Anasayfa

 

Dağlık Karabağ Sorunu ve Türkiye

Dağlık Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında oldukça uzun bir tarihî geçmişe sahiptir. Halen bir çözüme kavuşturulmayı bekleyen Karabağ sorunu, katliamlar, yerinden edilmeler gibi ciddi insan hakları ihlallerine sebep olmuştur. Karabağ ile Dağlık Karabağ bölgesi birbirine karıştırılmamalıdır. Dağlık Karabağ, Karabağ’ın küçük bir kısmını oluşturan ve Ermenistan’ın üzerinde hak iddia ettiği topraklardır.

Dağlık Karabağ sorunu bir Azeri-Ermeni çatışması olarak gösterilse de o kadar basit bir yaklaşımla açıklanamaz. Sorunun arka planı ve günümüze kadar yaşananlar aslında iki devlet arası değil uluslararası bir sorun olduğunu gözler önüne sermektedir. Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan, Ermenistan ve İran’ın kontrolü açısından jeopolitik bir öneme sahiptir ve dolayısıyla burdaki çatışmalar bir Azeri-Ermeni çatışmasından ibaret değildir. Sorunun kısaca tarihsel kökenine bakacak olursak aslında Sovyetler’in klasik Kafkas politikasının işlediğini görebiliriz. 1988 yılında Sovyetler’in dağılma süreciyle birlikte Ermeniler, Dağlık Karabağ’da nüfus çoğunluğunu öne sürerek bu bölgenin kendilerine ait olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ardından Azeri-Ermeni çatışması Sovyetlerin de dağılmasıyla iki cumhuriyetin savaşına dönüşmüştür. 1991’de başlayan Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin önemli etkisi olmuştur. “Rüzgâr Birliği” denilen ve 500 gönüllü ülkücüden oluşan özel birlik Alparslan Türkeş tarafından Karabağ’a gönderilmiş ve destek verilmiştir. Savaşın kaderini değiştiren Rüzgâr Birliği hükümet baskısı nedeniyle fesh edilmiş ve daha sonra Azerbaycan’ın gizli bir emriyle savaştan çekilmiştir. Bu birliğin 1994 yılında savaştan çekilmesi sonucunda Azerbaycan büyük kayıplar vermiştir. Savaşın nedeni Ermenistan’ın nüfusu öne sürerek Dağlık Karabağ üzerinde hak iddia etmesidir. 1989’da yapılan nüfus sayımında Dağlık Karabağ’ın %75’i Ermeni ve %25’i Azeri Türk’ü çıkmıştır. Ancak bu nüfus sonuçlarında Sovyetler’in milliyetler politikasının büyük etkisi olmuştur.

Dağlık Karabağ sorunu için savaştan günümüze kadar birçok çözüm girişiminde bulunulmuş ancak bir türlü uzlaşma sağlanamamıştır. Azerbaycan, Dağlık Karabağ’ın tarihi ve hukuki yönden kendisine bırakılmasını istemiş ancak Ermenistan bunu kabul etmeyerek hak iddia etmeye devam etmiştir. Azerbaycan’ın talepleri uluslar arası hukuk açısından da doğrulanmaktadır ancak uluslar arası alanda Azerbaycan sadece Türkiye’den destek görmüş başta Rusya olmak üzere İran ve Batı devletleri Ermenistan’ı desteklemişlerdir. Bu destek Ermenilerin “Büyük Ermenistan” hayalleri için iştahını kabartmış ve çözüme yönelik girişimleri engellemiştir. Çözüme yönelik en ciddi gibi görünen girişim 1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’nın arabuluculuk görevi üstlenmesi olmuştur. Ancak Batı’nın ve diğer küresel güçlerin Ermenistan’ı desteklemesi, Ermenistan’ın uzlaşmacı tavır takınmaması, Nahcivan’ın Ermenistan üzerinden Azerbaycan’a bağlanmasını istememesi aynı şekilde Karabağ’ın Ermenistan’da kalarak Azerbaycan ile arasına yoğun güvenlikli bir sınır çizilmesi talebi görüşmelerin sonuç vermemesine neden olmuştur. Bu girişimler dışında Azerbaycan ve Ermenistan Devlet Başkanları 4–5 Mart 2001’de Paris’te ve 3–7 Nisan 2001’de de Florida’da buluşmuşlar, ancak somut bir anlaşmaya varamamışlardır. Ermenistan’ın, savaşla işgal ettiği toprakları dahi geri vermeyi reddetmesi sorunun barışçıl yollarla çözümünü engellemiştir. Bu sebeplere ek olarak Ermenistan Dışişleri Bakanı Tigran Balayan 15 Mart 2011 tarihinde yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin Karabağ sorununa müdahil olmaması gerektiğini ifade etmiştir(1). Ancak, Ermeni Parlamentosu’nda temsil edilen siyasi partilerin 28 Nisan 2001 tarihinde Karabağ sorununun çözümü hakkında kabul ettikleri bildiride bu sorunun çözümü sırasında Türk-Ermeni sınırının da açılması gerektiği belirtilmiştir. Bu şekilde Türkiye’yi, soruna Erivan yönetimi dâhil etmiştir.

Karabağ sorunu süresince sadece savaşlar ve ya diplomatik müzakereler yaşanmamış aynı zamanda Azerilere yönelik terör eylemleri gerçekleştirilmiş ve insan hakları ihlalleri yaşanmıştır. Hocalı’da gerçekleşen katliama giden süreçte 1990 yılı başlarında Ermeniler 186 bin Azeri’yi zorla Azerbaycan’a göç ettirmiştir. Ermenilerin, 1915 olayları ile ilgili söylediklerinin aslında Rusya destekli Ermenistan tarafından 1990 ve sonrasında gerçekleştirildiği, dönemin Rus askerleri tarafından itiraf edilmiştir. Ancak sorun boyunca uluslararası destek göremeyen ve Türkiye ile yalnız kalan Azerbaycan bu yaşananları da güçlü bir şekilde dile getirememiştir.

2000’li yıllara geldiğimizde de sorunun aynı şekilde devam ettiğini görmekteyiz. 2004 yılında her iki taraf ta söylemlerini sertleştirmiş ancak 2005 yılında Azerbaycan Devlet Başkanı ilham Aliyev ile Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, AGİT aracılığıyla görüşmelere başlamıştır. Bir yandan görüşmeler devam ederken bir yandan 1994 yılındaki ateşkes ile belirlenen sınır bölgesinde sıcak çatışmaların yaşanması barış görüşmelerine gölge düşürmektedir.

Türkiye’nin Karabağ sorunundaki hassasiyeti yüksektir. Hükümet, Ermenistan ile görüşmelerde Karabağ’ı ön şart olarak sunduğu iddia etmekte Ermenistan da Türkiye’nin aradan çekilmesi gerektiğini dile getirmektedir. Ancak Ermenistan hükümeti arkalarındaki Rusya desteğini görmezden gelmektedir. Rusya’nın kendi çıkarları için de desteklediği Ermenistan Karabağ Savaşı da dâhil olmak üzere bugüne kadar siyasi ve askeri her türlü konuda Rusya’dan destek alarak ayakta durmuştur.

Türkiye’nin de Azerbaycan’a destek ve barışçıl çözüm girişimleri süremktedir. Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Bülent Aras 7 Mart 2011 tarihinde yaptığı açıklamada Karabağ’ın Türkiye için öneminden bahsederek, Türkiye'nin Karabağ sorununun çözümü doğrultusunda çabalarını arttıracağını, Azerbaycan'ı desteklemeye devam edeceğini ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında olası savaş halinde Ankara'nın Bakü'ye askeri yardımda bulunabileceğini içeren açıklamalarda bulundu. (2). Bu açıklamadan iki gün sonra, 1991-94 Karabağ Savaş’ında Türk özel ekibinden oluşan Rüzgâr Birliği’nin efsane komutanı Yusuf Ziya Arpacık’ın yaptığı açıklamalar da hem içerik hem zaman açısından dikkat çekmiştir(3). Arpacık’ın, “Karabağ'da savaş halinde Türkiye-Azerbaycan temaslarını ve uluslararası toplumun diplomatik girişimlerini beklemeksizin müdahalede bulunacağız” şeklindeki açıklaması Karabağ sorununun ciddi boyutlara ulaştığını, Türkiye’nin hükümet nezdindeki girişimleri ile uluslararası girişimlerin sonuçsuz kaldığını, konuya hassasiyeti olanların da barışçıl çözüm olacağına inanmadıklarını göstermektedir. Türkiye’nin Ermenistan ile görüşmelerde Karabağ’ı şart koşması artık yetersiz kalmaktadır. Müzakere diplomasinin temel unsurudur ancak görüşmemek ve taviz vermemek te tepki koymak anlamında diplomasinin bir unsurudur. Türkiye’nin Karabağ konusunda en azından Ermenistan nezdinde yapması gereken budur. Rusya ile ilişkileri ise uluslar arası platforlarmda ve Batılı müttefikler aracılığıyla halletmesi olumlu sonuçlar doğuracaktır.

 

(1)http://www.cnnturk.com/2011/dunya/03/15/erivan.turkiye.karabaga.karismasin/609963.0/index.html

(2) http://www.1news.com.tr/azerbaycan/siyaset/20110307011323429.html

(3) http://www.2023istanbul.com/haber/2671/2karabag-savasi-cikarsa-uluslararasi-temaslari-beklemeksizin-mudahele-edecegizyzarpacik.html

 

Hakan TOĞA

Araştırma Merkezleri

TUİÇ Yayınları

Twitter

Facebook