Suriye Çıkmazı

0
79

Muhammed Buazizi’nin kendisini yakması yani “Arap Baharı” başlayalı yaklaşık 14 ay oldu. İlk kıvılcım Tunus’ta çıktı ve ardından domino etkisi yaparak Mısır, Libya, Yemen ve Suriye olmak üzere tüm Arap Dünyasına sıçradı. Bu sürecin bu kadar hızlı olmasının en önemli sebebi Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım siteleridir. İnsanlar bu sayede hızlı bir şekilde örgütlenerek değişik kentlerde gösteriler yaptı. Tunus bu sürecini diğer ülkelere nazaran daha hızlı tamamladı. Tunus Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali 28 Aralık 2010’da yaptığı konuşmasında, şiddete bulaşan eylemcileri çok sert biçimde cezalandıracaklarını söyledi ancak gösterilere engel olamayan Devlet Başkanı 14 Ocak 2011 tarihinde ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Tunus’ta ilk demokratik seçimler 23 Ekim’de yapıldı ve İslamcı parti Ennahda oyların yüzde 41,5’ini alarak seçimin galibi oldu. Bu süreçte Türkiye’nin Ortadoğu üzerindeki etkisi göz ardı edilemeyecek derecede yüksektir. Tunus Cumhurbaşkanı Monsef Marzuki yaptığı açıklamalarında Türkiye’yi örnek aldıklarını belirtti.

Mısır’daki süreç ise Tunus’tan farklı olarak biraz daha uzun sürdü. Hüsnü Mübarek birkaç kez istifa etmeyeceğini açıklasa bile muhaliflerin kararlılığına dayanamayıp 11 Şubat 2011’de istifa etti. 13 Nisan’da da yargı önüne çıkartılan Mübarek resmi olarak tutuklandı.

Mısır’dan sonra “Arap Baharı” Libya’da etkisini gösterdi. Ancak bu ülkedeki  Arap Baharı” yönetim karşıtı gösterilerin Kaddafi yönetimiyle muhalifler arasında silahlı bir çatışmaya dönüşmesiyle farklı bir boyut kazandı. Libya’daki çatışmalar şiddetlenip sonuç alınamayınca Batılı ülkeler devreye girdi. 19 Mart tarihinde NATO’nun Libya’ya yönelik harekâtı başladı. Bu harekâtın yapılmasının başlıca sebebi ülkede bulunan zengin petrol kaynaklarıdır. Fransa, Kaddafi’nin ölümünden hemen sonra apar topar muhaliflerle anlaşma imzalayarak petrolün %30’unu devralmıştır. Fransa öncülüğünde yapılan NATO harekâtı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı bulunan (permanent members) Rusya, Çin ile birlikte geçici üye olan (non-permanent members) Almanya, Hindistan ve Brezilya çekimser oy kullanmasıyla meşrulaştırılmıştır. NATO harekâtına üyelerinden Türkiye başlangıçta itiraz etmiştir çünkü Libya’da yaşayan 40 bin civarında vatandaşımız vardı. Türkiye’nin öncelikli hedefi vatandaşlarını Libya’dan çıkarmaktı. Türkiye kendi vatandaşlarını tahliye ederken aynı anda diğer ülke vatandaşlarını da tahliye edebilen tek ülkeydi. Daha sonra Türkiye’nin de onayı alındıktan sonra NATO müdahalesi başladı. Muhalifleri destekleyen NATO ülkeleri onların hızlı bir şekilde kentleri ele geçirmesinde yardımcı oldu. Trablus düşerken, Kaddafi kayıplara karıştı, 20 Ekim 2011 günü Sirte’de yakalandı ve muhalifler tarafından linç edilerek öldürüldü. Aslında bu durum pek tasvip edilmeyen bir durumdur. Çünkü muhaliflerin asıl amacı demokrasiyi ülkelerine getirmektir. Demokratik açıdan daha iyi imaj verebilmek için Kaddafi’nin yargılanmasından sonra gerekli cezaya çarptırılmasıdır. Bu süreci Tunus ve Mısır daha iyi şekilde gerçekleştirmiştir. Tunus’un Başkanı Arabistan’a kaçmıştır, demokratik atılımlar biran önce gerçekleştirilmiştir, seçimler yapılmıştır. Mübarek ise hala yargılanmaktadır. Ölülerin sayısı da Libya’ya nazaran daha azdır.

Tabi ki “Arap Baharı” sadece bu ülkeleri etkilemedi. Başta Körfez ülkesi Bahreyn olmak üzere Ürdün, Yemen, Fas, Kuveyt, Suudi Arabistan olmak üzere “Arap Baharı”nın etkisiyle gösteriler düzenlendi. Liderlerin bir kısmı dirense de çoğu reformları gerçekleştirdi, yeniden seçimler yapıldı ve devlet başkanlarının bir kısmı değişti.

Arap Baharı” sürecinde göze çarpan ülkelerin başında Suriye geliyor. 15 Mart’ta başlayan gösteriler polisler tarafından durdurulmaya çalışıldı ancak isyan tüm ülkeye sıçradı. İlk olaylardan bu yana 9 bin kişi hayatını kaybetti ve binlerce Suriyeli anavatanlarını bırakıp Lübnan’a Ürdün’e ve Türkiye’ye sığındı. Suriye yönetimi olayları kontrol altına alamazken başta Ankara olmak üzere diğer ülkeler Mısır ve Libya’da olduğu gibi Suriye yönetimine de halkının sesine kulak vermesini ve bir an önce reformları hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu amaçla iki kez Şam’ı ziyaret etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birkaç kez telefonla görüştü, özel temsilcilerini gönderdi. Esad ise söz verdiği halde reformları yerine getirmeyince iki ülke arasındaki ilişkiler koptu. Başta Avrupa Birliği ve Amerika olmak üzere Batılı ülkeler ‘ekonomik yaptırımları’ hayata geçirdi. Türkiye bu süreçte muhalifleri destekleyerek, çatışmadan kaçanlara kapılarını açtı. Suriyeli Muhalifler ise Antalya ve İstanbul’da toplantılar düzenledi. Bu toplantıların sonucunda ise Suriye Ulusal Konseyi kuruldu. Arap ülkeleri de bu sürece dâhil oldu. Arap Birliği ayrıca, olayları yerinde görmeleri için gözlemcilerini Suriye’ye gönderdi. Başlangıçta Suriye’de hayatın normal olduğunu söyleseler de 12 Şubat 2012 tarihli açıklamalarında Suriye’de Uluslararası Hukuk’un ihlal edildiğini ve Suriye ile olan diplomatik ilişkilerini kestiklerini açıkladılar. Ancak Şam uluslararası baskılara rağmen ne muhaliflere yönelik baskılarını azalttı, ne de söz verilen reformları yerine getirdi. Bunun üzerine Arap Birliği Suriye’nin üyeliğini askıya aldı ve Batılı ülkeler yaptırımlarını artırdı. Son olarak, Arap Birliği de dâhil olmak üzere Türkiye ve Amerika gibi ülkeler Esad’a görevini bırakması çağrısında bulundu. Bu süreçte Tunus Cumhurbaşkanı Monsef Marzuki, ülkesinin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a sığınma hakkı vermeye hazır olduğunu bildirdi. 

Sonuç Olarak;

Uluslararası toplumun da Esad yönetimine karşı ortak bir karar alamaması, sivillere yönelik şiddetin daha da artmasına neden olmuştur. Ortak kararın alınamamasının en önemli sebebi BM Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi olan Rusya ve Çin’dir. Londra’da Birleşmiş Milletler, İİT, Arap Birliği ve Avrupa Birliği Dörtlüsü olarak basına kapalı bir toplantı yaptıklarını belirten İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, “Londra’daki görüşmelerde BM’nin eski Genel Sekreteri Kofi Annan Suriye özel temsilcisi olarak seçildi. Şimdi Sayın Annan temaslar yürütüyor. Ancak Suriye’de durum her geçen gün kötüye gidiyor” şeklinde konuştu. Uluslararası camiada özellikle uygulanabilecek yaptırımlar bakımından dünyada elinde tek güç bulunan BM’nin de eli kolu bağlı” diyen İİT Genel Sekreteri İhsanoğlu, dünyanın Suriye rejimi karşısında bir çıkmazın içinde olduğunu söyledi.

Belki de Beşar Esad’ın kendisi de reformları yapmayı istiyordur ama ortada Baas rejimi denilen bir rejim var ve bu rejimde sadece Beşar Esad’ın sözü geçmiyor. Bugün Suriye’de yaşananlar maalesef  “insan hakları” sorunudur. Mesele bugün demokrasi, hukuk, özgürlük, istikrar gibi sosyal hareketlilik yaratan bir durumdan çıkmış, ‘rejimin’ halkına uyguladığı “katliam” boyutuna ulaşmıştır. 

Uzlaşıya varılan tek ortak karar “insani yardım koridoru.” Türkiye üzerinden sağlanılması istenilen bu koridora Türkiye’nin önerisi de Akdeniz üzerinden olmuştur. Türkiye kendi sınırında Irak olayında olduğu gibi müdahalenin olmasına karşı. Güvenlik zafiyeti doğuracak bu durum şimdiden Türkiye’nin olaya olumlu bakmasını engelliyor. O yüzden müdahalenin Akdeniz sularından yapılması taraftarıdır. Bu koridor meselesinde en önemli diğer sorun ise Suriye’nin konuya bakışı. Suriye “evet” derse bu süreç işleyecek. “Hayır” dediğinde ise uluslararası aktörlerin ortaya koyduğu senaryolar işlemeye başlayacak… Bu senaryolar ne olabilir? İnsani yardım konusunda Suriye HAYIR derse uluslararası müdahale gündeme gelecek… Ama müdahale konusunda hem tüm uluslararası ilişkilercilerin hem de devlet karar alma mekanizmasında bulunanların aynı görüşte olduğunun farkındayız. Başta Çin, Rusya ve İran olmak üzere Türkiye Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri de askeri müdahale taraftarı değil. Eğer Türkiye askeri müdahaleye onay verirse İran, Rusya ve Çin’le olan ilişkiler durma noktasına gelir. Rusya ile vizeler daha yeni kaldırıldı, ticari bağlar kuvvetlendirildi, Çin ile ticari anlaşmalar imzalandı, İran ile Radar Sistemi hakkında ciddi sorunlar oluşacaktı ama Türkiye’nin başarılı dış politikası sayesinde bu sorundan kıl payı kurtulduk. Amerika ise zaten Afganistan’dan, Irak’tan hep zararlı çıktı, Libya konusunda çekimser davranmasına rağmen Fransa’nın önü çekmesiyle ‘imajını’ sarsmamak için müdahale etmek zorunda kaldı. ABD’nin Ekonomisi askeri harcamalarından dolayı ciddi anlamda zarar görmüştür. Bununla birlikte Amerika’da farklı görüşler de bulunmaktadır; ABD Senato Komisyonu’nda konuşan ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Suriye rejimine karşı güçlü bir muhalefetin olmadığına dikkat çekti ve ekledi: “Ancak bu durum asla yanlış anlaşılmamalı. Esad rejimi son bulacak.”  Panetta gerekirse Suriye’ye “askeri müdahale” yapılacağını da söyledi. Ama bu nokta aşikârdır ki Suriye’ye müdahale etme riskini göz önüne hiç kimse alamaz. Son söz olarak, Suriye hakkında hiç kimse herhangi bir kestirme yapamamaktadır, artık Suriye Çıkmazı olan bir yola girmiştir…

 

Yasin Erdoğmuş

TUİÇ Platformu

Yalova Üniversitesi Temsilcisi

Twitter- @erdogmusyasin

 

http://www.tuicakademi.org/index.php/yazarlar1/99-safak-karatas-tum-yazilari/2720-esad-icin-cember-daraliyor

http://2011in-ardindan.ntvmsnbc.com/

http://www.tuicakademi.org/index.php/yazarlar1/84-tuba-aktas-tum-yazilari/2716-suriyede-insan-haklari-sorunu

http://www.haberler.com/tunus-bessar-esad-a-siginma-saglamaya-haziriz-3402870-haberi/

http://www.ntvmsnbc.com/id/25328301/

http://www.ntvmsnbc.com/id/25328409/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.