İsrail’in Hıttin Korkusu

0
397

Hıttin Savaş’ı[1], Selahaddin Eyyubi’nin liderliğinde Müslümanların haçlıları Kudüs’ten çıkarmak için Hıristiyan âlemiyle yaptıkları savaştır. Hıttin, Müslümanların zaferiyle sonuçlanmıştır. Kudüs, Haçlıların kontrolünden çıkmış ve değişen konjonktüre göre çeşitli Müslüman devletlerin egemenliğinde kalmıştır.

Martin Luter’in[2] etkisi ve İngiltere’nin desteğiyle Yahudilerin Filistin ‘de bazı toprakları satın almaları ve belli bir çoğunluğa eriştikten sonra İsrail devletini ilan etmeleriyle Kudüs‘ün kontrolü Filistinli Arapların elinden çıkmıştır. Bu da beraberinde egemenlik için süregelen çatışma ortamlarına zemin hazırlamıştır. İsrail bağımsızlığını ilan ederken topyekûn üzerine gelen Arap devletlerini yenmiş ve topraklarına toprak katmıştır. Bundan sonraki sıkıntı ise bu toprakları elinde tutmak ve buralardaki varlığını sonsuzlaştırmak.

İsrail, kurulduğu günden itibaren yeni bir Hıttin ile her an karşılaşabilirim korkusuyla hareket etmektedir. Hıttin savaşı, haçlılara karşı yapılmıştı fakat ikinci bir Hıttin’in İsrail’e karşı yapılmayacağı ne malum? Bu algı İsrail’i nöbette bekleyen asker konumuna sokmuştur ve çevresine karşı saldırgan politikalar izlemesine yol açmıştır. Vaad edilmiş topraklar. Nil’den Fırat’a uzanan geniş bir coğrafya… Bu coğrafyaya bir gün hâkim olma ümidi. Bu ümitle yaşarken aniden önüne çıkacak sandığı birleşmiş Arap milliyetçiliği. Milliyetçiliği körükleyen Filistin davası, birleşip de bir türlü yenemedikleri ve her savaştan sonra kendi topraklarından toprak kazandırdıkları İsrail düşmanlığı.

Ortadoğu’da gelişen her vakanın altında İsrail var imajı hâkim. Yönünüzü Arap Bahar’ına çevirdiğimizde ise işin böyle olmadığı aşikâr. Normalde İsrail’in sınır komşusu bahanesiyle Mısır ve Suriye’ye müdahalede bulunması veya başka etkenler üzerinde piyon rolü oynaması gerekmiyor muydu? İsrail’in Beka Stratejisi’nde Ortadoğu’daki devletleri kaosa sürüklemek, gelişmelerini önlemek ve iç karışıklıklar çıkararak ülkede birlik sağlanmasını engellemek değil miydi? Bunun için Iraklı Kürtleri, Güney Sudanlı Hıristiyan’ları, Lübnan ve Suriye’de Dürzî ve Hıristiyan’ları ve daha birçoklarını destekliyordu, hala desteklemeye devam da ediyor. İsrail’in şu an en büyük problemi Mısır ve Suriye’nin Arap Baharı’ndan sonraki konumları. Bu da İsrail’i çok tedirgin ediyor.

Daima sınır sorunu yaşadığı Mısır’ın yeni yöneticileriyle Hüsnü Mübarek ile olduğu gibi iyi ilişkiler geliştirebilecek mi? Mübarek, İsrail’den aldığı bazı ödünlerden dolayı aralarında doğabilecek herhangi bir kriz ortamından kaçmayı yeğliyordu. Mübarek’in bu tavrı Mısırlı Araplar tarafından hoş karşılanan bir durum değildi. Halk ve diktatör bu konuda paralel çizgiler çizmekten çok, birbirleriyle çelişen profiller sergiliyorlardı. Özellikle devrik lider Mübarek’in Gazze ve Filistin’deki olaylara sessiz kalması ve Gazze’ye açılan kapıları kapatması bardağı taşıran son damlalar diyebiliriz.

İsrail, Hıttin korkusunun gerçekleşmesi algısını son kale olarak gördüğü Suriye’ye bağlamaktadır. Eğer Esad rejimi düşerse korktuğu başına gelmiş olabilir. Suriye’deki muhaliflerde büyük bir Arap milliyetçiliği hâkim. Tam İsrail karşıtı bir nesil, hırslı ve biraz da kindar. Golan Tepeleri, İsrail ve Suriye arasında geleceğin en büyük problemi olabilir. Golan Tepeleri[3], stratejik önem arz eden bir yer. İsrail su ihtiyacının çoğunu buradan karşılamaktadır. Bunun için Golan Tepelerinden vaz geçmesi içten bile değil.

Biz bu iddiaları ileri sürerken İsrail, suskun, içe kapanık, maziye dalmış… Anlaşılan Arap Baharı pekte yaramamış. Avrupa ve Amerika’nın kendisini destekledikleri hissi dahi İsrail’i tatmin etmişe benzemiyor. Kurulduğu günden beri önüne koyduğu Beka Stratejisi hiç beklenmedik şekilde sekteye uğrayabilir. İsrail açısından tahammül edilecek gibi değil.

Filistin Davası’nın muhatabı olduğunu ve nükleer enerji üretiminin meşruluğunu ileri sürerek İsrail’e meydan okuyan ayrıca Ortadoğu’ da İslam liderliğine soyunan ve aralarında sürekli krizin yaşandığı İran. Ne kadar aksini iddia etse de kendisini Osmanlı Devleti’nin varisi olarak gören, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “one minute” çıkışı ve Mavi Marmara olaylarıyla İsrail ile arasındaki ipleri gerilen Türkiye. Ortadoğu’ da boy ölçüşen Türkiye ve İran ‘ın direk birbirleriyle değil de Filistin gerekçesiyle İsrail üzerinden güreşe tutuşmaları da ayrı bir neden.

İsrail, Ortadoğu’da gittikçe yalnızlaşıyor. Bu yalnızlık belki de yeni Hıttin’in ayak sesleri olabilir. Bunlar yaşanırken İsrail de yeni stratejilerle Ortadoğu’da var olma mücadelesi verecektir. Tarihi boyunca sürgün hayatı yaşamış olan Yahudi toplumu Arap Baharı’nda ne tür sonuçlar elde edeceğini zaman gösterecektir. Unutmamak gerekir ki Tarih tekerrürden ibarettir.

 

Habib Akpınar

Selçuk Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü


[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/H%C4%B1ttin_Muharebesi

[2] http://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/anti-semitism/Luther_on_Jews.html

[3] http://tr.wikipedia.org/wiki/Golan_Tepeleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.