Su Savaşları

0
449

Dünyada yaşanmış ve yaşanacak olan savaş sebepleri yalnızca petrol ve değerli madenler için olmamıştır, gelecekte de olmayacaktır. Gözlerden kaçan, değeri henüz yeterince anlaşılamamış, fakat yinede çatışmaların odağında bulunan erişilebilir su kaynakları, geleceğin en önemli stratejik meselesi olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Bu analiz, yakın gelecekte olası çatışmaların ardından sınırları artık petrol kaynaklarının değil, su kaynaklarının belirleyeceği görüşüne hakimdir.

Zamanın egemen güçleri, Lozan anlaşmasıyla birlikte Türkiye sınırlarını belirlerken suyun öneminin yeterince fark edebilselerdi, petrol rezervlerinde olduğu gibi su kaynaklarını da Türkiye sınırlarının dışarısında bırakırlardı. Kısaca dünya su dağılımına bakarak Türkiye’nin bu konudaki önemine, alınması gereken stratejik önlemlere ve Ortadoğu eksenli hidropolitik stratejilerine detaylı bakmakta fayda var.

Suyun Geçmişteki Önemi ve Paylaşımı

Dünya, zaman zaman suya erişmek isteyen toplulukların kanlı çatışmalarına sahne olmuştur. Bunun sebebi, suyun stratejik öneminden kaynaklanmaktadır. Dünya’nın dörtte üçünün sularla kaplı olması dünyanın su sıkıntısı çekmediği anlamına gelmemektedir.

Dünya yüzeyinin %70’inden fazlasını okyanus ve denizler kaplamaktadır. Okyanus ve denizlerdeki suyun %97’si tuzlu ve %3’ü tatlı sudur. Tatlı suyun %75’i kutuplarda buzul halde ve büyük bir bölümü ise yer altındaki derinliklerdedir. Bu %3 olan tatlı suyun sadece %1’i içilebilir haldedir. Bu çok az bir orandır.

Coğrafi olarak her bölgeye farklı dağılımlar gösteren su kaynağı ve yolları kimi ülkeler için avantaj sağlarken kimi bölge ülkelerini de içilebilir temiz su sıkıntısı yaşanmasına sebep olmaktadır. Suyun yer yüzeyine farklı şekillerde tesadüfi dağılımı kadar var olan bu kaynakların devletler tarafından yönetimi de en az kaynak sahibi olmak kadar önemli bir konudur. Çünkü bu durum, yetersiz alt yapı sebebiyle ülkelerin elindeki kaynakları iyi yönetememesine ve bu sebeple ciddi su sıkıntılarının yaşanmasının yanı sıra kitlelerce masum insanın ölümüne dolaylı veya dolaysız bir şekilde sebep olmaktadır. Dünya genelindeki ülkelerin, su kaynağı yönetimlerini ve alt yapılarını Ortadoğu ekseninde inceleyelim.

Su, aslında her yerde mevcut, asıl mesele bunun yönetimidir. Örneğin, ciddiyet içerisinde kendi hidropolitikasını üretebilenlerin başında İsrail hükümetinin oluşturmuş olduğu bir su politikası vardır. Bu politika, suyu yoktan var etmek üzerine kurulu olduğunu bize göstermektedir. İsrail hükümeti ellerinde ki kısıtlı imkânlar ile kullanmış oldukları yer altı sularını birden fazla kez arıtarak tekrar ve tekrar kullanmaktadırlar. Ayrıca, İsrail de Birleşik Arap emirlikleri gibi kendi suyu dışında Türkiye sınarları içerisinde bulunan Manavgat suyuna da talepte bulunmuş ve 20 yıl süreyle kiralamak istemiştir. Su kaynaklarını çeşitlendirme arayışını sürdürdüğü gibi uzun vadeli içilebilir suyu garanti altına almak üzerine kendi hidropolitikalarını sürekli güncellemektedirler. Var olan su kaynaklarını çeşitlendirme girişiminde bulunmuş olsa da Türkiye ile anlaşma sağlanamamıştır. Fakat, yakın gelecekte Türkiye ile arasında benzer bir anlaşmayı görmek çok da sürpriz olmaz. Gelişmiş ülkelerden bazıları; BAE, İsviçre, Danimarka gibi bir çok ülke geleneksel yöntemlerin dışında kendi hidropolitikalarını hayata geçirerek; desalinasyon, arıtılmış atık su, yağmur hasadı, bulut tohumlama ve sulama drenaj suyu gibi alt yapı teknolojilerini güncel yaşama entegre edebilmektedirler. Gelişmiş ülkelerin ellerindeki su kaynaklarının her bir metreküpünden fayda ettiklerini görmekteyiz.

Ortadoğu ve Türkiye’deki Tutum

Türkiye üzerinden bakacak olursak, Fırat ve Dicle Nehirlerinin başlangıç noktaları her ne kadar Türkiye topraklarında hayat buluyor olsalar da son noktaları olan Basra Körfezi’ne döküldükleri yere kadarki yol güzergâhları çok daha önemli bir noktaya bakmamızı sağlamaktadır. Ortadoğu’daki topakların bölünmesi ve paylaşımı yönünde çatışmalara sahne olan bu topraklar dört bin yıldan beri bu bölgedeki nehirlerle sulanmaktadır. Bölgenin önemli bir kısmı aynı zamanda medeniyetler, uygarlıklar ve dinler arasında birçok mücadelenin içerisinde doğal taraf olarak yer almıştır.  Nehir sularının paylaşımı konusunda ortaya çıkan en büyük sorun, Türkiye’yle Suriye arasında yaşanmıştır. Her ne kadar su sorunu gündeme getirildiğinde Fırat ve Dicle nehirleri akla gelmekteyse deTürkiyeileSuriyearasında sınır aşan suların sayısı aslında çok daha fazladır.

Suriye’nin endişesi, Türkiye’nin Fırat üzerinde1973yılında devreye soktuğuKeban Barajıve1987yılında tamamladığıKarakaya Barajı, Fırat’ın Suriye’ye akan sularında azalmaya neden olacağıyla ilgilidir. Türkiye’nin aşağı Fırat Projesi’ni geliştirerek1976yılındaGüneydoğu Anadolu Projesi’ne (GAP) dönüştürmesi Suriye ile olan gerginliği daha da tırmandırdı. Su sorunu yüzünden Suriye ile Türkiye arasında ortaya çıkan gerilimler iki ülke arasında zaman zaman siyasi ve askeri çekişmelere yol açmıştır. Suriye uzun yıllar boyunca Türkiye’ye karşı koz olarak birçok malzemeyi kullanmıştır. Asıl mesele, Suriye’nin tutumundan çok daha ayrıntılı olduğunu görebilmektir. Suriye kadar Irak, İran ayrıca dolaylı olarak ABD ve İsrail bu eksende müdahil olabilmektedir.

Söz konusu durum, ülkelerin birbirleriyle rahatlıkla çatışmasına zemin yaratmaktadır. Özellikle 80’li yıllarda başlayan dış müdahalelerle fazla baş edemeyen hükümetler GAP projesini tamamlamakta oldukça zorluk çekmişlerdir. Ak Parti hükümetinin sürdürmüş olduğu siyasi istikrar ortamı bölgenin sanayileştirilmesi yolundaki adımlarının atılması, çözüm süreci içerisinde çatışma ortamının ortadan kalkması ve ileri teknolojik tarım yollarının kullanıma açılmasıyla GAP projesinin önemi artmış ve tamamlanması konusunda somut adımlar atılabilmiştir.

Dünya Nüfus Artışı, Ortadoğu ve Suya Artan Talep

Dünya, Ortadoğu gibi hızlı büyüyor. Fransız devriminden itibaren bakacak olursak; 1 milyar olan insan nüfusu 1960’larda 2,5 milyar, 2000li yıllarda ise ortalama 6,5 milyar insan nüfusuna ulaşmıştır. 2014 yılı itibariyle 7 milyar seviyesindedir. En hızlı nüfus artış oranı ise Ortadoğu ülkelerinde görülmektedir. Aynı paralelde Türkiye’nin de nüfusu hızla artmaktadır. Nüfus artışı konusunda yakın tarihimize bakacak olursak; cumhuriyetin kurulduğu yıllarda 14 milyon olan Türkiye, 1950 yılında 20 milyon, 1970 yılında 40 milyon, 1990 yılında 56 milyon nüfusa sahipken 2014 yılında 77 milyon insan nüfusuna ulaşmıştır. Birleşmiş Milletler raporlarına göre 2030 yılında bölgenin hızlı nüfus artışı, su ve besin ihtiyacının iki katına çıkacağını göstermektedir. Bu durum, Ortadoğu için Türkiye’nin suyunu petrol kadar değerli bir hale getirmektedir. Ortadoğu da hızla artan insan nüfusu sebebiyle, su ve suyun direkt bağlantılı olduğu tarım oldukça önemli hale gelmektedir.  Yukarıda bahsetmiş olduğumuz nehirlerin tek bir ülkede kalmaması, ana kaynağı dışarıdan gelen su kollarının paylaşımı, dağıtımı ve kullanımı konusunda Ortadoğu ülkeleri arasında yaşanan sorunlar devam etmektedir ve uluslararası kurallara belirlenmiş çizgileri olan bu konuyla ilgili bir hukukun olmaması ciddi anlaşmazlıklara ve kaçınılmaz çatışmalara sebep olmaktadır. Yapılmak istenen anlaşmalar genelde karşılıklı veya bir kaç muhatap devletin bir araya gelmesiyle oluşur. Ayrıca, dışarıdan manipüle edilmeye çok açık bir konudur.

Türkiye Kendi Menfaati ve Bekası İçin Ne Yapmalı?

Suyu sadece hayati bir meta olarak görmemek gerekiyor. Aynı zamanda stratejik bir değere sahip olan su, Türkiye için önemli bir enstrüman olarak elde tutulmalı. Anlaşıldığı üzere, su kaynakları ve yolları tüm Ortadoğu ve Türkiye için uluslararası arenada stratejik bir öneme sahiptir. Su sorunu Sadece Ortadoğu’da değil dünya genelinde yaşanmaktadır. Dünya’daki her ülkenin yapmak zorunda olduğu gibi Türkiye de, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarını iyi değerlendirmek ve bu konuda yetişmiş bilim adamları ile siyasi bürokratlar ve devlet politikası aracılığıyla kendi su politikasını ortaya koymalıdır.

Türkiye birçok su kaynağına sahip olmasına rağmen su sıkıntısı çeken ülkeler arasında gösterilmektedir. Bunun sebepleri yukarıda belirttiğimiz alt yapısını henüz tamamlayamamış olmasıdır. Dikkatli bakılacak olursa bölgeyi tam olarak incelediğimizde yeterli suyun olmadığını söylemek tam olarak doğru olmaz. Orta ve uzun vadede su sıkıntısının yaşanmaması için Ortadoğu ülkelerinin özelliklede Türkiye’nin geleneksel olmayan yöntemlere en hızlı şekilde geçişi sağlanmalıdır.

GAP ve KOP

Güney Anadolu Projesi ve Konya Ovası Projeleriyle su yönetimi konusunda ortaya koyulan en ciddi projelerden ikisidir. Bu projelerin tepki çekmesi doğal bir reaksiyondur. Fakat GAP Projesi yıllardır tam olarak bitirilememiş olsa da nihai süreç içerisinde ilerlemenin son aşamasına gelinmiştir. GAP projesinde edinilen tecrübe ve çıkarılan derslerle birlikte yeni bir rüya proje hayata geçirilmeye hazırlanılıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanıolarak görev yapan Mehdi Eker; KOP projesi için GAP’ta edindikleri tecrübeyi, Konya Ovası Projesi’nde sahaya aktarmak durumunda olduklarını dile getirmişti. Ak Parti hükümeti, yaşanılan tarihsel çıkarım sonucunda tarım sektörü olarak GAP’tan büyük tecrübe kazanılmasıyla bu projeye çok daha bilinçli bir şekilde başladıklarını dile getirdiler. Ülkece gördüğümüz tecrübeler içerisinde acı tecrübeler de var, çok verimli sonuçlar da. Yeni bir ufukla Konya Ovası Projesi, GAP paralelinde ülkemize kazandırılmak istenen yeni bir rüya projedir. Bu iki projenin başarısını artırmak ve kaynağını verimli olarak kullanmak için gerekli önlemler alınır ve zaman kaybetmeden alternatif çözümcü ve en önemlisi işlevselliğini uzun vadeli ortaya konulabilirse zaten doğal sonuç olarak ciddi başarılar elde edilecektir. Bu doğrultuda su kaynaklarının korunması ve kullanımında hem uluslararası kurum ve kuruluşlarla, hem de muhatap ülkeler arasında sıkı bir işbirliği barışçıl ve adalet içerisinde sağlanmalıdır.

Bölgede su nedeniyle yaşanma ihtimali bulunan çatışmaları önlemek için Türkiye’nin başını çekeceği bir organizasyona ihtiyacı olduğu muhakkak.  Türkiye, su konusunda bölgesinin özelliklerini ve kendi ihtiyaçlarını da dikkate alacak çözüm önerileri hazırlayarak bunları uluslararası kamuoyuna açıklamalıdır. Aksi takdirde bölgenin su sorununa çözüm adı altında dayatmacı politikalarla karşılaşması kaçınılmazdır.

Türkiye, su sorununu ulusal çıkarlarına uygun şekilde çözümleyebilmek için su konusunda yapılacak olan zirve ve konferansların düzenlenmesinde inisiyatifi elinde bulundurmalıdır.

Türkiye, aktif bir su politikası izleyerek, uluslararası platformda ve BM çerçevesinde kendi lehine uluslararası kamuoyu yaratmalıdır. GAP, DSİ, Enerji Bakanlığı platformlarında dahil ederek bir çok milli kurum ve kuruluşun bir araya gelerek koordineli çalışmaları sonucunda ortaya olumlu sonuçlar çıkması kaçınılmaz bir neticedir.

 

Ertuğrul İPEK

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ

ULUSLARARASI İLİŞKİLER

ertug10@hacettepe.edu.tr

 

KAYNAKÇA

Bilen,Özden “Su Yönetimi ve AB’nin Su Politikaları” Ankara;2008 / Erişim Tarihi 11.09.2014 : http://goo.gl/1fo9oZ

“Energy and Resources – Iraq” / Erişim Tarihi 11.09.2014 : http://goo.gl/w0njtP

Saltürk, Metin, “Ortadoğuda Su Sorunu ve Türkiye Açısından İncelenmesi”, Güvenlik Stratejileri Dergisi, 03/2006, s.28

Sar, Cem “Uluslararası Nehirlerden Endüstriyel ve Tarımsal Amaçlarla Faydalanma Hakkı” Ankara: Sevinç Matbaası, 1991, s.51

“Türkiye’nin Su Politikası”: / Erişim Tarihi 11.09.2014  http://goo.gl/qfNCyQ

United States Geological Survey; / Erişim Tarihi 11.09.2014 http://goo.gl/JKDwux

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.