Suriye Krizinin Ankara-Şam İlişkilerine Etkisi

0
62

17 Mart’ta kitlesel eylemlerin düzenlenmesinin ardından uluslararası kamuoyunda Suriye rejiminin olayları kontrol altına alıp almayacağı yönünde oldukça önemli bir tartışma yaşanmaya başlandı. Türkiye’den yapılan ilk açıklamalarda bir yandan Suriye rejimine reform yönünde çağrılarda bulunulurken diğer yandan da Beşşar Esad’ın halkı tarafından desteklendiği ileri sürülmüştü.[1] Ancak Suriye’de olayların sürmesinin ardından güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonlar sonucu sivil kayıpların sürekli artması Ankara’da da kaygıyla takip edilmiştir. Söz konusu kaygının temel nedeni ordunun müdahalesine rağmen gösterilerin sürmesi ve uluslararası kamuoyunun yaptırım uygulanması yönünde hareket etmesinin de etkisi olmuştur.

BM, ABD ve Avrupa Birliği’nin Yaptırım Kararları

Özellikle BM Genel Sekreteri ve Fransa başta olmak üzere AB ülkeleri ve ABD yönetimi Suriye rejimine yönelik sert açıklamalarda bulunurken Şam yönetimi Der’a, Humus ve Banyas gibi yerleşim birimlerinde orduyu sivil göstericilere karşı kullanma politikasından vazgeçmiş değildir. BM İnsan Hakları Konseyi’nde Suriye’ye yönelik sert bir kınama kararı ve olayları soruşturmak için bölgeye gözlemciler gönderilmesi kararı alınırken 11 Mayısta Genel Sekreter Ban Ki Moon tarafından yapılan açıklamada Şam rejiminin BM yetkilileri ile işbirliği yapmaması eleştirilmişti.[2] Genel Sekreter 22 Nisan 2011’de yaptığı bir açıklamada da Suriye’de devam eden barışçıl göstericilere karşı gerçekleşen saldırıları kınanmış ve Suriye rejimine şiddeti derhal durdurması yönünde bir çağrı yapmıştı. Açıklamada Suriye yönetiminin bireylerin barışçıl toplanma özgürlüğü, ifade ve basın özgürlüğü dahil olmak üzere temel uluslararası insan haklarına saygılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Genel Sekreter yaşanan öldürme olayları için, şeffaf, bağımsız ve etkin bir soruşturmanın yapılması talebinde bulunmuştu.

Ancak 9 Mayısta BM Genel Sekreteri ve 10 Mayısta da BM İnsani ve Acil Yardımlardan sorumlu Genel Sekreter Koordinatörü Valerie Amos tarafından yapılan açıklamalarda Suriye yönetiminin BM ile işbirliği yapmadığını ileri sürmüştü. BM Genel Sekreter Sözcüsü Farhan Hak tarafından gazetecilere yapılan açıklamada ise Genel Sekreter Ban Ki Moon’un Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’la yaptığı telefon görüşmesinde barışçıl gösterilere izin verilmesi, uygulanan tutuklama politikalarını sone erdirmeleri ve insan haklarına saygılı bir yönetim anlayışının uygulanması gerektiğinin altını çizmişti. Der’a ve diğer bölgelerde araştırma yapılması taleplerini dile getiren Genel Sekreter’in isteği ise Suriye yönetimi tarafından kabul edilmiş; 10 Mayıs’ta Valerie Amos tarafından yapılan açıklamada da araştırmaların belirsiz bir tarihe kadar Şam tarafından ertelendiği belirtilmiştir.[3] Suriye’deki insan hakları ihlallerinin araştırılmasının engellenmesi Esad rejimi üzerindeki uluslararası baskıların daha da artmasına yol açacaktır. 

BM’de söz konusu gelişmeler yaşanırken gözlerin çevrildiği Obama yönetiminden yapılan açıklamalarda Esad yönetimi üzerindeki baskıların artırılacağı mesajları verilmiştir. Amerikan yönetimi içerisinde Beşar Esad’ın kardeşi Mahir Esad ve kuzeni Atıf Necip ve İstihbarat Dair Başkanı Ali Memluk da bulunduğu bazı Suriyeli yetkililere karşı yeni yaptırım kararı almıştır. Suriye’de kitlesel katılımlı gösterilerin devam etmesi ve rejimin de güç kullanarak olayları bastırma politikasına öncelik vermesi durumunda Washington’un doğrudan Beşşar Esad’ın yönetimden çekilmesi yönünde bir çağrı yapması gündeme gelebilir. 

ABD’nin yanı sıra Fransa da Suriye’de meydana gelen gelişmeler karşısında Suriye rejimine yönelik daha sert politikalar izlenmesi konusunda BM’deki girişimlere destek veren bir diğer ülke olmuştur. Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppé yaptığı bir açıklamada Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin Suriye rejimi kınayan kararını memnuniyetle karşıladığını belirtmişti. Der’a’daki olayların ardından 2 Mayıs 2011’de bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bernard Valero ise Suriye yönetimi tarafından sivillere karşı yürütülen tutuklama politikalarını sert bir şekilde kınandıklarını ifade etmişti. Valero Suriye’de yaşanan bastırma politikasının kabul edilemez olduğunu ve Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi, AB ve İnsan Hakları Konseyinde Suriye rejimine karşı yaptırımlar uygulanması politikalarını desteklediklerini bir kez daha açıklamıştır. Nitekim 6 Mayısta göstericilere karşı sert tedbirlere başvurulmasının ardından AB ülkeleri de doğrudan Suriye rejimine karşı bazı yaptırım kararları uygulama konusunda uzlaşmıştır. 13 Suriye vatandaşına derhal seyahat yasağı ve mal varlıklarına dondurma kararı alan AB ülkeleri olayların sürmesi durumunda yaptırımlarını genişletilmesi konusunda da anlaştıklarını açıklamışlardı.

Bu kapsamda 10 Mayıs 2011’de AB tarafından yayımlanan yaptırım kararları içinde doğrudan Suriye’ye silah ambargosunun uygulanması ve ticaret yasağı getirilmişti. Bunların dışında doğrudan sivillerin öldürülmesinden sorumlu tutukları 13 Suriye vatandaşlarının AB sınırları içindeki mal varlıklarının dondurulması, bu kişi ve onlara ait olan veya ortaklıkları bulunan şirketlerin, ticari varlıkların ve hesapların dondurulmasına ve doğrudan söz konusu kişilerin AB üyesi ülkelerine seyahatlerinin yasaklanması yönünde kapsamlı bir yaptırım kararı almıştır. Silah ambargosu, seyahat ve ticaret yasağının uygulanması sırasında AB ülke sınırları, AB vatandaşları, AB vatandaşlarına bağlı şirketler veya bunların içinde yer aldığı ticari ortaklıkları ve AB ülkelerinin kara, deniz ve hava sahaların kullanılmasına yasaklama getirilmiştir. Dolayısıyla Suriye’de etkin konumda bulunan 13 resmi görevlinin AB üyeleriyle ilişkili her hangi bir ticari ilişki veya AB üyesi ülkelerin hava sahalarını kullanması bile 10 Mayıs sonrası uygulamaya konulan yaptırım kararları ile yasaklanmış oldu. 

İspanya ve Almanya’nın muhalefeti sonucu 13 kişilik listede adına yer verilmeyen Başkan Esad’ın ise olayların devamı durumunda listeye eklenebileceği ileri sürülmektedir. Özellikle Fransa doğrudan Beşşar Esad’ın da yaptırım uygulanan isimler arasında yer alması konusunda ısrarcı olmaktadır. Dolayısıyla ilk başta açıklanan AB’nin Suriye rejimiyle ilişkili 13 kişiye derhal 1 kişiye de daha sonra yaptırım uygulayacağı yönündeki açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla Beşşar Esad da olayların sürmesi durumunda yaptırım uygulanacak isimler arasında yer alabilir. Yaptırım uygulanan kişiler arasında Esad’ın kardeşi Mahir Al-Esad, Genel İstihbarat Başkanı Ali Memluk, İçişleri Bakanı İbrahim El Chaar, Der’a’daki Siyasi İstihbarat Başkanı Atıf Necip, Beşşar Esad’ın kuzeni ve Genel İstihbarat Daire Başkanı Hafız Makhlouf , Siyasi Güvenlik Başkanı Muhammed Dib Zeitoun, Banyas’daki Siyasi Güvenlik Başkanı Amjad El Abbas, Beşşar Esad’ın bir diğer kuzeni Syriatel ve bir çok ticari şirketin sahibi Rami Makhlouf, Askeri İstihbarat Başkanı Abdulfatah Kudsiyah, Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Cemil Hasan, Ordu İstihbarat Başkanı Rustam Gazali, güvenlik güçlerinin dışında yapılandırılan ve Alevilerden oluştuğu ileri sürülen Şabiha güçleri üyesi Fawwaz Esad ve Münir Esad yer almaktadır. [4] 

Bu kapsamda Esad yönetimi kısa süre içerisinde gösterileri sonlandıramazsa Suriye üzerindeki uluslararası baskıyla da mücadele etmek zorunda kalacağı açıktır. ABD ve AB tarafından Suriye rejimine yaptırım uygulanması yönünde alınan kararlar, BM Genel Sekreteri ve İnsan Hakları Konseyi’nin Suriye rejimini doğrudan kınaması ve son olarak İnsan Hakları Konseyi’nde yer alan Suriye’nin üyelikten çıkartılması yönünde başlayan yaptırımların orta dönemde Suriye’ye karşı yeni yaptırım kararlarının alacağını göstermektedir. Sonuç olarak hem içerde hem de dışarıda artan diplomatik, siyasi ve ekonomik baskılar karşısında Suriye rejiminin ne kadar süre ile dayanacağı ise tartışmalıdır. 

Suriye Krizinin Türkiye’ye Etkisi: Banyas’ta Erdoğan Posterleri 

Suriye’de rejim karşıtı muhaliflerin Mart ayı itibariyle kitlesel gösteriler düzenlemesi ile birlikte Suriye’deki olayların Türkiye’ye etkisi üzerinde tartışmalar da başlamış oldu. Suriye’de meydana gelen istikrarsızlığın doğrudan Türkiye’ye etkileyeceği açıktır. Nitekim Banyas’da gösteri düzenleyen muhaliflerin de Başbakan Erdoğan’ın posterlerini açması da Suriye’deki krizin doğrudan Türkiye’yi içine çekmeye başladığının işaretlerini vermektedir.[5] Bu bağlamda söz konusu etkinin siyasi, ekonomik, toplumsal ve diplomatik alanda olması beklenmektedir. Rejimin varlığını korumak için sivillere yönelik aşırı güç kullanması bir yandan gösterilerin artmasına ve rejimin meşruiyetini kaybetmesine yol açarken diğer yandan da olaylar kısa sürede yeni bir insani krizin de yaşanmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle 29 Nisan’daki gösterilerin ardından bir kısım Suriyelinin Hatay ili sınırından Türkiye’ye göç etmek zorunda kalması yeni bir mülteci akını sorununa yol açmıştır. Yaklaşık 260 Suriye vatandaşı Hatay ili sınırından geçerek Türkiye’ye sığınmıştır. Türkiye olayların başından itibaren Suriye rejiminin reform girişimlerine destek verdiğini açıklamasına rağmen, reformun içeriği konusunda net bir pozisyon almakta ciddi şekilde zorlanmıştır. Muhaliflerin temel talepleri arasında rejiminin kökten değiştirilmesi gündemdeyken kısmı reformlarla olayların durmayacağı son günlerde yaşanan olaylarla açığa çıkmış bulunmaktadır.

 Diğer yandan Suriye’deki sorunun her geçen gün daha fazla uluslararası bir sorun haline dönüşmeye başladığı şu günlerde Türkiye’nin yanı başında meydana gelen kriz karşısında daha dikkatli bir stratejiyi hayata geçirmeye çalıştığı dikkat çekmektedir. Bir yandan Esad rejimi ile kurulan özel ilişkiler ve Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey toplantıları diğer yandan da Suriye muhaliflerine verilen sözel destek Şam’da farklı algılamaların oluşmasına yol açmıştır. Başbakan Erdoğan’ın ilk önce Beşşar Esad’ın halkı tarafından sevildiğini öne sürmesi ardından da yeni Hamalar görmek istemiyoruz söylemi ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Suriye’de şok reformlara öncelik verilmesi gerektiğini dile getirmesi Esad rejimi ile Ankara arasında soğuk rüzgârların esmesine yol açabilir. Türkiye’nin aksine İran’ın doğrudan Esad yönetimini desteklemesi ise Ankara ile Tahran arasında gidip gelen Esad yönetiminin süre giden krizi aşması durumunda İran’a kaymasına yol açabilir. Şayet rejim reform yapmadan krizi atlatabilirse Türkiye’nin Suriye ile olan ilişkilerinde sorunlar ortaya çıkabilir. Diğer yandan köklü ve şok reformların kısa sürede hayata geçirmesi durumunda ise Şam’ın Tahran’dan uzaklaşıp Türkiye’ye daha da yakınlaşması gündeme gelecektir. Şam rejimi her zaman güvenlikle ilgili sorunlarda Tahran’ın doğal destekleyicisi olarak görmekteydi. Nitekim toplumsal muhalefet hareketinin gösteriler düzenlemeye başlamasından sonra da Esad rejimine ilk destek veren ülkelerin başında İran gelmiştir. Türkiye’nin ise Suriye sorunun masa başında tartışmasına rağmen ulusal ve uluslararası kamuoyunda olabildiğince sessiz kalmaya çalışması dikkat çekmektedir. Türkiye’nin bir yandan reform talebini üstü kapalı bir şekilde dile getirmesi diğer yandan da hem muhaliflere hem de güvenlik nedeniyle göç ettiği ileri sürenlere karşı sınırlarını açmasının Türkiye-Suriye ilişkilerinde nasıl bir etki yapacağı henüz net değildir. Ancak, her ne kadar reform talebi gündeme getirilse de Türkiye bir Fransa veya ABD gibi doğrudan Esad rejimin insan hakları ihlalleri karşısında eleştirel bir söylem kullanmaktan kaçındığı da dikkat çekmektedir. Yeni Hamalar istemiyoruz gibi kavramların kullanılmasına karşın Suriye’deki gösterilerde yaşamını yitirenler hakkında doğrudan Suriye yönetimine yönelik bir kınama veya eleştiri yapılmış değildir. Söz konusu açıklamaların Banyas’daki muhalifler tarafından olumlu karşılandığı açılan Erdoğan posterlerinden anlaşılmaktadır. 

Suriye krizinin Türkiye-Suriye ilişkilerinde uzun dönemde ciddi etkileri olacağı açıktır. Söz konusu etkiler krizin uzun sürmesi durumunda ilk etapta ekonomik ve insani alanda kendisini göstermeye başlayacaktır. Türkiye’nin Orta Doğu’ya açılan kapısı olan Suriye’deki ticari alanın kapanması hem Suriye hem de bölgeyle ticaret yapan bir çok kesimi olumsuz etkileyecektir. İkinci etki ise siyasi alanda yaşanacaktır. Esad rejimi Türkiye’den beklediği desteği görmediği takdirde şayet krizi yönetmeyi başarırsa Türkiye ile olan iyi ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalabilir. Suriye krizinin bir diğer etkisi ise Türkiye’nin Ortadoğu halkları üzerindeki etkisi üzerine olacaktır. Şayet Türkiye Suriye krizinde rejimin yanında bir görüntü verirse, kısa ve orta dönemde Arap halkları üzerinde kurmuş olduğu olumlu imaj yerini otoriter yönetimlerle işbirliği yapan bir ülke imajına bırakabilir. Bu algı Suriyeli muhaliflerde de oluşursa uzun dönemde Suriye Türkiye ekseninden Fransa’nın da içerisinde yer aldığı AB eksenine doğru bir dış politika değişikliğine gidebilir.[6]  

Suriye krizinin yaratacağı bir diğer olumsuz etki ise krizin büyümesi halinde ortaya çıkacak olan mülteci sorunudur. Rejim değişikliği kanlı bir iktidar mücadelesiyle gerçekleşecek olursa ülkedeki Hıristiyanlardan Kürtlere ve Alevi Araplara kadar bir çok kesimden ciddi şekilde ülke dışına doğru bir göç dalgası oluşabilir. Bunlara bir de Suriye’de yaşayan Iraklı mültecilerin göçüde eklenince bu sayının yüz binlerce mülteci anlamına geldiği düşünülebilir. Mülteci akını sorununun ortaya çıkması durumunda Türkiye kısa süre içerisinde kendisini Suriye sorunun içerisinde bulacaktır. Vize muafiyeti anlaşmasından sonra binlerce mültecinin Hatay’dan başlamak üzere Antep ve Şırnak’a kadar uzanan sınır bölgesinden Türkiye’ye gelmesi gündemdedir. Mülteci kapmalarının kurulması ve BM’nin de sürece soruna aktif bir şekilde müdahil olması Suriye rejimin tepkisine yol açabilecek bir gelişme iken, Suriye halkının kabul edilmemesi ise Suriye-Türkiye ilişkilerinde onarılması mümkün olmayan bir yara açacaktır. Nitekim 29 Nisan’da ilk mülteci grubunun kabul edilmesi Türkiye bundan sonrada gelecek olan Suriye vatandaşlarını kabul edeceğini göstermiş oldu. Ancak şimdiden bölgede gerekli olan alt yapı hazırlıklarının yapılması gerekmektedir. Çünkü ilk mülteci grubunun ardından daha fazla sayıda insanın Türkiye’ye geleceğini öngörmek gerekir.

Suriye’de yaşanan toplumsal muhalefet hareketinin doğrudan Türkiye’ye bir diğer etkisi ise ülkedeki Sünni algı ile Hatay ve Adana bölgesinde yaşanan Aleviler arasında gerginliklerin yaşanması şeklinde kendisini gösterebilir. Türkiye’de yaşayan Arap Alevileri bazı yazılı ve görsel medyada Esad rejimine getirilen eleştirileri Sünnilerin Alevileri eleştirisi olarak algılamaktadır. Yaşanan insani sorunun büyümesi durumunda iki taraf arasındaki görüş ayrılığının da daha da büyümesi beklenmektedir. 

Diğer yandan Suriye’deki sorunun devam etmesi durumunda bir uluslararası müdahalenin de kapısının aralanacağını öngörmek gerekir. Nitekim son günlerde başta BM nezdinde olmak üzere birçok alanda Suriye rejimine karşı daha sert tedbirlerin alınması yönünde bazı girişimlerin olduğunu görmek gerekir. en son AB’nin Suriye’de üst düzeyde görev yapan 14 Suriye vatandaşına yaptırım uygulama kararı almasına dikkat çekmek gerekir. Olayların devam etmesi durumunda Rusya ve Çin’in de karşı muhalefetinin kırılacağını öngörülmektedir. Ayrıca bölge ülkelerinden Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin olası bir müdahale kararı karşısında olumlu tavır alacakları düşünülebilir. Dolayısıyla bölgedeki Arap ülkeleriyle de iyi ilişkilere sahip olan Türkiye’nin Suriye’deki olayları dış müdahaleye gerek kalmadan çözebilecek girişimlere öncelik vermesi gerekir, Ankara bu konudaki sessizliğini korumaya devam etmektedir.

 

Doç.Dr.Veysel AYHAN

ORSAM Ortadoğu Danışmanı

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=1854

 


[1] İktibas Dergisi, “Erdoğan: “Esad, sevilen bir lider”, 01 Nisan 201, http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=3406

[2] Al Jazeera News, Syrian tanks ‘shell district of Homs’, 11.10.2011, http://english.aljazeera.net/news/m
iddleeast/2011/05/20115117374683547.html

[3] UN News Centre, “Syria: Ban reiterates calls for end to deadly violence and mass arrests”, 10 May 2011, http://www.un.org/apps/news/story.asp?NewsI
D=38332&Cr=syria&Cr1=; Syria: Ban reiterates calls for end to deadly violence and mass arrests; UN News Centre, “Syrians protest in Damascus on 24 April 2011”, 9 May 2011, http://www.un.org/apps/news/story
.asp?NewsID=38315&Cr=syria&Cr1=#

[4] Yaptırım için bkz., Official Journal of the European Union,”Concerning Restrictive Measures in view of the Situation in Syria”, Volume 54, 10 May 2011; Sabah, “Suriye’de Hesap Günü” 07.05.2011, http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/05/07/suriyede-hesap-gunu

[5] Al Jazeera News, Syrian tanks ‘shell district of Homs’, 11.10.2011, http://english.aljazeera.net/news/
middleeast/2011/05/20115117374683547.html

[6] Bu konudaki Suriye’de yaşayan Türkiye vatandaşı akademisyenlerin son günlerde yazdıkları yazıları gözden geçirmekte yarar vardır. Bunlardan biri için bkz., Mehmet Yuva, “Çılgın medya ve Suriye”, http://www.habercem.com/habe
rdetay.asp?Newsid=135624
, 02.05.2011

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.