Seçimler Üzerine

0
58

Türkiye bir genel seçimi daha geride bıraktı. 2002’de tek başına iktidar olan AKP, 2011 seçimlerinde de oylarını arttırarak(%49,9) tek başına iktidar oldu. Meclis bu dönemde de dört partiden oluşacak: AKP(326 mv), CHP(135mv), MHP(53mv) ve BDP(36mv). 2011 genel seçimlerinde bazı sürpriz sonuçlar ortaya çıktı. AKP 2007’ye göre daha fazla oy almasına rağmen daha az milletvekili çıkardı. Bunun nedeni de seçimin bir başka sürprizi olan bağımsızların 36 vekil çıkarmasıdır. BDP adayları seçimlere parti olarak değil de ayrı ayrı bağımsız olarak girince bu sonuçlarla karşı karşıya kaldık.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 3. Kez ezici çoğunlukla tek başına iktidar oldu. Bu sonuç bizlere şunu gösterdi: Türk milleti artık lidere oy veriyor. Karşısında kendine hitap edecek ve yüreğini okşayacak sözler sarf eden bir lider istiyor. Söyledikleri doğru ya da yanlış, vaatleri gerçekçi ya da değil, icraatları iyi ya da kötü; halk buna bakmıyor artık ve tıpkı Türkiye gibi halk ta küreselleşmenin, liberalizmin etkisine kapılmış durumda. Ekonomik gelişme, kalkınma, Milli birlik ve bütünlüğün korunması da halkın büyük bir kesimini artık çok fazla ilgilendirmiyor. Ayaklarını yere sağlam basan, bağımsızlığı ilke edinmiş ve milli hassasiyetlerden taviz vermeyen bir düşünce çok prim yapmıyor halkın gözünde. AKP bir şekilde bunu başarmış, halkın gözüne girmiş ve 3. Kez tek başına iktidar olmuştur.

Seçimlerin ikinci galibi %25 oyla Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  olmuştur. Deniz Baykal’dan sonra Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi partide yeni ve olumlu bir hava estirmiş bunun sonucunda da Yeni-CHP tabiri ortaya çıkmıştır. Y-CHP keskin Atatürkçülük’ten, statükoculuktan, orduya yakınlıktan ve emperyalizme karşı net tavrından taviz vererek parti tabanında ve içinde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bir bakıma AKP’nin iktidar olma felsefesine iyi çalışmış ve Y-CHP’yi buna göre oluşturmuştur. AKP kadar toplayıcı ve küresel entegrasyonu büyük ölçüde sağlayamamış olsa da oylarındaki yükseliş partide yeni bir havanın oluştuğunun göstergesidir. Kılıçdaroğlu da bu yükselişi olumlu bulmuş ve bu seçimlerden kazançlı çıkan tek parti CHP’dir demiştir. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır. Türkiye’de solun oylarında azalma vardır. Daha önceki seçimlerde tüm sol partilerin(CHP, DSP, TKP, EMEP, ÖDP) oyları toplandığında Türkiye’de sol kesimin yaklaşık olarak %30 civarında olduğunu görebiliyorduk, bu seçimde ise solun oyları çok fazla bölünmediği halde CHP %25 almıştır. Bu sonuç göstermektedir ki Y-CHP liberalleşmiş, küreselleşmenin etkisine girmiş ve AKP ile arasındaki keskin çizgiyi şeffaflaştırmıştır. CHP içerisindeki ulusalcı tabanın azımsanmayacak bir kısmı ya sandığa gitmemiş ya da tercihini farklı partilerden yana kullanmıştır. AKP’nin Kürt açılımına verilen gizli destek, partide yüksek mevkilere getirilen tartışmalı isimler (Sezgin Tanrıkulu), Avrupa Birliği uyum politikalarının parti programı gibi ifade edilmesi de bu öngörümüzün başka dayanaklarıdır. CHP’nin bu değişimleri sadece oy kazanmak için mi yoksa gerçekten iktidar amacıyla mı yaptığını zaman gösterecek. Bu değişimler köprüyü geçene kadar mı? Yoksa ilelebet mi? Seçim sonrasındaki gelişmelerden bunu anlayabileceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) %13 oyla hakkında yapılan “baraj altı kalır” tartışmalarına ve meclis dışı kalması için yürütülen yoğun çalışmalara rağmen meclisteki yerini almıştır. Mecliste yer almış ancak büyük kan kaybetmiştir. 2007’ye göre daha düşük oy alan MHP vekil sayısını 70’den 53’e düşürmüştür. MHP’nin durumu diğerlerine göre biraz daha farklıdır. MHP bir siyasi partidir ancak bir fikir hareketinden doğmuştur. Türkiye’de kendine has doktrini olan tek partidir. Tabanı bellidir ve kırmızıçizgileri vardır. Ancak bu kırmızıçizgileri fikri temelinden çok Türkiye’nin milli ve manevi hassasiyetleridir ve ne amaçla olursa olsun kesinlikle bundan taviz vermemektedir. Bu açıdan MHP’nin küreselleşmenin etkisine girmesi, siyasal anlamda liberalleşmesi, milli birlik ve bütünlüğü iktidar hesapları amacıyla bir kenara bırakması mümkün değildir. MHP’nin sorunu kendi fikir hareketini aksiyona çevirememesidir. Türk milliyetçiliğini topluma iyi anlatamamasıdır. Kaset skandalları veya parti üzerinde oynanan oyunlar halkın gözünde bir etki yaratmamış aksine MHP tabanı bunlara prim vermemek adına partisine desteğini esirgememiştir. Ancak siyasal anlamda çok farklı yapılardan ve farklı görüşlerden oluşan Türk toplumun desteğini alabilmek için tabandan alınan destek yeterli değildir. Tabi ki MHP Türkiye’nin partisidir, toplumun her kesimine hitap edebilecek görüşlere sahiptir ancak fikir hareketi temelli oluşu işini biraz daha zorlaştırmaktadır. İlginç bir nokta da MHP’nin değişmeyen tabanı partinin bu politikasından memnundur. Kararsız kalan taban ise bundan memnuniyet duymamakta ve tercihini başak partilerden yana kullanmaktadır.

2011 genel seçimlerinde sürpriz yaparak vekil sayısını 20’den 36’ya çıkaran Barış Demokrasi Partisi(bağımsızlar) Doğu’dan aldığı oy oranını da yükseltmiştir. Bunun yanında Adana ve Mersin’den de birer milletvekili çıkarmaları bu seçimin en ilginç sonucu olmuştur. BDP adaylarını belirlerken kendi çizgisini biraz aşmış, halkın gözünde daha ılımlı görünen ve sosyalist oyları da toplama amacını ilke edinmiştir. Ancak bu BDP’nin söylemlerini yumuşatacağı anlamına da gelmektedir. Teröre verilen desteğin hiçbir meşruiyeti olamaz, halk üzerinde baskı kurarak, şiddetle ve tehditle halkı sindirmek kabul edilebilecek bir gelişme değildir. BDP’nin bundan sonra da değişmeyeceği hatta güçlenerek gelmesiyle daha da sertleşeceği aşikârdır. BDP özellikle anayasa yapımı için AKP üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur. İktidarın seçim sonrası süreçte bu konuda izleyeceği politika merakla beklenmektedir.

Seçimlerin geride kalmasıyla gözler seçim öncesi sıkça tartışılan konulara çevrildi. Yeni anayasa yapımı, başkanlık sistemi, Kürt açılımı gibi konularda AKP’nin nasıl bir yol izleyeceği muallâktadır. AKP 326 milletvekili çıkardığı için anayasa değişikliğini referanduma götüremeyecektir. Bu açıdan anayasayı tamamen kendi görüşleri çerçevesinde yapamayacaktır. Tabi ki meclis içi transferler mümkün olmadığı takdirde. AKP’nin anayasa konusunda CHP ile uzlaşması daha yakın bir ihtimal gibi görünmektedir çünkü politikaları arasında keskin bir çizgi yoktur. BDP ile uzlaşması zor görünmektedir çünkü BDP’nin istediği şekilde bir anayasa toplumsal tepkiyi doğuracak ve ülkeyi kaosa götürebilecektir. AKP bunu göze alamayacaktır. MHP ile uzlaşması da mümkün görünmüyor. Seçimlerden önceki bir yıl içinde AKP’li yöneticilerin sinyallerini verdiği anayasa taslağı MHP’nin kendi görüşlerinden ziyade Türkiye’nin hassasiyetlerine ters düşmektedir. MHP de bu konuda kesinlikle taviz vermeyecektir. CHP ile anlaşıp 367’yi sağlayabilirse anayasayı yapabilecektir ancak CHP’de parti içi görüş ayrılıklarını da göz önünde tutarsak ikili uzlaşı sonucunda referanduma gidilmesi de bir ihtimal olarak görünmektedir.

Sonuç olarak seçimlerden çıkardığımız sonuç halkın artık yeni şeyler, farklı şeyler duymak istediğidir. Toplumun büyük çoğunluğu; kasetlere, yolsuzluğa, milli ve manevi değerlere, Avrupa Birliği ve ABD’nin emellerine, bağımsızlığın korunmasına, milli kalkınmaya, ekonomik refaha, işsizliğin azalmasına, aile sigortasına, işsize maaş verilmesine, etnik ayrımcılığa, PKK terörünün siyasallaşmasına çok fazla önem vermemektedir ve oyunu bunlara göre kullanmamaktadır. Seçim sonuçlarının ve yeni yasama döneminin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle…

 

Hakan TOĞA

Selçuk Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.