İntikam Yemeği

0
63

Soğuk yenen bir yemektir intikam yemeği. Üstünden sinirlerin ve acıların alınmasının ardından yenilen bir yemek. Ne kadar oldu bu yemek soğuyalı, ne kadar oldu Nutuk okumayalı? İntikamını alacaktık hani geçmişin, karanlığın, geç kalınmış yılların.

86 yaşında bugün yeni doğan devlet.

Kendini emanet etmiş, bizlere Türk milletine. Soruyor şimdi duyuyorum:” Ne olacak benim halim 20 sene sonra?” Soruyor; politikacılara, hukukçulara, bizlere yani; gençlere…

Cevap veriyoruz: “ 20 sene sonra yine böyle kalacaksın, hâkimiyetinden hiçbir şey kaybetmeyeceksin yine böyle laik yine böyle gelişmiş.”

 Soruyor bir daha; “20 sene sonra şimdiki gibi mi kalacağım?” Susuyoruz. Kimilerimiz gidiş hattan memnun yazıyor yağdırıyor övgüleri. Seviyorlar siyaha karşı beyaz, beyaza karşı siyah olmayı, seviyorlar ağızlarında siyah bant, ceplerinde yeşil dolar. Ama konuşmuyorlar, eleştirmiyorlar. Pembe dünyalara dalmışlar, ya da yüksek mevkiler uğruna kara yarınlara.

“Gerçek nedir?” diye de sormuyorlar ya da filozoflara özenmiyorlar. Kutluyoruz işte, bugün senin 85.yılın ve seni yaşatacağız. “Ben Cumhuriyet’im. Sizin kazandığınız ve sizin ileri götüreceğiniz benim sahip olduğum ve damarlarımda bulunan laikliği neden 20 sene sonra bana katacaklarınız arasında görüyorsunuz?” Neden tedirginiz şimdi bilinmez neden sarhoşuz.

Aslında kızgınız şimdi vakit o vakit ki herkes meclise herkes askere gitmek istiyor.

Birileri bir yerlerde yanlışlar mı yapıyor ya da yapıyoruz. Evet. İntikam yemeği soğuk yenir. İntikamını alamadıklarımızın intikamını almadan bir daha tekerrür ediyor tarih. Elimiz kolumuz bağlıymış gibi ayağa kalkamadan bir daha vuruyor tarih.

Yine böyle bir gündü, yine acı hem içten hem dışardan sarmıştı, yine bir devlet erkânı yine bir ulus vardı. O yıllar geçti dedik, baktık yol almışız. Peki, şimdi dönüp baktığımızda biz miyiz zaferin çocukları? Ne zaman yiyeceğiz intikam yemeğini, esaretle, savaşla ve darbelerle geçen tarihin emsalini ne zaman gömeceğiz? Yetmedi mi söylenen sözler, yakılan kitaplar, kesilen parmaklar? Kendimize gelme zamanı gelmedi mi hala? Yoksulluk içinde yapılanlar ne kadar şahane ne kadar ulvi değil mi? Hep anlatırız hep ballandırırız. İşte gerçek budur.

Gerçek; daha karısının koynuna girmeden, anası, kardeşi vatanı uğruna cepheye giden delikanlıdadır. Daha okuluna yeni başlayan ve tamamlayamadan ölen tıbbiyelinin mezarındadır. Gerçek; bir ulusun başını dik tutmasını sağlayan Atatürk’ün sözlerindedir. Gerçek; milletin asil kanındadır ya da gerçek kanlı avuçlarda yeşeren bir millettir.

Ya da gerçek asıl şimdi üzücü olandır. Gerçek ne okuduğunu ne yaptığını bilmeden, pasif- itaatkâr olanlarda, gerçek, yüzüne tokat atanlara karşılığını vermek için başkalarından haber bekleyendedir. Kazanımlarına sahip çıkmayan, uyuşturulmuş bedenlerdedir.

Ama gerçeği değiştirmeye elbette gücümüz var. İstek, amaç ve gaye aynı anlamlıları yazmalıyız kafalara. Şifrelerimiz farklı girilmiş olsa da bunlar aynı olmalı. Öyle olmalı, olmak zorunda. İleriye götürmeliyiz Cumhuriyetimizi, o bize kızmadan geliştirmeliyiz her çehresini.

Daha yeni, daha dik ilk günkü gibi sarsılmamış olmalı Cumhuriyetimiz. Unutmamamız gereken bir şey var ki. Eğer o yoksa eğer onun getirdikleri yoksa eğer 0’nun emanetine sahip çıkamazsak isteyen istediği gibi yazsın tarihi biz olmayız. Devlet, millet ve kazanımları. Eğitimde, sağlıkta, adalette ve hukukta, olması gerekenler gibi olma yolunda, şimdi intikam yemeğini yeme vakti çok da soğumadan, tadı kaçmadan.

 

Selma BARDAKCI

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.