“Uluslararası İlişkilerde Kuzeydoğu Asya”

0
626

USAK Asya-Pasifik Araştırmaları Masası Başkanı Doç. Dr. Selçuk Çolakoğlu tarafından kaleme alınan bu kitap uluslararası ilişkiler alanında oldukça ihmal edilen bir konu olan Asya çalışmaları ile ilgili Türkçe literatür boşluğunu bir nebze olsun doldurmak amaçlı yazılmıştır.

Asya’nın yükselişi 1960’larda Japonya’nın hızlı kalkınmasıyla başlamış, kalkınmayı 1980’li yıllarda dört Asya kaplanının ortaya çıkışı takip etmiş ve son olarak 1990’lı yıllarda Çin ve ASEAN ülkeleri dünya ekonomisinde kendilerini göstermeye başlamışlardır. Asya ülkelerinin başarılı ekonomik kalkınma modelleri uygulaması paralel olarak uluslararası ilişkilerde Atlantik havzasında olan güç merkezinin Pasifik havzasına kaymasına yol açmıştır. Kuzeydoğu Asya’da yer alan Japonya, Çin, Güney Kore ve Tayvan gibi dünyanın en büyük ekonomileri, bu bölgeyi sadece Asya açısından değil, tüm dünyanın ilgilendiren bir cazibe merkezi haline getirmiştir.

Kitap beş ana bölümden oluşmaktadır. Yazar, Uluslararası İlişkilerde Asya çalışmalarından başlayıp soğuk savaş döneminde Kuzeydoğu Asya’ya, Kuzeydoğu Asya bölge sisteminden orta ölçekli güçler olan Kuzey Kore, Güney Kore ve Tayvan’ı da ele alarak genel bir değerlendirme yapıp kitabını sonlandırmıştır.

“Uluslararası İlişkilerde Asya Çalışmaları” adlı birinci bölümde yazarımız; Soğuk Savaş dönemi üzerinde yoğunlaşmış ve sonrasında çözülemeyen sorunları ele almıştır. Savaş sonrasında Kuzey Kore’deki sosyalist rejimin geliştirmekte olduğu nükleer silahlar, Güney Kore, ABD ve Japonya tarafından bir tehdit olarak algılamaktaydı. Bu yüzden bu üç ülke Kuzey Kore ile hala diplomatik ilişki kurmamışlardır. Tayvan’ın Çin ile birleşmesi veya birleşmeyip bağımsızlığını ilan etmesi bir diğer önemli sorundur. Tayvan’ın geleceğine ilişkin farklı politikalar Çin ve ABD arasında gerginliğe yol açmakla kalmayıp çıkabilecek gerginlik bölgeye doğrudan yansıyacaktır. Bu yüzden Japonya ve Güney Kore’deki Amerikan üslerinin sadece Kuzey Kore’ye karşı olmadığının Çin hükümeti farkındadır. Son olarak,2.Dünya Savaşı’nda beri çözülemeyen Rusya ve Japonya arasındaki Kuril Adaları sorunu çözüme kavuşturulmadan Moskova ve Tokyo arasındaki ilişkilerin sağlık bir zemine oturması mümkün gözükmemektedir. Buna ek olarak, Güney Kore ve Japonya’nın Takeshima/Dokdo, Tayvan ile Çin’in Senkaku/Diaoyu adaları sorunu vardır. Uzun vadede ortaya çıkacak bunalım alanları ise 2.Dünya Savaşı öncesi sömürgeci geçmişsinden dolayı Japon aleyhtarlığının Çin ve Kore kamuoylarında bulunmasıdır. Uzun dönemde Çin ve Kore’nin en çok çekindikleri ülke Japonya’dır. Sonuçta ABD, Çin, Japonya ve Rusya gibi büyük güçlerin rekabetleri ve birbirlerine karşı geliştirdikleri politikalar geçmişte olduğun gibi gelecekte de uluslararası ilişkiler açısından önemli olacaktır.

“Soğuk Savaş Döneminde Kuzeydoğu Asya” başlıklı bölüm ile Soğuk Savaş döneminde ülkeler arası ilişkilere değinilmiştir. Bu ilişkileri yönlendiren en önemli olaylar ise Kore Savaşı ve KMT(Milliyetçi Parti)-ÇKP (Komünist Partisi)Savaşı’dır. 1910-1945 yılları arasında ağır bir şekilde Japon işgaline maruz kalan Kore, Japonya’nın kesin hezimeti ile bağımsızlığını ilan etse de bütünlüğünü kaybetmiştir. Ortaya Güney’i ABD’nin, Kuzey’i Sovyetler Birliği’nin vesayetinde iki bağımsız Kore Devleti çıkmıştır. Daha sonra ABD ve Sovyetler Birliği bölgeden desteğini çekmiş, Kore Devletleri kendi istedikleri koşullarda birleşmeyi isterken kimin nasıl başlattığı halen tartışmalı olan 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı ile bölünmüşlük kalıcı hale gelmiştir. Savaş sırasında her iki tarafta çok ağır kayıplar vermiştir.1990 yılına kadar Pyongyang, diğer Kore devletinin varlığını tanımaya yanaşmasa da, Kuzey Kore’nin müttefikinin geri çekilmesi üzerine Güney Kore’nin varlığını tanımak durumunda kalmıştır. Bu iki Kore Devleti 1991’te eş zamanlı olarak BM’ye üye olmayı kabul etmiştir. Bu koşullar altında Uzlaşma, Saldırmazlık ve İşbirliği Mübadelesi Anlaşması Aralık 1991’de iki Kore arasında imzalanmıştır. Diğer bir önemli savaşa kısaca değinecek olursak; milliyetçilerin komünist kuvvetlere karşı kaybedip Tayvan adasına sığınmasından sonra 1991 yılında aldığı bir kararla Çin ile eşit şartlarda birleşme tezini ortaya atmıştır. Böylece, Soğuk Savaş sonrası dönemde Çin ile Tayvan arasındaki ilişkiler olumlu yönde yeni bir aşamaya girmiştir.

“Kuzeydoğu Asya Bölge Sistemi” adlı kısımda dört büyük gücün ulusal çıkarlarının kesiştiği bir yer olan Kore Yarımadasını ele alınmaktadır. ABD’yi hegemon güç, Japonya’yı eski sömürgeci, Çin’i yükselen güç ve Rusya’yı eski süper güç olarak adlandıran yazarımız, ülkelerin ayrı ayrı çıkarlarını ele almıştır. Hegemon güç olan ABD ilk zamanlarda hem Kuzey Kore hem de Güney Kore’ye yakınlaşma politikası izleyip Çin ve Japonya ile işbirliği kurmayı düşünürken Kuzey Kore’nin nükleer silah yapımına öncelik vermesi ABD’nin ilgisini çekerek tereddütlerini arttırmıştır. Bunun üzerine Güney Kore Cumhurbaşkanı Kim Dae-Jung bölgesel yapılanma adı altında 1999 Aralık ayında Manila’da toplanan ASEAN zirvesinde ABD’nin içinde bulunmadığı Çin, Japonya ve Güney Kore’den müteşekkil bir Doğu Asya grubunun oluşturulmasını teklif etmesi ABD’nin soğuk karşılamasına sebep olmuştur. Diğer taraftan olası Kore birleşimi, ABD‘yi bölgeden üslerini çekmek zorunda kılacağı ve Kore’nin Çin, Japonya veya Rusya’nın etkisi altına girebilmesi ihtimali ABD için mevcut statükoyu değiştirecek ve uluslararası çıkarları açısından bir tehlike arz edecektir. Diğer bir yandan ABD ile bölge üzerinde ortak çıkarlara sahip olan Japonya için Kore birleşimi çok önemli olsa da Tokyo perde arkasında kalmayı tercih ederek, uzlaşmacı bir politika izlemeye devam edecektir. Japonya bölgedeki köklü değişim sürecine hazır değildir. Yükselen güç olan Çin’in bölge politikasını ele alacak olursak; Sovyetler Birliği’nin dağılması, Kuzey Kore açısından Çin’i vazgeçilmez bir müttefik yapmıştır. Bunun üzerine birde Güney Kore’yi diplomatik olarak tanıması Çin’i Kore konusunda kilit duruma getirmiştir. Fakat Çin’in Korelerin birleşme konusundaki çekinceleri gün geçtikçe artmaktadır. Birleşik Kore’de Çin karşıtı güçlü bir muhalefetin oluşmasını ve olası ABD-Güney Kore askeri ittifakını kendisini aleyhinde görmektedir. Son olarak eski süper güç olan Rusya’nın 1990 sonrası Kore politikası üç dönemde incelenebilir; Seul merkezli tek Kore politikası, Korelerle daha dengeli ilişkiler kurma arayışı ve Moskova-Pyongyang ilişkilerinin normalleşmesi. Kuzeydoğu Asya bölge sistemi ve bölgesel dengeleri özetleyecek olursak; Japonya, Çin ve Güney Kore’nin ekonomileri artarken, Sovyetler Birliği dağılmış, Rusya ve Kuzey Kore’nin ekonomileri düşmüştür. Kuzey Kore ve Çin’in silahlanma çabalarına karşı Washington, Seul ve Tokyo’da diplomatik hareketlilik artmıştır. Bugün Japonya, ABD ve Güney Kore’nin çıkarları karşılıklı ticari bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

“Orta Ölçekli Güçler” başlıklı dördüncü bölümde;2.Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında ortaya çıkan Soğuk Savaş şartlarında bölünen Kore Yarımadası, benzer koşullarda bölünmüş Kuzey-Güney Vietnam, Doğu-Batı Almanya ve Kuzey-Güney Yemen gibi birleşememiştir. 1950’li ve 1960’lı yıllarda iyi iç siyasi örgütlenme, caydırıcı bir askeri kapasiteye ve hızlı iktisadi kalkınmaya bağlı olarak Kuzey Kore’nin kendine güveni hızla artarken,1970’li yıllarda denge tam tersine dönmeye başlamış ve Güney Kore ekonomisi hızla kalkınmaya başlamıştır.1990’ların başında Sovyet Birliği’nin dağılıp Pyongyang’ın daima destek gördüğü sosyalist bloğun çökmesiyle Güney, Kuzey’e karşı kapatılması çok zor bir üstlük sağlamıştır. Kuzey ve Güney ikili ilişkilerdeki öncelikleri farklı noktalarda bulunmaktadır. Kuzey Koreliler için Amerikan askeri varlığı ve ABD-Güney Kore ortak tatbikatları, Güney Koreliler için nükleer silahlar ili Kuzey’in sosyo-politik yapısı endişe kaynağıdır. Bu yüzden Kuzey Kore ve Güney Kore arasında son yıllarda gerçekleşen sadece birkaç günlük parçalanmış aile buluşmaları dışında yarım asır içerisinde toplumlararası hiç bir temas olmamıştır. Soğuk Savaş sırasındaki ideolojik kutuplaşmanın sonucunda nispeten eşit iki parçaya bölünen ülkelerden bu noktada Tayvan’ı ayırmak gerekir. Tayvan-Çin bölünmesinde nüfus ve toprak yönünden pek dengeli bir dağılım söz konusu değildir. Çin iki düşman rejime bölünmekten ziyade, Tayvan adası farklı bir rejim adı altında Çin anakarasından kopmuştur. Çin’in Hong Kong, Macao ve Tayvan için teklif ettiği “tek devlet, iki sistem” modelini Tayvan kabul edilebilir bulmamış bunun yerine ÇHC’deki komünist rejimin öncelikli olarak tasfiye edilerek demokrasiye geçirilmesi ve sonrasında Çin-Tayvan birleşmesinin gerçekleştirilmesi çerçevesinde bir model ortaya koymuştur.

“Kuzeydoğu Asya Üzerine Genel Bir Değerlendirme” yazarımız son bölümü Kuzeydoğu Asya bölgesinin dünya bölgelerini büyük ölçüde yansıtmasıyla bağdaştırmaktadır. Bölge sistemine dört büyük güç çelişen karmaşık çıkar ilişkileriyle yön vermektedir. Dünyanın gidişatına yön verebilecek beş büyük devletten AB (Almanya-Fransa) dışındaki dördü bu bölgede yer almaktadır. BM Konseyi’nin beş daimi üyesinin üçü (ABD, Rusya, Çin) bölge ülkesidir. Dünyanın en zengin ülkelerinden oluşan G-8’in üç üyesi (ABD, Japonya, Rusya) yine bölge gücüdür. Bunun dışına kalan bölge ülkeleri (Kuzey Kore hariç) büyük ekonomilere sahiptirler. Bu yüzden Kuzeydoğu Asya bölge sistemi dünya sistemini doğrudan etkilemektedir. Son olarak bölgesel büyük güçler arasındaki dengeyi yakından ilgilendiren iki büyük sorun olan; Tayvan ve Kore sorunu için bölgesel ve uluslararası dengeler Kore Yarımadası’nda ve Tayvan’da statükonun devamından yana gözükmektedir.

Bu kitap, Kuzeydoğu Asya bölge sistemi en ince ayrıntısına kadar ele alarak, Türkiye’nin gözüyle bölgeye bakışı sağlamıştır. Eser alanında Türkiye’nin öncü çalışmalarından biri olmaya adaydır.

 

Hilal Nur Haldan

Bahçeşehir Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler 1.Sınıf Öğrencisi

 

Selçuk Çolakoğlu

Uluslararası İlişkilerde Kuzeydoğu Asya

USAK, Haziran 2009

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.