Anasayfa

 

Niccola Machiavelli - Prens

Floransa vatandaşı olan Niccola Machiavelli, Prens adlı yapıtında çeşitli devlet tiplerini, bu devletlerin çeşitli kuruluş biçimlerini ve bu devletleri korumanın çeşitli yollarını göstermiştir. Machiavelli, hükümdarın bazı erdemlere sahipmiş gibi görünmeye ve aldatıcı bir görüntü sergileyebilme yeteneğine sahip olması gerektiği düşüncesini işlemiştir. İyilik veya kötülük ise, hükümdarın simgelediği yurdun yüksek çıkarına bağlı olmalıdır. Machiavelli,  iktidarı ellerinde tutanların rejimlerini devam ettirebilmeleri için her çare ve vasıtaya başvurmalarını belirtmiştir. Yani devlet adamlarının iyi niyetle kötülük yapmaya hazır olmalarını öğretmiştir.

 Eyaletlerin idare edilmesi konusunu incelerken, Machiavelli kendi kanunları altında ve hürriyet içinde yaşamaya alışmış bir devletin kontrol altında tutulabilmesi için üç metot ileri sürmektedir. Birincisi, o devleti tamamen ortadan kaldırmaktır. İkincisi, şahsen oraya gidip orada oturmaktır. Üçüncüsü ise onu kendi kanunları ile yaşamaya bırakmaktır. Yeni prenslikler bahsinin tartışılmasında Machiavelli şu uyarıyı yapıyor: “Unutulmamalıdır ki kalabalıklar karakter bakımından güvenilmez olurlar, onları bir şeye inandırmak kolay olmakla birlikte aynı inançta tutmak zordur. Kuvvetle bir yeri ele geçirmek isteyen bir kimse oraya vermek istediği zararı bir darbede açabilmek için acele etmeli, böylece her gün yeni bir hoşnutsuzluk yaratmak zorunda kalmamalı, halka artık bunların sona erdiği intibaını vermeli ki sonra faydalı işler yaparak onların gönlünü kazansın.”

Kuvvetli bir devletin iyi bir orduya ihtiyacı olacağı için, Machiavelli askeri işlerin son derece önemli bulunduğunu söylemekte ve bu konuya büyük yer ayırmaktadır. Onun zamanındaki İtalyan devletlerinin pek çoğu kendilerini savunmak için çoğu yabancı olan paralı askerler kullanıldığını ifade eden Machiavelli, böyle askerlerden oluşmuş birliklerin faydasız ve tehlikeli olduğunu iddia etmekte, vatandaşlardan kurulu bir milli ordunun çok daha etkili ve güvenilir olacağını belirtmektedir.

Machiavelli, Hükümdarların davranışlarının incelenmesi konusuna da birçok bölümde yer vermiştir. Ona göre milletin hayatı onun silahlı gücüne bağlı kaldığına göre, bir hükümdar askeri meseleleri kendisinin başlıca inceleme ve meşguliyet konusu olarak görmelidir. Mevkiini korumak isteyen bir hükümdarın iyi olmaktan daha başka şeyleri de öğrenmesi ve şartların gereğine göre iyiliğini kullanıp kullanamayacağını bilmesi lazımdır. Bir hükümdarın iyi sayılan tüm niteliklere sahip olmasının takdire değer bir şey olduğunu herkes kabul edecektir; ama onun bütün iyiliklere sahip bulunması veya onları devamlı bir şekilde uygulaması imkânsız olduğuna kendisini iktidardan mahrum edecek kötülüklerden nasıl kaçınacağını bilecek kadar ihtiyatlı olması gerekir. Zalimlik bir hükümdarın tebaasını birlik halinde itaatkâr tutabilmek için kullanacağı silahlardan biridir. Çünkü hükümdarların şiddeti sadece fertlere zarar verdiği halde onların gereksiz yumuşaklığı bütün devlete zarar verecektir.

Machiavelli bir pasajında şöyle demektedir: ”Burada şu ortaya çıkıyor: Sevilmek mi korkulmaktan daha iyidir, yoksa korkulmak mı sevilmekten? Belki de bu soruya, ikisini de isteriz diyerek cevap verebiliriz ama sevgi korku bir arada pek güç bulanacağına göre aralarından birini seçmemiz gerekirse, korkulmak sevilmekten daha emniyetlidir. Zira genellikle görülmüştür ki insanlar nimete şükretmesini bilmeyen, güvenilmez, tehlikeden kaçmaya çalışan, kazanç hırsı ile tutuşan, kendisini menfaat sağladığımız müddetçe size bağlı, tehlike uzakta oldukça kanını dökmeye, çocuklarını bile feda etmeye hazırdırlar; ama onlara gerçekten ihtiyaç duyduğumuz zaman sırtlarını dönerler.”

Kitap içerisinde yer alan hiçbir bölüm, “Hükümdarlar sözüne sadık olmak için ne yapmalıdır?” başlıklı bölümünde olduğu kadar eleştirilmemiştir. Yazar burada dürüstlüğü övgüye değer olduğunu kabul etmekte ancak siyasi iktidarın muhafaza edilebilmesi için hilekârlık, ikiyüzlülük ve yalan yere yemin etmeyi de zorunlu saymaktadır. Yazar, bir hükümdar için nefret edilmekten ve horlanmaktan kaçılmanın esas olduğunu söylemektedir. Bir hükümdarın güvenilmez, laubali, korkak, kararsız olduğu görülürse onu kimse ciddiye almaz. Eğer halk bir hükümdardan nefret ederse onu şatonun kalın duvarı bile kurtaramaz. Bir hükümdar kendisini kabiliyet ve liyakat sahiplerini koruyan biri olarak göstermeli, her ilim ve sanata yükselmiş kişilere ihsanda bulunmalıdır.

Kitap, “İtalya’nın Hürriyete Kavuşturulması İçin bir Öğüt” bölümüyle son bulmaktadır. Burada yazar şunları ifade etmektedir: “Artık yeni bir hükümdarın, “Bir İtalyan Kahramanı” nın ortaya çıkma zamanı gelmiştir. Çünkü İtalya şimdiki ümitsiz halinde bir Yahudi’den daha çok esir, bir İranlı’dan daha çok ezilmiş, bir Atinalı’dan daha çok bölük pörçük olmuştur; lideri yoktur, nizamı yoktur, yenilmiş harcanmış parça parça edilmiş, bitirilmiş, her yönden tükenip yıkılmaya terk edilmiştir. Kendisini zulümlerden ve ezilmekten kurtaracak birini göndermesi için Tanrıya nasıl yalvardığını görüyoruz. Eğer bir lider bulunsaydı, o ne derse desin takip etmeye nasıl hazır ve istekli olduğunu da görüyoruz.”

Yazar, bu cazip hitabesini şu sözlerle bildiriyor: “İtalya’nın beklediği bu fırsat kaçırılmamalı, ona bu fırsatı verecek adamı yani yeni hükümdarı düşman işgalinden ızdırap çeken bütün eyaletlerin nasıl bir aşkla, nasıl bir intikam susamışlığıyla, ne kadar sadakatle, nasıl bir bağlılıkla, ne gözyaşlarıyla karşılayıp kabul edeceğini benim şu kelimelerim hiçbir zaman ifade edemez. Ona hangi kapılar kapanacak? Kimler ona boğun eğmeyi reddedecek? Onun yoluna hangi kıskançlık çıkacak? Hangi İtalyan önünde saygı ile eğilmeyecek? Bu zalim diktatörlük herkesin burnunun direğini sızlatmaktadır.”

Sonuç olarak, Machiavelli’ye göre devletin menfaatleri uğruna her şey mubahtır ve devlet hayatı ile özel hayatın ahlak ölçütleri birbirinden farklıdır. Bu doktrine göre bir devlet adamının özel müzakerelerde tamamen ayıp hatta suç sayılacak hile ve şiddet yollarına başvurması normaldir. Dönemin koşullarına göre değerlendirildiğinde Hükümdar adlı yapıt bu ana fikirle beraber hükümdarlara, iktidarı nasıl kazanacaklarını ve ellerinde nasıl tutacaklarını öğreten bir rehber niteliği taşımaktadır.

 

Eda KENDİR

Mersin Çağ Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler 1. Sınıf Öğrencisi

Araştırma Merkezleri

TUİÇ Yayınları

Twitter

Facebook