Irak’ta 23 Şubat Terörü

0
43

Adı terör ve şiddet eylemleriyle özdeşleşen Irak, 23 Şubat 2012 Perşembe günü ülke genelinde yaşanan şiddet eylemleri ve terör saldırıları ile sarsıldı. Uzun süreden sonra bu kapsamda yaşanan şiddet eylemleri bütün Iraklıları yeniden tedirgin etmiş görünüyor. Pesimist bir bakışla ifade etmesi ne kadar zor olsa da ülkedeki siyasi krizin en üst düzeyde olduğu noktada yaşanan bu kötü günün, optimist bir düşünceyle, belki de Iraklı yöneticileri daha sorumlu davranmaya yöneltmesi beklenmelidir. Zira Irak’ta yaşanan şiddetin bir tarafı, yoğunluk bölgesi ya da etnik ve dini bir ayrımının olmadığı, ülkedeki şiddet eylemlerinin yaşandığı bölgelere bakılarak söylenebilir.

23 Şubat 2012 Perşembe günü sabahın ilk saatlerinden itibaren Irak’ın 19 bölgesinde 22 saldırı gerçekleştirilmiştir. Irak’ın kuzeyinden güneyine hemen her bölgede gerçekleştirilen bu saldırılar daha çok Bağdat, Kerkük, Selahattin, Diyala, Babil, Anbar ve Musul’da yoğunlaşmıştır. Irak genelinde yapılan saldırılarda resmi rakamlara göre 67 kişi hayatını kaybederken, 417 kişi yaralanmıştır. Ancak bu rakamın gerçeği yansıtmadığını, ölü ve yaralı sayısının daha fazla olabileceğini ifade etmek mümkündür. Bazı Iraklı yetkili kaynaklara göre bu saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının 250’ye yakın olduğu belirtilmektedir. Bu durum olağan olmakla birlikte halkın tansiyonun düşmesi ve kaygıların artmasının önüne geçilmesi için hükümetlerin başvurduğu yöntemlerden biridir. Zira saldırılara genel olarak bakıldığında hedefin hükümet güçleri olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Bağdat, Kerkük ve Selahattin’de yapılan saldırılarda güvenlik güçleri hedef alınmış, Babil’de vilayet meclisi yakınında saldırı düzenlenmiştir. Bağdat’ta yapılan saldırılar Ebu Dişir, Mansur, Kerrada, Kazımiye, Hüseyniye, Beyya, Sebii El Bur, Seydiye ve Taci bölgelerinde gerçekleşmiştir. Bu bölgelerin çoğunluğunda Şii nüfus ağırlığı yaşamakla birlikte genel olarak bakıldığında Şii ve Sünni nüfusun bir arada bulunduğu bölgelerde de saldırılar düzenlenmiştir. Aynı şekilde Selahattin’de yaşanan saldırılarda da etnik ve mezhebi olarak farklı kesimlerin bir arada yaşadığı Tuzhurmatu, Şiilerin çoğunluk olarak yaşadığı Balad, Sünnilerin çoğunluk olarak yaşadığı Beyci bölgeleri hedef alınmıştır. Tuzhurmatu’da Süleymanbeg Nahiye Müdürlüğü ile Celal Talabani’nin Başkanı olduğu KYB’ye saldırılar düzenlenmiştir. Aynı şekilde Kerkük’te yapılan saldırılarda da Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı mahalleler olan Tisin ve Bağdat Yolu bölgeleri hedef alınmıştır. Musul’da ise azınlık grupların bir arada yaşadığı Başhika’da saldırı düzenlenmiştir. Bu nedenle son saldırıların belirgin bir yönü olmadığı düşünülmektedir.

Ancak saldırılarda daha çok güvenlik güçlerinin hedef olarak seçilmesinin olayı mezhepsel, dini ve etnik boyutun ötesine taşıdığı düşünülmektedir. Bu açıdan ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi sonrasında ülkedeki güvenliği sağlayıp sağlayamayacağı tartışılan Irak hükümetinin zaaflarının ortaya çıkarılmaya çalışıldığı düşünülmektedir. Buradan hareketle yaşanan şiddet eylemlerinin siyasi kriz içerisinde olan Başbakan Nuri El-Maliki önderliğindeki Irak hükümetini daha zor duruma düşürmesi olasıdır.

Irak Başbakan Yardımcısı Salih El-Mutlak ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El-Haşimi üzerinden devam devam eden iç siyasi krizin yanı sıra, bu saldırıların aynı gün içerisinde yapılmasının, Irak dış politikasıyla da ilgili olabileceği değerlendirilmektedir. Irak’ın dış politikasına ilişkin son bir aylık gündem takip edildiğinde birkaç ana başlık ön plana çıkmaktadır. İlk olarak 2011 yılında yapılması planlanan, ancak Irak’taki istikrarsızlık nedeniyle ertelenen ve Mart 2012’de yapılması öngörülen Arap Birliği Zirvesi’nin hazırlık çalışmalarının olduğu dönemde yaşanan bu şiddet eylemleri, Irak’ın fazlasıyla önem verdiği bu zirvenin gerçekleşmesini engelleyebilir. Bu durum iç politik meşruiyetini tam anlamıyla sağlayamamış Irak hükümetinin, Arap dünyası içerisindeki kabulü açısından da önemlidir. Bununla birlikte bu şiddet eylemlerinin, Arap Birliği Zirvesinden hemen önce Saddam Hüseyin’in 1990’da Kuveyt’i işgal etmesinin ardından bozulan Irak-Suudi Arabistan ilişkilerinin düzeltilmesi açısından önemli bir gelişmenin yaşandığı haftada düzenlenmesi de düşündürücüdür. Suudi Arabistan, 1990’dan sonra Irak’a ilk kez büyükelçi atamış ve Irak da bu kararı memnuniyetle karşılamıştır. Bu açıdan Irak ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin gelişmesinden endişe duyan tarafların bu şiddet eylemlerini gerçekleştirmiş olabileceği düşünülmektedir.

Diğer taraftan son dönemde El-Kaide’nin Irak’tan çıkarak, Suriye’ye yöneldiği yönünde Batı basınında pek çok habere rastlanmaktadır. Bununla birlikte 22 Şubat 2012 tarihinde Irak Başbakanı Nuri El-Maliki, El-Kaide’nin halen Bağdat’ın güneyinde aktif olduğu açıklamasının ardından ülke genelinde yapılan bu saldırılarla terör örgütü El-Kaide’nin Irak’taki varlığını ispatlamaya çalışmış olabileceği söylenebilir. Zira saldırıların yapılış biçimine bakıldığında El-Kaide’nin kullandığı yöntemlerle paralellik gösterdiği görülmektedir. Nitekim, Irak İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada da bu saldırıların terör örgütü El-Kaide tarafından yapıldığına yönelik güçlü işaretler olduğu belirtilmiştir. Bu açıdan terör örgütü El-Kaide’nin hem Irak hükümetine bir mesaj gönderdiği hem de Irak hükümetini sınavdan geçirdiği değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak, yaşanan bu saldırın Irak’ın iç ve dış politikası açısından önemli derecedeki olumsuzlukları da beraberinde getirebileceğini söylemek mümkündür. Ancak Irak’ta istikrarı sağlamak için elzem olanın iç politikadaki krizlerin giderilmesi olduğu düşünülmektedir. Saldırıların hemen ardından Irakiye tarafından yapılan açıklamalarda olduğu bu durumdan sadece Irak hükümetinin sorumlu tutulmasının yanlış olacağı değerlendirilmektedir. Irak’taki terörün sadece Irak hükümetinin meselesi olmaktan çıktığı ve ülke sorununa dönüştüğünün anlaşılmasının yerinde olacağı söylenebilir. Bu saldırıların etnik ve mezhepsel çatışmayı yeniden ortaya çıkarmasından korkulsa da Iraklı siyasetçilerin bu durumu ülkesel bir problem olarak ele alıp siyasi çıkarların ötesine taşıması sorunun ortadan kaldırılmasında önemli bir katkı yapacağı değerlendirilmektedir. Daha önce Irak’ta yaşanan tecrübelerden faydalanılarak bunu ifade etmek zor olsa da Irak’ta 23 Şubat 2012’de gerçekleştirilen bu saldırılar, Irak’ın istikrarı için tüm siyasi grupların ortak ülke çıkarları için bir araya gelmesi için iyi bir fırsat olarak değerlendirilebilir.

Yazının İngilizcesi için tıklayınız…

 

Bilgay DUMAN

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

 

Kaynak: ORSAM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.