TUİÇ AKADEMİ

Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Derneği Yayınıdır

Per04172014

Last update09:28:10 AM GMT

Font Size

Profile

Menu Style

Cpanel

Sancak Bölge(leri) ve Boşnak Kimliği

  • PDF

Birleşmiş Milletler’in Etnik Çatışma bölgeleri İçin Çözüm Önerilerinin Sürdürülebilirliği

Özet

Birleşmiş Milletler Lübnan, Kıbrıs, Bosna ve Makedonya gibi etnik çatışma bölgelerinde sıklıkla Lijphart’ın Benelüks örneğini temel alarak geliştirdiği konsosyonel modeli uygulamaktadır. Ancak Bosna-Hersek örneği –Kıbrıs- örneğinde de olduğu gibi- bu modelin çalışmadığı bir örnektir. Bunun nedenlerini anlayabilmek için Bosna kimliğini oluşturan faktörler incelenmelidir. Elbette kimlik konsosyonel modelin çalışıp çalışmadığını test etmek için yegâne faktör değildir. Ancak bu çalışma analiz düzeyini bu noktada belirleyerek sorunun sadece kimlik boyutunu açıklamak niyetiyle kaleme alınmıştır.

Boşnak Kimliği

Boşnak kimliği sorunlu bir kimliktir. Bu kimlik tarih boyunca kendi grubunu kalabalıklaştırmaya ve bu sayede politik gücünü arttırmaya çalışan gruplar tarafından tanımlanmaya çalışılarak manüplasyona açık hale getirilmiştir. Tarihsel perspektifle yaklaşıldığında Sırpların, Hırvatların ve Türklerin Boşnak kimliğini kendi kimlik dairelerinin içine katmaya çalıştıklarını iddia edebiliriz.[1]

Ancak, 1990’ların başından itibaren başlayan Yugoslavya’nın dağılma sürecinde Boşnakların, Srebrenica’da Uluslararası Adalet Divanı tarafından bir soykırım olduğu belgelenen felaketten kurtulabilmek için aradıkları uluslararası toplum desteğine, kendi politik hedeflerini cihad olarak belirlemiş bazı grupların yanıt vermesi üzerine pragmatik bir seçim yapmışlar ve bu desteği kabul etmişlerdir. Bu noktadan itibaren Boşnak kimliği sadece Güney Slavları ve Türkler arasında bir rekabet alanı olmaktan çıkmış; İslamcı ideolojilerin ve Avrupa kimliğinin bir rekabet alanına dönüşmeye başlamıştır.

1.1.Yugoslavya’nın Dağılmasının Boşnak Kimliği Üzerine Etkisi

İzzetbegoviç yönetiminin uyguladığı bu pragmatik politikanın Bosna’nın Müslüman halkı üzerinde de etkisinin olmaması beklenemezdi. Avrupa’nın orta yerinde Avrupalıların izlemekten başka birşey yapmadığı bu soykırım karşısında Boşnak kimliği kendisini Avrupa kimliği açısından “grup dışı” olarak tanımlamaya başladı. İronik olan ise aynı dini paylaşmak dışında çok az kültürel ve tarihi ortaklığı bulunan radikal İslamcı gruplarla zarurî olarak kurulan “grup içi” ilişkidir. Savaş esnasında Suudi Arabistan, Afganistan, Pakistan ve Türkiye’den cihada gelen bu hayalî cemaat ise Avrupa içlerinde keşfettikleri bu yeni grubu,    -“Batı zulmüne” karşı- küresel isyana dâhil ederek cihadın cephesini genişletmek istediler.[2]

Bu yeni durum hem bölgeye savaşmak üzere gönüllü olarak gelen savaşçıların yarattığı sempati ve propoganda faaliyetleri; hem de daha ılımlı bir İslamî yayılmacılık hedefleyen grupların eğitim ve yardım faaliyetleri yoluyla yürüttüğü işlevler ve ülkenin yeniden inşasına yaptığı katkıyla, bölgede kimliği din üzerinden tanımlayan grupların sayısını arttırdı. Ancak bu iki grubun özellikle Sırbistan’ın Sancak bölgesinde şiddetli bir rekabet içinde olduklarını belirtmekte yarar vardır.

1.2.9/11 ve Müslüman Boşnak Kimliği

9/11 tüm dünyada komüniteryan liberal görüşler[3] üzerinde vurucu bir etki yaptı. 1990’lar boyunca, liberalizmin zaferi karşısında, ilerlemeci paradigmanın –yine liberalizm içinden, ancak onun bireyin önemine yaptığı yaptığı vurguyu, topluluk üzerine çekerek- ürettiği çok kültürcü komuniteryan söylemin politik sorununları çözmekte yetersiz kaldığının göstergesi olan 9/11, oryantalizm eleştirisi nedeniyle çaptan düşmüş görünen “uygar ulus” nosyonunu da yeniden tartışlılır hale getirdi. Daha açık bir ifadeyle Kymlica’nın Quebec sorununda Kanada için geliştirdiği çok kültürcü söylemin[4] Müslüman göçü almış ABD ve Batı Avrupa ülkelerinde aynı ölçüde başarı sağlayamaması üzerine bireyin özgürlüğü ve elbette bu özgürlüğünü kullanabilmesi için elzem olan güvenliği daha fazla önemsenmeye başlandı. Bu nedenle ABD’nin askeri anlamda kullanmaya başladığı önceden vuruş metotları, Batı Avrupa’da aksi sedasını politik alanda bulmaya başladı. Aşırı İslamcı grupların politik faliyetlerinin daha sıkı izlenmeye başlaması, Fransa’da Kuzey Afrikalı grupların gösterilerinin Fransız polisince sert yönltemlerle bastırılması, Danimarka’daki karikatür krizi, İsviçre’deki minare yasağı tartışmaları bu yeni algıya birer örnek olarak gösterilebilir.

Bu tartışma Boşnak kimliğinin içeriden tanımlanması konusunda da yeni bir boyut kazandı. 1990’ların ortalarından itibaren Bosnalıların kendi devletleri vardır. Bu yeni devlet Dayton süreci ile kurulmuş ve konsosyonel ilkeler üzerine bina edilmiştir. Gözden kaçırılmaması gereken bir önemli unsur da bu devletin kurucu unsurları olan Boşnaklar, Hırvatlar ve Respublica Srpska Sırpları’nın Yugoslavya döneminin sosyalist eğitim sisteminde yetişmiş ve Batı dışı toplumlarda gözlemlenmediği ölçüde Norbert Elias’ın uygar ulus normlarına[5] yakın bir kültürel güvenlik algısına sahip olduklarıdır. Bu noktada “peki öyleyse neden savaştılar?” sorusu akla gelebilir. Unutulmaması gereken, Yugoslavya savaşının grup içi değil, gruplar arası bir çatışma olduğudur. Yugoslav sisteminin toplumlar arası nişler yaratan ve kuzeyle güney arasında belirgin katmansal ayrımlar yaratmış bir sistem olduğu ve Arnavut yahut Boşnaklar gibi güneyli grupların öncelikle ekonomi ve daha sonra devlet bürokrasisi alanlarında dezavantajlı konuma getirilmiş olmalarının yarattığı hoşnutsuzluklar gözardı edilmemelidir. Daha açık bir ifadeyle Yugoslavya aslında asla Yugoslavya olmamış,[6] güney Slavlarının birleşme fantezisinin, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı antifaşist ittifakın yarattığı bir konjonktür sayesinde ortaya çıkmış bir plastik yapının ötesine geçememiştir.

Elbette Mikosoviç’in ırkçılığa varan politikaları da savaşın temel nedenlerindendir. Bu devlet tüm ulus devlet süreçlerinde gözlemlendiği üzere kendi milletinin inşasında önemli bir fonksiyona sahiptir. Boşnaklar arasında embriyonik bir Bosnalılık kimliği de inşa edilme sürecindedir. Bu yeni kimlik formasyonu uygar öğeler üzerinden inşa edilmektedir. Primordial etnik bağlar yahut dini aidiyetten daha yukarıda Bosnalı olmak bu embriyonik kimliğin temel segmentini oluşturmaktadır. Bu noktada komüniteryan bir algıyla formüle edilmiş Bosna Hersek konsosyonel devlet inşası, bu yeni inşa edilen kimlik üzerinde hassasiyeti her an bozulabilir bir üst yapı olarak karşımıza çıkıyor. Hele ki çokkültürlülük söyleminde kültürü yalnızca dinsel anlamda algılayan içsel ve dışsal faktörlerin varlığı bu kimliğin geniş toplum katmanlarınca kabul edilmesini de zorlaştırmaktadır.

2.Sancak Bölge-leri ve Kimlik

Sırbistan ve Karadağ’ın ayrılmaları üzerine tarihsel bir bütün oluşturan Sancak Bölgesi de iki ülkenin sınırları arasında bölünerek ortaya iki Sancak Bölgesi çıktı. Bu iki bölgeden Sırbistan’a ait Sancak Bölgesinde Sırbistan demokrasisinden kaynaklanan entegrasyon sorunları nedeniyle bir takım sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntılar daha ziyade müftülük seçimlerinde ortaya çıkan ihtilafla uluslararası kamuoyunun gündemine gelmiştir. Ancak Karadağ Sancak bölgesinin müslümanları, bu devletin AB ile daha yoğun bir angajman halinde olmasının da etkisiyle daha iyi çalışan bir demokratik sistemin nimetlerinden yararlanarak Karadağ toplumuyla entegre olabilmişlerdir. Elbette bu devletin bağımsızlığını elde etmesine olanak sağlayan Sancak Müslümanlarının referandumda yüksek oranda ayrılma lehinde oy vermeleri ve referandumda ayrılık yönünde ortaya çıkan küçük farkın Müslüman oylarından kaynaklandığı görüşü de göz ardı edilmemelidir.

Her iki Sancak bölgesinde de Bosna’da görüldüğü gibi bir kimlik tartışması yaşanmaktadır. Bu tartışmanın bir tarafında her üç bölge halkını da “Müslümanlar” olarak tanımlamayı tercih edenler, diğer tarafını ise “Boşnaklar” olarak tanımlamayı tercih edenler oluşturmaktadır.[7] Müslüman tanımlaması daha ziyade 1974 öncesi Tito yönetiminin Yugoslavya içindeki tüm Müslümanları bir etnik ayrıma tabii tutmadan ve böylece Kosova ve Bosna’ya kurucu devlet statüsü vermeden ürettiği bir Anayasal statüden kaynaklanmaktadır. Bu haliyle Tito, Arnavutluk ve Türkiye’nin ile bu halklar vasıtasıyla, gelecekte ortaya çıkabilecek bir müdahale politikasına karşı önlem almayı hedeflemişti. Ancak 1974’te Bosna Hersek’e kurucu devlet statüsü verilmesi ile Boşnak kimliği billurlaşırken, Kosova’nın Sırbistan’a bağlı bir özerk yönetim olması umduğunu bulamayan Kosova Arnavutları’nın tepkisini arttırdı. Bu tepki Yugoslavya’nın parçalanması sürecinin en gözle görülür nedenlerinden birini de oluştudu.

Federasyonun parçalanması ile Sancak bölgesinin Bosna Hersek’in dışında kalması ise Boşnak ve müslüman kimliklerini her üç devleti (Bosna Hersek, Sırbistan ve Karadağ) de ilgilendirir bir sorun haline getirdi. Bosna Hersek’in Dayton Anlaşması ile belirlenmiş konsosyonel yapısı zaten kimlik tartışmaları üzerinde kırılgan bir yapı oluştururken, Sırbistan kendisinden sürekli yeni parçalar koparılan bir devlet olmanın yarattığı endişe ile bu tartışmada reaktif bir tutum sergilemektedir. Bu tartışmanın belki de en sağlıklı olarak yürütüldüğü zemin ise Kosova Sancak’ıdır. Karadağ entelektüelleri bu anlamda belki de ulus devlet sınırlarının dışında ilk defa bir ulusal kimlik üretilmesi bağlamında milliyetçilik teorileri açısından da oldukça özgün bir tartışmayı yürütmektedirler. Karadağ ve Sırbistan Sancak bölgelerinin halkının Müslüman yahut Boşnak olarak tanımlanmaları sadece bir kimlik sorunu değil topluma entegre olma ölçütlerinde de belirleyici olmaktadır. Dimitrova’nın çalışmasında Karadağ’da bu nedenle daha seküler Sancaklıların kendilerini Boşnak, daha dindar olanların ise Müslüman olarak tanımladığına vurgu yapılmaktadır. 

Sonuç

Dayton Anlaşması Lijphard’ın katkılarıyla siyaset bilimi literatürüne girmiş konsosyonel devlet kurma teorisi[8] temel alarak hazırlanmıştır. Bu model Lübnan, Kıbrıs ve Makedonya sorunlarında da denenmiştir. Ancak ortaya çıkardığı sonuçlar itibariyle yeniden gözden geçirilmesi gerektiği aşikârdır. Nitekim ne Lübnan ne Kıbrıs ne de Bosna Hersek’te istikrarlı bir devlet formasyonu ortaya çıkamamıştır. Modelin en başarısız olduğu yer Kıbrıs, en başarılı olduğu yer ise Makedonya olmuştur. 1990’ların akademinin oldukça verimli komuniteryan tartışmasının 9/11 ile beraber başarısının sorgulandığı hatta Almanya şansölyesi Merkel tarafından iflasının iddia edilmesi ile Birleşmiş Milletler’in (BM) de çatışma çözümleme teknikleri açısındanm yeni modeller üretme ihtiyacının ortaya çıktığını rahatlıkla iddia edebiliriz.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile alevlenen mikro-milliyetçiliğe bir umut olarak BM’nin sarıldığı bu reçete yeni binyılda hastalıklara deva olmaktan uzak kalmıştır. Çokkültürcülüğü çok dinlik olarak algılayan ve dinler arasında bir güç paylaşımı öngören devletlerin dış politikalarının desteklediği bu konsosyonel model, toplumda asla biraraya gelmeyen ve kompartumanlar halinde yaşamlarını devam ettiren grupları kırılgan bir dengede tutarak Bosna ve Sancak örneklerinde görüldüğü gibi kimlik krizlerine de neden olmaktadır. Kendi kompartumanları içinde vatandaş olamayan bu gruplar iletişim ve etkileşim kanallarının kapalı olması nedeniyle bir güvenlik toplumu da üretemeyerek, sosyal ve kültürel şiddeti de bertaraf etmekten uzak kalmaktadır. Böylece her kompartuman her an fitili ateşleniverecek bir barut fıçısı gibi yeni krizlere aday olarak beklemektedir.

 

Hülya ARMAN

Adnan Menderes Üniversitesi

 

KAYNAKLAR

Gutmann, A. 1985, “Communitarian Critics of Liberalism”, Philosophy & Public Affairs, Vol. 14, No. 3: 308-322.

Kymlicka, W. 1995,  Multicultural Citizenship: A Liberal Theory of Minority Rights Oxford: Oxford University Press.

Lendvai P. ve Parcell, L. 1991, “Yugoslavia without Yugoslavs: The Roots of the Crisis”, International Affairs (Royal Institute of International Affairs 1944-), Vol. 67, No. 2: 251-261.

Végh, A. 2012, “Minorities, Mother Countries, Majority on the Western Balkans”, Historia Actual Online, No. 27: 83-101.

Lijphart, A. 1969, Consociational Democracy, World Politics, Vol. 21, No. 2: 207-225.

Oluic, S. 2008, “Radical Islam on Europe’s Frontier - Bosnia & Herzegovina”, National Security and the Future, Vol 1-2, No. 9: 35-52.

Lederer, G. September 2005, Countering Islamist Radicals In Eastern Europe, CSRC discussion paper 05/42.

Heike Hammer, “Norbert Elias’ın Uygarlık Kuramı: Eleştiriler ve Gelişmeler”, Toplum ve Bilim, No. 84: 75-90


[1] Tone R. Bringa, 1993, “Nationality Categories, National Identification and Identity Formation in ‘Multinational’ Bosnia”, The Anthropology of East Europe Review, Vol 11, No 1 & 2: 80-89.

[2] Bosna’da radikal dinci grupların faaliyetleri için bakınız: Steven Oluic, 2008, “Radical Islam on Europe’s Frontier - Bosnia & Herzegovina”, National Security and the Future, Vol 1-2, No. 9: 35-52. Gyorgy Lederer, September 2005, Countering Islamist Radicals In Eastern Europe, CSRC discussion paper 05/42.

[3] Amy Gutmann, 1985, “Communitarian Critics of Liberalism”, Philosophy & Public Affairs, Vol. 14, No. 3: 308-322.

[4] Kymlica’nın önerisi için bakınız: Will Kymlicka, 1995,  Multicultural Citizenship: A Liberal Theory of Minority Rights Oxford: Oxford University Press.

[5] Elias’ın uygar ulus üzerine düşünceleri ve eleştiriler hakkında bakınız: Heike Hammer, “Norbert Elias’ın Uygarlık Kuramı: Eleştiriler ve Gelişmeler”, Toplum ve Bilim, No. 84: 75-90.

[6] Paul Lendvai ve Lis Parcell, 1991, “Yugoslavia without Yugoslavs: The Roots of the Crisis”, International Affairs (Royal Institute of International Affairs 1944-), Vol. 67, No. 2: 251-261.

[7] Andor Végh, 2012, “Minorities, Mother Countries, Majority on the Western Balkans”, Historia Actual Online, No. 27: 83-101

[8] Arend Lijphart, 1969, Consociational Democracy, World Politics, Vol. 21, No. 2: 207-225.


Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile