Anasayfa

 

Soğuk Savaş Sonrası NATO’nun Yeni Konsept Arayışı ve Kosava Müdahalesi

  GİRİŞ

 1980’lerin sonun da doğu Avrupa’da komünist rejimlerin çözülmeye başlaması ve Sovyetler Birliği’nin (SB) dağılması Balkanlarda etnik çatışmalara ve güvenlik sorunlarına neden olmuştur. Yine Varşova Paktı’nın dağılması, demir perdenin kalkması, Yugoslavya’nın dağılma sürecine girmesi Balkanların yapısında önemli değişmeleri de beraberinde getirmiştir.  Bu çerçevede Kuzey Atlantik İşbirliği Örgütü’nün (NATO-North Atlantic Treaty Organisation) Kosova müdahalesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde kendisine yönelik birtakım söylemleri kırması anlamın da önemli bir olaydır.  Yugoslavya’nın dağılma sürecine girmeye başlaması ile içinde bulunan cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan etmiş ve bunun sonucunda 1995 yılına kadar sürecek bir savaşlar dizisi başlamıştır.

Aslında Yugoslavya’nın kuruluş sürecinde Kosova’ya cumhuriyet statüsü verilmemiştir.  Kosova’daki Arnavut kökenli Müslümanlara karşı Sırp baskıları artınca bu zamana kadar kayıtsız kalan Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sorunu NATO eksenin de çözmeye karar vermişlerdir.  1999 yılında NATO birlikleri Kosova’ya havadan müdahale etmişler ve ortamı yumuşatmaya başlamışlardır.  Bu durum NATO’nun yeni konsept arayışında etkili olan olaylardan birisidir.  Uluslararası toplumun Kosova sorununu Yugoslavya’nın kendi iç sorunu olarak ele almış olmasından dolayı konu uluslararası örgütler ve küresel güçlerin gündemine gelmemiştir.  Bosna savaşında NATO’nun pasif kalması devletleri NATO’nun Kosova’ya müdahalesi konusunda düşünceye sevk etmiştir ve ellerinde başka bir koz olmadığı için sorunu NATO ekseninde çözmek için anlaşmışlardır.

Gerçekleşen bu olaylar bağlamında çalışma da ilk olarak NATO’nun soğuk savaş sonrası yeni konsept arayışını ve buna iten nedenler analiz edilecektir.  NATO’nun bu durumu analiz edildikten sonra, ikinci bölümde Batı Avrupa’nın genel olarak ve AB’nin özel olarak Yugoslavya’nın dağılma sürecinde ve Sırpların militarist-milliyetçi yaklaşımlarını engelleme çabalarının neden başarısız olduğu konusuna yoğunlaşılacaktır.  Bu bağlam da özellikle Almanya’nın Hırvatistan ve Slovenya’yı daha Yugoslavya dağılmadan önce tanıyacağını söylemesi Yugoslavya’yı dağılma konusunda daha da hızlandıracağı kesindi.  Üçüncü bölümde de neden NATO’nun Kosova’ya müdahale kararına vardığını ve bu eylemini 1999 da harekete geçirmesinin doğruluğu sonuçları üzerinde durulacaktır. Bu’nun yanında NATO’nun Kosova müdahalesinin günümüzde ortaya çıkan ve ileride ortaya çıkması muhtemel bölgesel ve bölge dışı uluslararası siyasi etkileri’nin neler olacağı’nın tartışılması ve günümüzde ki NATO’nun bu bölgede gerçekleştirdiği eylemleri açıklamak açısından önemlidir.  Sonuç bölümü ise çalışmanın bir özetini içerecektir.

I- Soğuk Savaş Sonrası NATO’nun Yeni Konsept Arayışı ve Genişleme Stratejisi      

Soğuk Savaş sonrası, NATO konseptini genişletme anlamında birçok çalışma yapmış ve genişlemesini Doğu Avrupa’ya doğru sürdürme kararı almıştır. Kuruluş amacını üye devletlere bir saldırı olduğunda savunma olarak ilan eden NATO, kendi üyelerine bir saldırı olmadığı halde, ABD ve güdümündeki Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde insani müdahale ve demokratikleştirme gibi ilkeler ışığında üye devletler çıkarına çeşitli saldırılarda bulunmuştur. Bu saldırıların içinde en önemlisi 1999 Kosova savaşı olmuş ve NATO bölgeye etkili bir şekilde hava saldırıları düzenlemiştir. 2.Dünya savaşında sonra kominizim tehlikesini durdurmak için Batı Avrupa ülkeleri tarafından kurulan NATO, Soğuk Savaş sonrası Varşova Paktının da dağılması ile varlığını korumak için Doğu Avrupa’ya yönelmiştir ve Kosova savaşı da bunun açık bir göstergesidir.  

1980’li yıllarında ortalarından başlayarak Doğu Bloğunda beklenmedik gelişmeler yaşanmıştır.  Tito’nun ölmesi ile Yugoslavya’nın dağılma sürecinin hızlanması, Varşova paktının dağılması, Berlin duvarının yıkılması, Doğu Avrupa ülkelerindeki demokratikleşme çabaları, bölge içinde gerçekleşen etnik çatışmalar batıyı bu olayların içine sürüklemiştir. Bu olaylar NATO’nun, misyonunu tamamladı şeklindeki söylemlere cevap vermesi anlamında önemlidir. Özellikle Varşova paktının dağılmasından sonra,  NATO misyonunu tamamladı şeklindeki söylemler NATO’yu yeni konsept aramaya itmiştir. Bu çerçevede Soğuk Savaşın bitiminden hemen sonra, 1991 yılında Roma da NATO zirvesi yapılmıştır.  Bu zirvede batı en başta benimsediği ‘esnek karşılık’ stratejisini değiştirmiştir Zirveden hemen sonra Doğu-Batı arasında görülen yakınlaşma, Kuzey Atlantik işbirliği Konseyi’nin kurulması ile somut bir adıma kavuşmuştur. Bu konsey eski Varşova paktı üyeleri ile NATO üyelerinin bir araya geldiği bir forum niteliğindedir.  Roma zirvesi yapılmadan önce dünyada var olan görüş, NATO’nun savaş kazanan her ittifak gibi tarihe gömülmesi gerektiğini ve buna gerekçe olarak ta onun var oluş nedenini yitirdiğini gösteriyorlardı ki bu görüşe göre NATO Sovyetler birliğine karşı oluşturulmuş askeri bir örgüttü ve düşman ortadan kalkınca misyonunu tamamlamıştı[1]Buna karşı NATO taraftarları Harmel Raporunda[2] açıkça görüldüğü gibi NATO’nun askeri boyutunun yanında siyasal bir boyutu olduğunu savundular.[3]  NATO bünyesindeki bu tartışmaları bir kenara bırakarak genişlemesini ve yeni bir konsept arayışını devam ettirme çabasına yönelmiştir.  Bu durumu da ilk olarak 1990 Londra bildirgesi ile yapmış ve ortaya çıkan duruma uygun olarak gerekli misyon değişikliklerini gerçekleştireceklerini vurgulamışlardır. 1991 Roma zirvesi ile de Londra zirvesinde alınan kararlar somutlaştırılmış ve  ‘yeni strateji’ kavramı kabul edilmiştir. Bu kavramla güvenliğin evrensel niteliği, işbirliğinin güvenlikteki önemi, nükleer silahların payının azaltılması, orduların modernizasyonu gibi konularda fikir birliğine varılmıştır.[4] Avrupa devletleri Roma zirvesinde alınan kararları ABD olmadan yapamayacaklarını biliyorlardı ve bu amaçla ABD’yi ittifak içinde tutmak için ellerinden geleni yapmışlardır.

Roma zirvesinden önce, 1989’da Berlin duvarının yıkılması ile dünyada güven ortamının yeniden sağlandığını düşünenler bu kez de Sovyetler Birliğinden bağımsızlığını kazanan cumhuriyetlerde ve balkanlardaki etnik çatışmalara şahit oldular. Üstelik SB’nin dağılmaya yüz tuttuğu sıralarda ırak’ın Kuveyt’i işgali dünya çapında bir kriz ortamının dogmasına sebep olmuştur. ABD, BM şemsiyesi altında ırak birliklerini Kuveyt den çıkarmış ama bu olay çok önemli bir gerçeği Batılı devletlerin gözleri önüne sermiştir: NATO, kendisine hayati önemde hammadde sağlayan, ama görev alanı dışındaki bir bölgede kriz meydana gelirse ne yapacağı ve bu olay karşısında misyonunu tamamladı görüşlerine karşı nasıl davranacağı[5] sorusunu akla getirmektedir.

Bu arada Varşova paktının dağılması ile kendilerini güvende hissetmeyen Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti NATO ya girmek istediklerini belirtmişlerdir. Bu şekilde eski Doğu Bloğu ülkelerinin NATO’nun halen bir tehdit olduğu yönündeki kaygılarını gidermek için ve bu ülkelerde ‘demokratikleşme’ hareketlerini desteklemek amacıyla NATO’nun 10–11 Ocak 1994’deki Bürüksel zirvesinde “Barış İçin Ortaklık” (BİO) projesi uygulamaya konulmuş ve NATO’nun Doğuya genişlemesine hız verilmesi gerektiği belirtilmiştir.[6] Bürüksel zirvesi uluslararası konjonktür gereği yeni savunma politikaları ve işbirliği ortamlarının belirlenmesi açısından önemlidir.1994 bürüksel zirvesinden sonra NATO’nun misyonunu değiştiren birçok kararların alındığı zirveler yapılmıştır. Bürüksel zirvesinden 1999 Washington zirvesine kadar geçen sürede balkanlarda Bosna hersek bunalımı ve Kosova’da etnik milliyetçiliğe dayanan katliamlar gerçekleşmiş ve NATO bu bölgelere hava saldırıları düzenlemiştir. Her iki vakada, NATO’nun önceden fazla prova edilmemiş veya hazırlanmış bir operasyon el programı olmadan da zorlu siyasi ve operasyon el şartlar altında çok uluslu operasyonlar üstlenmekteki yeteneğine tanık olunmuştur[7]

1997 Madrid zirvesi NATO açısından bir dönüm noktası olmuş ve NATO’nun tanımlanmasına yeni bir boyut kazandırmıştır.  NATO bugünkü son şeklini bir bakıma 23–24 Nisan 1999’da yapılan Washington zirvesinde almıştır. NATO, bu zirve ile yeni demokratik ülkeleri içerecek şekilde genişlemeye devam edileceğini ve Bürüksel zirvesinde alınan BİO kararına devam edileceği kararlarını benimsemiştir. Diğer önemli bir zirve ise 21 Kasım 2002 tarihinde yapılan Prag zirvesidir. Bu zirvede Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya, Estonya ve Slovenya katılıma davet edilmiş ve bu çerçevede uygulanan demokratik Avrupa ülkelerine yönelik açık kapı politikasının devamına karar verilmiştir

27–28 Haziran 2004’te yapılan İstanbul zirvesi NATO’ya yeni katılan 7 ülkenin devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katıldıkları ilk toplantı olmuştur. Zirvede konu bağlamında alınan birçok karar vardır. Bunların en başında Kosova barış gücünün bölgenin güvenliği için gerekli olduğu ve yeniden yapılanma ve yerinden edilmiş kişilerin dönüşlerinin hızlandırılması konuları görüşülmüştür. Bir diğeri ise NATO’nun açık kapı politikasının devam edeceği, bu bağlamda Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya’nın tam üyelikleri için gerekli düzenlemelerin gerektiği kararı alınmıştır[8] NATO 1994’te oluşturduğu BİO projesine yeni üye alma yolunda,28–29 Kasım 2006 tarihlerinde Riga’da NATO’nun genişlemesi bağlamında birtakım kararlar almıştır NATO’ya katılmaya aday olan Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya’ya yönelik “Üyelik Eylem Planı” ile 2008 yılı için yeşil ışık  yakılmıştır. Sırbistan, Karadağ ve Bosna-Hersek’e karşı işbirliği kapıları aralandı. Yoğunlaştırılmış işbirliği programı ile Ukrayna ve

Gürcistan ittifaka daha da yaklaştırıldı. Genişleme konusunda alınan bu karar başlıkları,küresel NATO anlayışında daha da ileri bir noktaya gelindiğini,geriye dönülmez bir yola girildiğini göstermektedir[9]

 

II- Yugoslavya’nın Dağılma Sürecine Girmesi, Batı Avrupa’nın Müdahale İsteksizliği ve NATO

        

Soğuk Savaş döneminde sosyalist dünya’nın batıya en yakın üyesi olan Yugoslavya, kendi özgül koşullarının ve 1989 Devrimleri’nin etkisiyle 1991 ortasından itibaren dağılmaya başlamıştır.[10]  Soğuk savaştan sonraki en büyük sorunda Yugoslavya’nın dağılması sırasında çıkan savaşlar olmuştur.  Yugoslavya’nın 1974’te kabul edilen anayasası ile bir denge kurulmuştu. Bu denge çökmeye başlayınca Yugoslavya’nın da parçalanması kaçınılmaz olmuştur.       

Avrupa’nın genel olarak ve AB’nin özel olarak Yugoslavya’nın dağılma sürecinde ve Sırpların militarist-milliyetçi politikalarını engelleme çabalarının neden başarısız olduğu sorusu bu başlıkta en önde sorulması gereken sorudur. Müttefikler en başta bölgedeki sorunlar, çatışmalar karşısında temkinli bir yaklaşım modeli benimsediler. Çünkü kendilerine karşı doğrudan bir tehdit yoktu. Askeri müdahale de bulunulursa ne gibi sonuçlar doğurabileceğinden emin değillerdi. Bunun için NATO başlarda BM’n destekleme yetindi ta ki BM’nin Bosna-Hersek çatışmasında NATO’nun yetkisini artırana kadar.      

Bosna-Hersek savaşı Sırplar,Boşnaklar,Hırvatlar arasında geçmiş bir olaydır.Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Slovenya ve Hırvatistan dan sonra bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek “Büyük Sırbistan” hayalindeki Sırplar tarafından saldırıya uğramış ve önceleri bir iç savaş olarak gelişen çatışma zamanla soykırıma dönüşmüştür.[11]  Batı Avrupa bu durumu başta pek önemsememiştir. Çünkü bu sorunu Yugoslavya’nın iç sorunu olarak görüyordu. Üç ABD diplomatının da Bosna da öldürülmesi ile ABD 1995 yılına kadar kayıtsız kaldığı çatışmaya kapsamlı bir NATO hava saldırısını harekete geçirerek girmiştir. Uluslararası toplum sorunu barışçı yollardan çözmeyi yeğliyordu ama bu durum Sırp güçlerince kabul görmemiştir. Şubat 1994 NATO Sırp güçlerine yönelik bir ültimatom yayınlamış ve Sırpların silahlarını çekmesini yada bu silahların BM kontrolüne bırakılmasını istemiştir.[12] Avrupa, Yugoslavya’nın dağılmaya başladığı yıllarda ülke bütünlüğünün bozulmasını istememiştir. Bu isteğinin altında yatan neden ise, başka etnik-milli toplulukların kendi milli devletlerini kurmaya girişmesini engellemek ve dolayısıyla Doğu Avrupa’ya hatta eski SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) topraklarına yayılacak çatışmalar ve istikrarsızlık zincirini harekete geçirebilecek bir emsal yaratmamaktı.[13]  Bu arada Avrupalı devletler hangi devletin bağımsızlığını benimseyecek ya da benimsemeyecekleri konusunda ortak bir dış politika sergileyememektedirler.  Fransa ve Almanya arasındaki sorunlar balkanlardaki çatışmalara da yansımıştır. Almanya Hırvat ve Slovenlerin bağımsızlığına sıcak bakarken, Fransa’da Almanya’nın bu yolla hem balkanlarda hem de Avrupa da etkisini artıracağından korkmaktadır. Almanya’nın 23 Aralık 1991’de önceden bağımsızlık ilan eden Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlığını tanıyacağını belirtmesi, hem Yugoslavya’nın çözülmesinin geri dönülmez bir noktaya ulaştığını ortaya koymuş hem de AB ortak dış politika zayıflığını göstermiştir. Slovenya ve Hırvatistan’ın tanınması için Badinter Komisyonunun raporu bile beklenmemiştir. Almanya’nın bu politikasının gerisinde iç politikaya yönelik beklentilerin yanında küresel liderlik talebi ve AB içinde ağırlığını ortaya koyma niyeti rol oynamıştır. Almanya’nın tanıma kararında savaşın yarattığı göçmen dalgasından kurtulma gibi bir yanlış beklentide rol oynamıştır.[14]Avrupa Yugoslavya’nın dağılma sürecinde bir bakıma geri durmayı istemiş ve sorunlara uluslararası örgütler nezdinde yanaşmayı tercih etmişlerdir.  NATO da Avrupa’nın bu durumunu BM’nin verdiği yetki bağlamında Bosna da yerine getirmiş ve halende Kosova da varlığını devam ettirmektedir.

     III- NATO’nun Kosova Müdahalesi: Muhtemel Bölge ve Bölge Dışı Etkileri   

Kosova Arnavutları ile Sırplar arasında eskilere kadar giden sorunların iyice büyümesi, Yugoslavya’nın Tito’nun ölümünden sonra dağılma sürecine girmesi ve bu balgamda Kosova’nın da bağımsızlık haklarını dile getirmesi Sırpları bu bölgede başlayan katliamlara itmiştir.  Nitekim NATO 1999 yılında yukarıda ifade edilen gerekçelere dayanarak bölgeye hava destekli müdahalesini başlatmıştır.  Sırpların Kosova’da Arnavutlara karşı giriştiği katliam ve etnik temizlik NATO’nun bu bölgeye karşı sessiz kalmasını engellemiştir.  NATO’nun bu harekâtı birçok açıdan bir ilki oluşturdu ve NATO yaklaşık 50 yılı geçkin tarihinde ilk defa olarak ve BM’nin bir kararına dayanmadan tamamen kendi insiyatifiyle, bağımsız bir devletin topraklarına insani amaçlarla askeri müdahalede bulundu.[15]  Önceki tüm anayasalarda korunan Kosova’nın statüsünün 1990 yılında kaldırılması ile sorun hat safhaya ulaşmıştır.    

Başlarda Avrupalı devletler sorunu Yugoslavya’nın kendi iç sorunu olarak görmekteydi. Artan katliamlar ve baskılar sonucuna rağmen AB ve ABD sorunu diplomatik yollardan çözmekle denediler ama buda işe yaramayınca yapılacak tek şeyin Kosova bölgesine hava destekli olarak NATO müdahalesi olduğunu anladılar.  Avrupalı devletlerin işlenen insanlık dışı suçları bildikleri halde müdahale etmemesi doğrusu şaşılacak bir durumdur. NATO’nun Kosova bölgesine başlattığı hava kampanyasının temel hedefi,Yugoslavya’nın müzakere masasına oturmasını ve ortaya çıkan barış anlaşmalarını imzalamasını sağlamak olmuştur.Bu bağlamda Yugoslavya ya karşı askeri kuvvet kullanımının gerekçesi,bu ülkenin Kosova’yı etnik Arnavut nüfustan arındırmak amacıyla uyguladığı politikalar ve bu politikaların ortaya çıkardığı büyük boyuttaki insani felakettir.[16]

Avrupa da her ülkede Kosova sorununun farklı algılanması, AB ve ABD’nin önceliklerinin o yıllarda başka konular olması, Yugoslavya federasyonunun toprak bütünlüğünün söz konusu olması ve her ülkenin balkanlarda farklı çıkar ve ilişkilerinin olması gibi birçok nedenle Kosova’ya müdahale gecikmiştir. Rusya ve Çin desteğini arkasına alan Miloşeviç’in saldırılarına devam etmesi sonucunda müdahale etme fikri uluslararası toplumca kabul görmüştür.[17]  1999’da başlayan NATO’nun Kosova harekâtı başlangıçta 10 gün süreceği yönündeydi ama Miloseviç’in direnmesi sonucu 78 gün sürmüştür.

NATO’nun Kosova’ya müdahalesini 1991 den sonra misyonun da yapacağı değişiklikler uğruna yaptığını düşünmemiz bir bakıma yersiz olur. Çünkü bu bölgede NATO üyesi olan birçok devletin çıkarları bulunmaktadır. Başlarda NATO’nun Bosna savaşında olduğu gibi Kosova savaşını da engelleyememesi durumu başta AB ve ABD olmak üzere tüm NATO üyesi devletlerin düşüncelerinden geçmemiş değildir. NATO Kosova ya müdahale etmekle etnik-dinsel temele dayalı sorunları azaltmaya mümkünse ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bir bakıma NATO’nun 1999 da ki Kosova müdahalesi bölgenin uluslararası konjonktür içindeki statüsünün belirlenmesine yöneliktir.

Kosova ya müdahalede devletlerin farklı görüşlerde olduğunu belirtmiştik. Bu nedenle Kosova’nın bağımsızlığını destekleyen ve desteklemeyen birçok ülke vardır. Nitekim Kosova bağımsızlığını ilan eder ve diğer ülkelerde tanırsa, Balkanlarda ki, Doğu Avrupa’da ki birçok azınlığında bu taleplerde bulunması sonucunu doğuracak ve bir bakıma  etnik temele dayalı sorunların yeniden gündeme gelmesine neden olacaktır. Örneğin; Kıbrıs konusunda Güney Kıbrıs Rum kesimi tüm adanın kendilerine ait olduğunu iddia etmektedir. Kıbrıs Rum tarafı Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası toplum tarafından tanınması durumunda Türkiye’nin müdahalesi ile ayrılmış olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin de uluslararası toplum tarafından tanınma ihtimalinin artacağından endişelenmektedir. Bu nedenle Kosova’nın bağımsızlık ilanını kabule yanaşmamaktadır. Rusya’nın Kosova’nın bağımsızlık talebinde ki durumu tamamen Sırp yanlısıdır. Rusya Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıkmakta ve Sırplar ise otonomi verilmesi taraftarıdır. Ruslarla Slavların gerçekleştirdiği Slav-Ortodoks ittifakı Kosova konusunda ortak hareket etmelerinde en büyük etkendir. Kosova bağımsızlığını ilan eder, diğer devletlerde bunu tanırsa Rusya da batının ekonomik, askeri,siyasi çıkarlarının bulunduğu bazı bölgelerde var olan ve uluslararası alanda tanınmamalarına rağmen fiili olarak bağımsızlığını ilan etmiş etnik bölgelerin bağımsızlığını tanıyacağını belirtmesi Kosova sorununun bölge dışı alanlara kaydığının açık bir göstergesi durumundadır.Örneğin Rusya’nın Güney Kafkasya da Gürcistan içerisindeki Abhazya ve Güney Osetya’nın fiili bağımsızlıklarını tanıma tehdidinde bulunması aynı şekilde Azerbaycan a bağlı olan Dağlık Karabağ bölgesinin fiili olarak Rusya tarafından tanınması durumları zaman zaman Rusya’yı Kosova’nın bağımsızlığı bağlamında tehditlerde bulunmaya itmektedir.

Aslında NATO’nun Kosova’ya müdahalesi ile başlayan bağımsızlık süreci uluslar arası ilişkilerde çıkar ve güç mücadelelerinin olduğunu göstermektedir.  Rusya’nın, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması durumunda Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ gibi ayrılıkçı bölgeleri tanıma tehdidi aslında Rusya’nın Güney Kafkasya bölgesinde Batı’nın ekonomik, askeri ve siyasal çıkarlarını önleme amacından başka bir şey değildir. Kuşkusuz Kosova’nın bağımsızlığının tanınması ve bunun sonucunda da Doğu Avrupa, Balkanlar ve Güney Kafkasya da etnik temele dayalı yeni güvenlik endişelerinin tekrar alevlenmesi ve NATO’nun  bu yeni muhtemel gelişmelere bakışı, NATO’nun geliştirmeye çalıştığı yeni konseptin ne kadar başarılı olacağını tespit etme anlamında önemli bir test olacaktır. 

               SONUÇ

Soğuk Savaş sonrasında NATO kendine yeni bir misyon biçmiş ve genişleme stratejisini Doğu Avrupa’ya doğru yapma kararı almıştır.  Varşova paktının dağılması ile uluslararası toplum tarafından misyonunu tamamladı görüşleri NATO’yu konsept arayışında hızlandırmıştır.  1991 Roma zirvesi ile başlayan genişleme ve konsept arayışları,1994 bürüksel zirvesinde alınan “Barış İçin Ortaklık” projesi ile şekillenmiştir. Kabul edilen proje ile kendini yalnız hisseden Doğu Avrupa ülkeleri teker teker NATO’ya alınmaya başlanmıştır.  Bürüksel zirvesinden 1999 Washington zirvesine kadar geçen sürede balkanlarda Bosna-Hersek ve Kosova bunalımları baş göstermiş ve NATO bu bölgede bulunan Sırplara karşı kapsamlı bir hava harekâtı başlatmıştır.

Soğuk Savaş döneminde sosyalist dünyanın batıya en yakın üyesi olan Yugoslavya dağılma sürecine girmiş ve içinde bulunan bazı etnik bölgeler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.  1990’dan itibaren özerklik statüsü elinden alınan Kosova bu bölgede en çok sorun yaşayan bölgelerden birisi olmuştur.  Kosova bu bölgede Sırp milliyetçilerinin birçok saldırılarına maruz kalmıştır.  Bu zaman zarfında Bosna-Hersek bunalımı ile uğraşan AB ve ABD, sorunu Yugoslavya’nın iç meselesi olarak görmüşler ve Sırpların yaptığı etnik kıyıma seyirci kalmışlardır.  Artan Sırp baskıları artık bir soykırıma dönüşmüş ve AB ve ABD sorunu görmezden gelememişler.  Başlarda diplomatik yollarla sorunu çözmeyi denemişler ama Sırplar bunu kabule yanaşmamışlardır.  AB ve ABD yapacakları bir şey kalmadığını görünce 1999 yılında NATO birlikleri çerçevesinde Kosova da ki Sırplara karşı kapsamlı bir hava saldırısına başlamıştır.  Bütün bu olayların muhtemel bölge ve bölge dışı birçok etkileri olmuş ve bölge içinde azınlık durumunda olan diğer etnik grupları harekete geçirmesi durumunu gündeme getirmiştir.  Özellikle Rusya’nın, Batı Avrupa’nın ekonomik askeri ve siyasal çıkarları bulunan bölgeleri tanıma tehdidinde bulunması sorunun bölge dışı etkileri olduğunu açıkça ortaya sermiştir.  Kuşkusuz Kosova’nın bağımsızlığının tanınması ve sonrasında da balkanlarda ve Kafkaslarda etnik temele dayalı çatışmaların yeniden baş göstermesi ve Rusya’nın fiili bağımsız olan bu bölgelerin bağımsızlık statülerine karsı göstereceği politik tutum, NATO’nun geliştirmeye çalıştığı yeni konseptin ne kadar başarılı olacağını anlama bakımından da önemli olacaktır.

 

Hikmet Erol

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu

    {jcomments on}         



[1] Faruk Sönmezoğlu ,”Değişen Dünya ve Türkiye,”Ankara, bağlam yayınları, s.24

[2] Harmel Raporu için bkz: http://www.nato.int/docu/review/2007/ıssue1/turkish/history.html

[3] Faruk sönmez oğlu, “Değişen Dünya…”, a.g.e., s.24

[4] A.g.e, s.25

[5] “NATO Yeni Strateji Eşiğinde”, Nokta Dergisi, 2–8 Ocak 1994  

[6] Enver Bozkurt, “NATO’nun geleceği,”http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?id=614&type=22,18

                                                                                                

[7]Diego A.ruiz, “NATO’nun dönüşümüne operasyonların etkisi,” http://www.nato.int/docu/review/2006/issue4/turkish/analysis1.html

[8] İstanbul zirvesi kararları için bkz: http://www.osmanlicihanturk.com/nato.htm

[9] Bugün gazetesi, “NATO,riga zirvesi ve küresel rol,”http://www. bugun.com.tr/haberler/161207/p24662y193.asp

[10] İrfan Kaya Ülger, “Balkan gelişmeleri ve Türkiye:1990’lı yıllar,” 21.yüzyılda Türk dış politikası, Editör:İdris bal,genişletilmiş 3. baskı,Ankara:AGAM,2006,s.257

[11] Merve İrem yapıcı, “Bosna-Hersek’te Gerçekleştirilen Askeri Müdahale’nin Uulslararası Hukuktaki Yeri,”Uluslar arası Hukuk ve Politika dergisi, cilt:2, sayı:8, 2006,ss.1–24

[12] Merve İrem yapıcı, a g.e, s.1–24

[13] Tanıl Bora, “Bosna-Hersek: Yeni dünya düzeninin av sahası,” İstanbul: birikim yayınları,1999,s.226

[14] Hüseyin Bağcı, “Balkanlar  (1991–1993) Güvenlik politikası ve risk analizi”, Dış politika enstitüsü, Ankara: 1994,s.53–55

[15] Şükrü Elekdağ, “NATO Kosova da başarılı mı?”, Milliyet, 20 Mart 2000,       http://www.milliyet.com.tr/2000/03/20/yazar/elekdağ.html, 18 Aralık 2007

[16] Hüseyin Emiroğlu, “Soğuk Savaş Sonrasında Kosova Sorunu ve Birleşmiş Milletler,”Avrasya Etütleri, yıl.12,sayı:29–30 2006 s.91

[17]Mihriban Demir, “Kosova Sorunu ve Nihai Statüsüne ilişkin Yaklaşımlar,”http.//www.usakgundem.com/makale.php?id=304

 

KAYNAKÇA     

KİTAPLAR VE MAKALELER

ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, İstanbul: Alkım Yayınları,2005

AYDIN, Turan, “Yugoslavya Krizinden Balkan ve Avrupa Krizine Doğru”,Uluslararası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar Dergisi, Sayı.6, Ekim 1992, s.12-17

BAĞCI, Hüseyin, Balkanlar(1991–1993) Güvenlik Politikası ve Risk Analizi, Dış politika Enstitüsü, ANKARA: 1994

BAL,İdris, 21.Yüzyılda Türk Dış Politikası,Genişletilmiş 3.Baskı, Ankara:AGAM,2006

BORA, Tanıl, Bosna Hersek: Yeni Dünya Düzeninin Av Sahası, İstanbul: Birikim     Yayınları,1999

BOZKUR Enver, “NATO’nun Geleceği”, 18.02.2007, http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?id=614&type=22

DAVUTOĞLU, Ahmet, Stratejik Derinlik, Türkiye’nin uluslararası konumu, 21.Baskı,   İstanbul: Küre Yayınları,2007

DEMİR,Mihriban, “Kosova Sorunu ve Nihai Statüsüne İlişkin Yaklaşımlar,www.usak.org. tr

EMİROĞLU, Hüseyin, “Soğuk Savaş Sonrasında Kosova Sorunu ve Birleşmiş Milletler,”Avrasya Etütleri, Sayı:29–30,Tika:2006

SÖNMEZOĞLU, Faruk, Uluslararası İlişkilere Giriş, Gözden Geçirilmiş 2. Basım, İstanbul: DER Yayınları, 2005

SÖNMEZOĞLU, Faruk (derleyen).  Değişen Dünya ve Türkiye, İstanbul: Bağlam Yayınları, 1996

SÖNMEZOĞLU, Faruk, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, İstanbul: Filiz Kitapevi, 1989.

NOKTA, Dergisi, “NATO Yeni Strateji Eşiğinde”,2–8 Ocak 1994

YAPICI, İrem Merve, “Bosna Hersek’te Gerçekleştirilen Askeri Müdahale’nin Uluslar arası Hukuktaki Yeri”, Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi, Cilt:2, Sayı:8, 2006

SAVAŞ, Hüseyin, “ Dünü ve Bugünüyle Kosova Sorunu-II”,C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:25, No:1, Mayıs, 2001, s.101-111

http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/41.pdf

YÜCEKAL,Yüksel, “Balkanlarda Zaman Geçmiyor”,uluslararası İlişkilerde Olaylar ve Yorumlar Dergisi, Sayı:3, Mart 1992, s.2-5

 

               İNTERNET KAYNAKLARI

        

http://egitek.meb.gov.tr/aok/Aok_Kitaplar/AolKitaplar/MilliGuvenlik_1_2/4c.pdf

               http://www.stratejikgundem.com/yazarlar.php?id=506&type=16

http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?id=614&type=22

http://www.turkishweekly.net/turkce/yorum.php?id=476

http://www.stradigma.com/turkce/haziran2003/06_2003_01.pdf

               http://www.milliyet.com.tr/2000/03/20/yazar/elek

               http://www.turkishweekly.net/turkce/yorum.php?id=540

               http://www.turkishweekly.net/turkce/yorum.php?id=4

               http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?id=614&type=22

               http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=1040&sayfa=0

http://www.nato.int/docu/review/2006/issue4/turkish/analysis1.html

http://e-gazete.anadolu.edu.tr/ayrinti.php?no=926 http://www.bugun.com.tr/haberler/211207/p24662y193.asp http://www.nato.int/docu/review/2006/issue1/turkish/art1.html

http://www.nato.int/docu/review/2005/issue1/turkish/art5.html

http://www.nato.int/docu/review/2004/issue2/turkish/art4.html

http://www.nato.int/docu/review/2006/issue3/turkish/art3.html

http://www.nato.int/docu/review/2004/issue4/turkish/art3.html

http://www.cumhuriyet.edu.tr/edergi/makale/41.pdf

Araştırma Merkezleri

TUİÇ Yayınları

Twitter

Facebook