Malezya Uçağı’nı Kim Vurdu?

0
82

285 yolcu ve 13 mürettebatı ile birlikte Ukrayna hava sahasında iken vurularak düşen ve 298 kişiye mezar olan Malezya Havayolları uçağını kimin vurduğuna ilişkin tartışmalar sürerken, ABD ile Rusya arasındaki Ukrayna odaklı gerginlik de uçağın düşüşünün ardından ayyuka çıkmış durumdadır.

Öyle ki, iki küresel güç arasındaki anlaşmazlığı betimleyen açıklama ve politika uygulamalarının Soğuk Savaş dönemine öykünen bir karaktere bürünmeye başladığı dahi söylenebilir. Bu gerginliğin olumsuz yansıdığı/yansıyacağı aktörler ise AB ile Avrasya coğrafyasında Rusya’dan sonra en güçlü devlet olduğu kabul edilen Türkiye olacak gibi görünmektedir.

Her ne kadar çok fazla gündeme getirilmese de, bugün itibarıyla, uluslararası sistem bağlamında çok ciddi bir güç paylaşımı mücadelesi yaşandığı ortadadır. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle ifadesini bulacağı öngörülen ABD’nin sistemsel hegemonyasına dayalı Batı üstünlüğü, gerek Çin, Rusya ve diğer bölgesel aktörlerden gelen güçlü itirazlar ve tepki dalgaları, gerekse de ABD’nin ekonomik/siyasal gücünün dünya çapında bir hegemonya kurmaya yetmeyeceğinin çeşitli olaylar çerçevesinde anlaşılması sonrası kurgulanamayacak gibi görünmektedir. ABD’nin liderliğini yaptığı ve AB’nin de çeşitli itiraz ve çekincelerine karşın eklemlendiğini söyleyebileceğimiz Avro-Atlantik Dünyası’nın temsil ettiği hegemonya arayışı ile başta Çin ve Rusya olmak üzere çeşitli küresel/bölgesel aktörlerin vurgu yaptığı çok kutupluluk arayışı arasındaki mücadele ekseninde dünya çapında farklı sistemsel kırılma noktaları oluşmuş durumdadır. Bu noktalar, genel itibarıyla, Avro-Atlantik hegemonya arayışına en güçlü tepkiyi gösteren Rusya ve Çin’in etrafında konumlanmış durumdadır. Avrasya anakarası, Ortadoğu ve Çin’in güneyindeki Güneydoğu Asya devletleri bu kırılma noktalarını ifade eder bir görünüme sahiptir.

Ukrayna’daki krizi bu çerçevede değerlendirdiğimizde, sistemsel mücadelenin Avrasya’ya olan olumsuz yansımalarının, bu ülkedeki toplumsal/siyasal ayrımlardan yararlanarak kendisini gösterdiğini söyleyebiliriz. Doğu-batı ekseninde bir siyasal ayrımı yansıtan Ukrayna’da, ülkenin batısı Avro-Atlantik hegemonyası yönünde bir seçim yapmışken, Doğu Ukrayna’nın tercihi etnik/kültürel kimlik vurgusu üzerinden Rusya ve onun temsil ettiği çok kutupluluk olmuştur.

Ukrayna üzerinde iken vurulan Malezya Havayolları uçağı da bu sistemsel mücadelenin/anlaşmazlığın kurbanı olmuştur. Nitekim uçağın vurulduğu günün sabahında ABD ile AB, Ukrayna’daki krizin aşılması hususunda olumlu bir tavır göstermediğini belirttikleri Rusya’yı cezalandırmak için bu ülkeye yönelik yeni ekonomik/diplomatik kısıtlamalar uygulayacaklarını belirtmişlerdir. Özellikle ABD’nin, Rusya’nın en önemli bankalarından olan Gazprombank ve VEB, yine Rusya’nın en önemli petrol üreticisi Rosneft, ikinci büyük doğalgaz üreticisi Novatek gibi şirketlere uygulayacağını açıkladığı kısıtlamalar sonrası Rus borsasının ve bu şirketlerin hisselerinin ciddi bir düşüş yaşaması ve AB’nin de Avrupa Yatırım ile Avrupa İmar ve Kalkınma bankaları aracılığıyla Rusya’ya aktarılan fonları keseceğini ifade etmesi, Rusya ile Avro-Atlantik Dünyası arasındaki gerginliğin bir kademe daha tırmanması anlamına gelmesi bakımından önemlidir. Rusya’nın da bu kısıtlamalara bir cevap vermek isteyeceği ortadadır. Ancak Rusya, bu cevabı kendisine yönelik kısıtlamaları çok daha düşük bir perdeden ortaya koyan ve Rusya’yı kaybetmek istemediğini açıkça ifade eden AB üzerinden değil, ABD’ye zarar verecek bir uygulama ile göstermek istemektedir.

Bu bağlamda, Ukrayna’nın doğusunda, Rusya yanlısı ayrılıkçıların elinde olan Donetsk semalarında vurularak düşen Malezya Havayolları uçağını Rusya’nın vurarak düşürdüğünü iddia etmek ya da Rusya’nın bu uçağın vurulması hususunda Rus asıllı Ukraynalı ayrılıkçılara talimat verdiğini söylemek doğru olmayacaktır. Zira uçağın ait olduğu Malezya’nın Ukrayna’daki krizle uzaktan ya da yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra, uçağın yolcularının çok büyük bir bölümü Hollanda başta olmak üzere AB ülkelerinin vatandaşlarıdır. Rusya’nın AB ile olan ilişkilerini bozmak istemediği ve tıpkı AB’nin Rusya’ya sınırlamalar getirme hususunda oldukça çekimser davranmak zorunda olduğu gibi Rusya da AB’yi cezalandırma hususunda oldukça çekimser hareket etmektedir. Zira iki aktör arasında ekonomik, ticari ve finansal anlamda ciddi bir bağ bulunmaktadır ve her iki tarafın da çıkarına olan bu bağı koparmak istenmeyen bir gelişmedir. Bunun yanı sıra, Rusya’nın ve onun kontrolünde oldukları bilinen Ukraynalı ayrılıkçıların bir yolcu uçağını vurarak kendi prestijlerini ve kendilerine yönelik toplumsal/küresel algıyı olumsuz etkilemek istemeyecekleri ortadadır. Üstelik Ukrayna’daki siyasal krizin, yabancı bir yolcu uçağını vurarak düşürmeyi gerektirecek oranda kritik olmadığını da söyleyebiliriz. Nitekim an itibarıyla Avro-Atlantik Dünyası ile Rusya krizin nasıl çözümleneceğine dair bir anlaşmaya varamadıkları ve birbirlerinin sabrını sınadıkları için Ukrayna’daki mücadelenin bir yıpratma savaşına döndüğü ortadadır. Bu savaşı, yıpratma savaşından çıkararak çeşitli aktörlerin de müdahil olacağı küresel bir mücadeleye döndürmek sonucu öngörülemez ve çok masraflı bir sürece işaret edecektir. Rusya’nın böyle bir krize yol açmak istemeyeceği ve bu denli büyük bir kriz ekseninde tek başına kalma riskini almayacağı da ortadadır.

Uçağın ilk kez 1980’de SSCB döneminde üretilmiş ve daha sonra da Rusya tarafından geliştirilmiş yerden havaya ateşlenen BUK M2 füzesi tarafından vurulduğu belirtilmektedir. Bu füzenin daha kısa menzilli M1 versiyonu olduğu gibi henüz üzerinde çalışılmakta olan M3 versiyonu da bulunmaktadır. Kendinden güdümlü ve orta menzilli bir yapıya sahip olan BUK M2 füzesi, 700 kg ağırlığındadır ve 42 km menzile sahiptir. 25 bin km yüksekliğe dek erişen bu füzenin 10 bin km. yükseklikte uçtuğu belirtilen Malezya uçağını vurabilme kapasitesi bulunmaktadır. NATO ve Batılı ülkeler tarafından “at sineği” olarak bilinen bu füze, akıllı bombalar, uçaklar, insansız hava uçakları ve denizden gelebilecek füzeleri imha edebilmek için üretilmiştir. Hem Rus hem de Ukrayna ordusunun envanterinde yer almakta olan bu füzeler, Ukrayna Ordusu’nun bölgeden geri çekilirken ayrılıkçılara terk ettikleri depolarda bulunabileceği gibi, Rusya tarafından da ayrılıkçılara verilmiş olabilir. Bu hususta henüz sağlıklı bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Rusya’nın ayrılıkçılara verdiği silah, mühimmat ve istihbarat desteği ortada iken, bu füze sisteminin de bir kamyon ile birlikte (kamyon üzerinden dahi ateşlenebiliyor) Rostov ya da Kırım üzerinden Donetsk’e sokulmuş olması ihtimali bulunmaktadır. Ne var ki, bu silahı kullanmak büyük bir maharet ve tecrübe istemektedir. Radar okuma hususunda yapılacak bir hata ve BUK Füzelerinin radarlarının hava radarları kadar etkin bir bilgi sunamamaları hususu, Ukraynalı ayrılıkçıların Malezya Havayolları uçağını Ukrayna jetleri ya da uçakları ile karıştırmaları ihtimalini arttırmaktadır. Zira bu uçağın düşmesinden bir gün kadar önce bir Ukrayna savaş uçağı aynı bölgede vurulmuş ve düşürülmüştür. Bu bağlamda, Malezya uçağı hususunda da Rusya yanlısı ayrılıkçılar “olağan şüpheli” haline gelmiş durumdadır.

Malezya uçağı çok büyük bir ihtimalle Doğu Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçılar tarafından ve Rusya’nın Ukrayna Ordusu ile mücadele edebilmeleri için kendilerine sağladığı füze kullanılarak düşürülmüştür. Ancak şunu söylemek gerekir ki, bu uçağın düşürülmesi, ne Rusya açısından ne de ayrılıkçılar açısından hiçbir anlam ifade etmediği, hatta onlara zarar vereceği için bir hata sonucu meydana gelmiş olmalıdır. Bu hata ise, radar okuma hususunda yaşanan kafa karışıklığı ya da füzenin radar sisteminde yaşanan bir arızaya dayalı olarak Malezya uçağının, Ukrayna Ordusu’na bağlı bir uçak olduğunun zannedilmesi şeklinde kendisini göstermiş olmalıdır. Tabi böyle bir hatanın yapılmış olması, hem ABD’nin hem de Ukrayna’nın Rusya ve ayrılıkçılar aleyhine büyük bir propaganda kampanyası başlatmasını engellememektedir. Açık söylemek gerekirse, Malezya uçağının düşürülmesi, sistemsel bir kırılma noktası haline gelmiş olan Ukrayna’daki kriz ekseninde belirmiştir ve hayatını kaybeden 298 kişi de bu krizin yarattığı büyük toplumsal/insani maliyete eklemlenmelidir.

Yrd. Doç. Dr. Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.