Anasayfa

 

İsrail Dış Politikası

“Ortadoğu’nun Değişmeyen Tek Ülkesi İSRAİL”

İsrail’in Kuruluşu

Yahudiler Roma İmparatorluğu’nun Kudüs’ü ele geçirmesi ve ardından üç isyanı bastırmasıyla birlikte dünyanın çeşitli merkezlerinde yaşamlarını sürdürdüler.  19.yüzyıla doğru Yahudilerin devlet kurma düşüncesine ilgiler artmaya başladı. Buna istianen 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde bir toplantı yapıldı. Toplantı da Dünya Siyonist Örgütü kuruldu. Kurulan teşkilatın başına Theodore Herzl geçirildi ki kendisi Siyonizm üzerine yoğun çalışmaları mevcuttur. Bundan sonraki aşama devletin nereye kurulacağıdır. Uganda ismi ilke olarak geçmekte ancak kabul görmemiştir. Kurulacak olan Siyonist yönetime bölge Askeri, ekonomi ve tarihi koşullar dikkate alınmalıdır. Zira devlet Böylece askeri açıdan savunulabilir ve hem de ulusun ekonomik ihtiyacı karşılanabilecektir. Filistin fikri ortaya çıkmıştır. İlk olarak Osmanlı Devleti engeli aşınmak istenmiş Theodore Herzl ve Abdülhamit görüşmesinde Abdülhamit fikri reddetmiş ve gerekçesi olarak da “Ben bir karış dahi olsa da toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir.” Bu düşüncesini belirtmiştir. Bu aşamalardan sonra İsrail devleti 2.dünya savaşı sonrasın da 1948 yılında nüfusun 600.000 üzerine çıkması üzerine 1948 yılında İsrail Devleti kurulmuştur. Kuruluşundan itibaren dünya üzerinde uluslararası arena da belirleyici rol oynayan devlet İsrail olacaktır.

İsrail Dış Politikası

İsrail dış politikasını anlamak için öncelik olarak kuruluşunu ve prensiplerinin neye dayandığı iyi anlaşılmalıdır. İsrail’in Dış Politika sorunlarına değinirsek öncelik olarak Filistin anlaşmazlığı, Türkiye İlişkileri, İran ile ilişkileri Uluslararası Arenada en çok öne çıkan başlıklardır.

İsrail – Filistin anlaşmazlığı

İsrail Filistin anlaşmazlığı tarihte diplomat eskiten dosya olarak da geçmektedir. İsrail - Filistin anlaşmazlığı temel noktası İsrail’in kuruluşundan itibaren İsrail devletinin bölgenin kendisine ait olduğu iddiası üzerinde yatmaktadır. Başlıca temel sorunlara değinecek olursak Jerusalem (Kudüs) statüsü, Yahudi yerleşim birimleri, Filistin devleti sınırları ve Su sorunu çözümsüzlüğün başlıca sorunlarını oluşturmaktadır. Her iki devletin de belirlenen çözümleri kendi çıkarları açısından sorun olarak görmesi anlaşmazlığın çözülmesi konusunu daha derinlere itmektedir. Bunun en büyük nedeni her iki ülkenin de dine dayalı bir yönetim anlayışını benimsemeleridir. Sorunlara değinecek olursak;

1) Yahudi yerleşim yerleri; İsrail işgali sonucu Filistin topraklarında Yahudiler yerleşim yerleri konusunda taviz vermemektedirler. 1991 yılından bu yana hızla katlanarak devam eden Yahudi yerleşimleri için İsrail taviz vermemekte bunun yanı sıra işgal altındaki Filistin topraklarında ki konut projelerinde barış anlaşmasın da yer almasını istemektedir İsrail için Yahudi yerleşimleri güvenlik meselesi olarak görmektedir. Barış sürecinde çözümsüzlüğü oluşturan nedenlerden birisini İsrail kendi kendine yaratmaktadır.

2)Kudüs Statüsü; 3 büyük dinin buluştuğu yer olan Kudüs dünya tarafından paylaşılamayan en önemli kutsal mekân olan Kudüs Arap – İsrail arasında ki anlaşmazlığın en önemli nedenlerinden birisidir. İsrail Kudüs’ü ebedi başkenti ilan ederken Filistinliler ise BM 242 sayılı kararına dayanarak Doğu Kudüs’ü Filistin devletinin başkenti olarak savunmaktadır. Her iki kesim içinde Kudüs din ve kimlik meselesi olarak görülmekte ve barış sürecinin önünü tıkamaktadır

3)Filistin Devletinin Sınırları; Oluşturulacak olan Filistin Devleti’nin sınırları aynı zamanda İsrail’in sınırlarını belirleyeceğinden dolayı İsrail- Filistin arasında ki barış görüşmelerinin belirleyecektir. 1979 Kamp David’de Mısır ile 1994 yılında Ürdün ile yapılan anlaşmayla sınır konusunu çözen İsrail, Batı Şeria’yı 1967’den beri işgal altında tutmaktadır. BM güvenlik Konseyi’nin 242 sayılı kararına göre İsrail Filistin sınırının 1967 savaşı öncesi olması gerektiğini belirtmiştir. Ancak İsrail Doğu Kudüs’ü ilhak ederek İşgal altında tuttuğu Batı Şeria’ya Yahudi yerleşim birimleri kurarak bir ayrım duvarı inşa etmektedir. Bu noktada sınır konusu tam olarak çözümlenmesi imkânsız hale gelmiştir. Sonuca gelecek olursak İsrail – Filistin çatışmasının nedenleri bellidir. Bu nedenler ortadan kalkmadıkça İsrail-Filistin meselesi öyle kolay kolay sonuçlanamaz. Bu açıdan İsrail dış politikasının önemli bir bütününü oluşturan Filistin sorunu İsrail’i çıkmaza sürüklemektedir.

Türkiye  - İsrail İlişkileri

İsrail- Türkiye ilişkileri 28 Mart 1949 tarihinde Türkiye'nin İsrail'in bağımsızlığını tanımasıyla başladı. Böylece bundan itibaren ilişkiler süregelen inişli-çıkışlı bir seyir izlemektedir. İsrail için Türkiye’nin önemi İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olması buna mukabil bölge üzerinde jeostratejik açıdan önemli bir konumda yer almasıdır. Tarihi süreci iyi analiz ettiğimiz zaman Türkler ile Yahudiler arasında sürdürülen iyi ilişkilerin Türkiye-İsrail ilişkilerin tesisinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Türkiye – İsrail ilişkilerinin ilk gerginliği Bağdat paktında oluşmuş, Türkiye 26 Kasım 1956’da İsrail ile ilişkilerinin temsil düzeyini maslahatgüzar seviyesine düşürmüştür. Ancak 1990’lı yıllarda ise Türkiye – İsrail ilişkiler diğer dönemlere göre farklıdır. İkili ilişkiler askeri, siyasi ve ekonomik olarak büyük bir ivme kazanmıştır. Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması çerçevesinde F-4 ve F-16 uçaklarının modernizasyonu projesi uygulamasını başlatmıştır. 1998’de Türkiye-ABD-İsrail gemilerinin katıldığı Güvenilir Denizkızı (Reliant Mermaid) adını taşıyan arama-kurtarma tatbikatı icra edilmiştir. İkili ilişkilerin güven ve memnuniyet derecesinde olması 2000’li yıllardan itibaren düşmeye başlamıştır. İsrail de gerçekleşen hükümet değişikliği sonucunda Arel Şaron hükümetinin Filistin üzerinde ki şiddeti arttırması üzerine Türkiye soykırım yapmakla suçlamıştır. Her ne kadar siyasi olarak ilişkiler gerginleşse de askeri ve ekonomik olarak ilişkiler hep üst düzeyde kalmıştır. 170 Türk M-60 tankının modernizasyon projesi Başbakan Ecevit’in soykırım suçlamasından 2 gün önce, 30 Mart 2002’de bir İsrail firmasına verilmesi örneğinde görüldüğü gibi ilişkiler sadece söylem düzeyinde kalmaktadır. İlişkilerin bozulmamasının en önemli nedeni tarihten gelen Türkler ile Yahudiler arasında sürdürülen iyi ilişkilerdir. Buna rağmen kimi zaman ikili ilişkiler istenildiği gibi gitmemektedir... Davos Ekonomik Forumu’nda “Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli” başlıklı panelde İsrail Cumhurbaşkanı Sayın Şimon Perez İsraillin haklı olduğunu söylemesi üzerine “one minute” krizi yaşanmış ve Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan İsrail Cumhur başbakanına ciddi ve sert bir tepki göstermiştir. Bundan sonra İsrail–Türkiye ilişkileri gerginleşmiş Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Arap dünyasında kahraman ilan edilmiştir. Davos krizinden sonra 9 Türk vatandaşının öldürülmesiyle sonuçlanan mavi Marmara olayı sonucu Türkiye İsrail ilişkileri artık geri dönülmez noktaya ulaşmak üzeredir. İsrail’in 9 Türk vatandaşını öldürerek yaptığı büyük hata sadece Türkiye’nin değil dünya kamuoyunda da İsrail’in sert bir tepkiyle karşılaşmasına neden olmuştur. Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türk vatandaşı siviller düzenli bir ordu tarafından katledilmiştir. Bunun neticesine de Türkiye İsrail den özür beklemektedir. Bugünkü gelişmelerin sorumlusunun İsrail hükümeti olduğunun altını çizen Davutoğlu, İsrail hükümetinin gereken adımları atmadıkça bu noktadan geri dönülmesinin söz konusu olmayacağını ifade etmiştir. Sonuca gelecek olursak tarihi süzgeçten geçirdiğimiz İsrail Türkiye ilişkileri zaman zaman ivme kaybetse de İsrail’in atacağı doğru hamlelerle tekrardan yükselişe geçebilecektir. Türkiye İsrail’e sadece özür dilemesi durumunda tekrardan ilişkilerin gözden geçirileceğinin belirtisini zaten vermiştir. Türkiye bölgesel bir güç olmasının yanı sıra İsrail ile tarihsel sıkı bir bağı mevcuttur. Bu bağ Türk ve Yahudi nüfusunun birbirine duyduğu sempatiden kaynaklanmış Osmanlı’dan itibaren başlayan samimiyet hala ekonomik siyasi ve askeri olarak devam etmektedir. Neticesinde İsrail-Türkiye ilişkileri kısa bir süreliğine de olsa durma noktasındadır. Bu noktadan itibaren her iki ülkenin yaklaşımı ilişkinin seyrini belirleyecektir.

 

Volkan TÜRKMEN

Trakya Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

Kaynaklar

http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-iliskileri.tr.mfa

http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=902:tuerkiye-srail-ilikilerinde-umut-i&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150

http://www.ekopolitik.org/images/cust_files/070528162201.pdf

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/2009517_oyt1un2.pdf

http://www.usak.org.tr/myazdir.asp?id=2326

Araştırma Merkezleri

TUİÇ Yayınları

Twitter

Facebook