Rehine Krizi ve Filistin Meselesi

0
72

İsrail’in Lübnan’a karşı düzenlediği operasyon esnasında 2006 yılında Hamas tarafından kaçırılan ve o günden bu yana Gazze Şeridi’nde kontrolü elinde tutan Hamas’ın elinde rehine konumunda bulunan 25 yaşındaki İsrailli onbaşı Gilad Şalit’in statüsü ve geleceği, birbirlerinin varlığını dahi tanımayan iki aktörün dolaylı da olsa görüşmelerde bulunmasına neden olmuştur. Bahsettiğimiz bu iki aktör İsrail ve Hamas’tan başkası değildir. İsrail Devleti, “teröristlerle pazarlık yapılmaz” diyerek yıllardan bu yana ertelediği takas antlaşmasına ilişkin Hamas ile dolaylı yoldan da olsa görüşmeye sıcak bakarak önemli bir tabuyu yıkarken, İsrail’i yok etme hedefiyle yola çıkmış olan Hamas masada da birtakım kazançlar elde edilebileceğini görmüştür. Takas antlaşmasına göre, Gilad Şalit İsrail’e iade edilecek, buna karşılık İsrail hapishanelerinde yatmakta olan ve 300’den fazlası ömür boyu hapis cezası almış bulunan 1027 Filistinli mahkum da birtakım kısıtlamalar dahilinde de olsa salıverilecektir.

İsrail, Hamas’ın varlığını kabul etmek istememesine ve Şalit’in hayatını kurtarma yolunda bu örgütle hiçbir şekilde temasa geçmek istememesine karşın, bağımsızlığını kazandığı 1948 yılından bu yana birçok kez Filistinli örgütler ve aktörler ile dolaylı olarak görüşmelerde bulunmuş ve bu görüşmeler neticesinde 4’ü ölü olmak üzere 23 İsrail vatandaşının kendi topraklarına iade edilmesini sağlamıştır. Bu görüşmeler esnasında da yaklaşık 7 bin Filistinli mahkumun da antlaşmalar dahilinde serbest bırakıldığını görüyoruz. Bu nedenle geçtiğimiz günlerde İsrail ile Hamas arasında Gilad Şalit merkezli olmak üzere imzalanan takas antlaşmasının bir ilk olmadığını ve muhtemelen son da olmayacağını söyleyebiliriz. Nitekim Filistin Sorunu devam ettiği ve taraflar birbirlerinin varlığına karşı durmaya devam ettiği sürece benzer sorunlar yaşanmaya devam edecektir. Zira Filistinli grupların, İsrail’i siyasal ve sosyal açıdan yıpratabilme yönünde elinde bulundurduğu en önemli silahlardan birinin kaçırma ya da rehin alma eylemleri olduğu son antlaşma nezdinde bir kez daha ortaya çıkmıştır. 1 İsrailli askerin hayatına karşılık çoğu operasyonel anlamda önemli görevler üstlenmiş ve üstlenebilecek 1027 adet Filistinli eylemcinin serbest bırakılmasının sağlanması, özellikle Hamas ve benzeri örgütler bağlamında ciddi bir memnuniyet yaratmıştır. Bu memnuniyet ve başarı, önümüzdeki dönemde rehin alma olaylarının artarak devam edebileceğini de gösteren önemli bir eşik olma niteliğine sahiptir.

Filistin Sorunu bağlamında hiçbir ödün vermeyen ve bu nedenle başta Ortadoğu’daki en önemli müttefiki Türkiye olmak üzere birçok ülkenin sempatisini kaybeden İsrail, bu tavrıyla ABD Yönetimi’nin de tepkisini çekmektedir. Filistin Sorunu bağlamında bu denli ketum bir tavır sergileyen İsrail’in rehin olarak tutulan bir askerinin hayatını kurtarma yolunda bu denli geç kalmış olması da, İsrail hükümetinin tutumunun ne denli katı olduğunu net bir şekilde göstermektedir. İsrail, Hamas tarafından rehin alınmış olan Gilad Şalit’in hayatını kurtarmak için uzun bir süre bu örgüt ile temas kurmayı reddetmiş ve sorunu Gazze’ye operasyonlar düzenleyerek ya da güvenlik odaklı politikalar yürüterek çözmeyi denemiştir. Ne var ki, bu çabalar sonuç vermemiş ve başta Şalit Ailesi olmak üzere birçok İsrail vatandaşı, İsrail Hükümeti’nin tutumunun yanlış olduğunu kaydederek toplumsal bir travmanın yayılmasına öncülük etmişlerdir. Benjamin Netanyahu’nun liderliğindeki aşırı milliyetçi İsrail Hükümeti, çözümünü uzun bir süre boyunca ertelediği Şalit Krizi’ni, toplumsal muhalefeti azaltabilmek ve bağımsızlığını BM’ye kabul ettirebilmek için geniş çaplı bir propaganda faaliyetine girişmiş Filistin Yönetimi’ni sıkıştırabilmek için kullanmaya karar vermiştir. Nitekim takas antlaşmasının zamanlamasına bakıldığında Batı Şeria merkezli Filistin Otoritesi’nin başta BM olmak üzere uluslararası camiada prestijinin ve desteğinin arttığı, Filistin içerisindeki aşırılıkçı grupların etkinliğinin azaldığı ve Arap Baharı bağlamında Ortadoğu’nun ciddi bir siyasal dönüşümün eşiğinde olduğu bir konjonktürde gerçekleştiği görülür. İsrail, Hamas ile dolaylı olarak görüşmeyi ve toplum nezdinde huzursuzluğa neden olan bir sorunun çözümü için ödün vermeyi de göze alarak stratejik öneme haiz bir karar vermiştir. İsrail, takas antlaşmasının oluşumu noktasında, Mısır gibi son dönemlerde sorun yaşadığı bir ülkeyi de arabulucu olarak kullanarak, iktidar değişimi sonrasında dahi, bu ülke ile Camp David zemininde olgunlaşmış olan ikili ilişkileri sürdürmek istediğini de göstermiştir. İsrail, Arap Baharı dalgası kapsamında yaşanan yönetim değişikliği neticesinde İslami hassasiyetleri artan ve İsrail ile ilişkilerin, özellikle de Camp David Antlaşması’nın yeniden ele alınmasını isteyen Mısır halkına da Filistin Sorunu odaklı olumlu bir mesaj vermeyi ummuştur.

İsrail ile Hamas arasında imzalanan takas antlaşması bağlamında İsrail’in ulaşmak istediği bir diğer amaç da, ülke içerisindeki sosyo-ekonomik ve toplumsal huzursuzluğu biraz olsun dindirebilmek ve hükümet karşıtı eylemleri durdurabilmektir. Zira İsrail Hükümeti’nin izlediği ekonomi politikaları sonucu işsizlik ciddi bir şekilde artarken, fiyatlar genel seviyesi de yükselmiştir. Bunun yanı sıra, ülkeye devam eden göçlerin yarattığı sosyo-kültürel çatışma ortamı neticesinde, din eksenli olarak birlik sağlamaya çalışan İsrail toplumunun bölünmeye başladığını görüyoruz. Merkez partilerinin zayıflamasına koşut olarak radikal eğilimli partilerin güçlenmesi bunun bir göstergesidir. İsrail Hükümeti’nin izlediği dış politika neticesinde Türkiye gibi bir müttefiki kaybetme noktasına gelmesi ve Arap Baharı’nın etkinliğini sürdürdüğü bir coğrafyada giderek yalnızlaşması da bu ülke vatandaşlarının huzursuzluğunu arttırmaktadır. İşte bu noktada, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun önemli bir karara imza attığını ve İsrail toplumunun sempatisini ve desteğini kazanabilmek için Gilad Şalit’in iadesini sağlayacak takas antlaşmasını kabul ettiğini görüyoruz.

Takas antlaşmasını diğer aktörler bağlamında değerlendirdiğimizde Filistin iç siyaseti bağlamında birtakım yansımalarının olabileceğini görebiliyoruz. Filistin’in meşru otoritesi konumundaki Batı Şeria merkezli Mahmud Abbas Yönetimi’nin son dönemde Filistin’in bağımsızlığının BM tarafından kabul edilebilmesi eksenli olarak sürdürdüğü propaganda çalışmaları neticesinde hem Filistin içerisinde hem de uluslararası arenada prestijinin artması, Gazze’de kontrolü elde bulunduran Hamas’ın ikinci plana düşmesini de beraberinde getirmişti. Filistin topraklarındaki siyasal kontrolün El Fetih-Hamas dengesine dayandığı göz önünde bulundurulduğunda, Hamas’ın İsrail’e karşı takas antlaşması bağlamında elde ettiği başarının hem Filistin içerisinde hem de uluslararası arenada Hamas’ın gücünü ve prestijini arttırdığı söylenebilir. Nitekim Hamas’ın elde ettiği bu başarı sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’da ve Ortadoğu’nun genelinde de sempati ile karşılanmıştır. İsrail, yaptığı bu hamle ile son dönemde bağımsızlık temelli olarak Filistin içerisinde oluşan siyasal konsensüs ortamını da bozmak istemişir. Takas antlaşması, antlaşma bağlamında Hamas ile İsrail arasındaki müzakerelerde arabulucu olarak rol oynayan Mısır için de birtakım sonuçlar doğurmaktadır. Her şeyden önce, Mısır, bu antlaşma bağlamında oynadığı rol ile Arap Baharı’nın kendi üzerinde yarattığı sarsıcı etkinliğe rağmen Ortadoğu bölgesinde hala çok önemli bir güç olduğunu göstermiştir. Bunun yanı sıra Mısır, Mübarek’in devrilmesinin ardından pek iyi geçinemediği İsrail’e, özellikle Filistin üzerinde, ne kadar etkin bir güç olduğunu kanıtlamıştır.

İsrail-Hamas arasında gerçekleştirilen doğrudan görüşmelerde kolaylaştırıcı birer aktör olarak rol oynayan Almanya ve Fransa, AB’nin Ortadoğu eksenindeki genel etkisizliğine karşın, bireysel olarak bu bölge ile çok yakından ilgili olduklarını kanıtlamışlardır. Nitekim İsrail Başbakanı Netanyahu da bu iki ülkeye özellikle teşekkür etmiştir. Tabii, Netanyahu’nun bu tutumunun arkasında son dönemde Ortadoğu’daki siyasal etkinliğini arttıran ve Arap Baharı nezdinde model bir ülke olarak sunulan Türkiye’ye mesaj verme kaygısı da yatmaktadır. Netanyahu Türkiye’nin Ortadoğu’da etkin bir ülke olmadığını gösterme çabası içerisine girmesine karşın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in Türkiye’yi insani değerleri dış politik çıkarların önüne koyan ve takas antlaşmasının olumlu bir şekilde sonuçlanmasını sağlayan en önemli güçlerden biri olarak övmesi İsrail’deki kafa karışıklığını göstermektedir. Şimon Peres’in bu açıklamasının ardında Türkiye-İsrail İlişkileri’nin yeniden müttefiklik seviyesine ulaştırılması isteğinin yattığı açık bir gerçekliktir. Peres, tecrübeli bir devlet adamından beklenecek bir zihniyet içerisinde hareket ederek söylem bazında da olsa Türkiye’ye sıcak yaklaşmakta ve İsrail-Türkiye bağlantısının yeniden kurulmasına çabalamaktadır. Netanyahu’nun Türkiye’ye karşı olan olumsuz tutumunun arkasında liderliğini yaptığı ve Dışişleri Bakanı Lieberman’ın şahsiyetinde vücut bulan aşırı milliyetçi ve Türkiye karşıtı koalisyonu ayakta tutabilme çabası yatmaktadır. Lieberman’ın Hamas ile imzalanan takas antlaşmasına da karşı çıktığı düşünüldüğünde Benjamin Netanyahu’nun pozisyonunun ne kadar zor olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

İsrail ile Hamas arasında imzalanan takas antlaşması, tarafların istenildiği an ortak çıkarlar bağlamında anlaşabileceğini göstermesi açısından önemlidir. Ancak bu antlaşmanın kısa vadede Filistin Sorunu’nun çözümü noktasında herhangi bir etkisinin bulunması beklenmemelidir. Antlaşmanın Hamas açısından yarattığı meşruiyet, Filistin içerisindeki dengelerin yeniden oluşmasına da sebebiyet verebilir. Takas antlaşması, Mısır’ın Filistin Sorunu bağlamındaki önemini yeniden gözler önüne sermiştir. Antlaşmanın oluşumuna dolaylı olarak da olsa etki etmiş olan Türkiye ise bu defa perdenin arkasında kalmayı tercih etmiştir.

 

Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Giresun Üniversitesi İİBF

Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.