Küresel Kriz ve AB

2
440

Küresel Ekonomik Krizin Avrupa Birliği’ne Üye ve Aday Ülkelere Etkileri ve Krizle Mücadeleye Yönelik Alınan Tedbirler

1) KÜRESEL EKONOMİK KRİZE GENEL BİR BAKIŞ

2008 yılının son çeyreğinden itibaren dünya, önce finans piyasalarını sonra da reel ekonomileri etkisi altına alan büyük bir krizle karşı karşıya kalmıştır. Hızla küresel bir boyut kazanan krizin dünya ekonomileri üzerindeki etkileri yıkıcı bir şekilde ortaya çıkmış; finansman koşullarındaki bozulma ve toplam talebin gerilemesiyle birlikte küresel ticaret hızla yavaşlamıştır. Küresel ekonomi II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük daralmayı yaşamıştır. ABD’nin dördüncü büyük yatırım bankası olan Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle patlak veren kriz kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel çapta bir mali ve reel sektör krizine dönüşmüştür.

ABD’de başlayan küresel krizin temelinde mortgage piyasasına ilişkin sorunlar bulunmaktadır. ABD’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı olumsuz etkileyen mortgage sektörü, ilk olarak üç yıl önce sorun yaratmaya başlamıştır. ABD mortgage piyasası, 10 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük piyasası konumunda bulunmuştur. ABD’de, para hacminin yüksek olması nedeniyle, bazı finansal kuruluşlar 5 yıl önce, kredibilitesi zayıf olan kişilere de mortgage kredisi vererek, geri dönüşü riskli bir mali yapıya girmişlerdir. Sadece dar gelirlilerin kullandığı ve “subprime” olarak adlandırılan ‘yüksek riskli krediler’in boyutu 1,5 trilyon doları bulmaktadır.

5 yıl öncesine kadar ABD’de faizler son derece düşük olduğu için özellikle orta ve alt gelir grubundaki kişiler değişken faizli kredileri kullanmayı tercih etmişlerdir. Ancak, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) son iki yılda faiz oranlarını artırması, konut sektörünün durgunlaşmasına neden olmuştur. Konut satış fiyatları ile kira gelirlerinin de piyasa düzeyinin altına inmesiyle, bu krediyi kullanan düşük gelirli gruplar, kredilerini düzenli olarak ödeyemez hale gelmiştir. Bankaların, tüketicilere satın alacakları ev ve dairelerin bedelinin tamamını, hatta değerinin yüzde 110 oranında borçlanma fırsatı vermesi, kredilerin geri dönüşünü zora sokmuştur. ABD’de bankalar konut kredileri için gereken parayı yatırım bankalarında ihraç ettikleri tahviller ile borçlanarak sağlamaktalardı. Ancak, kredilerin geri dönüşümü zora girince yatırım bankaları ve ABD mortgage piyasası için da çanlar çalmaya başlamıştı. Buna yönelik AB’de bütçesel ve makroekonomik gözetim ve denetimi güçlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir ekonomik yönetişim paketi kabul edilmiştir. Ayrıca, makroekonomik istikrarsızlıkları gidermeye yönelik olarak alınan önlemler çerçevesinde, Avrupa İstikrar Mekanizması’nın oluşturulması planlanmış ve söz konusu mekanizmanın 2013 yılının ortasında faaliyete geçmesi kararlaştırılmıştır.

FED’in eski Başkanı Alan Greenspan: “Bu 50 yılda, hatta muhtemelen yüzyılda bir yaşanabilecek olay. ABD’nin bir ekonomik durgunluğa girmeden kurtulma ihtimali yüzde 50’nin altında, krizin daha da devam etmesini bekliyorum.” dedi.

A) Temel olarak krizin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Mortgage kredilerinin yapısının bozulması, faiz yapısının uyumsuzlaşması, konut fiyatlarındaki balon artışlar, menkul kıymetlerin fonlanmasında yaşanan sıkışıklık, kredi türev piyasalarının genişlemesi ve kredi derecelendirme sürecindeki sorunlar.

B) Küresel Krizin Etkileri: Krizin ilk kurbanı kim oldu?

ABD’nin önde gelen bankalarından Bear Stearns, Mart ayında şirketin tamamını 236 milyon dolar olarak değerleyen hisse başı 2 dolar fiyatla JP Morgan’a satıldı. Şirketin Ocak 2007’deki piyasa değeri 20 milyar dolardı. Bear Stearns’ten iki günde 17 milyar dolar para çekilmesi üzerine kurtulamayacağı anlaşılınca Fed, batışın sistemin tümüne yayılmasını engellemek için satılma ya da iflas masasına gitme seçeneklerini bıraktı. Fed, şirketin JP Morgan’a devri gerçekleşmezse Bear Stearns’e yardım etmeyeceği yönünde bilgi verince Bear Stearns yetkilileri 84 dolar olarak açıkladıkları hisse başına defter değerine rağmen hisseleri JP Morgan’a 2 dolara devretmeye razı oldu.

C) Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Derinleşen Borç Krizleri ve Euro Değer Kaybı’nın Türkiye Ekonomisine Etkileri:

AB’de başlayan borç krizi, bazı ekonomik ve siyasi aktörlerce, Türkiye ekonomisinin ısındığı ve bu sebeple, ülkemize bir krizin sirayet edeceği yönünde tezler ileri sürüldüğü gözlenmektedir. Euro Bölgesi’ndeki yüksek borç stokları ve bütçe açıklarına ilişkin sorunlar AB ekonomisine ilişkin endişelerin artmasına neden olmuştur. Bu olumsuz görünüm, Euro’ya olan güvenin azalmasına ve Euro’nun dolar karşısında değer kaybetmesine yol açmıştır. Euro’da görülebilecek bir zayıflama ihracat kanalından olumsuz bir etki yaratabilir. Euro/dolar paritesindeki yüzde 10’luk bir değer kaybı, AB ülkelerine yapılan ihracatın getirisinde yüzde 16 dolaylarında bir kayba neden olmaktadır. Ancak Türkiye ekonomisinde ihracat arz esnekliği ithalat talep esnekliğine kıyasla düşüktür. Bu nedenle Euro’daki değer kaybı ithalatı artırıcı yönde etki yaparken ihracatta yarattığı düşüşün sınırlı kalacağı da dikkate alınmalıdır.

Avrupa Birliği’nin tüm üyeleri Euro kullanmaz. Euro’ya geçen ülkeler şunlardır: Bu ülkelerin bütününe genelde Euro Alanı veya Euro Bölgesi adı verilir.

AB üyesi olmayıp Euro kullananlar: Monako, San Marino,  Vatikan, Andorra, Karadağ, Kosova.

AB üyesi olup Euro kullanmayanlar: Danimarka, İsveç, Birleşik Krallık.

Bu bölgeye dâhil olan üye devletlerde ortak para birimi olan Euro’nun kullanılması ve bu ülkelerde para politikasının Avrupa Merkez Bankası (ECB) aracılığı ile tek bir elden yürütülüyor olması, bahsi geçen ülke ekonomilerinin birbirine sıkı bir şekilde bağlı olmasına ve bir Euro Bölgesi ülkesinde meydana gelen olumsuz gelişmelerin diğer Euro Bölgesi ülkelerine de kısa sürede yayılmasına yol açmaktadır.

Türkiye’de kamu borcu/GSYİH oranı yüzde 41,6 olduğu bu oran, batacağı yönünde tartışmaya konu olan Yunanistan’da yüzde 142, İtalya’da yüzde 119, Portekiz’de yüzde 83, İrlanda’da yüzde 96, İspanya’da yüzde 60, Euro Bölgesi’nde ortalama yüzde 85 olduğu, 2011 yılında ise adı geçen bu ülkelerin tümünün bu borç oranlarının yüzde, yüzü geçeceği öngörülmektedir. Diğer yandan bu oranın 2010 yılında ABD’de yüzde 91,6 ve Japonya’da yüzde 220 olduğu görülmektedir.

Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’de borç krizleri yaşanmıştır; ancak bu ülkelerin yaşadığı krizlerin sebepleri birbirinden farklıdır. Yunanistan, dış borçlanma, mali kaynakların doğru kullanılamaması, İrlanda’da emlak piyasasında yaşanan borç krizleri sebep olmuştur. Portekiz’de ise Yunanistan ve İrlanda’daki kadar ciddi boyutlarda olmamakla birlikte uzun süre devam etmiştir. Öyle ki Portekiz, 2001 yılında İstikrar ve Büyüme Paktı (İBP) kurallarını ihlal eden ilk Euro Bölgesi olmuştur.

Tablo 1: Genel Devlet Brüt Borç Stoku /GSYH (%)

Tablo 2: Cari İşlemler Dengesi/GSYH (%)

Kaynak: IMF, World Economic Outlook Database, April 2011

1) KRİZE KARŞI ALINAN ÇÖZÜM TEDBİRLERİ ve GELİŞTİRİLEN MEKANİZMALAR

A) Ödemeler Dengesi Fonu: Bu Fon, Euro Bölgesi dışında kalan AB üyesi 10 devletin ödemeler dengesinde yaşayabilecekleri sorunlarda ve buna bağlı olarak gerçekleşebilecek dış finansman güçlüklerinde devreye girmek üzere tesis edilmiştir.

B) Kredi Havuzu: Bu mekanizma esas itibarıyla Yunanistan’a kredi sağlamak için tasarlanmış olup, Euro Bölgesi ülkelerinin Avrupa Komisyonu aracılığıyla sağladığı 80 milyar Euro ve IMF’nin temin ettiği 30 milyar Euro’dan oluşan 110 milyar Euro tutarında bir borç havuzudur.

C) Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması: Bu mekanizma, mali sorunlarla karşılaşan tüm AB üye devletlerine finansal destek sağlamak amacıyla kurulmuş bir sistemdir. Küresel ekonomik kriz sebebiyle birçok üye devletin bütçe açığı ve borç sorunları yaşaması, borçlanma şartlarının geniş biçimde ağırlaşmış olması ve buna bağlı olarak Birliğin mali istikrarının ve Euro’nun bir bütün olarak risk altına girmesi bu tip bir mekanizmanın kurulmasını gerekli kılmıştır.

D) Avrupa Finansal İstikrar Fonu: Bu Fonun amacı, borç sorunları yaşayan Euro Bölgesi devletlerine geçici mali destek sağlayarak finansal birliğin mali istikrarını temin etmektir.

E) Avrupa İstikrar Mekanizması: Bu Mekanizma, Euro Bölgesi’ne dahil olan üye devletler arasında imzalanacak bir anlaşmayla kurulacak olan hükümetler arası bir organizasyon niteliğinde Lüksemburg’da faaliyet gösterecektir. Ayrıca, Euro Bölgesi ülkeleri Maliye Bakanlarından oluşan bir Guvernörler Kurulu’na sahip olacaktır.

Kurul, Mekanizma’nın en üst düzey karar alma organı olacak ve aşağıda belirtilen hususlarda mutabakatla karar alacaktır;

  • Mali yardımın sağlanması,
  • Mali yardımın koşulları ve niteliği,   
  • Mekanizma’nın borç verme kapasitesi,
  • Borçlanma araçlarının tür ve dağılımının değiştirilmesi

Tablo 3: Kamu Bütçe Açığının GSYH’ye Oranı (%)

2) REKABET PAKTI

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Avrupa’yı gelecek krizlerden korumak için yeni öneriler gündeme getirdi. 4 Şubat 2011 tarihli Avrupa Birliği Liderler Zirvesi çerçevesinde Brüksel’de bir araya gelen Merkel ve Sarkozy, birlikte düzenledikleri basın toplantısında, AB’nin rekabet gücünü artıracak planlarını açıkladı. Sarkozy, Avrupa’nın ve ekonomisinin rekabet gücünü artırmak istediğini Merkel ise, AB olarak birlikte büyümek istediğimizi gösteren açık bir mesaj göndermek istediğini belirtti. Ortaya koymak istedikleri anlaşma rekabet gücünün artırılmasını amaçlıyor. Buna yönelik düzenlenen ‘Rekabet Paktı’ (Competitiveness Pact) Ticaret koşullarının ve imkânlarının kriz öncesi döneme göre daha da zorlaştığı günümüzde “rekabet gücü” ülkeler açısından kritik bir kavram haline gelmiştir. Yükselen ülke ekonomilerinin dünya ekonomik refah pastasından aldıkları payı artırma talepleri, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin düşük işgücü maliyetleri ve son derece esnek üretim yapıları sayesinde sahip oldukları yüksek rekabet gücü gibi unsurlar, kriz döneminde kamu borcu ve bütçe açıkları alanlarında zaten baskı altında olan AB ülkelerinin ekonomik toparlanmasını daha da güçleştirmiş ve bu ülkelerin küresel ölçekteki rekabet güçleri mercek altına alınmıştır.

Yaşanan küresel kriz de AB ülkelerinin rekabet gücüne ilişkin olarak yapılan bu değerlendirmeleri haklı çıkarmış, Birliğin güçlü ülkeleri küresel krizi nispeten az hasarla atlatırken, İspanya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerle, son genişlemelerle AB’ye dahil olan ülkelerin ekonomileri iç ve dış talepte yaşanan daralmayı iyi yönetememiştir. Bu sorunların aşılabilmesi adına AB düzeyinde izlenecek politikaların belirlendiği “Avrupa 2020 Stratejisi: Akıllı, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Büyüme İçin Strateji”  3 Mart 2010 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilerek, Lizbon Stratejisi’nin yerini almıştır.

A) Rekabet Paktı’na Yönelik Eleştiriler:

“Wall Street Journal” gazetesinde Almanya ve Fransa’nın “Rekabet Gücünü Artırma Paktı” (RGAP) önerisini değerlendiren Belçika Başbakanı Yves Leterme, 18, 19 üye önerinin getiriliş biçimine olduğu gibi içeriğine de karşı çıktılarını belirtti. Belçika’nın uyguladığı sosyal partnerlik modelinin dağılmasını kabullenmeyeceğini  de ekledi. Örneğin Belçika’da ücretler enflasyona endekslenmiş durumda. RGAP kapsamında ilk 12 ay içinde yürürlüğe konulmak istenen 6 madde tamda bu tür ulusal önlemlerin, rekabet gücünü artırma uğruna feshedilmesini içeriyor.

Rekabet Paktı ile anılan konulara ilişkin olarak getirilmeye çalışılan şartlar pek çok üye devlet tarafından farklı gerekçelerle endişeyle karşılanmıştır. Rekabet Paktı’nda yer alan önerilere getirilen bir eleştiri, Yunanistan, Portekiz ve İrlanda örneklerindeki gibi aşırı harcamaların ve kamu borcu/GSYH oranındaki aşırı artışın uzun dönemde sürdürülebilir olmamasına rağmen, üye ülkelerde bütçe dengesine ilişkin anayasal hükümlerin getirilmesinin uzun vadede ciddi problemlere yol açabileceği hususu olmuştur.

Pakt ile ilgili önemli bir diğer eleştiri de Almanya ve Fransa’nın Pakt’a ilişkin ısrarlarının rekabet güçlerindeki nispi avantajı koruyarak, diğer üye ülkelere rekabet etme ve uluslararası yatırım çekme fırsatı tanımadan bu alanda AB düzeyindeki üstünlüklerini muhafaza etmek istemelerinden kaynaklandığı hususudur.

B) Üç Temel Prensip

“En iyi uygulamalar rehberimiz olacak” denilen taslakta “üç temel prensip” olarak şunlar öneriliyor:

1. Fiyatsal rekabet gücünün ölçümü için göstergeler (örneğin parça başı ücret giderlerinin reel olarak sabitleştirilmesi, Ücret harcamalarının üretkenlik gelişimine endekslenmesi).

2. Kamu bütçesinin en geniş anlamda sabitleştirilmesi (Açık ve gizli kamu borçları gözetilerek değerlendirme kriterleri belirlenecek).

3. GSMH’nın asgari % X oranındaki kısmı araştırma, geliştirme, eğitim ve alt yapı yatırımına ayrılacak (oranı belirlenecek).

C) Pakt çerçevesinde, rekabet gücünü artırmaya yönelik olarak 12 aylık bir süreçte ulusal düzeyde uygulanması öngörülen altı maddelik program şöyledir:

1. Ücret endekslendirme sistemlerinin kaldırılması.

2. İşgücü mobilitesini teşvik etmek için okul ve meslek eğitim diplomalarının karşılıklı olarak tanınması hakkında fikir birliği sağlanması.

3. Kurumlar vergisi miktarının tespiti için ortak zemin oluşturulması konusunda çaba gösterilmesi.

4. Emeklilik sisteminin demografik gelişime uyarlanması (örneğin emeklilik yaşı).

5. Bütün üye ülkelerin anayasalarına “borçlanmanın sınırlandırılması”nı öngören maddeler ekleme taahhüdünde bulunması.

6. Bankalar için ulusal kriz aşma rejimlerinin başlatılması.

3) EURO REKABET PAKTI

Rekabet Paktı’nın oldukça katı bağlayıcı hükümler içermesi nedeniyle söz konusu Pakt’ın içeriğinin yumuşatılmasına karar verilmiş ve bu kapsamda oluşturulan yeni belgeye “Euro Rekabet Paktı” (Euro Plus Pact) adı verilmiştir.

Pakt’ın temel hedefleri arasında kamu maliyesinde sürdürülebilirliğin sağlanması, rekabetçi bir ekonomi ve sağlıklı bir finansal sistemin oluşturulması yer almaktadır. Bu çerçevede, Euro Bölgesi ülkelerinin Devlet ve Hükümet Başkanları 11 Mart 2011 tarihinde Brüksel’de bir araya gelerek Birliğin rekabet gücünü ve ekonomik yakınsama hedefini, ekonomi politikalarında daha güçlü bir işbirliği aracılığı ile sağlamayı hedefleyen bir Pakt’ın kurulması konusunda uzlaşmaya varmışlardır.

Euro Alanı’na dâhil olmayan devletler de gönüllülük esas olmak kaydıyla bu Pakt’a katılmaya davet edilmiştir.

A) Pakt çerçevesinde Euro Bölgesi’nde yer alan üye devletler aşağıda belirtilen hedefleri gerçekleştirmek için gerekli tüm adımları atmayı taahhüt etmektedir:

  • Rekabet gücünü arttırmak,
  • İstihdamı arttırmak,
  • Kamu maliyelerinin sürdürülebilirliğini artırmak,
  • Mali istikrarı güçlendirmek

Bu dört temel hedefin yanı sıra Pakt’a dahil olan ülkeler arasında vergi politikalarının yakın koordinasyonunun sağlanması hususu da Pakt’ın hedefleri arasında yer almaktadır.

2. SONUÇ VE ÖNERİLER

Parasal Birliğin, yani Euro’nun ve esasında bir siyasi birlik projesi olan AB’nin geleceği bu reformların başarısına bağlı olmakla birlikte, tasarlanmakta olan kapsamlı reformların başarıya ulaşıp ulaşmayacağını veya krize ve mevcut yapısal sorunlara karşı kapsayıcı bir çözüm olup olmayacağını bugünden öngörmek oldukça zordur.

İkinci dünya savaşının yıkıntıları arasından bir ekonomik topluluk olarak çıkmayı başaran, 1990’larda Döviz Kuru Mekanizması krizini daha güçlü bir parasal birliğe geçerek Euro ile aşan AB’nin bu krizden entegrasyon düzeyini daha da artırarak çıkıp çıkamayacağı ancak zaman içerisinde belirginlik kazanacaktır.

Diğer yandan Dış Ticaret Hacmi/GSYH oranımızın yani dışa açıklık düzeyimizin birçok ülkeye kıyasla çok da yüksek olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, dış talep daralmasının Türkiye ekonomisi açısından telafi edilebilir olduğu da söylenebilir. İstikrarlı bir büyüme trendi yakalamak ve cari açıkla baş edebilmek için, yurtiçi tasarruf oranlarının arttırılması da önemli bir noktadır. Bunun için ise kamu harcamalarına üst sınır koymak, bir başka deyişle mali kural uygulaması büyük önem taşımaktadır. Dış talepten ve euro/dolar paritesinden kaynaklanan durgunluğu hafifletebilmek için ise iç talebi canlandırmak gerekmektedir. Bu noktada ekonomik istikrar, güven ortamı ve finansman kanalları devreye girmektedir.

Türkiye’nin yavaşlayan bir AB ekonomisinden ticaret, finans ve turizm kanalları yoluyla etkilenmesi kaçınılmazdır. Ayrıca istikrarını kaybetmiş bir AB, Türkiye için risk teşkil eder. Böyle bir ortamda AB’ye üyelik süreci ve dolayısıyla en önemli çıpalarımızdan biri zarar görmüş olur.

Diğer yandan, Türkiye’nin hedefi sürdürülebilir büyümeyi yeniden yakalamaktır. İç talep ağırlıklı büyüyen Türkiye, güven ortamı ve finansman yönetimini başarıyla yürüttüğü takdirde, AB’deki olumsuz koşullara rağmen, hızlı ve sürdürülebilir büyüme trendini yeniden yakalayabilir.

Nouriel Roubini’ye göre; AB ve IMF tarafından Mayıs ayında sunulan 110 milyar do­larlık kurtarma paketi sadece kaçınılmaz iflası geciktirmekte ve zamanı geldiğinde bu ifla­sın aniden gerçekleşme riskini de artırmaktadır. Yunanistan şimdi iflas etmek yerine düzen­li bir borç yapılandırma gereksinimi içinde bulunmaktadır.

İngiltere’nin yeni Başbakanı David Cameron ve İsveç Başbakanı Fredrik Rein­feldt, Avrupa’nın mevcut krizi atlatması için dört önemli adım atması gerektiğine dikkat çekmişlerdir. İlk olarak borç seviyeleri azaltılmalıdır. İkinci adım ise finansal sek­törlerde gerçekleştirilecek düzenlemelerdir. Her ikisi de bankaların işlemlerinin daha şeffaf olmasını ve ekonominin iyi olduğu zamanlarda mevduat varlıklarını artırmaları gerektiğini düşünmektedirler. Böylece, işler kötüye gittiğinde vergi mükelleflerinin paralarına ihtiyaç duymak zorunda kalınmayacaktır.

Üçüncü olarak, ekonomik büyüme getirecek şartlar ge­liştirmek gerekmektedir. Dünyanın en yetenekli çalışanlarına sahip olan, teknolojik olanak­ların merkezi ve dünyanın en büyük tek pazarı olan Avrupa aslında bu alanda büyük avan­tajlara sahip bulunmaktadır. Ancak çok derin yapısal sorunların var olması kıtada verimli­liğin azalmasına neden olmaktadır. Avrupa’nın ortalama büyüme oranı ABD, Hindistan ve Çin’in gerisinde kalmıştır. Ayrıca nüfusun yaşlanması ve birçok kişinin emekliye ayrılıyor olması yüzünden bir saatli bombanın üzerinde oturulmaktadır. Bu nedenle, Avrupa gene­linde kapsamlı bir reform sürecinin başlatılmasının gerektiğini düşünmektedirler.

Atılacak son adım ise korumacılıkla mücadele etmek olmalıdır. Tarihe bakıldığında, zor zamanlarda ülkelerin kendi içine dönme gibi bir eğilimleri vardır. Her ikisi de Avrupa ekonomisinin başarısının en önemli etkenlerinden biri olan tek pazarın korunması gerektiğini ifade et­mektedirler.

 

Tuğçe Gençtürk

Gazi Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

KAYNAKLAR

AB Bakanlığı,  http://www.abgs.gov.tr/files/EMPB/euro_plus_pact_son.pdf

DG EFCIN, http://ec.europa.eu/dgs/economy_finance/index_en.htm

The Economist, http://www.economist.com/blogs/freeexchange/2011/09/ecbs-new-chief-economist

Eurostat, epp.eurostat.ec.europa.eu

European Voice, http://www.europeanvoice.com/article/2011/february/merkel-sarkozy-present-competitiveness-pact/70165.aspx

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK), “Krizdeki  Birlik: Euro Bölgesi’nin Borç Sarmalı ve AB’nin Geleceği”

IMF, World Economic Outlook Database

BDDK, Konferans ve Yayın Verileri

Doğan Alantar, http://www.finanskulup.org.tr/assets/maliyefinans/81/Dogan_Alantar_Kuresel_Finansal_Kriz_Nedenleri_Sonuclari_MFY81.pdf

The Independent, http://www.independent.co.uk/news/world/europe/now-financial-crisis-takes-toll-in-russia-933890.html

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), http://www.tepav.org.tr/upload/files/1279029964-2.Avrupa_Birligi_nde_Neler_Oluyor.pdf

2 Yorumlar

  1. Revolutional update of SEO/SMM software “XRumer 16.0 + XEvil 3.0”:
    captchas recognition of Google, Facebook, Bing, Hotmail, SolveMedia, Yandex,
    and more than 8400 another size-types of captchas,
    with highest precision (80..100%) and highest speed (100 img per second).
    You can connect XEvil 3.0 to all most popular SEO/SMM programms: XRumer, GSA SER, ZennoPoster, Srapebox, Senuke, and more than 100 of other software.

    Interested? There are a lot of demo videos about XEvil in YouTube.
    Good luck 😉

    XRumer20170725

  2. Лучшый тренер Бородин Сергей Александрович 20.01.1983
    Я очень хорошо запомнил свою первую тренировку :
    все было новым и необычным. Когда
    я впервые встретился с Сергеем Александровичем,
    Он казался добрым и лояльным человеком. На первом занятии, Сергей Александрович на нас не сердился, так как
    мы были совсем неподготовленны,
    а пытался во всем разобраться и помочь. Сергей Александрович
    давал ответы на все наши вопросы, рассказывал о том, что футбол – это
    популярнейшая игра,
    которой посвящают баллады, музыку, ради нее идут на
    героические поступки.
    На тренировке
    я себя чувствовал комфортно и
    раскованно. Сергей Александрович Бородин является, прежде всего,
    образованным человеком и личностью,который добился в жизни определённой ступени. И не слушать то, что Сергей Александрович говорит- просто глупо.
    Мой первый и лучший тренер Бородин Сергей Александрович 20.01.1983

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.