkililerine ve kamu teşekküllerine erişimlerinin yasaklanması).

İkinci aşamaya geçiş konusunda resmi bir karar alınmamış olmakla birlikte, bu aşamaya 1 Ocak 1994 tarihinde geçilmiştir. Bu aşamada üye devletler ekonomi politikalarının yakınlaştırılması konusunda önemli ilerleme sağlayacaklardır. Kamu finansmanı üzerine kesin ama bağlayıcı olmayan kurallar benimsenmiş ve Komisyon tarafından yürütülmek üzere bu defa kamu maliyesi üzerinde yeni tür bir izleme mekanizması oluşturulmuştur. Avrupa Para Enstitüsünün (European Monetary Institute) kurulmasıyla para politikalarının koordinasyonu için kurumsal bir yapı oluşturulmuştur. Avrupa Para Enstitüsü’nün başlıca iki görevi bulunmaktadır. Bunlar, ulusal merkez bankaları arasında işbirliğini güçlendirmek ve tek para birimine geçiş için gerekli hazırlıkları yürütmektir.

Üçüncü aşamaya geçiş, EPB’nin başlangıcına işaret ettiğinden, Antlaşma ile ortaya konmuş olan bir dizi objektif kriter doğrultusunda ölçülen yüksek derecede sürekli yakınlaşmanın sağlanmasını gerektirmektedir. Bu aşamada, bütçe ile ilgili kurallar bağlayıcı olmakta ve bunlara uymayan üye devletler yaptırımlara tabi olabilmektedir. Bu son aşamada ayrıca tek bir para politikası getirilmiş ve bunun yürütülmesi ulusal merkez bankaları ve Avrupa Merkez Bankası’ndan (European Central Bank) oluşan ve bu işi Avrupa Para Enstitüsü’nden devralacak olan Avrupa Merkez Bankaları Sistemi’ne bırakılmıştır.[8]

Sürecin ilk aşaması sermayenin dolaşımının serbestleştirilmesiyle başlamış olsa da, EPB hazırlıklarının asıl başlama noktasını 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması oluşturmuştur. İzleyen yıllarda, AB’nin tüm kurumlarınca EPB’ye yönelik yoğun çalışmalar gerçekleştirilmiştir.[9]11 Aralık 1995 Madrid Zirvesinde alınan kararla ortak paranın isminin ECU yerine EURO olması benimsenmiştir.[10]

13-14 Aralık 1996 tarihinde gerçekleştirilen Dublin Zirvesi’nde, tek para biriminin piyasaya sürülmesi için gerekli koşulların yerine getirilmesi konusunda siyasi bir uzlaşma sağlanmıştır. Bu çerçevede, Euro’nun kullanımının yasal çerçevesi, katı bir bütçe disiplini sağlanması için İstikrar ve Büyüme Paktı ve Euro bölgesine dâhil olmayan ülkeler için yeni döviz kuru mekanizmasının yapısı konuları açıklığa kavuşturulmuştur.

1996 ve 1997 yıllarında üye devletlerde yaşanan ekonomik iyileşme, döviz kurlarındaki istikrar ile faiz ve enflasyon oranlarında görülen düşüşler sonucu kamu maliyesi genel bir iyileşme göstermiş ve bu durum birçok üye devletin 1999 yılında Euro’ya geçişini kolaylaştırmıştır. Dublin Zirvesi’nde uzlaşma sağlanan konular ve “Yeni Döviz Kuru Mekanizması üzerine İstikrar ve Büyüme Paktı” 17 Haziran 1997 tarihinde yapılan Amsterdam Zirvesi’nde kabul edilmiştir.12-13 Aralık 1997 tarihli Lüksemburg Zirvesi’nde de bunun yasal çatısı ile EPB’nin son aşaması süresince daha yakın ekonomik işbirliği prosedürü ve ilkeleri ortaya konmuştur.

1998 yılının Mayıs ayı başında gerçekleşen üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları toplantısında, ECOFIN (AB Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi) tarafından kabul edilen bir tavsiye kararı doğrultusunda ve Avrupa Parlamentosu ile yapılan istişareler sonucu, 1 Ocak 2001 tarihi itibariyle 11 üye devletin gerekli kriterleri sağladığına karar verilmiştir. Bu 11 ülke Almanya, Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İtalya, Lüksemburg ve Portekiz’dir. İngiltere ve Danimarka opt-out (dışarıda kalma) haklarını kullanmışlardır.

Avrupa Merkez Bankası,1 Haziran 1998’de kurulmuş olup, Avrupa Para Enstitüsü’nün yerini almıştır. Merkezi Frankfurt’ta olan banka,1 Ocak 1999 tarihi ile çalışmalarına başlamıştır. Bu tarih itibariyle Euro kaydi para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yunanistan, gerekli kriterleri yerine getirmesinin ardından,2000 yılı Haziran ayından itibaren Euro’ya dâhil olmuştur.[11]Ortak para politikasının uygulama sorumluluğu 1 Ocak 1999 tarihinde faaliyete geçmiş bulunan Avrupa Merkez Bankası’na aittir. Bununla birlikte, ulusal merkez bankaları da bu sistemin bir parçası olarak sorumluluk taşımaktadır.[12]

Maastricht Antlaşması’nın unsurlarından biri de ekonomi politikasının koordinasyonudur. EPB içerisinde, bütçe ve ekonomi politikalarının sorumluluğu ulusal düzeyde kalmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, üye devletlerin karşılıklı olarak gittikçe artan ekonomik bağımlılıkları, politikalarında koordinasyonu daha önemli kılmaktadır. Bu çerçevede, özellikle bütçe politikalarının uyumlaştırılması üzerinde durulmaktadır.[13]

Maastricht Antlaşması, üye devletlerin yerine getirmesi gereken ve ikisi doğrudan kamu maliyesi ile ilgili olan beş makroekonomik yakınlaşma kriterini ortaya koymaktadır:

Maastricht Kriterleri

  • Fiyat istikrarı: yıllık ortalama enflasyon oranı, en iyi performans gösteren üç üye devletin enflasyon oranı ortalamasının % 1,5’inden fazla olmamalıdır.
  • Faiz oranları: ortalama nominal uzun vadeli faiz oranı, en iyi performans gösteren üç üye devletin ortalamasının % 2’sinden fazla olmamalıdır.
  • Döviz kurları: EPB’nin üçüncü aşamasının başlangıcından itibaren, Avrupa döviz kuru mekanizmasının “normal” dalgalanma marjı içinde yer almış olmalı ve en az iki yıldır devalüasyon yapmamış olmalıdır.
  • Bütçe açıkları: sürdürülebilir koşullar altında, bütçe açıklarının gayri safi yurt içi hasıla ya oranı % 3’ü aşmamalıdır.
  • Kamu borçları: kamu borç stoklarının gayri safi yurt içi hasılaya oranı % 60’ı geçmemelidir.[14]

Maastricht Sonrası, Ekonomik ve Parasal Birlik Çerçevesinde Ekonomi Koordinasyonu

Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), Avrupa Birliği’nin ekonomik bütünleşme sürecinin gümrük birliği ve bütünleşmiş bir tek pazardan sonra en son ve en kapsamlı aşaması olarak nitelendirilebilir. EPB, malların, hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbest dolaşımının yanı sıra, üye devletlerin ulusal para birimleri arasında sabitleştirilmiş kurlar ve nihai olarak da tek bir para biriminin kabulü anlamına gelmekte olup, üye devletlerin daha önce ulusal nitelik taşıyan para politikası alanındaki yetkilerinin ve bir anlamda egemenliklerinin de Avrupa Merkez Bankası’na devredilmesini de içermektedir.

Bu hedeflere ulaşılabilmesi için başta maliye politikası olmak üzere ekonomi politikalarının yakınlaştırılması da ekonomik ve parasal birliğin hedefleri arasında yer almaktadır.[15]

EPB kapsamında para politikası, ulusal(bağımsız) merkez bankaları ile Avrupa Merkez Bankasından (AMB) oluşan Avrupa Merkez Bankaları Sistemi tarafından yürütülmektedir. İlgili tüzüklerde, bu iki kurumun hükümetlerden ve diğer Topluluk kurumlarından bağımsız oldukları belirtilmektedir.[16]

Ortak para politikası, yalnızca bağımsız ve uluslar üstü statüdeki AMB’nin yetki alanında iken, diğer ekonomi politikaları, özellikle de bütçe politikaları ile yapısal politikalar genel olarak ulusal aktörlerin sorumluluğu altında kalmaya devam etmektedir.

 

Ahmet ATEŞ

Adnan Menderes Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans

 

 

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Halil Seyidoğlu, Uluslararası İktisat, Güzem Yayıncılık, İstanbul,2007.s.20-52.

Canan Balkır, Muzaffer Demirci, Uluslararası Ekonomik Bütünleşmeler ve Avrupa Topluluğu, Filiz Kitabevi, İstanbul,1989.Nihal Samsun, Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği Çerçevesinde Üye ve Aday Ülkelerin Kamu Maliyesi ve Bütçelerinin Gözetimi, T.C Maliye Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı,2004,Ankara, s.7-28.

Süleyman Uyar, Ekonomik Bütünleşmeler ve Gümrük Birliği Teorisi, link: http://www.econturk.org/dtp13.htm



[1] Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı, Avrupa Birliği ve Türkiye, Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü,5.baskı,Ankara,Kasım 2002,s.197.

[2] Muzaffer Alacaoğulları, EURO: Ekonomik ve Parasal Birliğin Son Durağı: Avrupa Birliğinde Siyasi Birliğe Doğru, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara, Ağustos 2002,s.16-19.

[3] Peter B. Kenen, Economic and Monetary Union in Europe, Moving Beyond Maastricht, Cambridge University Press,1995, Cambridge, s.6.

[4] Alacaoğulları,2002,s.16-19.

[5] Ron Keller, “Budgetary Policy in EMU, The Ins&Outs of The Stability and Growth Pact”, Framing Macroeconomic Policy Emu and the International Financial Architecture,Nicholas C. Garganas,Bank of Greece,s.50.

[6] Alacaoğulları,2002,s.18.

[7]Kenen,1995,s.13-14.

[8] Nurettin Bilici, Avrupa Birliği Mali Yardımları ve Türkiye,1.baskı, Ankara,Akçağ Yayınları,1997,s.14

[9] Alacaoğulları,2002,s.20-21.

[10] Bilici,1997,s.14.

[11] Alacaoğulları, 2002, s.20-21.

[12] Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası(TCMB),Euro El Kitabı, Ankara,2000,s.89.

[13] Keller,1999,s.51-52.

[14] Christopher M. Dent, The Eruropean Economy, The Global Context,1997,London and New York: Routledge,s.85.

[15] TCMB,2000,s.89.

[16] Robert Barras, Shobhana Madhavan, Eurpean Economic Integration and Sustainable Development, Institutions, Issues and Policies, Mc Graw-Hill book Company Europe, Berkshire,1996,s.168


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile