Prof. Dr. Mehmet Bülent Uludağ ile ABD Seçim Sonuçları Üzerine Söyleşi

0
323

Prof. Dr. Mehmet Bülent Uludağ Kimdir?

Lisansını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamlayan Mehmet Bülent Uludağ, yüksek lisans ve doktorasını yine aynı üniversitede “Rusya ve Sovyetler Birliği’nde Gürcüler ve Gürcistan” ile “Avrasya’nın Uluslararası Sisteme Açılmasına Etkileri Yönüyle SSCB ve Sonrası Dönemde Kafkasya’daki Ulusçu-Ayrılıkçı Akımlar” tez konuları ile tamamladı. Araştırma bursu ile doktora sonrasında Kırgızistan Celalabad Ekonomi ve Girişimcilik Üniversitesi’ne giderek saha çalışmalarına katılan Uludağ, İletişim Yayınları-Tarih ve Toplum Dergisi’nce düzenlenen, “1999 ve 2000 Yıllarında Türkiye Üniversitelerinde Tarih Konusunda Yazılmış En İyi Doktora Tezi Yarışması” Jüri Özel Ödülü’nün de sahibi oldu. Uluslararası Örgütler ve Dünya Siyasi Tarihi kitaplarının yazarı Bülent Uludağ, şu anda İzmir Katip Çelebi Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde ders vermektedir.

2016 ABD Başkanlık seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Daha önceki seçimlerle bir kıyaslama yapmak gerekirse ne gibi farklılıklar var?

Amerikan sisteminde gördüğümüz üzere; seçim reklam şirketlerinin kampanyası gibidir. Bizdeki gibi liderler, ideolojiler, fikirler çağdaşlık vb. değil de, o seçim dönemi için pazarlanacak stratejiler belirlenir. Şimdi Obama kampanyasını hatırlayalım.  2008 yılında Obama’nın yürüttüğü çalışmalar Bush’un alt üst ettiği Amerikan imajını düzeltme operasyonuydu. Obama’nın ekibinin reklamcıları biz Amerikan seçmenine bunu önerelim dedi ve ilk dönem için konuşursak bu tuttu fakat ikinci dönem açısından konuşursak tam bir felaket oldu. Cumhuriyetçiler de oturup nasıl bir strateji oluştururuz diye düşündüler. Ancak Obama’nın başarısızlıkları Amerika’yı küçük düşürdü, Amerika’yı değersizleştirdi.

Bush ve Obama’dan Trump’a gelen süreç nasıl işledi?

 Obama, siyah Amerika ile bir nevi Amerika’nın iç barışı diye nitelendirilebilinecek siyahların desteğini, başka beyaz olmayan grupların desteğini örneğin Meksikalılar, Latinler, Çinliler ile birlikte Amerikan potasında buluşturdular. Bu tabi çok net değildir yani Obama seçimi kazanmak için, Amerika’nın farklı renklerini bir araya getirdi. Amerika’nın tarihinde de bir zamanlar köle olan siyahların da başkan olabileceğini gösteren bir reklam kampanyasına dönüştü. Bush’da bu durum tam tersi olmuştu. Bush seçildikten 1 yıl sonraki 11 Eylül saldırıları üzerinden politikalarını oluşturdu.

2. dönemini de yine terörle mücadele üzerinden oturttu. (2004 kampanyası) O saldırılar Amerika’yı o kadar sarsmıştı ki, Amerikalılar bir dönem daha Bush demiştir hem de açık ara farkla kazanarak. Mesela 2000 seçimlerini ise çok zor kazanmıştır. Toplam alınan oylarda da Demokrat aday daha fazla oy almıştır. Florida’da oylar defalarca sayıldı ve bu oylar seçimin sonucunu belirledi. Ama bu terör, 11 Eylül, Afganistan, Irak vs. Bush’un oylarının artmasına sebep oldu ve 2. dönemi çok rahat kazandı.

2008’e gelindiğinde de bozulan Amerikan imajı, Irak’ta nükleer silah üretildiğine dair hiçbir delilin bulunamaması, hukuksuzluk, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde İngiltere başbakanı ile bu işlere ortak girilmesi sonucu bozulan bir imaj vardı. Dünyada, Müslümanlarda, Afrikalılarda, Siyahlarda bozulan bu Amerikan imajını düzeltmek lazımdı ona da Demokratik Parti Stratejisyenleri karar verdi. Algı, bu siyahi başkanı satarsak Amerikan halkı da bunu alır dünya da bunu alır şeklindeydi. İmaj yenileme operasyonuna giriştiler fakat bu Obama adına başarısız oldu. Bu operasyon ilk dönemde tuttu fakat ikinci dönemde ise başarılı olamadı.  Arap Baharı ve Arap Baharı’na olan umursamazlığı,  Putin’in Avrupalıların korkaklığını görmesi ve buna göre hamleler yapması, Batılıların Ukrayna’da büyük hatalar yapması yani renkli devrimlerin çıkmaza girmesi tamamen ABD ve Batılıların güçsüzlüğünü göstermektedir.

Obama ve Trump’ı karşılaştırmak gerekirse bu iki başkanın farklılıkları seçim sonucunu etkilemiş olabilir mi?

Trump,  “Make America Great Again“ diyor.  Great yerine “reliable” yani güvenilir, sözünü tutan bir Amerika lazım. Yani Obama döneminde olan kötü imajın düzeltilmesi gerekir.  Bazılarına göre Obama Ortadoğu’da o kadar umursamaz davrandı ki Osmanlı nazırlarından birisinin deyimiyle “Bu kadar cehalet ancak tahsille olur.” Bu durumu tanımlayan en güzel ifadedir.  Obama’nın terörizmi desteklemesi ve kimseyi umursamaması Trump ve Cumhuriyetçi Senatörlerce eleştirildi ve Obama son dönemlerde ciddiyete alınmayan bir adam haline geldi.  Ben daha önce hiçbir Amerikan Başkanının bu hale düştüğünü hatırlamıyorum.  Belki de birileri zenci imajının aşağılanmasını istediler yani şişirdikleri balonu patlattılar.  Trump, seçimleri imajıyla kazanmadı aslında burada demokratların aday tercihi yanlıştı. Ayrıca Obama nedeniyle yükselen bir siyahi karşıtlığı var bu noktada ise Trump’ı öne süren ve bu projeyi götüren siyasetçiler ve reklamcılar “Biz beyaz Amerika’yı oynamalıyız çünkü Obama nedeniyle oluşan bir tepki var ve bunu kullanmalıyız.” diye düşünmüş olabilirler.

Beyaz Amerika dedikleri Mississippi havzalarından başlayıp California’ya kadar uzanan devasa bir ülkedir. Bu geniş bölge insanı, Klasik Amerika’yı yansıtır yani dünyayı Amerika’dan ibaret zanneden bir Kovboy Amerikası’dır.  Böyle bir Dünya, Musul’da ya da Kuzey Kore’de ne olduğuyla ilgilenmez onun derdi sözünün dinlenmesi ve ciddiye alınmasıdır. Obama’nın tersi bir profil yaratmak gerekirse aslında sadece Amerika’da değil Avrupa’da da yükselen bir İslam karşıtlığı varken bunu değerlendiren bir kampanyaya da Trump gibi bir adam yakışırdı. Yani sorunun cevabı olarak etkilemiştir.

Daha önce de tarihte Trump benzeri bir başkan profili gördük mü?

Evet, ben 1980 seçimlerinde Trump kadar tutucu Ronald Reagan’ı hatırlıyorum. O günlerin koşullarıyla Sovyetlerin Afganistan’ı işgali, İran’da yaşanan ihtilaller, Amerika’nın aşağılanması bütün bunların etkisiyle Reagan gibi sağ muhafazakâr gibi bir tepki ortaya çıktı. Fakat Jimmy Carter’ın güzel idealleri vardı ama onun dönemi Amerika açısından kötü bir dönemdi. Yaşlılık döneminde İran’ı ziyaretinde İranlılar Carter’ın düşündükleri gibi şeytan olmadığını gördüler çünkü Humeyni onu öyle göstermişti.  Belki de Carter’da Amerikalıların İran’da yaptığı hataların farkına varmıştı.

  Bir diktatörü böyle koşulsuzca desteklemek yanlış bir şeydi. En azından onu İngiltere’de ki gibi bir meşruti monarşiye dönmeye ikna edebilirlerdi. Bu İran halkının hayatı pahasına bir diktatörlüktü. Bunlar çökmüş politikalar olarak tarihe geçtiler. Carter’da maalesef geçmişte alınan derslere rağmen aklındakileri uygulama fırsatı bulamadı. Ondan sonra uzunca bir süre Clinton’a kadar sağ Amerika görüyoruz. Trump’ın Reagan’a benzeyen yönleri var ama o dönem Soğuk Savaş’ın çetin bir dönemiydi ve Reagan da tamamen Anti-komünizm üzerine Afganistan’da ve daha birçok yerlerde politikalar oluşturuyordu. Türkiye’deki 12 Eylül darbesi de bundan bağımsız değildir, İran’a karşı başlatılan Irak Savaşı da bundan bağımsız değildir.  Bunların her biri küresel Amerikan politikalarının birer yansımasıdır.

Trump’ın Regan kadar başarılı olacağını düşünüyor musunuz?

Ben buna pek ihtimal vermiyorum. Bunu destekleyen reklam kampanyaları da beyaz karşıtlığını ve İslam karşıtlığını kullanarak destek vermiştir.  Çünkü kampanya profesyonel bir iştir. Bundan sonra gerileyen bir Amerika görüyoruz ve dünyanın da en borçlu ülkelerinden birisidir.  Dünyanın merkez bankası olmasıyla çelişiyor. Azı göstermek ise bu ekonomik çöküşü durduramaz.

Trump’ın düşündüğü şeyler; gümrükleri arttırarak işsizlikle mücadele etmek, Çinlilere gümrük koymak, Meksikalıların başına bela olmaması için de onlara duvar örmek, gerekirse NAFTA’yı da kaldırmak, NATO’yu bitirmek ve Avrupalıların ve Japonların katkılarıyla bunları yapmak. NATO demode olmuştur diyor, demodelikten kastı Amerika’nın liderlik yaptığı bir örgüttür. Trump’ın bildiği ama söylemediği bir şey Amerika’nın askerileşmiş bir ekonomi olmasıdır. Bu yapı elbette bir anda oluşmadı, 2. Dünya Savaşı’ndan beri bu böyledir. Amerikan ekonomisini 1929 bunalımından da İkinci Dünya Savaşı ve savaş harcamaları geliştirmiştir. O masraflarla ekonomi canlanmış ve çarklar dönmeye başlamıştır.

Kamu harcamaları artmış ve işsizlik azalmıştır. Yoksa kara delik gibi ekonomiyi yutan bir girdaptır, 1929 Ekonomik Krizi. Devletin bile çaresiz kaldığı bir dönemdir. Orada New Deal (yeni paylaşım) denen bir hadise vardır.  Yeniden servet dağıtılacak ve bu devletin eliyle olacaktır insanlarda tüketim oluşacak ve o tüketim üretimi pompalayacak böylece çarklar da tersine dönecektir.  Başarılı olan bu hadise İkinci Dünya Savaşı masrafları ve siparişleri ve Amerikan devletinin borçlanma politikası olmasa bunu başaramayacaktı.

Soğuk savaşa neden ihtiyaç duydular? Çünkü bu çarkı sürdürmek gerekiyordu. Milyonlarca insanın işsizliği söz konusuydu. Marshall planı gibi birçok anlaşma söz konusuydu. Türkiye’ye, Yunanistan’a, İran’a Truman Doktrini vardı. Bunlar karşılanmadığı takdirde ise çarklar tersine dönecekti. IMF, Dünya Bankası da bu amaçla kuruldu.  Küresel ölçekte böylesi bir krize müdahale etmemiz gerekir diye düşündüler. Kapitalizmin iki önemli çocuğu olarak doğmuştur IMF ve Merkez Bankası. Dünya bankasının iyi bir polis görüntüsü varken IMF, kötü polisi oynar.  Ama Dünya Bankası krediler açar kalkınmayı amaçlar, ilerleme ve zenginleşmeyi hedef edinir. Fakat Sovyetler Birliği ve sosyalist ekonomiler bunun dışındaydı. İşte Soğuk Savaşın bir sebebi de buydu aslında.

İslamofobi hakkında düşünceleriniz nelerdir ve Trump’ın gelmesi nasıl etkileyecektir?

Trump’ın ekibi islomofobiyi kullanmıştır,  Obama ve siyah karşıtlığını kullandıkları gibi. Ama uygulamalarda sistematik bir islam karşıtlığı oluşturulamaz. Bunlar Amerikan anayasasına aykırıdır. Sistematik bir Arap, Türk, İran karşıtlığı da oluşturulamaz. Ortadoğu’da da yeterince Arap gücü dağıtıldığı için bundan sonraki dönem rehabilitasyon dönemi olabilir.  Çünkü Obama bunu yapamazdı, Obama kaosu oluşturan adam olarak tarihe geçecektir. Kaosa göz yuman ve batının korkaklığını simgeleyen bir adamdır. Bu yüzden Ortadoğu’da bir rehabilitasyon beklenebilir.  Türkiye’deki girişimlerin arkasında da Obama’nın Türkiye’yi kötü bir şekilde yönetmek isteyen bir ekibi vardır. Batılılar zaten her zaman Obama ve Amerika’nın arkasına sığınırlar ama bu da fiyaskoyla sonuçlanınca bu ekibin miadı dolmuştur. Musul’da DAEŞ’te her birinin arkasında kuşkular vardır. En önemlisi de İsrail’in hatırına bunların Mısır ve Türkiye’de darbeye olan etkileridir. Bunlar da Obama’nın en büyük hatalarındandır.  Amerikan tarihinde utanç verici bir başkan olarak anılacaktır. Onun adına karar veren ekibinde oluşturduğu manzara ortadadır.

Küresel ölçekte düşünüldüğünde, Rusya açısından Trump’ın kazanmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Soğuk Savaş döneminde dahi Amerika, Rusya ile karşı karşıya gelmek istememişlerdir. Bu dönemde dahi Rusya ile zıtlaşmak istememeleri tamamen Batılıların güçsüzlüğünü gösterir.  Putin’in amacı Slav İmparotorluğunu ve Orta Asya’yı da yanına alarak yeniden bir Avrasya İmparatorluğu ya da bir örgüt şeklinde kurmaktır. Putin bu çerçevede silahlanma ve savaş politikalarınıda her zaman Avrupalıların önüne getirecektir, artık batının korkaklığını görmüştür. Trump da bunları göz önüne alarak ihtiyatlı bir politika izliyor olacaktır. Ukrayna, Amerika’ya bu kadar umut bağlamanın acısını çekiyor. Bu belki Ukrayna’da batı karşıtlığını da oluşturur. Rusların tekrar bu ülkede kontrol sağlamak istemesini bile doğurabilir. Avrupalılar Ukrayna’nın Ruslarla savaşını düşünemiyor bile. Böyle bir savaş Avrupa’ya en az 5 milyon mülteci getirir. Zaten Suriye, Irak ve Pakistan’dan gelen mültecilerin durumu ortadadır. Bu yüzden tam bir açmaz içindedir. Rusya’ya bir enerji bağlılığı vardır, Putin bunu da sonuna kadar kullanacaktır.

Trump ekibi bu avantajlı durumu gördüğü için Putin’le böyle bir zıtlaşmaya girmeyecektir.  Zaten masrafları azaltıp Amerika halkına 25 milyon kişiye iş bulma vaadinde bulundu. Bu sözleri tutması Avrupalılara, Meksiklalılara, Çinlilere duvar örerek olur, Ruslarla anlaşıp bazı savunma harcamalarını kısarak olur. Rastgele Ortadoğu’da Afganistan’da gelişigüzel para saçmamakla olur.

Peki bu bağlamda, Trump’ın ‘Make America Great Again’ sloganına geri dönecek olursak sizce bu söylem ile savunmaya çalıştığı politika nedir?

Trump bunu ekonomiye ve işsizliğe çare bulmak olarak nitelendiriyor.  Maceracı bir Amerika değil, içeride işsizliğin azaldığı, istikrarın arttığı bir Amerika olarak görüyor. Great olarak nitelendirdiği budur. Eskisi gibi emperyal politikalar üretmek kolay değildir. Çinlilere kapıyı kapama düşüncesi de hoş değildir.  Çin’deki gibi ucuz üretim Amerika’da olabilir mi? Bunun bedeli Amerika’ya enflasyon olur. Çin’e giden Amerika sermayesini geri getirmektir asıl mesele. Çin nasıl dünya merkezinin merkezi oldu? Ucuz iş gücü ve ucuz enerji. Buraya birçok devlet Asya, Avrupalılar da girmeye çalıştı. Amerika’nın avantajlı olduğu sektörler uçak sanayi ve yüksek teknolojidir. Trump bu noktada diyor ki harcamaları kısarak kamuyu ayıracağım, yeni yatırım ve inşaat alanları geliştireceğim, enerji dar boğazını aşacağım, Ortadoğu’ya enerji bağımlılığını azaltacağım. Bunları savunarak kendi yandaşı Amerika’nın orta batı bölgelerindeki beyaz kitleleri desteklemek istiyor.

Biraz da diğer başkan adayına bakacak olursak Clinton’ın savunduğu politikalar nelerdir, nerelerde yanlış yaptı?

Clinton kampanyasındaki hatalı noktalar; Obama fiyaskosunu görmezden gelen bir şekilde ortaya çıktı. Sırf kadın olduğu için bazı şeylerin görmezden gelineceğini zannetti.  Yani ilk kadın başkan olmanın avantajlarını kullanmaya çalıştı. Fakat unuttuğu bir şey var; kadın Batı uygarlığında önemlidir ama Amerikan uygarlığında öyle zannedildiği kadar önemli değildir. Amerikalılar kendilerini Trump’ın maço tavırlarında hissederler. Brezilya’da da, Arjantin’de de, Avrupa’da da kadın bakanlar mevcuttur.  Oralar dahi Avrupa’nın kültürel olarak biçimlendiği yerlerdir.

Bundan ötürü kadının önemi, Hristiyan geleneği Avrupa’ya özgüdür.  Bu hatalı bir stratejiydi. Orada bir de Demokrat Parti ekibinin hatalı aday seçimi vardır. Trump’ı göğüsleyecek bir aday mevcut değildi.  Trump hiçbir özelliği ile kazanmadı, mevcuta tepki olarak oylar onda toplandı. Hillary’nin çıkmazı; Amerika toplumunda kadın önemlidir fakat kadınların birbirleri ile rekabeti erkeklerle olan rekabetinden çok daha fazladır. Feminizmin ana vatanı Amerika değil Avrupa’ydı yani bu hatalı bir stratejiydi.  Birde isim olarak Amerikan halkı hanedanı sevmez. Kennedy ailesi ve Bush vardı fakat onların durumları farklıydı. Oğul Bush Amerikan imajını yerle bir etmiştir fakat baba Bush başarılıydı. Bush’u yükselten Irak başarısıydı. Obama bile 2012’de bundan yararlanmıştır.

Obama döneminde YPG’ye, PYD’ye silah yardımı yapan bir Amerika vardı ve Obama Fetullah Gülen’in iadesi konusunda isteksizdi. Trump terör örgütlerine yardım politikası konusunda nasıl bir yol izler?

IŞİD olayını çözebilirlerse ve Irak’ta sünni-şii rehabilitasyonunu sağlayabilirlerse YPG’ye gerek kalmayacaktır. YPG Suriye içerisinde siyasal bir güç olacaktır, silahlı gücü olmayacaktır. IŞİD olayının çözülmesi aynı zamanda Suriye krizine de ışık tutacaktır. Orada da seçimler gündemdeydi. Bunun çözülmesinin yöntemi konusunda anlaşmazlık ortaya çıkıyor. Yani Rusların Esad’da ısrarının sebebi de budur, farklı bir alternatif bulamamışlardır. Çünkü Suriye’de kaybeden olarak anılmak istemiyorlar. Trump’ın söylemi ne olursa olsun, islamofobi altındaki söylemleri devam ederse IŞİD ile mücadele edemezler. Trump, IŞİD’in Obama’nın orada çıkardığı sahte bir örgüt olduğunu ileri sürüyor. Burada çok kısa bir sürede IŞİD’in çöküşünü görebiliriz.

Obama’nın dahi bu tiyatroda sahte bir figüran olduğunu düşünüyorum. Bir kaos senaryosunda Obama ve IŞİD hesapta birbirlerinin anti-tezleriydi. Ama aslında ikisi de senaryonun bir parçasıydı. Obama’nın da miadı dolmuştu, hatalı olan bu kaos üzerine sırf kadın olduğu için Clinton’ın seçilebileceğini düşünmekti. Amerikan halkı bu tür şeylerden hoşlanmazlar. Ronald Reagan’ın bir siyasi başarısı ve etkili bir siyasi geçmişi vardı. Fakat Clinton’ın böyle bir başarısı mevcut değildir.

IŞİD’e karşı İran, Rusya ve Suriye birlik içerisindeler. Burada Amerika ile yeni bir kutuplaşma mümkün olabilir mi?

Kutuplaşma olmaz, eğer olursa da Trump bu kaosun bir an önce bitmesini isteyecektir. Obama yönetimin komplosuyla oluşmuştur.  Ama belki komployu oluşturmak senaryonun bir parçası olduğu gibi çözmek de senaryonun bir parçasıdır.  Her biri de İsrail’in güvenliği için yapılacaktır, kaos da İsrail’in güvenliği içindir.  Türkiye’deki darbe dahil İsrail’in güvenliği içindir. Rusya dışişleri bakanı açık bir şekilde Suriye için Batılılarla savaşa girmeyiz dedi. Şuan orada Esad’ın kalması Türkiye’nin de lehinedir. Amerika, Ortadoğu’da kaosu devam ettirmek için bir çok ülkeyi bu oyuna dahil etti. Trump da oyunun devamı olarak kaosu bitiren adam rolündedir.

Peki son olarak, Türkiye’deki sistem tartışmaları açısından değerlendirecek olursak, bu seçimin sürecini ve sonuçlarını göz önüne bulundurduğumuzda yorumunuz nedir? 

Türkiye açısından değerlendirecek olursak; bizdeki başkanlık sistemi tartışmaları gündemdedir. Trump ve Clinton kendi içlerinde ince bir rekabet yaptılar fakat Türkiye’de durum böyle olmayacaktır. Seçimler sonrasında birbirlerini tebrik etmeleri dahi güzel bir hareketti. Bu centilmence davranışı Türkiye’de de görmek istiyorum. Başkanlık sistemini gözü kapalı savunmamak gerekir çünkü Türkiye de bir Amerika değildir. Türkiye’ye şu yönde faydalı olur; koalisyon olmaz ve hükümet istikrarı olur. İcra gücü kuvvetli olur. Onun dışında Amerikan sistemi Türkiye’den farklıdır.

 Merziye GÖK – Yunus KARAYAMA

 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi TUİÇ Temsilcisi

Editör: Aslınaz İLHAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here