Obama’nın İkinci Dönemi’nde ABD-Afganistan-Pakistan İlişkileri

0
124

6 Kasım 2012 tarihinde gerçekleşen ABD başkanlık seçimlerini kazanan Barack Obama, ikinci defa 4 yıllık süreyle başkanlık koltuğuna oturmaya hak kazanmış oldu. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ve Pakistan Devlet Başkanı Asıf Ali Zardari de hemen Obama’ya tebriklerini sunan liderler arasında yerlerini aldılar. Başkanlık tebriğinin yanında ise mesaj vermeyi de unutmadılar: iyi ilişkilerin artarak devam etmesini ve aradaki bağların güçlenerek genişlemesini ümit ediyoruz. Burada aslında söylemek istedikleri, her iki liderin de –yakın çevrelerindeki insanların da çok iyi bildiği gibi– Obama’nın ilk döneminden o kadar da memnun olmadıkları idi.

Öte yandan Taliban’dan da Başkan Obama’ya bir mesaj gitti. Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid yaptığı açıklamada Obama’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’da devam eden savaşı kaybettiğini kabul etmesi ve ABD ordularını hemen geri çekmesi çağrısında bulundu.

Aslında her iki liderin ve Taliban’ın yaptığı açıklamalarla verdikleri mesajların arkasında bir takım şikayetler ve talepler yatıyor.

ABD – Pakistan İlişkileri

Obama’nın ilk döneminde ABD-Pakistan ilişkileri, bölgenin güvenlik ve istikrar yönünden geleceği açısından çok da parlak geçmedi. Kasım 2011’de ABD savaş uçaklarının bombardımanı sonucunda 24 Pakistan askeri hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Pakistan’ın resmi özür ve tazminat talebini ABD karşılamayınca, Pakistan önce NATO’nun çok yoğun bir şekilde kullandığı Afganistan-Pakistan sınırını kapattı, sonrasında da ABD ile ilişkilerini Mayıs 2012’ye kadar çok sınırlı tuttu. Böylece 1947’de bağımsızlığını ilan eden Pakistan’ın 65 yıllık tarihinde, Obama’nın başkanlık ettiği dönem ABD ile ilişkilerini en düşük seviyeye indirdiği dönem oldu. Pakistan’ın kendi içinde yaşadığı ordu ve yargı gibi önemli iç güçlerin çekişmesi gibi sorunların, ABD ile olan ilişkilerinde de başat rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek.

Fakat Pakistanlılar bu durumu bundan daha da ötede görüyorlar. ABD’nin, Pakistan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonlar için bırakın onay almış olmayı, operasyonları gerçekleştirmeden önce Pakistanlı yetkilileri haberdar dahi etmemesi İslamabad’ı oldukça kızdırmış görünüyor. Bu sıkıntının en ciddi görüldüğü olay ise 1 Mayıs 2011’de Usame bin Ladin’in öldürüldüğü Neptün Mızrağı Operasyonu olmuştu.

Aynı olayın diğer tarafındaki değerlendirmede ise ABD de Pakistan’a kızgın. ABD yetkilileri, Usame bin Ladin’in öldürüldüğü yerleşke hem başkent İslamabad’a yakın hem de Pakistan’ın en önemli askeri eğitim akademilerinden birisine bir kilometreden daha az bir mesafede iken Pakistanlı yetkililerin ve istihbarat servislerinin burayı bilmiyor olmasını doğal olarak sorgulama ihtiyacı hissediyorlar. Dolayısıyla Başkan Obama ve ekibi, operasyon öncesi Pakistan’ı bilgilendirmiş olmaları halinde Usame bin Ladin’i aynı adreste bulamayacakları ihtimalini değerlendirmiş gözüküyor.

Bunun yanında ABD tarafında, Pakistan’a sağlanan milyonlarca dolarlık yardıma rağmen, Afganistan savaşı ile bölgenin güvenlik ve istikrarının sağlanması konusunda Pakistan’ın taşın altına elini yeterince koymadığı düşüncesi hakim. Hatta Pakistan’ın Taliban ile olan yakınlığı bilindiği için de Pakistan’a yapılan yardımlar ile taşın yükünün arttığına işaret eden görüş de ABD’li yetkililer içinde oldukça yaygın. Bu nedenlerden dolayı ABD yönetimi de Pakistan yönetimine çok iyi gözle bakmasa da, Pakistan’ın içinde olmadığı bir denklemle Asya’nın kalbinde barışın, güvenliğin ve istikrarın sağlanamayacağını da bildiği için ilişkileri win-win (kazan-kazan) seviyesinde devam ettirmek istiyorlar.

ABD – Afganistan İlişkileri

Zaman zaman Obama yönetimine karşı görüşlerini açıkça ifade etmekten çekinmeyen Afgan Devlet Başkanı Hamid Karzai, bir anlamda bugünkü konumunu borçlu olduğu bir önceki ABD yönetimi ile daha sıcak ilişkiler içerisinde olduğunu belirtmekten de çekinmiyor. Zira 2009 yılındaki başkanlık seçimlerinde yaşanan sıkıntılarda Obama’dan aradığı desteği bulamayan Karzai, şaibeli bir şekilde başkanlık koltuğuna tekrar oturmuştu. Bunun yanında ülkesine gelen uluslararası yardımları nerelere kanalize ettiği kesin ve net olmayan, şeffaf bir denetime ve hesap verebilirliğe kapalı olan Karzai yönetiminin de bu özellikleri ABD tarafından negatif karşılanıyor. Ayrıca 1980 ve 90’lı yılların savaş ağalarının (warlords) 2001 sonrası süreçte güçlü pozisyonlara getirilmiş ve Karzai’nin bu isimlerle arasına mesafe koymamış olması da ABD yönetimini rahatsız eden unsurlardan.

Bir aksilik olmaması durumunda Ocak 2017’ye kadar ABD başkanlığını yürütecek olan Barack Obama ile Nisan 2014’te gerçekleşecek başkanlık seçimlerinde yasal olarak üçüncü defa başkanlığa seçilemeyecek ve koltuğu bir başka isime devredecek olan Hamid Karzai arasındaki gelecek 18 aylık süreç Afganistan’ın kaderini belirleyecek ciddi bir süreç olacak. ABD’nin Afganistan’da demokratik, serbest ve adaletli bir başkanlık seçimi gerçekleşmesine yönelik taleplerine karşın Karzai’nin kendi etkisinin de devam edeceği bir ismin başkan seçilmesini gizliden de olsa destekleyeceğini düşünmek kahinlik olmayacaktır. 100 milyon dolarlık bir bütçe ayrılarak gerçekleştirilmesi planlanan yeni seçim projesi Nisan 2014 seçimlerine yetiştiril(e)meyebilir fakat Bağımsız Seçim Komisyonu (IEC) ve Seçim Şikayetleri Komisyonu (ECC) ile ilgili yapılacak bazı düzenlemeler daha demokratik bir seçimin gerçekleşmesine olanak sağlayabilir. Aksi takdirde, demokrasisizliğin alternatifi olan Taliban bu boşluğu doldurmak için hazır bekliyor olacaktır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen ikili ilişkilerin çok iyi yürütülmesi gereken bir dönem yaşanıyor. 2014 sonuna kadar Amerikan ordularını tamamen çekeceğini ve güvenliği Afgan Milli Güvenlik Güçleri’ne (ANSF) devredeceklerini açıklayan Başkan Obama, sonrası için de ucu açık olmasa bile karşılıklı bir mutabakatın süreceğini söylemişti. Başkan Yardımcısı Joe Biden da Afganistan’da öncelikli hedeflerini tamamladıklarını, Kabil yönetimini kendi güvenliğini sağlayabildiği bir seviyeye getirdikten sonra ülkeyi terk etmeleri gerektiğini ve bu noktadan sonra da ana sorumluluğun artık Afganistan’ın kendisinde olacağını belirtmişti.

Bu söylemlerin dayandığı gerçeklik Obama ve Karzai’nin 2 Mayıs’ta Kabil’de imzaladığı ABD-Afganistan Stratejik Ortaklık Anlaşması’dır. Afganistan’ın 2014-2024 yılları arasındaki geleceğini çizme noktasında oldukça mühim olan bu anlaşmanın detaylarının kararlaştırılması için iki taraf da ekiplerini oluşturmuş durumdalar. Hazırlanacak olan İkili Güvenlik Anlaşması için müzakerelere ABD adına Dışişleri Bakanlığı’nın Afganistan-Pakistan Özel Temsilci Yardımcısı James Warlick, Afganistan adına da Karzai’nin Washington Büyükelçisi Eklil Hakimi başkanlık edecekler.

Anlaşma henüz imzalanmış değil fakat içeriğinde 2014 sonrasında hem ABD’nin hem de NATO’nun Afganistan’da asker bulundurmasını içeren bir madde olacağı neredeyse kesin. NATO ordularının görevinin, Afgan güvenlik güçlerine yönelik tamamen eğitim faaliyetleri ve danışmanlık ile sınırlı olması planlanırken, ABD askerlerinin bunlarla birlikte ihtiyaç halinde terörle mücadele operasyonları kapsamında muharip görev de alabileceği düşünülüyor. Çünkü Afgan ordusu ve polisi 2014 sonrası için kendilerine düşen rolü iyi oynayamazlarsa, bu durum direk olarak hükümetin halka sunması gereken en basit hizmetleri dahi sağlayamamasına neden olacaktır. İşte tam bu noktada Afgan ordusunun ihtiyaç duyacağı ağır silahlar, hava desteği, istihbari ve lojistik destek ile Afgan hükümetinin ihtiyaç duyacağı finansal ve siyasi yardım ABD önderliğinde NATO ülkelerinden gelecektir.

Afganistan – Pakistan İlişkileri

Afganistan’da ve özellikle de başkent Kabil’de son yıllarda gerçekleşen büyük çaplı terör saldırılarının ardında Pakistan’da konuşlanmış olan bazı grupların olduğuna inanan Afganistan yönetimi ile Pakistan yönetimi arasındaki ilişkiler çok kuvvetli ve sağlıklı değil. Türkiye’nin devrede olduğu ve arabulucu rolünü üstlendiği Türkiye-Afganistan-Pakistan zirveleri sayesinde gelinen durum olumlu  olmakla birlikte, iki ülkenin birbirine olan güveni konusunda halen yeterli seviyede değil. Afganistan’daki Pakistan algısı, hem Afgan hem de Pakistan Taliban’ı liderlerinin Pakistan’da yerleşik olması nedeniyle terörizmin yuvası iken, Pakistan’daki Afganistan algısı ise bölgedeki güvensizliğin ve istikrarsızlığın merkezi şeklindedir.

Bu noktada Afgan halkının korkularına da kulak vermekte fayda var. 2014 sonrasında Afganistan’ın, tıpkı Sovyetler’in çekilişinden sonra olduğu gibi iç savaş ortamını yeniden yaşaması ve Taliban’ın geri gelip başkent Kabil’i alarak yönetimi tekrardan ele geçirmesi korkularını yaşayan Afgan halkının da cevap aradığı önemli bir soru var: Pakistan hâlâ Taliban’ı desteklemeye ve bu desteğini inkar etmeye devam edecek mi? Bu sorunun cevabını bilemeyen ve 2015 itibarıyla işler durumda bir devlete sahip olamama riskinin hesabını yapan Tacik, Özbek ve Hazaralar’ın yeniden silahlanmaya başladığı ve bir zamanlar Ahmed Şah Mesud liderliğinde önce Sovyetler Birliği’ne sonra da Taliban’a karşı mücadele vermiş olan Kuzey İttifakı’nı (Northern Alliance) yeniden bir araya getirdikleri gelen haberler arasında. Zira 2014 sonrası ülke güvenliğinden tamamen sorumlu olacak olan Afgan güvenlik güçlerinin yetersiz kalması durumunda Taliban ile mücadelede savaşa hazır olmak istiyorlar.

Taliban’ın Pozisyonu

Nisan 2014’te yapılacak olan Afgan devlet başkanlığı seçiminden önce Taliban ile mutlaka masaya oturulmuş olması gerekiyor. Çünkü ABD ve NATO ordularının çekileceği tarihi bilen Taliban planlarını gayet tabi buna göre yapıyor olabilir. 2014 sonuna kadar azalan sayıda düşük profilli saldırılar gerçekleştirebilir ve 2014 sonrasında tekrardan geniş çaplı ve etkili bir ayaklanma başlatabilir. Bu çok büyük bir risk ve hem Afganistan hem de ABD yönetimi bunun farkında olmalılar.

Taliban ile görüşmeler konusunda Karzai yönetiminin ziyadesiyle hata yaptığını ve ciddi adımlar atmadığını görüyoruz. Taliban ise belirtli şartlar altında ABD ile görüşmeye yanaşırken bunun önündeki en büyük engel olarak Karzai’yi ve yönetimini gösteriyorlar. Önceki yıl başlayan görüşmelerin olumlu sonuçlanmamasının ardında ise ABD’nin işin ciddiyetini kavrayamamış olması yatıyordu. Dolayısıyla Amerika’nın bu olası görüşmelere çok ciddiyetle hazırlanması bir ön şart. Bu noktada Pakistanlı gazeteci Ahmed Rashid’e kulak vermek lazım. Ahmed Rashid sorunun çözümü için Obama’ya çok açık adım adım izlenmesi gereken bir reçete sunuyor; Avrupalı ülkelerin de desteğini alarak sorunun çözümüne yönelik uzmanlar ve diplomatlardan oluşan bir kadro kur (S.D.: Türkiye bu konuda kesinlikle önemli bir rol üstlenmeli), Taliban ile müzakerelere başla ve sonucu ateşkese kadar götürebileceğin bir yol izle, ve İran ve Pakistan gibi komşu ülkeleri bir araya getirerek gelecekte oluşacak olan barış altındaki Afganistan için bölgesel bir pakt kur.

Başkan Barack Obama’nın değişikliklere gideceğini düşündüğüm yeni Af-Pak ekibi artık bu durumun geri dönüşünün olmadığını bilmeli ve bundan sonra yapılacak hatalarda kaybedilecek canların kanına kendi ellerinin de bulaştığını görmeliler.

 

Salih DOĞAN

Keele Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler doktora öğrencisi

Turgut Özal Üniversitesi Araştırma Görevlisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.