Kosova’nın Bağımsızlığı Mikro Devletler Döneminin Başlangıcı Olabilir mi?

0
297

17 Şubat 2008 tarihinde Balkanlar için yeni bir dönemin aşaması olarak Sırbistan sınırları içinde bulunan Kosova, ülkeden tek taraflı kararı ile bağımsızlığını ilan etmiştir. Beklenildiği üzere Kosova’nın bağımsızlığı ayrılıkçı hareketlerin olduğu ülkelerde büyük tedirginliklere yol açmış, gelişmenin dondurulmuş sorunlar konusunda ‘pandoranın kutusunun açılması’ anlamına geleceği, yakın zamanda yeni mikro devletlerin kurulmasına örnek teşkil edip etmeyeceği hususunda tartışmalara sebep olmuştur. Bu makalede Kosova’nın bağımsızlığı, bağımsızlığın yasal olduğu yönünde Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) aldığı karar ve ayrılıkçı bölgeler üzerindeki muhtemel etkileri ele alınacaktır.

Özerk Bölge Statüsünden Bağımsız Devlet Sürecine

Yugoslavya’nın kendi iç dinamiklerinin etkisi altında dağılma sürecine girdiği ve 1991 yılından itibaren yaklaşık dört yıl kadar sürecek bir savaşa sürüklendiği yılların akabinde, bölgede dengelerin henüz oturmadığını ve hâkim olan belirsizlik sürecini günümüzde de görmekteyiz. Balkanlar’ın etnik, kültürel, dinsel yapısındaki çeşitlilik, bölgeyi dünyanın buluştuğu bir yer olarak belirlemekte, bu kültürel mirasın sahibi Sırp, Arnavut, Bulgar halkı ve diğer birçok milleti, ilgili olaylar çevresinde karşı karşıya getirmektedir. Dinsel, dilsel, ırksal farklılıklar, Sırp egemenliği, bağımsız olma ve Arnavutluk ile birleşme gibi sebeplerle bölgede çatışma sahasına dönüşen Kosova, Balkanlar’daki gerginliğin en çarpıcı örneğidir.

Kosova sorununun başlangıcı olarak kabul edebileceğimiz 1912 yılı; Sırp işgalinden bu yana yaşanan süreç Kosova’da huzursuzluğa açılan kapı olmuştur. Arnavutluk’un bağımsız olması ve Arnavutlardan daha fazlasının bölge dışında kalması, bir Arnavut sorununu doğurmuş, Sırpların denetiminde bulunan Kosova’nın siyasi ve hukuki konumu sürekli el değiştirmiştir.

Soğuk savaş sonrası 1946 yılında Yugoslav Anayasası Kosova’ya özerklik vermiş ve Kosova’yı Yugoslavya’yı oluşturan 8 birimden biri olarak kabul etmiştir. Sıkı bir Sırp denetiminde olan Kosova’nın 1963 Anayasası ile özerk ilden özerk bölge konumuna yükselmesinin ardından, 1974 yılında özerk bölge statüsü daha da genişletilmiş, bu süreçten sonra çok geniş bir özerkliğe sahip bölgede Kosovalı Arnavutların yönetimi dikkat çekmiştir.[i] 1980’li yılların ortalarında Yugoslavya denetimine sahip olan aşırı milliyetçi Sırp lider Slobodon Miloseviç 28 Mart 1989’da Kosova’nın özerkliğine fiilen son vermiştir. Kosovalı Arnavutlar bu gelişmelerden sonra ilk siyasal partileri olan Kosova Demokratik Birliği’ni (LDK) kurmuş ve parti sorunlara uluslararası platformlarda çare aramıştır. Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’in Yugoslavya Federasyonu’ndan ayrılması ile Kosova sorununun rafa kaldırılması Kosova’nın barışçı adımlarına da etki etmiştir. 90’lı yılların ortalarında Arnavutluk’tan bile bağımsızlıkları hususunda tam destek göremeyen Kosovalı Arnavutlar, Kosova Kurtuluş Ordusunu ( KKO-UÇK Ushtria Çlirimtare e Kosoves) kurarak etkili direnişe geçmişlerdir. Sırp kurumları ve yetkililerini hedef alan saldırılar düzenleyen, CIA kayıtlarında terörist örgüt olarak yer alan UÇK’nın karardan bir yıl sonra aynı kayıtlarda direniş hareketi olarak nitelendirilmesi, 1996 yılında NATO’nun yanında yer alması gibi gelişmeler dikkat çekmiştir.[ii]

24 Mart 1999’da NATO Yugoslavya’ya hava saldırıları düzenlemiş, taraflar arasında anlaşma sağlamak amaçlı yapılan müdahalenin akabinde Sırp güçleri de Arnavutlara karşı etnik temizliğe girişmiştir. Sırp güçleri 1999 yazında bölgeden çıkarılarak, Batılı devletlerin arabuluculuğu ile 9 Haziran 1999 tarihinde Kosova Birleşmiş Milletler (BM) Kosova Misyonu’nun (UNMIK) denetimine bağlanmıştır. Kosova’nın statü sorununu çözmek amacıyla Finlandiya eski Cumhurbaşkanı ve BM Özel Temsilcisi Martti Ahtisaari, hazırladığı plan çerçevesinde ‘şartlı bağımsızlık’ önerisi getirmiştir. Şartlı bağımsızlık, Kosova’nın uluslararası camianın kontrolü altında, bağımsız devlet statüsüne sahip olacağı modelini çizmektedir.[iii] Plan dâhilinde AB, ABD ve Rusya Temsilcisinin katıldığı statü görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlanmış, Sırbistan’ın tavrı Kosova için geniş özerklikten yana olmaya devam etmiştir. Bağımsızlık süreci dâhilinde en kritik noktalardan biri 1999 yılında gerçekleştirilen NATO bombardımanı ve sonrasıdır. Amerika’nın bombardımandan sonra kurduğu askeri üs Kosova’nın, Amerika’nın Orta Avrupa, Balkanlar, Türkiye, Azerbaycan ve Irak üzerindeki hatta, stratejik pozisyonlar oluşturma planının bir ayağı olduğunu göstermektedir.[iv] Uzun süredir beklenen bir olayın 17 Temmuz 2008’de gerçekleşmesi; Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesinin akabinde, Kosovalıların yeni kabul edilen bayraklarının yanı sıra ABD bayrağını sallayarak kutlamalara katılması planlanan sürecin düşündürücü etkileridir.

Kosova’da Avrupa Birliği’nin Konumu

Kosovalı Arnavutların yakın tarihe kadar Avrupa Birliği (AB) ’ne karşı olan tavırları, koşullar değiştikçe farklı bir boyuta ulaşmıştır. Aynı şekilde AB’de Kosova sorununa yönelik bakış açısının değişmesine sebep olarak 2006 yılında Karadağ’ın Sırbistan’dan ayrılması gösterilebilir. Karadağ’ın bağımsızlığından önce AB Karadağ-Kosova-Sırbistan’dan oluşan bir devletler birliği modeli ile birleştirmeye dayalı çözüm önerisi getirse de bu hususta başarılı olamamıştır.[v] AB Kosova sorununun çözümünde ortak bir fikir oluşturamamış, üye ülkelerin bir kısmı bağımsızlık aşamasında Kosova’ya karşı tavır alırken bir kısmı desteklemiştir. İspanya’da Katalon ve Baskların, Yunanistan için Kuzey Epir’deki Arnavutların, Romanya’da Macarların bağımsızlık kararından etkilenmesi ve ayrılıkçı taleplerin yoğunlaşması ülkelerin Kosova üzerinde düşünmelerine sebep olmuştur. Yine Kıbrıs Rum Kesimi ve Slovakya’nın tek taraflı bağımsızlığı tanımayacaklarını açıklamaları benzer sebepler çerçevesinde şekillenmektedir. Bir ortak kurum kararı olmamakla birlikte Avrupa Birliği üye ülkelerinde Kosova’yı tanıyanlar çoğunlukta olup, Almanya dikkati çeken devletlerarasında yer almaktadır. Almanya süreç boyunca Kosova’yı destekler açıklamalarda bulunmuş, bağımsızlığının akabinde tanıma kararı almıştır.

Yugoslavya’nın dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden 6. ülke olan Kosova’nın denetimi 1999 ve 2008 yılları arasında BM’ye bağlıyken, kararın akabinde AB’ye geçmiştir. AB’nin yakın tarihte Bosna-Hersek’te yaşanan olaylarda görüldüğü gibi etkisizliğinin ardından oluşan tepkiyi yenmek, bu başarısız tabloyu silerken dünyaya birlik olabildiğini kanıtlamak açısından Kosova sorunu Avrupa Birliği için önemli bir basamaktır. AB’nin 18 ülke ile Kosova’yı tanımada bu denli istekli davranmasının ardındaki sebeplerden bir diğeri, bağımsızlığın Avrupa Güvenlik ve Dış Politika (OGDP) oluşturulabilmesinin aşaması olmasıdır. Kosova sorunu AB’nin ortak güvenlik politikası oluşturmada zorlu bir süreci kapsasa da Kosova’nın güvenliğini üstlenecek olan Avrupa Birliği UNMIK’in yerini alacak Avrupalı sivil ve polis misyonunun hazırlıklarını yapmaktadır.[vi] Avrupa Birliği bölgede büyük bir bölümü polis, savcı, yargıç ve gümrük görevlilerinden oluşan bir yapı oluşturmaktadır. Kosovalı analist Muharrem Nitay Bir BM Misyonu, bir AB misyonu, bir de NATO misyonun yer aldığı bölgede Avrupa Birliği sürecine dâhil olma yönünde etkili bir adım atılmamasına dikkat çekmektedir[vii]. Avrupa Birliği bu durumu farklı sebepler çerçevesinde açıklasa da temel unsur Kosova’dan ziyade Sırbistan’ı AB üyeliğine kabul etmeye hazırlanışıdır. AB üyelik sürecine kilitlenmiş olan Sırbistan’ın uluslararası toplum tarafından baskı altında tutulmasına yol açmaktadır. Kosova’nın bağımsızlığına karşı Sırbistan’ın üyelik kozu oynanmış olsa da Sırbistan’ın süregelen politikası bağımsızlığı kabul etmeyecekleri yönünde şekillenmektedir.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Kararı ‘Yanlış Anlaşılmalara’ Yol Açabilir mi?

1999’dan bu yana Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararı gereğince, Birleşmiş Milletler tarafından idare edilen Kosova 17 Şubat 2008 tarihinde tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş, Avrupa’nın 49. ülkesi olmuştur. Bağımsızlığın ardından yaşanacak gelişmeler, ‘Kosova’nın bağımsızlığını hiçbir şekilde kabul etmeyeceğini’ ifade eden Sırbistan’ı kapsamakla sınırlı kalmayacak ve Arnavutlar açısından ‘Büyük Arnavutluk’ hedeflerini yeniden uyandıracak niteliktedir.

Sırbistan’ın başvurusu ile Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası hukuka uygunluğunu konu alan Uluslararası Adalet Divanı’nın bildirgesi farklı bir sorunu gündeme getirmiştir. 22 Temmuz 2010 tarihinde ilk kez bir devletin bağımsızlığı Uluslararası Adalet Divanı’nda sorgulanmış ve beklenildiği üzere Kosova için tavsiye niteliğinde olan karar, durumun uluslararası hukuka aykırı olmadığı yönünde alınmıştır. Kosova örneği, küresel güce bağımlı bir bağımsızlık düzenini ortaya koysa da, dünya üzerindeki ayrılıkçı bölgelere sahip ülkeler açısından yeni bağımsızlık isteklerini beraberinde getirmiştir. Kosova Başbakanı Haşim Taci, bağımsızlık bildirgesinde Sırbistan dâhil tüm komşu ülkelerle barış ve istikrar hedefli bir siyaset izleyeceklerini, Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından Kosova’nın kendine has ortaya çıkan bir durum olduğunu vurgulamıştır.[viii] Sorunlara emsal teşkil etmeyeceği dile getirilse de başta Kıbrıs, Abhazya, Güney Osetya, Dağlık Karabağ ve son zamanlarda Kanada’da Quebec Kosova’yı göz önünde bulundurarak hatta karşılaştırarak sorunlarının daha eski, daha derin ve daha acil olduklarını belirtmişlerdir. Kosova’nın Birleşmiş Milletlere üyeliği noktasında Kosova’yı tanımayarak engel oluşturan Çin ise sınırları içerisinde bulunan Tibet, Tayvan, Doğu Türkistan gibi bölgelerde sorun yaşanmasından endişe duymaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı’ndaki yargıç dağılımına bakıldığında 15 hâkimden 9unun Kosova’yı tanıyan ülkelerden geliyor olması kararda etkin rol oynamaktadır. Zira uluslararası hukukun en temel prensibi, devletlerin bütünlüğü ilkesine aykırı bir davranışın meşru kılınmasının ardında farklı nedenler aramak gerekmektedir. Kosova’yı tanımayan ülkeler arasında Rusya, Çin, Yunanistan ve İspanya’nın yanında Kosova’yı tanıyan ayrılıkçı bölgelere sahip ülkelerde dikkat çekmektedir.[ix] Sırbistan Başbakanı Vuk Jeremiç yaptığı açıklamada Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova’nın bağımsızlığının meşru olduğu yönünde aldığı kararın tehlikeli yanlış anlaşılmalara yol açabileceğini vurgulamıştır. Kimliğini koruyarak federal devletlerin bünyesinde yaşayan halklar için küreselleşmenin bir unsuru haline gelen yerelleşme bağımsızlık vaktinin geldiği anlamını mı taşımaktadır?[x] 20. yy. da geçerli olan devletlerin bölünmezliği ilkesinin aksine Uluslararası Adalet Divanı’nın kararının bir coğrafi bölünmeyi meşru kılması, sorunlu alanların birbirinden farklı tarihi gerçekliklere dayansa da benzer söylemlerle yeni Kosova’lar olmak için harekete geçmesini sağlamıştır. Bağımsızlık düşü kuran bölgeler için Kosova’nın ‘yeşil ışık’ olup olmayacağı dikkatleri üzerine çeken bir konudur. Yazının devamında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Abhazya, Güney Osetya ve Karabağ üzerinde Kosova örneğinin etkisi, benzerlikleri ve farklılıkları ile ortaya koymaya çalışılacaktır.

Lahey’den Gelen Karar Kıbrıs İçin Emsal Olabilir mi?

Lahey’den gelen karar sonrası gözler 1983 yılında ilan edilmesinin ardından Türkiye dışında hiçbir ülke ya da uluslararası kuruluş tarafından tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne çevrilmiştir. Kosova’nın Kıbrıs için emsal olup olmayacağı konusunda tartışmalar devam etse de, 69 ülkenin Kosova’yı tanımasının yanında Kıbrıs’ın izole durumu farklılığın temelini oluşturmaktadır. 20 Temmuz 1974’de Türk ordusunun Ada’da Türkleri korumak adına gerçekleştirdikleri müdahale ile NATO’nun Kosova müdahalesi arasındaki benzerlikler ise, her iki müdahale gerekçesinin, tehdit altındaki etnik topluluğu korunması olması bakımından üzerinde durulması gereken bir husustur.

Kosova ile karşılaştırılan dünya üzerinde yer alan etnik ve bölgesel ihtilaflar arasında ‘Kıbrıs Sorunu’ ilk akla gelenler arasındadır. Kosova Arnavutları gibi Kıbrıs Türklerinin de bölgede yoğun bir nüfusa sahip olması gibi benzerlikler var olsa da haklarını savundukları ve Rumların iadesi altında azınlık olarak kalmayı kabul etmedikleri için Kosova’nın tersine bölgede ‘izole’ edilmiş konumdadırlar. Yaklaşık 40 yıldır çözüm bekleyen Kıbrıs meselesinde sonuca varmak, toplumların birbirinden uzaklaşmasına sebebiyet veren çözüm denemeleri, ve ya Türk toplumuna yönelik haksız izolasyonlarla mümkün görünmemektedir.

Kıbrıs ve Kosova karşılaştırmasında belirgin farklılıklardan bir diğeri Kıbrıs sorununun diyolog ve uzlaşıdan geçtiğini belirten Avrupa Birliği’nin (AB) konumu ile ilgilidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2004 yılında AB üyeliğiyle birlikte Kıbrıslı Türklerin AB’nin bir organı olan Avrupa Parlamentosu’nda temsil edilmesine engel olunmuş ve Kıbrıs’ın AB’de temsili Rumlara bırakılmıştı. Bir AB sorunu haline dönüşen Kıbrıs meselesinde da ilgili devletlerin çözüm önerileri Türklerin kendilerini temsil etmelerine izin vermemiştir. Kıbrıs’ta AB çözüm sürecine engel teşkil ederken, Kosova hususunda ayrılıkçı bölgelerine olabileceği endişesiyle Kosova’yı tanımayan ülkeler olsa dahi 18 üye ülkenin tanımasıyla Kıbrıs’tan farklı bir duruş sergilenmektedir[xi].

Benzer süreçlerden geçerken kendi kaderini tayin haklarını kullanarak kurdukları bağımsız devletin varlığı, Kıbrıslı Türkler ve Kosovalı Arnavutların uğradıkları haksızlıklara benzer müdahalelerle tepki verilmesi iki ülkenin tarihi süreci arasındaki benzerlikleri oluşturmaktadır. Rum kesiminin Kosova’yı tanımamalarının Kıbrıs için emsal teşkil edeceği endişesinden olmadığını açıklamasına rağmen müzakere sürecinde Kosova’dan etkilenilmesi beklenebilir[xii]. Kosova’da uluslararası kuruluşların konumunu belirleyen 1244 sayılı BM kararına değişiklik talebinin yerine getirilmesi, KKTC’nin tanınmasının önündeki tek engelin de bir BM Güvenlik Konseyi’nin kararı olması sebebiyle Kıbrıs’ta tepkilere yol açması muhtemeldir.

Abhazya Perspektifinden Kosova’nın ‘Benzersizliği’

1921 yılında, Sovyetler Birliği kurulurken bağımsız bir devlet olan Abhazya Cumhuriyeti’nin Gürcü kökenli Sovyet politikacılar tarafından Gürcistan’a bağlanarak özerk bir cumhuriyet haline getirilmesinin akabinde bağımsızlık tartışmaları süregelmektedir. Kosova’da yaşanan gelişmeler doğrultusunda Abhazya perspektifinden ele alınan konular Abhazya’nın krallık, beylik ve Sovyet federal devletinde Gürcistan’la eşit seviyede bir özerk cumhuriyet evrelerinden geçmesi ve Kosovalı Arnavutların devlet sahibi olmamasının yanında Abhazya devletinin bin yıldan fazla varlığını devam ettirdiği üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Abhazya’nın 15 yıldır devam eden fiili bağımsızlığının uluslararası toplum tarafından tanınmaması, kimi taraflarca endişe uyandıran Kosova örneği ile karşılaştırılmasına sebep olmuştur. Birleşmiş Milletler Kuruluş Sözleşmesi’nde yer alan halkların kendi kaderlerini tayin hakkı bağlamında bağımsız olan ve Uluslararası Adalet Divanı tarafından bağımsızlığı yasal bulunan Kosova’nın Abhazya ile aynı kategoride yer alıyor oluşu tartışmaların temelindeki etkendir.[xiii]

Demokratik olarak seçilmiş Abhaz Hükümeti bölgenin hemen hemen tamamı üzerinde kontrole sahip olmakla birlikte, toprağı, nüfusu, açıkça belirlenmiş ulusal sınırları olan Abhazya sınırları açılır ve ekonomisini modern seviyeye çıkaracak yatırım imkanları bulursa, turizm endüstrisi ile ekonomik anlamda da yaşayabilir hale gelecektir. Bu ve benzeri gerekçeler sebebiyle Abhazya’nın fiili bağımsızlığının neden uluslararası hukuk tarafından tanınmadığı tartışılmaktadır. Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanlığının, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanının kararının Kosova’nın meşruiyetini ispatlamadığı ve Kosova’nın uluslararası alanda muhalefet olmaya devam edeceklerine yönelik açıklaması, konunun Abhazya ve Güney Osetya açısından Rusya perspektifinde endişe verici nitelikte olduğunu akıllara getirmektedir. Gürcistan’da tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Abhazya Başkanı Sergey Bagapş ise UAD’ın kararını memnuniyetle karşılayarak, Abhazya ve Güney Osetya’nın Kosova’dan çok daha fazla bağımsızlık hakkı olduğunu, kendi kaderini tayin etme hakkının bir kez daha teyit edildiğini dile getirmiştir.

Uluslararası Adalet Divanı Kararının Güney Osetya Üzerinde Etkisi

Kosova ve Güney Osetya’nın benzerlikleri arasında değerlendirilmesi gereken kilit nokta şüphesiz iki büyük devletin, ABD ve Rusya’nın çıkarlarının çatıştığı, etnik iltilaf içeren bölgeler olmalarıdır[xiv]. Gürcistan’ın kuzeyinde yer alan ve 1922 yılında Sovyet döneminde özerk bölge olarak kurulan Güney Osetya’da, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Rusya yanlısı güçler tarafından tek yanlı olarak bağımsızlık ilan edilmiştir. Bölgede meydana gelen savaşın durdurulması sebebiyle yapılan antlaşmalar bir de fiili yönetimi ortaya çıkarmıştır. 8 Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan ordusunun Güney Osetya ve Abhazya’ya girmesi üzerine 12 Ağustos 2008’de Rusya Federasyonu bölgeye müdahale etmiş, Gürcü ordusunu ve Rusya Federayonu çatışmaya girmiştir. Rusya Federasyonu devlet başkanı Medvedev’in 1999 yılında NATO hangi sebeplerle Kosova’ya müdahale ettiyse, kendilerinin de aynı misyonla yani insani müdahale sağlamak amacıyla Güney Osetya ve Abhazya’ya girdiklerini belirten açıklamalarda bulunmuştur. Aynı zamanda Kosovalıların Miloseviç’in politikasından sonra Sırplarla bir arada yaşayamayacağı gibi Osetlerin ve Abhazya’lıların Şakasvilli’nin yaptıklarından sonra Gürcülerle bir arada yaşamalarının mümkün olmadığını belirterek iki olay bazında benzerlik kurmuştur.

 

Kosova ve Güney Osetya’nın birbirleriyle kıyaslanabilecek olgular olmasının bir diğer sebebi ise Rusya’nın Batı’nın Kosova konusundaki tüm gerekçelerinin hukuksuz ve adaletsiz olduğunu vurgulamasının ardından kendisinin aynı kararları uygulamasıdır. Kosova’da kendi kaderini tayin etme hakkına sahip çıkan ABD’nin Güney Osetya ve Abhazya’daki benzer durumu reddederek Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne destek vermesi, Rusya Federasyonu’nun buna karşı Kosova sorununda Sırbistan’ın toprak bütünlüğüne sahip çıkmasına rağmen Güney Osetya ve Abhazya’da halkın Gürcüler ile yaşamak istemediğini öne sürerek bağımsızlıkları desteklemesi ile oluşturulan çelişkili ortam aslında iki büyük devletin çıkarları etrafında şekillenen bir süreci, uluslararası ilişkilerin siyasileşme yoluna gittiği tartışmaları ile beraberinde getirmektedir.

Kosova’nın Bağımsızlığı ve Karabağ Sorunu

Kosova’nın tanınmasının akabinde iki yıldır ciddi tartışmalara sahne olan, Uluslararası Adalet Divanı tarafından yasal olduğu belirtilen durumun yeni sürecinin olası etkilerini yaşayacak bir diğer bölge de Dağlık-Karabağ’dır. Azerbaycan ve Ermenistan arasında uzun bir geçmişe sahip olan Dağlık Karabağ sorunu, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Rusya’nın Kafkasya politikasında Ermenilerin vazgeçilmez oluşu, bölgedeki Ermeni nüfusunda etkili olmuş ve bu durumla bağlantılı olarak da Ermenilerin bölgedeki iddiaları güçlenmiştir. Uluslararası hukuk tarafından desteklenen Azerbaycan’ın hukuki ve tarihi olarak ilgili bölgenin kendisine ait olduğu yönündeki iddiaları yalnızca Türkiye tarafından olumlu karşılanmaktadır.

Kosova’nın bağımsızlığı 8 senedir var olan fiili durumunun bir bakıma resmileştirilmesi olarak yorumlansa da, soru işaretlerini beraberinde getirmiştir[xv]. Barış düşü kuranlar arasında Güney Kafkasya’daki istikrarsızlığın temel taşlarında birisi olarak Dağlık Karabağ da Kosova ile tanınma hakkını gündeme getiren bölgelerden biri olmuştur. Bu konuda tanınmayan Yukarı Karabağ Dış İşleri Bakanı Georgy Petrosyan’ın Kosova’nın bağımsızlığının ardından ellerinin güçlendiğini ve Kosova örneğinin bir bakıma bir ayrılıkçı devletin daha bağlı olduğu devletin kararı olmadan tanınabileceğinin önünü açtığını belirten konuşması dikkatimizi çekmektedir.

Ermenilerin Azerilere yönelik, savaş esnasında başlattığı etnik temizlik ve Azeri halkının sahip oldukları malları dâhil Ermeni işgali sebebiyle kullanamamaları Kosova ile benzerlik ve farklılık açısından bir çizgi oluşturmaktadır. Kosova örneğinde olduğu gibi insanlık suçları bağımsızlığını ilan eden topluma değil Azerilere karşı işlenmiştir. Ayrılıkçı hemen her bölge veya grup için örnek olabilecek nitelikteki UAD kararının etkileyeceği Dağlık Karabağ bölgesi sadece Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri açısından değil, aynı zamanda Kafkasya, Türkiye ve küresel sistem açısında da ciddi bir öneme sahiptir.

Değerlendirme

 

Bölgede istikrarın sağlanması açısından Balkanların kalbini oluşturan Kosova’da barış ortamının sağlanamaması, pek çok sorunu beraberinde getirecek, bir olaylar zincirine sebebiyet verecek nitelikte bir durumdur. Yugoslavya’da 80’li yıllarda başlayan etnik milliyetçiliğe dayanan akımlar ile, Sırp, Hırvat, Arnavut milliyetçiler satranç tahtasına çıkmış ve Slovenya’yla başlayan ayrılma sürecinin en son ayağını Kosova oluşturmuştur. Kosova’nın bağımsızlığının ilan edilmesinden iki yıl sonra (farklı tarihi süreçlere sahip olmalarının yanı sıra benzer neticelerle sonuçlanmayı bekleyen ayrılıkçı bölgelere rağmen) tek taraflı ilan edilen bu kararın uluslararası hukuk kurallarına göre meşru olduğu Lahey’de Uluslararası Adalet Divanı tarafından belirtilmiştir. Büyük birliklerin oluşması, parçalanması ve akabinde yaşanan süreç beraberinde siyasi, ekonomik, güvenlik anlamında istikrarsızlar getirmektedir. Benzer evreleri yaşayan Dağlık Karabağ, Kuzey Kıbrıs, Güney Osetya, Abhazya, Transdniester gibi bölgelerin kendi kaderini tayin hakkının bağlı oldukları devletlerin kararına uygun olmasa da sağlanabileceği Kosova örneği ile ortaya çıkmış olup, yeni bir dönemi beraberinde getirebilir. Bir taraftan ABD ve AB ülkeleri, bir taraftan Rusya ve Çin ile dünya ülkeleri Kosova’yı tanıyanlar ve Kosova’yı tanımayanlar olarak ayrılabileceği gibi bu süreçte yeni mikro devletlerin tanınma taleplerle gündeme gelmesi beklenen etkiler arasındadır.

İlknur YANTUNA

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü 3.Sınıf

 

 {jcomments on}


[i] Halis Ayhan, ‘Kosova’nın Bağımsızlığının Doğallığı’, 2023 Dergisi, Sayı 83, Mart 2008, s. 31.

[ii] Banu Avar, Böl ve Yut, İstanbul: Remzi Kitabevi 5. Basım, 2008, s. 218

[iii] Banu Avar, s. 215

[iv] Prof.Dr. İlhan Uzgel’in Konuşması, ‘Bağımsız Kosova: Bölge ve Dünya Siyasetinin Yeni Dinamikleri’, http://www.setav.org/public/AudioDetay.aspx?Dil=tr&sid=26296, Erişim Tarihi: 24 Ağustos 2010

[v] Halis Ayhan, ‘Kosova’nın Bağımsızlığının Doğallığı’, 2023 Dergisi, Sayı 83, Mart 2008, s. 33.

[vi] Yrd. Doç. Dr. Pınar Yürür, ‘Kosova’nın Bağımsızlık Süreci, Bölgesele ve Küresel Etkileri’, 2023 Dergisi, Mart 2008, Sayı 83, s. 26.

[ix] Gözde Kılıç Yaşın, ‘Kosova’nın ve Dünya’nın Kader Günü’, http://www.turksam.org/tr/a2143.html, Erişim Tarihi:

[x] Gözde Kılıç Yaşın, ‘Dünya’nın Yeni Kosovaları: Kıbrıs Kosova’nın Neresinde?’, 2023 Dergisi, Mart 2008, Sayı 83, s. 20.

[xi]  http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=3036, Erişim Tarihi: 27 Ağustos 2010

[xiii] Dr. Viyaçeslav A. Çirikba, ‘Abhaz Perspektifinden Kosova Sonrası Abhazya’, http://www.ajanskafkas.com/haber,19179,detay.htm, Erişim Tarihi: 13 Eylül 2010

[xv] Hasan Selim Özertem, ‘Kosova’nın Bağımsızlığı ve Dağlık Karabağ Meselesi’, http://www.usakgundem.com/yazar/940/kosova%E2%80%99nin-bagimsizligi-ve-daglik-karabag-meselesi.html, 26 Mart 2008, Erişim Tarihi: 15 Eylül 2010

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.