İsrail-Filistin Barış Görüşmeleri Sürecinde Tarafların İçsel Dinamikleri

0
56

2 Eylül 2010 tarihinde Washington’da İsrail-Filistin çatışmasını çözebilmek amacıyla doğrudan görüşmeler başlatıldı. Bu görüşmeler ABD Başkanı Barack Obama ile beraber değişime uğrayan ABD’nin Ortadoğu siyasetinin de bir göstergesi durumundadır. Daha önce pek çok kez gerçekleştirilmiş barış görüşmeleri, günümüze dek somut bir gelişme olması konusunda fayda gösterebilmiş durumda değildir. Ancak ABD Başkanı Barack Obama’nın Irak’tan çekilme ile somutlaşmaya başlayan yeni Ortadoğu politikalarının bir devamı niteliğinde olarak değerlendirilebilmektedir. Barış görüşmeleri geçmişte yaşanan tecrübeler ışığında barış umudu vermese de çeşitli sorunların çözülmesi yönünde, İsrail’deki ve Filistin’deki aşırılıkları törpüleme ihtimali açısından bile büyük önem arz etmektedir.

Barışa engel teşkil eden ve aşılması gereken başlıca nedenler arasında, İsrail açısından yerleşimciler ve İsrail işgali altında olduğu iddia edilen toprakların iadeleri gelmektedir. Filistin açısından ise şüphesiz Gazze Şeridi’nde varlığını sürdüren HAMAS ve terör eylemleri olacaktır. Barış görüşmelerinin başlamasından hemen önce, aşırı dindarlığı ve faşist söylemleri ile bilinen, İsrail koalisyon hükümeti ortaklarından Şas (Shas) Partisinin ruhani lideri Ovadia Yosef’in “bütün Araplar İsrail’in düşmanıdır, Mahmut Abbas ve Filistinliler ölmeli” şeklinde yaptığı açıklamaları takiben HAMAS saldırılarında öldürülen İsrailliler barış görüşmelerine gölge düşürdü. Ancak ABD’nin kararlı tutumu barış görüşmelerinin olumlu başlamasına ve liderlerin medya önünde samimi görüntüler vermesi ile başladı. Başta bahsetmiş olduğumuz gibi görüşmelerin kesin bir barış ile neticelenme ihtimali yok denecek kadar az olmasına rağmen, iki taraf içinde yer alan HAMAS, Şas Partisi ve Israel Beytenu lideri Avigdor Lieberman gibi aşırı uçların törpülenmesi konusunda faydalar sağlayacaktır. Barış görüşmelerinin başlamasıyla ve henüz hiç bir somut adım atılamamışken bile, Filistin’in Gazze bölgesinde nüfuzu çok yüksek olan Izzeddin El- Kassam Tugayları barış görüşmelerine katılan Arap liderlerine ve İsrail halkına tehditlerini arttırırken, Şas Partisi lideri Yosef de yüksek perdeden eleştirilerine devam etmektedir. Diğer yandan İsrail dış siyasetine yön veren, ırkçı söylemleri ile bilinen Dışişleri Bakanı  Avigdor Lieberman, barışın ulaşılamaz bir amaç olduğu yönünde yaptığı açıklamalar ile daha önce sallantıda olan hükümet koalisyonunun daha da sallanmakta olduğunu göstermiş oldu. Lieberman’ın partilileri ve diğer milliyetçilerin İsrail medyası ve sivil toplum örgütleri aracılığı ile başlattığı “Bibi eve dön” kampanyaları ile barış görüşmelerini hakkındaki tutumlarını net şekilde ortaya koymuşlardır. Filistin Hükümeti sözcüsü Ghassan Ghatib’in de ifade ettiği gibi, Lieberman, İsrail siyasetinde yerleşimcilere verdiği destek ve işgal altında olduğu iddia edilen toprakları savunması ile oy toplamaktadır. Barış görüşmelerinin de bu kozlarına zarar vermesinden korkan Lieberman ortağı bulunduğu hükümetin feshini bile göze alarak barış görüşmelerini baltalamaya çalışmaktadır. Ancak Lieberman’ın barış görüşmelerine zarar verme amacını görebilenler sadece Arap tarafı değil. İsrail siyasetinin barış için umut veren, sağduyulu siyaset ve insiyatif üretebilen İşçi Partili Azınlıklar Bakanı Avishay Braverman’ın “Lieberman barış görüşmelerinde Netanyahu’ya destek vermeyecekse destek verecek birinin bulunabileceği” yönündeki açıklamaları da bütün engellemelere rağmen İsrail demokrasisinin barışçıl yanına işaret etmektedir.

Barış görüşmelerinin sağlıklı şekilde ilerleyebilmesini engellemek amacında olan tarafların aksine, Filistin-İsrail barışından yana olanlar uluslararası arenada edinecekleri güç ile de ülkelerindeki bu aşırılık yanlılarını elimine edebilecek güce sahip olabilmesi muhtemeldir. Ancak barış görüşmeleri önünde bulunan çok daha büyük engeller olarak yukarıda bahsi geçen konular, barış muhalifi odaklardan çok daha büyük sorunlar olarak tarafların karşısında bulunmaktadır. Kesin barış haline bu görüşmeler sonrasında geçilmesinin çok küçük bir ihtimal olduğu aşikâr durumdayken tarafların yapabileceği en mantıklı yöntem barışı tesis edecek somut adımlar atabilmektir. Bunun için Filistin tarafına düşen en önemli görev, diğer Arap ülkelerinin de desteğini alarak, uluslararası bir baskı aracılığı ile şiddet yanlısı HAMAS’ın Gazze halkı üzerindeki baskıcı nüfuzu ve İsrail’e dönük terör uygulamalarının önüne geçilmesidir. Böylece HAMAS’tan özgürleşmiş bir Gazze oluşacaktır. HAMAS’tan arındırılmış bir Gazze ise barış sürecinde İsrail’in en önemli karşı argümanını elinden almak anlamına gelmektedir. Filistin tarafı ve Arap liderler bu konuda taviz vermeden İsrail’in haklı güvenlik endişesini giderecek politikalar izlemek zorundadır. Diğer yandan da, İsrail hükümeti Arap halkının güvenliğine ciddi tehditler oluşturan yerleşimleri dondurmalı ve yerleşimcilerin aşırılıklarla dolu yaklaşımları engellenmelidir. Daha önce barış için samimi adımlar atmış ve yerleşimcileri Gazze topraklarından zor kullanarak çıkarmış, yeri geldiğinde yerleşimcilerin göz diktiği topraklara yerleşmelerini engellemiş olan İsrail şüphesiz arkasına aldığı rüzgar ile bu sefer de yerleşimciler konusunda kararlı bir tavır gösterebilecek güçtedir. 1967 Savaşı sonrası İsrail yönetimine giren ve BM’nin aldığı bütün kararlara rağmen iade edilmeyen toprakların İsrail’in bölgesel güvenliğini tehlikeye atmayacak oranda iade edilmesi de barışa giden yolda olmazsa olmaz şartlar arasında gözükmektedir. 31 Mayıs tarihinde Mavi Marmara gemisine yaptığı müdahale yüzünden uluslararası arenada da çok zor günler geçiren İsrail bu barış görüşmeleri sayesinde hem Barack Obama’nın seçilişi ile kaybettiği ABD desteğini pekiştirecek hem de uluslararası kamuoyuna barış yanlısı olduğu imajını verecektir. Böylesi bir fırsatı kendi içsel demokratik dinamiklerinin baskısı ile kaçırmaması beklenen İsrail barış görüşmelerinden güçlenerek çıkacaktır. Bunların hepsi veya bir kısmının gerçekleşmesi ve hatta gerçekleşmesi yönünde atılacak her adım uzun vadede gerçekleşebilecek barışın adımları olarak değerlendirilebilir.

Barış görüşmelerinden daha önce pek çok kez olduğu gibi hiç bir sonuç elde edilememesi durumunda ise, özellikle İran’ın şiddet yanlısı ateşi harladığı bir ortamda ve Barack Obama’nın da Yahudi Diasporaları ve İsrail’den tepki görmesine neden olan Ortadoğu politikaları gündemdeyken, İsrail’in bölgede yalnızlığının artması çok muhtemel bir neticedir. Bölgedeki hareketliliği, dinamikleri ve gündemi takip eden herkesin bildiği üzere, barışın önünde engel olarak zikredilen konulardan tarafların vazgeçebilmesi, taviz verebilmesi çok güçtür. Ancak gelinen nokta önümüze sadece üç seçenek sunmaktadır. İsrail ve Arap tarafları ya bu barış görüşmelerinden hiç bir sonuç elde etmeden ayrılacak ve bu çatışma ve gerginlik ortamı devam edecek, her gün yeni ölümler yaşanacak; ya sonunda kaçınılmaz olan büyük bir Ortadoğu merkezli savaş yaşanacak, ki tarihe dönüp bakıldığında hiç bir savaşın kazananı yoktur, ya da modern dünyanın gerekliliği olan barış tesis edilecektir. Barışın tesisi için de her iki taraf da önemli tavizler vermek durumundadır.

 

Serdar ÇARHOĞLU

ORSAM Uzmanı

 {jcomments on}

Not: Bu yazı ilk olarak http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=1204 yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here