Şiilik

0
113

İran adı tarihte coğrafi bir tanım olarak ortaya çıkmış ve son yüzyıla kadar bu böyle kullanılmıştır. Etnik anlamda İran kimliği, İran’da yaşayan bütün kesimleri içine almak için kullanılan İranlı tanımını içermektedir.
Yaklaşık 2500 yıllık kesintisiz devlet geçmişine sahip olan İran, İslam’ın ortaya çıkmasıyla birlikte Batı Asya’daki merkezi konumunu kaybetmiş ki 3. Yezdgerd’in Arap orduları karşısında tutunamamasından ve Horasan’dan öldürülmesinden sonra Arap-İslam yönetimi altına girmiştir. İran kimliğini ciddi bir dönüşüme uğratan en önemli gelişmelerden birisi ülkenin 16. Yüzyılın başlarında Erdebil merkezli Safevi Hanedanı tarafından Şiileştirilmesi olmuştur. Bu dönemin ardından İran kendisini sürekli olarak dışarıya karşı mezhebi kimliği ile tanımlamaya başlamış ve İslam öncesi dönemlere ait olan İran-Turan karşıtlığı yerini Şii-Sünni karşıtlığına terk etmiştir. İran dış politikasında Bölgesel Şiicilik adı verilebilecek bir eğilim ortaya çıkmış ve gerek Şah döneminde gerekse de İslam Cumhuriyeti döneminde ülke dış politikasında belirgin bir ağırlığa sahip olmuştur.

Bugünkü İranlıyı, Farsi ve Türkî unsurları ile birleştiren en önemli kültürel öğe Şii mezhebidir. Hz. Muhammed’den sonra Hz. Ali’nin ilk halife olması ve onun soyundan gelenlerin bağlandığı siyasi bir akım olarak ortaya çıkan bu mezhebe Şiilik denmektedir. 661’de Hz. Ali’nin 681’de Kerbela da çokçuklarının şehit edilmesinden sonra Şiiler, Sünni idaresine karşı bir direnme hareketine girmişler ve bu hareketlerinden dolayı da Sünni inançtan ayrılan bir mezhep mensupları haline gelmişlerdir.

İran, 7. Yüzyılda İslam okumaları başlayınca önce Arapların (300 yıl), sonrada Türklerin egemenliğine girdi. İran coğrafyası İslamiyet’le ilk kez Hz. Ömer döneminde Sasanilerin yıkılmasıyla karşılaştı. İran 850 yıl boyunca Sünni egemenliği altında kaldı ve 16. Yüzyıl başında Safevi Şah İsmail Şiiliği resmi mezhep ilan ederek, 850 yıllık Sünni egemenliği dönemini sona erdirdi ve bugünkü İran birliği oluştu. Bu süreçteki en belirleyici faktör, Safevilerin On İki İmam inancını esas alan Şiiliği devlet politikası olarak benimsemesi ve bunu İran coğrafyasına dayatmasında yatmaktadır. Şah İsmail’in kurduğu İran Safevi Devleti, bir tarikatın devletleşmesiydi. Şah İsmail hareketi bir Türkmen dervişler hareketiydi.  Dolayısıyla Şah İsmail de bir mollaydı. Yeniçağın İran’ını kuran Şah İsmail’le birlikte mollalar büyük bir güç ve saygınlık kazandılar. Yüksek bir kültüre sahip olan İran, hep kendini fethedenleri fethederek İranlılaştırdı, yitirdiği egemenliğini sonunda hep kazandı. Bir muhalefet ve başkaldırı ideolojisi görünümünde olan Şiilik, İran milliyetçiliğine en uygun dinsel yönelişti.

ŞİİLİKTE İMAM İNANCI

Şii inancında “imam” kelimesinin özel bir anlamı vardır. Bu anlama göre İslam topluluğunun siyasi ve dini konularının yönetimi için Allah tarafından görevlendirilen birisine imam denilmektedir. Yani imam, İslam topluluğunun önderliği, dini ve şer’i kanunların beyanı ve korunması ve hayatın çeşitli alanlarında halkın kılavuzluğu için Allah tarafından seçilen Peygamber ya da bir önceki imam yoluyla halka bildirilen kimsedir.

Şii mezhebinde, imamlık sistemine bağlı her Şii ferdinin dini ve dünyevi işlerinde bir imama bağlı olması gerekmektedir. Bir Şii, bu çerçeve dışında öldüğü takdirde dinsiz sayılmaktadır.

Şiiler aşağıdaki sıraya göre Peygamber’den (s.a.v) sonra gelen ve kutsal kişilik taşıyan iki imamın geldiğine inanmaktadırlar.

1.      Ali b. Ebu Talib

2.      Hasan b. Ali

3.      Hüseyin b. Ali

4.      Ali Zeynel Abidin b. Hüseyin

5.      Muhammed Bakır b. Ali

6.      Ca’fer es- Sadık b. Muhammed

7.      Musa el- Kazım b. Ca’fer

8.      Ali er-Rıza b. Musa

9.      Muhammed et-Takiyy b. Ali

10.  Ali el-Hadi en-Nakiyy b. Muhammed

11.  Hasan Askeri b. Ali

12.  Muhammed el-Mehdi b. Hasan olmak üzere on iki kişiden ibarettir.

Şiilere göre, Hz. Ali’yi sevenleri sevmek, sevmeyenleri sevmemek gerekir. Yukarıda adları zikredilen imamlardan on ikinci imam olan Mehdi ölmemiştir; yeniden Tanrı buyruğu ile dünyaya gelecek, bütün insanlara doğru yolu gösterecektir.

MEZHEPLEŞEN FARS MİLLİYETÇİLİĞİ VE Şİİ TABANLI İRANLILIK

İran çeşitli etnik grupların yaşadığı bir coğrafi siyasi bölge olmasına rağmen Fars kimliği ile eş anlamlı olmuştur. Fars dili, tarih boyu kültürel üretimin yazıldığı dil olmuştur. Söz konusu durum İran kültürü kavramı ile Fars kültürü kavramını eş anlamlı yapmıştır.

Bilindiği gibi Türkler devlet kurma geleneği olan bir millettir. Ve tam Şiiliğin yarattığı bu ayrıcalıktan istifade edip kendi gayelerini gerçekleştirmek için hareket etmişlerdir. Ancak Şiiliğin İran milliyetçiliğini canlandırmada bu kadar etkili olabileceğini düşünmemişlerdir. Şiiliğin hem İran’ın resmi dini haline gelmesi ve hem de iç ve dış siyasetinin temelini teşkil etmesi bunun Şah İsmail’in ölümünden sonra daha belirgin hale gelen İran milliyetçiliğinin temelini teşkil etmesiyle başlamıştır.

      {jcomments on}

ZÜBEYDE BEYAZ    

Uluslararası İlişkiler 2. Sınıf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.