Masumiyet ve Kan

0
62

İnsanoğlu yüzyıllardır gittiği her yere bilinen ve sanılanın aksine vahşet, kan ve ölüm haricinde hiçbir şey götürmemiştir. Yüzyıllardan beri Âdem ve Havva’nın masum çocukları, gözünü para bürümüş insanlardan, devletlerden sürekli bir zarar görmüştür. Bu olay hep var olmuştur ve var olmaya da devam etmektedir.

Bir insanın bir insana verebileceği acının en büyük örneğini iki kardeşten, Habil ve Kabil’den gördük önce. Kıskançlık ve hırs iki kardeşin arasını açıp, birini mezara götürebiliyorsa; arasında kan bağı bulunmayan insanlara neler yaptırır varın siz tahmin edin. İnsanoğlu tarihte bilinen bu ilk cinayetle, kafasındaki öldürme ve acıma eşiğini aşmıştır. Sadece bir dönemle sınırlı kalmamıştır şiddet ve cinayet. Güçlü olan zayıf olanı koruyup kollayacağı yerde her zaman vurmuş, ezmiştir. Yine tarihe bakacak olursak Amerika’ya yapılan keşifler sırasında Kolombus’un yerli halka, yani Kızılderililere şiddet uygulaması ve adamlarının ise birçok Kızılderili’yi öldürmesi vahşetin yine kanlı yüzüdür. Üstelik bu durum sömürgecilik yüzünden olmuştur. Fransa değil midir hem Cezayir insanına, hem de onun kişilik ve kimliğine saldırıp, tarihe bir kez daha kanlı bir sahne bırakan. Yani para her zaman olacağı gibi insanlığı satın almış ve hırslar masum kanına karışıp akıtılmıştır.

Her ülkenin kendine ait bir ya da daha fazla kanlı katliamı vardır. Bizim ülkemizin de, Türkiye’nin de geçmişi kanlıdır, karanlıktır. Ayan beyan ortada olan katliamlar göz ardı edilmiş, yıllarca kendi kanı ve canından olan insana da eziyet etmiştir Türkiye halkı. Evet, Dersim’den, Uludere’den, 16 Mart katliamından, Maraş katliamından ve daha nicelerinden bahsediyorum. Devletin ve insanlığın elini ve gözünü bağladığı; dilini yuttuğu katliamlardan bahsediyorum. Bazen para için, bazen görüş ayrılığından, bazen din yüzünden bazen de ırksal manada yapılan katliamlar bahsediyorum. İnsanın, insan olmaktan öte gittiği katliamlardan; bir özürle giden canların geri getirileceğini düşünülen katliamlardan bahsediyorum. Anaları dağlayan, bacıları, kardeşleri gözyaşlarına boğan cinayetlerden bahsediyorum. Susanın, insanlığını yitirdiğini düşündüğüm; konuşanın da ağzının gözünün bağlandığı; asıl katillerin paşalar gibi yaşadığı, Türkiye’ye kambur olanlardan bahsediyorum. Dünyanın en güzel yaratığı olan insanın nasıl olup da en kötü ölüm makinesine dönüştüğünden bahsediyorum.

Ne diyor Mehmet Hanifi Ekici “yeni bir katliam habercisi mi kanayan Orta Doğu?” On binlerce insan daha yeni ölmedi mi? Arap Baharı yüzünden değil mi bu zamanda bu kadar insanın ölmesi? Aslında olması gereken şeydi Arap Baharı fakat bu kadar kanlı mı olmalıydı? Dış güçlerden bu kadar destek görmeli miydi? Emperyalist ülkeler sırf Orta Doğu’nun etinden sütünden faydalanmak için isyancılara silah satmakta yarış yapmalı mıydı? İnsanlık konuşup, uzlaşmaya varmaktan bu kadar mı aciz? Kalemiyle kan akıtacağı yerde bombalarla, silahlarla kan akıtmaya bu kadar mı meraklı? İnsanoğlu tarihin hangi evresinde, kime sattı insanlığını? Çocuklar ölürken, masumlar ölürken kim hangi rahatlatıcı sözle, hangi vicdana sığınarak susar anlayabilmiş değilim.

Savaşmayın sevişin sözü boşuna söylenmiş değildir. Vahşete dur demenin en güzel iki kelimesi değil midir bunlar? İnsanoğlu birbirini severek anlaşabilecekken savaşarak nereye kadar gidebilir, en fazla neler elde edebilir? İstediğini alsa da cinayetler, onun vicdanını delik deşik etmemiş midir? Başını yastığa artık rahat koyabilir mi bir bebek, kadın, çocuk, masum katili? İnsan olmayı, merhameti iliklerine kadar hissetmek varken, insanları mutluluktan ağlatmak varken; kanlı gözyaşları döktürmek doğru mudur?

 

Gülşah YÜCEDAĞ

Bilkent Üniversitesi

Siyaset Bilimi 1. Sınıf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.