Libya’da Değişmeyen Bir Oyunun Hikayesi

0
107

 

Vietnam, Afganistan, Irak; boşa giden trilyonlarca dolarlar[1] ve telafi için gerekli olan yeni işgaller… Söz konusu zincir, Amerika’nın öncülük ettiği yeni savaş sürecinin doğal aşamalarıdır. Bölge insanlarının özgür kılınması için operasyon düzenlenir, daha sonra bu operasyonun, işgali yapan ülkenin çıkarına olduğuna anlaşılır ve kandırıldığını hisseden halk yerli aktör ya da aktörlere dört kolla sarılır, onu destekler[2]. Sonuç işgalin başarısızlığıdır. Geride ise milyonlarca ölü insan ve boşa akıtılan paralar kalır. Ölen insanlar geri getirilemez. Ama geri getirilecek bir şeyler mutlaka vardır: Paralar. Bu ise yeni işgallerin yolunu açar. Tıpkı Afganistan bataklığından sonra Amerika’nın Irak’ı da işgal etmesi gibi…

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya müdahalesi sürecinde “NATO ve Amerika’nın orada ne işi var?” demişti. Ama anlaşılan Başbakan, “NATO ve Amerika’nın orada yalnız başına ne işi var?” demek istemiş olmalı ki; bu söyleminden yaklaşık bir hafta sonra Türkiye, NATO çatısı altına alınan operasyona gemi ve denizaltılar seferber etmiştir[3]. Kısacası, Türkiye Libya’da, eskiden olduğu gibi, yine Amerika’nın koruyucusu olmuştur.

Arabulucu ve kolaylaştırıcı gibi motiflerle her ne zaman koalisyon operasyonlarına katılırsak katılalım yaptığımız tek şey var: Koalisyon güçlerinin batırdığı, yerle bir ettiği caddeleri ve kana boyanan sokakları temizlemek. Önce Kosova sonra Afganistan’da “Barışı Koruma” misyonlarında bulunduk. “Biz işgalci değiliz. Oraya barış ve huzur götürüyoruz.” desek de; her daim başımıza aynı şey geliyor: İşgalci güçler harekâta daima “Türkiyesiz” başlıyor veya müdahalenin sonuna doğru ya da müdahale sonrası, yer üstünde barışı sağlama, insanların yatıştırma ve harekâta karşı yükselen tepkileri azaltma gibi misyonlarda Türkiye kullanılıyor. Hiçbir zaman düzenlenen ilk harekâtta yer alamıyoruz. Kısacası, övündüğümüz insani erdemlerimiz nedeni ile koalisyon güçleri tarafından her daim müdahaleyi meşrulaştırmak ya da tepkileri azaltmak için kullanılıyoruz. Avrupalılar gözünde başka da bir değerimiz yok. Özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Türkiye’ye her daim sokaklarda oluşan kan birikintilerini temizleme görevi veriliyor, Türkiye’ye “sokak temizlikçisi” gözüyle bakılıyor. Son Libya müdahalesi bu tezi bir kez daha kanıtlamıştır.

19 Mart 2011 tarihinde, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen herkes Paris Elize Sarayı’nın kurtlar sofrasında toplanmıştı[4]. Irak Dış İşleri Bakanı’nın bile olduğu toplantıda bir tek “Türkiye” eksikti. Gazze bombalanırken haftalarca seyredenler, Lübnan bombalanırken İsrail’i destekleyenler, Avrupa’nın içinde gerçekleşen Bosna katliamında tek söz dahi etmeyenler hep oradaydı[5]. Gittikleri yerlere her daim iyi şeyler götüren Batılılar, Yugoslavya’ya girip çıktıklarında savaş öncesi Alman sanayii ile yarışan Yugoslav sanayiinden eser bile kalmamıştı. Fildişi Sahili, Kongo ve diğer Afrika cumhuriyetleri on yıllardır ateşler içindeydi. Ama onların tek söz dahi çıkmıyordu ağızlarından[6]. Daha bir hafta kadar önce Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ağır tanklarını Bahreyn vatandaşları üzerine sürdü[7]. Ölü sayısı Libya’daki ölü sayısından fazlaydı. Ama yine Batılılar görmezden gelmişlerdi.

Bir söz vardır insanlar arasında “Silah icat olundu, mertlik bozuldu.” diye. Aslında benzer bir şey ülkeler arasındaki ilişkiler için de geçerlidir. Barutun keşfi, tüfeğin icatı, ağır topların yapılması ve merkantilizmin bir devlet geleneği haline gelmesinden sonra ülkeler arasındaki teamül kuralları da bozulmuştur. Güç ülkelerin bağımsızlık ve bütünlüklerine galebe çalmıştır. Küresel aktörler (Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri) toprağın üzerindekilerin can ve mal güvenliği için ülkelere girmiş, fakat üzerindekileri öldürüp, toprağın altındakilere konmuştur. Bununla yetinmeyen küresel aktörler petrol ve doğal kaynakları kendi kasalarına yönlendirmiş, uluslararası hukuku buna göre düzenlemişlerdir[8]. Bazı ülkelerde ise bu, yer altı zenginliklerini ele geçirmek yerine jeo-stratejik öneminden dolayı söz konusu ülkenin işgal edilmesi ile sonuçlanmaktaydı. Örneğin Kosova’ya, Sırbistan’ın orantısız müdahalesine engel olmak için girilmiş, müdahalede başarı sağlanmış, Miloseviç anlaşma masasına oturtulmuş ama Amerika Kosova’dan çekilmemiştir. Bondsteel Askeri Üssü hala oradadır[9]. Aynı şey Afganistan için de geçerlidir. Asıl amaç Rusya ve Çin’in Afganistan üzerinden geçen ticaret yollarını ele geçirmek[10] olmasına rağmen Afganistan’a, Amerika’nın güvenliğini tehdit eden El Kaide’yi yok etmek için girilmiştir. Fakat başarılı bir başarı sağlanamamıştır. Irak’ta ise durum farklıydı. Orada önemli olan toprağın altıydı. Çünkü Irak, dünyanın ikinci petrol rezervine sahip ülkesiydi. Bahane olarak ileri sürülen Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğunun yalan olduğu ise ancak Amerika’nın oraya yerleşmesinden sonra ortaya çıkmıştı. Kısacası, petrol ve Ortadoğu’nun kalbine ulaşmak için her yol mübahtı.

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra ülke içi savaşları hız kazanmıştır. Bundan dolayı, Bosna Krizi’nden itibaren birçok ülkeye Batılılarca müdahale edilmiştir. Fakat kendini liberal, eşitlikçi, demokrat, barışçı olarak tanıtan ülkelerin de bulunduğu Birleşmiş Milletler’den birçok müdahale kararı çıkmasına rağmen söz konusu iç savaşlarda ölen ve tecavüze uğrayan kadınlar için bir karar dahi çıkarılmaması düşündürücü değil midir? Müdahaleler sonrası oluşturulan hükümetlerde kadınlara kontenjan ayrılması bir yana bir kadın dahi olmaması düşündürücü değil midir? Eşitlik, özgürlük, hukukun üstünlüğü bunun neresindedir? Bunlar bir kenara, koalisyon güçleri ve bu güçler ile birtakım ilişkileri bulunan müdahaleye uğrayan ülkelerin muhalefet güçleri “Diktatörü indirin!” diye haykırmaktadır. Bush diktatör değil midir?[11] Ne Afganistan ne de Irak Savaşı sırasında uluslararası kurumları dikkate almıştır. Bu davranışın Kaddafi’den ne farkı vardır? Yoksa basın özgürlüğünü yok eden Sarkozy mi demokrattır?

Afrika zengin yer altı kaynaklarından dolayı hep büyük güçlerin hedefiydi. Mısır sadece büyük petrol rezervlerine değil, aynı zamanda büyük su kaynaklarına da sahipti. Ruanda, Kenya, Kongo, Sierra Leone, Angola’da dökülen kan unutulur gibi değildir. Her biri elmas, altın, gümüş, fosfat, uranyum ve petrol madenleri açısından zengindir ve adı geçen her bir maden küresel aktörler için stratejiktir. Bu, bu ülkeleri hedef haline getirmektedir. Son hedef ise Libya’dır. Hedefe giden ok yaydan çıkmıştır fakat hedefine daha ulaşamamıştır. Sonucu ise zaman belirleyecektir.

 

Deniz Tören

Hacettepe Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü


[1] Irak’ın maliyeti yaklaşık 3,5 trilyon dolardır.

[2][2] Çeşitli koalisyon güçleri tarafından ortadan kaldırılmak istenen Hizbullah, El Kaide ve Hamas’ın bulundukları bölgelerde güçlenmesi bu sürecin en bariz örnekleridir.

[3] Hatta kuzeyden Libya’ya olası desteğin önlenmesi için Ege’nin NATO egememenliğine geçici bir süreliğine devredilmesi bir bile söz konusu olmuştur.

[4] Yüzyıl önce Paris Barış Konferansı’nda da dünya Paris’te parçalara ayrılmıştı.

[5] Hırvatların arkasında Vatikan, Sırpların arkasında ise Ortodoks Kilisesi vardı. En sahipsiz olan Boşnaklar ise göz göre göre kıyıma uğramışlardı.

[6] Kuzey Afrika’daki halk hareketlerini dile getirirken söyledikleri “Afrika” sözcüğü hariçtir.

[7] Hâlbuki daha bire gün önce ABD Savunma Bakanı Robert Gates oradaydı.

[8] Uluslar arası hukukun kurucusu olarak bilinen “Hugo Grotius”, açık denizlerin serbest olmasını ana vatanı ve bir tüccar ülke olan Hollanda’nın çıkarına olduğu için savunmuştur.

[9] Ayrıca, Kosova’nın altın ve gümüş madenleri Amerikan şirketlerinin yönetimine geçmişti.

[10] Çin ve Rusya, 2005 yılında Özbekistan’da yaşanan Endican olayı sonrası Özbekistan’ı Şangay İşbirliği Örgütü’ne dâhil etmeyi başarmakla kalmamış, daha sonra Örgüt üyesi ülkeler ile birlikte bir deklerasyon yayımlayarak Amerika’nın Orta Asya bölgesindeki üslerini bir zaman diliminde terketmesini istemiştir. Bölge kontrolünü elden bırakmak istemeyen ABD ise bu yola başvurmuştur.

[11] Afganistan ve Irak Savaşları sırasında “Ya bizdensinizd ya da bize karşı!” diyerek üçüncü bir seçim hakkı dahi vermemiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.