Mısır’da Ohal’in Uzaması: Birleşmiş Milletler’in Tepkisi

0
219

Ortadoğu bölgesinde 2011’deki Arap Baharı’nden şu zamana kadar akan kan halen durdurulamamaktadır. Her gün farklı farklı ülkelerde yaşanan insan hakları ihlallerine tanık oluyoruz. Bu hak ihlallerinden en şiddetlisi de Mısır’da yaşandı ve hala devam etmekte.

24 Haziran 2012’de Özgürlük ve Adalet Partisi adayı olan Mursi, cumhurbaşkanı seçilmişti. Fakat çok geçmeden yaklaşık bir yıl sonra, bir darbeyle devrilmiş ve  yönetime General Abdülfettah El- Sisi geçmişti. Şuan Mısır’da gündemde olan ve uluslararası kamuoyunda tepki çeken mevzular; idamlar, işkenceler ve gözaltılardır. Aslında Mısır tarihi toplu infazlara pek yabancı bir tarih değildir. Pek çok kez bu tür şiddet olaylarını deneyimlemiştir Mısır halkı… Hüsn-ü Mübarek döneminde de sıklıkla başvurulan idamlar, Sisi döneminde de hız kesmeden devam etmektedir. Ülkede meydana gelen terör saldırıları ve kaos ortamı da bu idamların gerçekleşmesini kolaylaştırmaktadır. En son olarak, haber sitelerine yansıyan, Sina Yarımadası’nda meydana gelen olaylar neticesinde, 15 mahkum 26 Aralık’ta idam edilmiş, 2 Ocak’ta da 5 kişinin idamına karar verilmiştir. Bu hız kesmeden devam eden idam kararlarına ilk tepki Birleşmiş Milletler’den geldi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği temsilcisi Liz Throssel, Cenevre’de yapmış olduğu konuşmada idam kararlarına tepki gösterdi. Ayrıca sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına ilişkin eleştirilerini de dile getiren Liz Throssel sivillerin yalnızca istisnai durumlarda askeri ve özel mahkemelerde yargılanmaları gerektiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi başa geldiğinden beri idam edilen kişi sayısı 27’ye yükseldi. Devam eden idam kararlarına uluslararası kuruluşların verdiği bu uyarının, ne kadar ciddiye alınıp uygulanacağını ilerleyen zamanlarda göreceğiz.

İdamlara yöneltilen eleştirilerden en önemlisi de,öğrencilere ve gençlere yönelik bir takım idam kararlarının da  veriliyor olmasıydı. 2015 yılında, belirlenen 6 kişinin İhvan mensubu olduğu ve eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle idam edilmesi gündeme gelmiş ve idamlar gerçekleştirildikten sonra, aynı  tarihli bir habere göre, idam edilen bu 6 gencin üniversite öğrencileri olduğu ortaya çıkmıştı. Mısır’da sadece yerli öğrencilere yönelik veya İhvan üyeleri ve muhaliflere yönelik şiddet ve baskı yoktu. Aynı zamanda yabancı halka karşı da şiddetin yükseldiğini görüyoruz. Örneğin, Mısır’daki işçi sendikaları ile ilgili araştırma yapmak üzere iken 2016’da ortadan kaybolan İtalyan bir  öğrencinin cesedinin 10 gün sonra bulunması ile İtalya ve Mısır arasında gerginlik yaşanmıştı. Bu olay bize askeri yönetimin, iktidarını tehdit eden olaylara, kimlik ayırt etmeden, müdahale etmekte kararlı olduğunu göstermektedir.

24 Haziran 2012’de Mursi’nin Özgürlük ve Adalet Partisi’nden Cumhurbaşkanı olarak seçilmesiyle Kaddafi dönemi sona ermişti. Fakat çok değil, bir yıl sonra Mursi devrilmiş ve Sisi yeni cumhurbaşkanı olmuştu. Bu darbeyle birlikte sivillerin askeri mahkemelerce yargılanıp, idam edilmesiyle birlikte başlayan süreç halen devam etmektedir. Binlerce darbe karşıtı insan, 2013’ten bu yana askeri mahkemelerce yargılanıp infaz ediliyor. Ayrıca ülkede yaşanan ve tansiyonu yükselten olaylar da işkence ve idamlar için bir dayanak teşkil ediyor. Örneğin, geçen sene Mısır’da iki kiliseye yönelik bombalı saldırılar meydana gelmişti. Saldırıları IŞİD üstlenmiş ve ülkede 45 kişi ölmüştü. Bu durum ülkede büyük bir gerilime yol açarken, Cumhurbaşkanı Sisi olağanüstü hal ilan etmişti. Olağanüstü hal nedeniyle idam listeleri kolayca uygulanabilir hale geldi. OHAL demek, daha fazla idam, daha fazla tutuklama demekti. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı OHAL’in uygulandığı bölgelerde Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurdurabilme hakkına sahip iken pek çok olağanüstü yetkilere de sahip olabiliyor. Buna ek olarak, OHAL uygulamasında hükümet yetkilileri ülkedeki matbu medyanın tamamını baskıdan önce kontrol edebildiği gibi bütün mektup ve mesajları da inceleme yetkisine de sahip oluyor. Bu da çok büyük bir hak ihlali anlamına geliyor. Böylelikle medya kontrol altında tutulurken, İhvan mensupları ve darbe karşıtları da mektup ve mesajların incelenmesi yoluyla tespit ediliyor.

Ülkelerde yaşanan terör saldırıları gibi olaylar, aslında hükümetlerin işine yarayabiliyor ve bu olayları kullanarak daha kolay bir şekilde amaçlarına ulaşabiliyorlar. Nisan 2017’de iki Kıpti kilisesine gerçekleştirilen terör saldırısında 45 kişi yaşamını yitirmişti. Saldırıları IŞİD üstlenirken, Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ülkede OHAL ilan etmişti. Temmuz ayında tekrar uzatılan OHAL, Mısır’ın resmi haber ajansı MENA’ya göre Ocak 2018’de 3.kez uzatıldı. Mısır’da da olağanüstü hal ilan edilerek, zaten devam eden tutuklamalar ve idam kararları daha da hızlandırılmış oldu. Artık işkence, hapis ve idam cezalarının ne kadar yaygın olduğunu görmememiz imkansız. Öyle ki Mısır’da haklarında idam kararı verilen 30 mahkumun dışında ilk derece mahkemelerin verdiği idam kararlarıyla ilgili resmi bir kayıt bulunmuyor ve bu da bizi görünenden daha fazla idam mahkumunun olabileceği düşüncesine sevk ediyor. İdam mahkumlarının sayısı ile ilgili bu netlikten uzak veriler, daha da ürkütücü bir hal alıyor. Uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin de bu konuyu daha fazla gündeme getirmeleri gerekiyor.

Birleşmiş Milletler’in vermiş olduğu tepki gibi bu yıl ocak ayında Mısır’da bulunan İnsan Hakları Ulusal Konseyi’nden de tepki geldi. Yapılan açıklamada sivillerin askeri mahkemelerce yargılanmasına tepki gösterilirken, idam kararlarının uygulanmasına son verilmesi gerektiği de ifade edildi. Bu, aralık ayında 15 kişinin idam edilmesi kararına bir tepkiydi. İdamlara yönelik devlet mercilerinden hiçbir açıklamanın da gelmemesi, Mısır’da adeta Sisi siyasetinin bir geleneği haline geldi. Öyle ki zaman zaman gündeme gelen, Mısır’da mahkumlara yönelik işkenceleri gündeme taşıyan uluslararası raporlara da hiçbir şekilde devlet kademesinden bir cevap gelmemektedir.

OHAL uygulaması devlet yöneticilerine olağanüstü yetkiler veriyor. Cumhurbaşkanlığı, OHAL’in uygulandığı yerlerde Devlet Güvenlik Mahkemeleri kurabiliyor ve bu mahkemelerin kararları temyize götürülemiyor. OHAL yetkileri kullanılarak, yüzlerce insan hakkında, geri dönülemez kararlar alınıyor. Bu açıdan, Devlet Güvenlik Mahkemeleri de insan hakları ile bağdaşmayan bu yargı sisteminin bir parçasıdır. DGM’ler 2012 Mursi dönemiyle birlikte kaldırılmıştı fakat geçen ekim ayında bu mahkemeler yeniden göreve başlamıştı. 13 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere OHAL’i 3.kez uzatan kararnamede, ayrıca devlet güvenliğine zarar verdiği tespit edilen kişilerin ve mahkumların Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne sevk edileceği ibaresi eklendi. Böylelikle kararı temyize götüremeyen yüzlerce kişi, DGM’nin verdiği kararın uygulanmasını beklemekten başka bir şey yapamayacak.

İşkence konusu da en az idamlar kadar Mısır’da devam eden insan hakları ihlallerinin bir parçasıdır. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2017 başlarında yayımladığı bir rapora göre, yüzlerce vatandaş, gözaltına alındıktan sonra kaybolmuştur. Raporda, Akrep Hapishanesi’nde yapılan işkencelerden dolayı en az 6 tutuklunun hayatını kaybettiği de hatırlatıldı. Hapishanelerde de ihmaller içler acısı bir hal almaktadır. Birçok mahkumun, hapishaneye girdikten sonra kansere yakalandığı saptanmıştır. Kötü sağlık koşulları altında yaşayan bu mahkumlar, günden güne, yeni hastalıklarla mücadele etmektedirler.

Abdülfettah El-Sisi yönetiminin, ulusal ve uluslararası kuruluşlara yönelik baskısı da sık sık gündeme gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde, Mısır’da 3 hukuk kuruluşunun ve 5 hukukçunun mallarına tasarruf yetkisine sınırlamalar getilirilirken, bu hukuk sisteminin ve sivil toplum yapısının işlerliğini yitirmesine yol açıyor. Gözdağı niteliğindeki bu yaptırımlar, idamların ve işkencelerin kamuoyunda yankı bulmasını zorlaştırırken, hukuki yollarında tıkanmasına sebep oluyor. Ayrıca Mısır’daki darbe yönetimi, ülkede meydana gelen insan hakları ihlallerini araştıran kuruşları, çeşitli gerekçelerle, kapatıyor. Anadolu Ajansı’nın 18 Mart 2017’de yaptığı bir habere göre, Mısır yönetimi şubat ayında Nedim Şiddet Mağdurlarını Tedavi Rehabilitasyon merkezini kapatmıştır. Aslında bu iki yönlü bir hak ihlalidir. Böylelikle hem şiddet mağdurlarının psikolojik destek almaları hakkı engellenmiş hem de uygulanan şiddetin açığa çıkması önlenmştir.

Darbecilerin halen sürdürdükleri ve yapmış oldukları idamlar ve işkenceler, onların yeni bir halk ayaklanmasından korktuklarını ve bunu önlemek, kendi iktidarlarını güvence altına almak amacıyla, yoğun bir restorasyon sürecine giriştiklerini göstermektedir. Darbe sonrası ilk iki yılda 3 binden fazla göstericinin öldürülmüş olduğuna dair veriler bu görüşü destekler niteliktedir. Ayrıca bu gösterilerde 15 binin üzerinde insan yaralanırken, 40 binden fazla insan da tutuklanmıştır. Darbenin siyasi bir takım sonuçları olurken, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bozulmalara da yol açmıştır. Yargılanması devam eden, işkenceye tabii tutulan ve hapishanelerde kötü koşullar altında yaşayan binlerce insanın, psikolojik olarak tamir edilemeyecek derecede, kapanması zor derin yaralara sahip olduklarını söylememize gerek yoktur. Kaddafi’den sonra ilk demokrasi denemesi başarısız olarak sonuçlanan Mısır halkının, demokrasiye olan güveninin temelden sarsılması da, darbenin sosyolojik bir etkisidir .Son dönemde artan idamlar, DGM’lerdeki yargılamalar ve 3.kez uzatılan OHAL kararıyla birlikte uluslararası kuruluşlardan gelen tepkilerin, yöneticiler nezdinde hiçbir cezai etkisinin  olmaması da şiddetin ve idamların artarak devam etmesine neden olmuştur. Uluslararası insan hakları ihlallerini araştıran kuruluşların, darbeyi ve darbenin etkilerini geriden takip etmeleri de, Mısır’daki askeri yöneticilerin elini güçlendirmiş olabilir. İlk olarak, 2014 yılında Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü,darbe sonrası yaşanan insan hakları ihlallerinin boyutunun, modern Mısır tarihinde doruk noktaya ulaştığını belirtirken, bu duruma son verilmesi çağrısında da bulundu.En son BM’nin ‘’OHAL’i durdurun, idamlara son verin.’’ çağrısından sonra Mısır yöneticilerinden bir cevap gelmemesi de dikkat çekicidir.

Yaşanan bu insan hakları ihlallerinin bir an önce sona ermesini ve Mısır hükümetinin,son BM çağrısını dikkate almasını temenni ediyoruz.

Birsen AKYÜZ
Araştırma Asistanı

Kaynakça:

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.