Kosova’da Son Durum

0
62

1991’de Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte ayrılan ve savaştan sonra bir dönem BM statüsü altında yaşayan Kosova’da halk bağımsızlığına kavuşmuştur. Kosova’nın bağımsızlığına giden yoldaki süreçte ilklerde gerçekleşmiş ve NATO ilk kez bir ülkenin bağımsızlığına yol açmıştır. Başkentte Arnavutların çokça bulunduğu Kosova’da, bağımsızlığına giden süreç 17 Şubat’ta kesinleşmiştir. Sırbistan ve Rusya’nın tehditlerine karşı coğrafya’ya Avrupa üzerinden ilk defa giren en büyük destekçisi Amerika olmuştur. Avrupa Birliği gibi büyük entegrasyon sağlamış olan bir aktörü de arkasına alan bu devletin gelecekte bu coğrafya da yaratılabilecek kaygıları da kendi bünyesinde barındırmaktadır.

Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte eski Sırp lider Miloseviç önderliğinde Kosova’da başlayan katliamlar sonucunda özellikle başkent Priştine gibi nüfusun %95’e kadar Arnavut olan halk şehirlerde ve özellikle köylerde UCK (Kosovo Liberation Army) adı altında örgütlenerek Sırp direnişine karşı çıkmışlar ve halkı örgütlemişlerdir. Bu kanlı çarpışmalar sonucunda 1999 yılında NATO ile birlikte ülkede Sırp katliamları durdurulmuş ve Kosova bölgesi Sırbistan’ın kontrolünden çıkmıştır. Bu tarihten sonra BM çatısı altına giren bu devlet uzun bir sürenin ardından Avrupa Birliği ve Birleşik Devletlerinin de diplomasisiyle 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını elde etmiştir. Sırbistan ve en büyük müttefiki Rusya bu karara karşı çıkmış ve uluslar arası arena da bunu tanımayarak, her türlü yaptırımı uygulamaya koymuştur. Her ne sebeple olursa olsun Sırbistan’ın Uluslar arası Adalet Divan’ına taşıdığı bu karar Kosova hakkında Arnavutlar tarafından pekte olumsuz beklenmemekle beraber Kosova’nın Uluslar arası arena da daha da prestijini artıracağı yönünde fikirlerinin oluşudur ancak aleyinde olmayan bir karar Kosova’daki farklı etnik kimlikleri bir arada tutma için pekte etkili olmayacağı aşikârdır. Yaz aylarında çıkması beklenen tavsiye niteliğinde karar, halk tarafından da merakla beklenmektedir. 

Sorunlu Bölge Mitrovica        

Kosova’daki en önemli sorunlardan birisi de Kuzey’in de bulunan ve Sırpların çoğunlukla yaşadıkları Mitroviça bölgesi. Bu bölge de en önemli sorun kültürel ve siyasal hayata Sırp nüfusun katılmıyor olmasıdır. Özellikle Sırp Hükümeti tarafından desteklenen bölge de yol, su, elektrik gibi temel ihtiyaçlar Belgrad merkezli olmak üzere Sırbistan tarafından karşılanmakla beraber buradaki kontrol noktaları Sırplar tarafından denetimi sağlanmaktadır. Belgrat yönetimince de desteklenmekte olan Sırp azınlık Kosova’nın ilk yerel seçimi olan Kasım 2009 seçimlerinde oy kullanmamak üzere baskı altında tutulmuştur. Sırp azınlık üzerindeki Sırbistan baskısı en son Sırbistan Hükümetinin Kosova’ya ait Bakanlık Devlet Sekreteri Oliver İvanoviç’in Kosova Güvenlik Gücüne Sırpların katılmaları yönünde çağrı yapan KFOR yetkililerini uyarması ile gündeme geldi.[1] Bu gibi nedenler Kosova’daki bulunan bu azınlığın Sırbistan tarafından baskı altında tutulduğunun göstergesidir. Sırbistan’ın bu tutumu ilerleyen yıllarda Kosova üzerinde haklarından geçmeyeceğinin bir kanıtıdır. Ülkedeki çatışmaların ardından gelen sorun ülkenin kendi güvenliği sağlayabilecek bir silahlı gücünün olmayışıdır. Özellikle BM ve KFOR işbirliği çatısı altında faaliyet gösteren UNMIK silahlı gücünün ülkede var olması ve bu kuvvetlerin hükümet kanadıyla uzlaşma sağlayamaması ülke için çeşitli sıkıntılara yol açmıştır. Uluslar arası alanda KFOR olarak adlandırılan Barış Gücünün ülkedeki asker sayısını düşürmesi uluslar arası alanda yankı uyandırmıştır. Bu hassas noktalar arasında güçler dengesini alt üst edebilecek bir diğer güç ise, EULEX  (Avrupa Birliği Adalet ve Polis Misyonu)’dır. Bu özel güç Avrupa odaklı, Sırbistan politikalarıyla desteklendiği yönündeki haberlerle bölgede varlığına çok sıcak bakılmamaktadır. Özellikle son günlerde Kosovalı Sırpların bu bölgede seçim düzenlemeye çalışmasının ardından tansiyon yükselmiş, bölgeye NATO kontrolünde birlikler gönderilmiştir. Avrupa Birliği yetkilileri ve Kosova hükümeti, böyle bir seçimin resmi ve geçerli olmayacağı uyarısında bulunmuştur.[2] Aksine yapilabilecek secim kopru arasindaki Sirp ve Arnavutlar arasindaki gerilimi artirtigi gibi Mitrovica’ya karsi Presevo yerlesim yerini gundeme getirebilir. 

Kosova’da Yaşayan Türkler            

Dağılan Yugoslavya döneminden bu yana ülkede, nüfus sayımı yapılmamış olduğundan, etnik toplulukların dağılımı konusunda kesin veriler bulunmamaktadır. Önümüzdeki sene yapılacak nüfus sayımının ardından etnik toplulukların oranları kesinleşmiş olacaktır. Ülkenin yüzde 90’ın üzerinde Arnavut çoğunluğu bulunmasına karsın, sistem çok etnikliliğe bağlı olarak kurulduğundan, söz konusu nüfus sayımı önemli bir mihenk tası olabilir.[3] Ülkenin farklı bölgelerinde Türk azınlık yaşamasına rağmen, çoğunluğun bulunduğu şehir Prizren şehridir. Bu şehir geçmiş ve günümüz arasında Osmanlı kültür-hayat tarzı ile Türk geleneklerini bu coğrafya da sürdürebilme özelliğine sahiptir. Bölge de çoğunluğun Türkçeden başka bir dil konuşmaması ve şehrin tarihi dokusu Türkiye’yi andırmaktadır. Bölgede görev yapan TİKA, Türk Dernekleri gibi kuruluşlar, ülkedeki elçilik ile tam bir temas halinde iletişimlerini sürdürmekte, bölgenin kalkınması adına Türk İş Adamlarını bölgeye yatırım için çağırmaktadır. Özellikle bölgedeki Türkler coğrafya’da Kosova Demokrat Türk Partisi çatısı altında siyaset yapmakta ve bölge halkı için kalkınma projeleri üretmektedir. Bölgedeki sıkıntı resmi dilin Arnavutça olmasından ötürü resmi kurumlarda çeşitli zorlukların olmasıdır.

Türkiye’nin Kosova’ya Bakışı ve Farklılıklar 

Osmanlı’dan bu yana Bosna, Üsküp ve Kosova gibi Balkan coğrafyasına adalet ve hoşgörü götürebilmeyi başarabilen Türkler bu coğrafya halkı tarafından çokça sevinmekte ve saygı duyulmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma süreciyle birlikte ‘Önce can, sonra canan’ felsefesiyle hareket eden Türkler bu topraklara ‘Elveda Rumeli’ diyerek bu alanda etkisini farklı kimliklere bırakmış ve hâkimiyet sahasından çekilmiştir. Osmanlı’nın yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla beraber gelişen Türk Dış Politikalarına yön veren Mustafa Kemal Atatürk, bu coğrafya üzerindeki unsurlarla temaslar kurarak bölgedeki azınlık statüsündeki Türk nüfusun korunması yönünde adımlar atmış ve Balkan Antantı gibi antlaşmalarla bölgedeki aktörleri tekrar hatırlatarak, ilerleyen yıllarda bölge halkı için oluşabilecek Pax Ottomanica vizyonunun temellerini atmış, hemde bolge de kulturun korunmasi yonunda bir tampon bolge olusturmustur. Gelişen süreçte Türkiye’nin iki kutupludan, tek kutuplu sisteme dönüşü içerisindeki süre gelen iç ve dış politikaları karşısında Türk hükümetleri bu coğrafya da yapılmış ve yapılacak olan girişimler karşısında sessiz kalma politikaları izlemiş, 1970’li yıllarda Bosna’ya kadar gidemeyecek Türk jetlerinin varlığı bölge politikaları karşısında ne kadar aciz davranıldığının bir göstergesi olmuştur.           

Sovyetler ve Berlin duvarının yıkımıyla birlikte süre gelen faktörler bu alanları da vurmuş ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla beraber coğrafya farklı kimlik ve statükolara bürünmüştür. Özellikle 1991-1995 arasında Krivaya 95 Harekatı’nda Bosna ve 1999 yılında Kosova’da başlayan Müslüman kıyımlar karşısında, gücü sınanan Türk devleti bölgeye NATO Askeri birlikleriyle girmeyi başarabilmiş ve bölge halkının tıpkı Afganistan da olduğu gibi eski dostu, şimdi ki kardeşi olmuştur. Saraybosna-Priştina-Ankara arasında mekik dokuyan sessiz diplomasi 2007’nin ikinci dönemiyle beraber yerini Türkiye önderliğinde Balkan Müttefikine çevirmiş, son yaşanan gelişmelerle birlikte dışarı da arabulucu gözüyle, içerde oyun kurucu Türk dış politikasıyla barışçıl bir hava içerisine sokmuştur. Bosna-Ersek ve Sırbistan arasındaki arabuluculuğuyla uluslar arası arena da prestijini bir kez daha gösteren Türk hükümeti bölgede barışçıl ve demokratik adımları desteklediğini bir kez daha kanıtlamıştır. Kosova’nın bağımsızlığının ilan etmesinin 1 gün ardından Türkiye Cumhuriyeti bu ülkeyi ilk tanıyan ülkeler arasındadır. Türk medyasında, Kosova’nın bağımsızlığı üzerine haberler sürerken bunun Amerikan işbirliği üzerine dikkat çekmesinin yankıları halk üzerinde geçmişte bağımsızlığını bütün dünya güçlerine karşı vermiş olan bir toplumun, sosyal genleriyle uyuşmadığı ve bunun Türk milleti tarafından bağımsızlığına ılımlı yaklaşan bir imaj verdiği söylenebilir. Her ne kadar dünya haritasına bakıldığında küçük bir yüzölçümü olarak varlığını sürdürse de bölge konum itibariyle Türkiye için önemli bir yerde olduğu söylenebilir. Coğrafi konum olarak, Balkan yarımadasının güneyinde yer alan bölge, Türkiye-Batı Avrupa için köprü görevi görür.         

Bu coğrafya üzerindeki Türkiye’nin Balkan Politikası iki temel unsurun karşısında olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, küresel rekabetin balkanlar üzerindeki yansımalarına bakıldığında Almanya birliğinin gerçekleşmesinden aldığı hızla doğu ve güneye doğru ilerleyen Kutsal Roma-Germen imparatorluk hayali, bu kuzeyde Almanlara yakınlığıyla bilinen Polonya, Avusturya ve Macaristan hattıdır, bir diğeri ise Rusya’nın Üçüncü Roma hayalinin Yugoslavya ile dönüştürerek bölgede yapı taşı olan Ortodoks-Slav hareketliliğidir. Bu nedenle gelişen süre içerisinde çatışan bu kuşaklar, Türkiye açısından bakıldığında Almanların ve Rusyaların kendi etki alanlarını koruma yönündeki politikaları orantılı bir güce sahip olmaması nedeniyle bölgedeki Türk-Osmanlı kültürünün tasfiye sürecine kadar gitmiş bu eksende Kosova ve Bosna’da katliamlar gerçekleşmiştir. Bu tavsiye süreci içerisinde bölge de bu kuşakların mirasçısı olmayan İngiliz ve Amerikan faktörü girmiş, özellikle Amerikan’ın varlığının bölgede kalıcı olması adına Slav ve Alman etkinliğinin dışında politikalar üretmesini zorunlu kılmıştır.

Bu ve buna benzer politikalarla Osmanlı’dan mirası alan Türkiye Cumhuriyeti devleti de Osmanlı eksenin de Lehistan’tan Güney Balkanlara uzanan bölgede Boşnak ve Arnavut kültürü ile özdeşen politikalar üretme çabası altında kalmıştır. Bu 3 kuşak üzerindeki geçiş noktalarında Osmanlı dokusu adına birçok geçiş güzergâhının bulunduğu da kaçınılmazdır. Türkiye’nin Bulgaristan sınırında Türk azınlık statükosunda olan Gümülcine, İşkeçe gibi yerler bu coğrafya üzerinde buna benzer statü de; Saraybosna, Üsküp, Prizren, Mamuşa gibi Türk yerleşim bölgeleri üzerinde yer almaktadır. Özellikle ülkenin nüfusunun çoğunlukla genç nüfus’tan oluşu sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne demografik yapısına da benzemektedir. Bu coğrafya üzerinde din, dil sabit verilerine bakıldığında, Katolik Hristiyan-Ortodoks Hristiyan ve İslam dünyasının Avrupa kıtası üzerinde buluştuğu Müslüman bir bölgedir. Ortodoks Hristiyanlık olarak bakıldığında Rusya ve Sırbistan’ın coğrafi alandaki yapı taşı olan Slav unsurunu tetiklemeye doğru gittiği söylenebilir. Çünkü her şeyden önemlisi Rusya’nın Adriyatik denizine açılma umudunun olduğu tek bölge olan Kosova topraklarındaki emelleri, Sırbistan ve Rusya ikilisinde aynı paralelde politikalar üretmesine neden olmuştur. Katolik Hristiyanlık adına ise, bölgede ufak çaplı Yahudi yerleşimler hariç önemli misyonlar olduğu ve şehrin ortasında Vatikan destekli büyük bir Katakrel’in yapımı sürdüğü bilinmektedir. İslam ekseninde konumu incelendiğinde ise, özellikle Prizren gibi kentlerde ve kasabalarda Osmanlı sentezinin getirmiş olduğu Türk-İslam kültürü hala varlığını korumaktadır. 

Kosova bunalımının gerek uluslar arası düzeyde yansımaları gerekse, Türkiye adına birçok önemli faktörleri etkilediği söylenebilir. Özellikle soğuk savaş sonrasında değişen uluslararası konjonktür de medeniyet bağı bulunan her ülkenin hassas bölge kuşakları üzerine doğrudan politikalar üretme şansını doğurmuştur. Oluşan bu yapıda küresel güçler için stratejik oyun kurgulama şansı artarken, bu esnekliği yakalayamayan ülkeler için avantaj ya da tez avantaja yol açtığı söylenebilir. Bu anlamda Kosova’da gerilim başlamadan önce, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ın Lebensraum kavramını, teorik olarak haklı bir çerçevede olsa bile, maksadını aşan bir şekilde kullanarak Almanya ile yersiz bir polemik içine girmesi zamanlama itibarıyla bir zaaf oluştururken, Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in gerek Ortadoğu gerek Balkanlarda yüz yüze temaslarla inisiyatif oluşturma çabaları ise dış politika rasyonalitesi açısından doğru unsurlar ihtiva etmiştir.[4] Bu süreçten sonra gelişen dünya konjonktüründe Türkiye’nin Kosova hakkındaki düşüncelerinin nasıl olduğu ve ne tür diplomasi uygulandığı da merak konusudur. İşte bu süreçte Türkiye’nin uyguladığı adımlara gelecek olursak;

Akla ilk gelen nedenlerden bir tanesi Türkiye’nin, Kuzey Irak gibi bir yönetim biçimiyle ters düşmemek adına yapılan ‘Balance of Power’ politikaları,

Sırbistan ve Rusya’nın tepkisini çekmemesi adına yürütülen sessiz diplomasi ve Rusya’nın herhangi bir olumsuz adımına karşı Türkiye’de enerji alanında uygulayabileceği doğalgaz ambargosu,

Putin’in adadaki duruma karşı Kuzey Kıbrıs kartını oynayabilecek olması ve AB alanında Kıbrıs konusunda zor durumda bırakılabilecek bir Türkiye modeli. 

Türk hükümetinin Kosova’ya bakış açısı ve bağımsızlığına destek veren adımları bu gibi nedenler arkasında geliştiği söylenebilir. Türk halkının Kosova halkı için kardeş tanımlaması bu coğrafya üzerindeki bırakmış olduğu miras ile bağlaştırılabilir, özellikle Sırp milliyetçiliğinin bölgede Bosna’da olduğu gibi değiştirmekten ziyade göçe zorlaması bölgenin Bosna-Ersek’ten farklı bir takım unsurlara sahip olduğunu gösteriyordu. Böylece Dayton Antlaşması ve Doğu Bosna’daki etnik temizliğin doğurduğu statünün tescil edilmesini sağlayan Sırbistan bu tecrübenin ışığında iç konsolidasyonunu pekiştirmek için Kosova’ya yönelik sindirme ve göçe zorlamaya dayalı bir etnik temizlik harekâtına girişti.[5] Bu temizlik harekatında dikkat edilmesi gereken unsur Kosova’nın Bosna örneğinde olduğu gibi etnik temizlikten ote, Balkanların ortasında yalnızlaştırma ve asimilasyon politikası gütmüş olmasıdır.       

Genel olarak bakıldığında, 21 yüzyıl balkanlarında süren bu soğuk çatışma ABD’nin bölgede varlığının devamı adına uyguladıgi politikalarla Türkiye’nin politikalarının doğru orantılı olduğu söylenebilir. Slav ve Prusya’dan kopan topluluklar bir kenara dursun, Yunanlıların ve Sırpların bölgedeki Osmanlı ve Türk karşıtı tanımlamaları karşısında Türkiye bölge de devamını sağlayabilmesi için uygulayacak reel unsurları dikkatli bir şekilde seçmesi gerekmektedir. Bu milletler üzerinden uygulanabilecek her veri, Türkiye açısından Bosna ve Arnavutluk gibi bölgeler de dengeleyici yapıların kendisine kaymasını kolaylaştıracaktır. Bu nokta da bölge de tehlike istemeyen küresel güçlerle, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarının kesiştiği noktalar iyi tespit edilmelidir. Aksine bölge de yeni baştan başlayabilecek etnik çatışma karşısında Türkiye ile olan bağı her ne sebeple olursa olsun zayıflayacaktır. Türkiye’nin diğer bir seçeneği ise, NATO dışında bölge de gunumuzde etkin politikalar gelistirmeye baslayan İKÖ ile direk olmasa da bir bağın kurulması olabilir çünkü Papa’nın söylevleriyle müdahil olmak istediği bu coğrafya’da Osmanlı çatısı altındaki nüfus için bu örgüt bütünleştirici olabilir. Bölgesellikten küreselliğe geçiş iddiasını sağlayabilmek ve etki alanının genişlemesi adına ilk sırada gelen unsur Balkan politikalarıdır, bu politikalarla uyuşabilen Türk dış politikası ancak ve ancak etki alanını genişletebilir, aksine Amerika ile bölge de uygulanabilecek yanlış bir hamle Irak’ta olduğu gibi kaosu getirecek, Türkiye’nin farklı coğrafyalarla da uyguladığı kültürel etkilerin küçülmesine sebep olup, Türkiye ile yakın ilişkiler içerisinde olan devletlerin de farklı unsurlar karşısında çatışmasına sebep olacaktır.

 

 

Emrah USTA

International Prıshtina University

Visiting Student

 {jcomments on}


[1].http://www.rtklive.com/new/tr/?cid=1&newsId, 21 Haziran 2010 tarihinde erişilmiştir.

[2].http://www.1.voannews.com/news/turkishnews/special.reports/,Amerikanın Sesi, Kosova’da Sırplarla Arnavutlar arasında gerginlik arttı, 18 Haziran 2010 tarihinde erişilmiştir.

[3].Barış Kırdemir, Politik Psikoloji Bülteni (Politik Psikoloji Uluslararası İlişkiler Çalışmaları), Ege Üniversitesi Yayını, İzmir 2010, s. 12.

[4].Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu, Küre Yayınları, İstanbul 2008, s.315.

[5] . a.g.e, s.415.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.