Suriye Sorunu Bağlamında Lübnan’da Son Olaylar

0
96

Suriye’de halkın önemli bir bölümü 2011 yılının Mart ayında demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleri ile ayaklanmıştı. Aradan geçen bir yılı aşkın sürenin sonunda Suriye’deki ayaklanmanın mezhepçi karakteri daha fazla ön plana çıkmaya başladı.

Suriye’deki ayaklanma “Sünni Arap çoğunluğun Nusayri azınlık iktidarına başkaldırısı” şeklinde bir biçim almaya başladı. Elbette bu tanımlama Suriye’deki sorunu tam olarak açıklamak için yetersizdir. Hatta bu iddiayı yanlışlayacak birçok örnek verilebilir. Örneğin muhalif hareket içinde Hıristiyanların ve hatta Nusayrilerin de olduğu, bazı seküler Sünni Arap milliyetçilerin Esad’ı desteklediği bilinmektedir. Ancak buna rağmen birçok gösterge mezhepsel farklılıkların, Suriye’deki sorunun tek olmasa da en önemli boyutlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin ayaklanmaların yaşandığı vilayetlerin neredeyse tamamı Sünni çoğunluğun yaşadığı Hama, Humus, Dera, Deyr ez Zor, Halep gibi vilayetlerdir. Hıristiyanlar ve hatta az sayıda Nusayri önde gelenler muhalefet ile birlikte hareket etmekle birlikte söz konusu toplumlar kitlesel olarak protesto gösterilerine destek vermemektedir. Ayrıca bölgesel aktörlerin aldıkları pozisyonlara bakınca da sorunun mezhepsel boyutu ortaya çıkmaktadır. İran, Esad rejimi yanında saf tutarken, Suudi Arabistan muhalefete aktif destek vermektedir. Bu kamplaşmanın en açık ve belki de tehlikeli yansıması ise Lübnan’da görülmektedir. Lübnanlı Şiilerin örgütlerinden Hizbullah Suriye’de iktidarı desteklerken Lübnanlı Sünniler Suriye muhalefetinin yanında yer almaktadır.

Esasında söz konusu Lübnanlı aktörler sadece mezhepsel bağdan kaynaklanan yakınlıkla pozisyonlarını belirlememektedir. Lübnanlı Sünniler ve Şiiler, ülke içindeki geleceklerini belirleme kapasitesine sahip bir değişim konusunda tavır almaktadır. Tarihsel olarak Suriye’nin doğrudan etki alanında olan Lübnan’ın, Suriye’deki iktidar değişiminden etkilenmemesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla Lübnanlı gruplar Suriye sorununu kendi toplumsal, siyasal ve ekonomik geleceklerini şekillendirecek bir olay olarak görerek pozisyon almakta ve Suriye’deki süreci kendi lehlerine değiştirmeye çalışmaktadır. Uluslararası basında, Hizbullah’ın Suriye’deki ayaklanmaları bastırmak için savaşçılar gönderdiğine, Sünnilerin lideri Hariri grubunun da muhalefete silah ve mali destek verdiğine ilişkin çıkan haberler bu aktif desteğin örnekleri olarak verilebilir.

Dolayısıyla Suriye’de bir yılı aşkın süredir devam eden istikrarsızlık Lübnan’daki mezhepsel kutuplaşmaları körüklemektedir. Lübnan’ın hassas dengelere dayalı kırılgan toplumsal ve siyasal yapısını da dikkate aldığımızda ülkeyi ve belki tüm bölgeyi tehdit eden bir mezhepsel çatışma ihtimali giderek güçlenmektedir. Lübnan’da son aylarda yaşanan gelişmeler ise bu kaygıları artırmaktadır. Ülkenin kuzeyinde yer alan Trablus şehrinde, Sünniler ve Nusayriler arasında yaşanan çatışmalarda birçok kişi ölmüş, Lübnan ordusu olaylara müdahale etmek durumunda kalmıştır. Son olaylar, biri Lübnan içi diğeri de Suriye ile ilgili olmak üzere iki önemli gerçeği ortaya çıkarmıştır:

1. Lübnanlı Sünniler son yıllarda silahlanmaya başlamış ve önemli bir silahlı güç haline gelmeye başlamıştır.

2. Lübnan’ın kuzeyi Suriye’deki muhalif harekete verilen desteğin aktif üslerinden biri haline dönüşmüştür.

Birinci gerçek Lübnan istikrarını olumsuz etkileyecek bir gelişmedir. Her bir grubun kendi silahlı milis grubunu oluşturması 1975 yılında başlayan iç savaş öncesini hatırlatan bir gelişmedir. Ulusal ordudan ve güvenlik güçlerinden bağımsız hareket eden ve kimi zaman Hizbullah örneğinde olduğu gibi onların gücünü aşan silahlı grupların çoğalması ülke içi silahlı çatışma riskini artırmaktadır. 1990 yılında sona eren Lübnan iç savaşında bir tek Hizbullah’ın silahlarını bırakmamasına izin verilmişti. Bunun nedeni de İsrail’in Güney Lübnan işgalinin sürmesi ve Hizbullah’ın İsrail’e karşı savaşmasıydı. İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmesinin ardından artık Hizbullah’ın da silahlarını bırakması gerektiğine ilişkin ülke içinden baskılar gelmiş ancak Hizbullah bu çağrılara karşılık vermemişti. Hizbullah silahlı gücünü Lübnan iç politikasındaki konumunu destekleyen bir unsur olarak kullanmaya başlaması ise diğer grupları kaygılandırmaya başlamıştı. Bu açıdan dönüm noktası 2008 yılının Mayıs ayı içinde yaşanmıştı. Lübnan Hükümetinin, Hizbullah’ın devletten ayrı kendine ait iletişim sisteminin kaldırılması ve Beyrut havaalanı güvenlik şefinin görevinden alınmasına ilişkin kararlar almasını takiben Hizbullah çok kısa süre içinde Batı Beyrut’u işgal etmiş ve Sünnilerin lideri Saad Hariri’nin evini kuşatmıştı. Hizbullah lideri Nasrallah, hükümetin de düşmesine neden olan 7 Mayıs olaylarını daha sonra “kutsal bir gün” olarak nitelendirmişti. Böylece Hizbullah ilk kez silahlarını açıkça Lübnan halkına karşı kullanmış oluyordu. Lübnan ordusu da olaylar sırasında Hizbullah karşısında etkisiz kalmıştı. İşte bu durum Sünnilerin zaten var olan kaygılarını artırmış ve merkezi gücün zayıflığı karşısından silahlanma ihtiyacı duymaya başlamışlardı. 2008 yılında Hizbullah’ın işgal girişimi ertesinde Lübnanlı Selefilerin yöneticileri “Yeni bir silahlı direniş sürecine gençlerimiz psikolojik ve lojistik olarak hazırlanmalı” açıklaması yaparak o tarihte silahlanmanın işaretlerini zaten vermişti.[1] Dolayısıyla Lübnan’da son olaylar ile ortaya çıkan Lübnanlı Selefi grupların silahlandığı gerçeğinin böyle bir altyapısı söz konusudur.

Ancak silahlanma arzusuna karşın bunu mümkün kılan Suriye’deki ayaklanma olmuştur. Askeri operasyonlardan kaçan on binlerce Suriyeli, Sünnilerin çoğunlukta olduğu Kuzey Lübnan ve özellikle de Trablus şehrine yerleşmiştir. Trablus Sünni Müslüman kimliği ağır basan muhafazakâr bir şehirdir. Suriye’den gelenlerin büyük çoğunluğu da Humus’tan kaçan Sünni Müslümanlardır. Dolayısıyla şehir son aylarda Suriye’deki olaylar ile doğrudan iç içe geçmiş durumdadır. Trablus halkı Suriye’den kaçarak gelenlere yardım etmekte, evlerinde ağırlamaktadır. Ayrıca Trablus’ta, Selefiler ve Lübnan Müslüman Kardeşler Hareketi’nin de belli bir tabanı vardır. Bu hareketler de Suriye muhalefetine ve iddialara göre Özgür Suriye Ordusu’na destek vermektedir. Lübnan’daki olayların başlamasının arkasında yatan temel neden de Lübnan hükümetinin bu destekleri engelleme çabası olmuştur. Hem Humusluların varlığı hem de yerel güçlerin desteği neticesinde Kuzey Lübnan Suriye muhalefetinin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Desteğin en önemli boyutlarından birini silah temini oluşturmaktadır. İşte bu ortam Trablus’ta Selefilerin silahlanma sürecini hızlandırmıştır. Son olaylarda görüldüğü üzere yüzlerce kişiden oluşan silahlı gruplar Lübnan ordusu ile çatışabilecek kapasiteye ulaşmıştır.

Lübnan’da Olayların Gelişimi

Suriye’deki olaylarda Lübnan’da bazı grupların rolü olduğuna ilişkin iddialar ilk kez geçen yılın sonunda Suriye yönetimi tarafından dile getirilmişti. 2011 yılının Aralık ayında Şam’da Suriyeli güvenlik güçlerine yönelik düzenlenen terör saldırısında 40 kişi ölmüş ve 100’den fazla kişi de yaralanmıştı. Suriye bu saldırılar ile ilgili olarak El Kaide’yi işaret etmiş ve Suriye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Lübnan yönetiminin, El Kaide militanlarının Suriye’ye girme ihtimali konusunda Şam’ı uyardığını söylemişti.[2]

Suriyeli muhaliflerin kurtarılmış bölge olarak ilan ettikleri ilk yerleşim yeri ise Lübnan sınırında yer alan Zabadani kenti olmuştu. Şehrin yerel bir yönetim idaresi altında olduğu ve güvenliğin de Özgür Suriye Ordusu tarafından sağlandığı belirtilmişti.[3] Muhalefet açısından bu başarının Kuzey Lübnanlı yerel güçlerin desteği olmadan elde edilmesi mümkün değildi. Dolayısıyla Lübnan’ın kuzeyindeki Suriye sınır bölgesinin muhalifler açısından önemli bir üs haline geldiği anlaşılıyordu.

Suriye’deki gerginliğin Lübnan’ın Trablus kentindeki ilk yansımaları ise bu yılın Şubat ayında görülmüştü. Sünni çoğunluğun yaşadığı kentin Cebel Muhsin semtinde Nusayriler yaşamaktadır. Cebel Muhsin’de yaşayan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yanlısı Nusayriler ile Esad muhalifleri (Sünniler, Selefiler) arasında çıkan çatışmalarda iki kişi ölmüştü.[4] Trablus ve Kuzey Lübnan’ın Suriye muhalefeti açısından oynadığı rolü gösteren bir diğer haber ise Arap basınında çıkmıştı. Buna göre bir muhabirin Trablus’taki görüşmelere dayandırarak yaptığı haberde yerel Sünni unsurlar ile Suriyeli muhalifler arasındaki silah trafiği ortaya konuyordu. Bu işin tüccarları ortaya çıkmıştı ve karaborsaya düşen silahların fiyatı her geçen gün artıyordu. Humus’tan kaçarak Trablus’a yerleşen muhalif röportajda “güvenlik koridoru ya da askeri müdahale istemiyoruz. Tek istediğimiz silah” diyordu. Yine aynı haberde Suriye’ye silah geçişinin en kolay yolunun Lübnan olduğu muhalifler tarafından dile getiriliyordu.[5] Aynı yöndeki iddialar Birleşmiş Milletler (BM) Ortadoğu Temsilcisi Terje Roed-Larsen tarafından da dile getirilmişti. Suriye ve Lübnan arasında iki yönlü silah kaçakçılığının yapıldığını belirten Roed-Larsen, “Elde ettiğimiz verilere göre Lübnan’dan Suriye’ye, Suriye’den de Lübnan’a silah akışının olduğuna inanmamız için gerekçeler var” diyordu.[6] Ayrıca Selefilerden açık destek alan Özgür Suriye Ordusu militanlarının, Akkar bölgesinde silahlı olarak dolaşabildiği ve buradan Suriye’ye silah, mühimmat ve isyancı gönderdiği haberleri basında yer alıyordu.[7]

Suriye-Lübnan sınır hattındaki geçişkenlik o kadar fazlaydı ki, Suriye ordusu zaman zaman Lübnan’a kaçan muhalifleri yakalamak için operasyonlarını sınır ötesine taşıyordu. Mart ayında yayınlanan haberlerde “zırhlı araçlarla Lübnan’a giren Suriyeli askerlerin, muhaliflerle silahlı çatışmaya girdiği” belirtiliyordu.[8] Bu dönemde Lübnan’daki Suriyelilerin sayısı ise 19 bin rakamına yaklaşmıştı.

Kuzey Lübnan’da halk Suriye muhalefetine yardım etse de Hizbullah’ın desteği ile iktidarda bulunan Lübnan hükümeti Suriye muhalefetine desteği engellemek için çaba sarf ediyordu. Bu doğrultuda Lübnan ordu istihbaratı farklı amaçla yürüttüğü bir soruşturmada, Lübnan askerlerinin kışlalardan silahlar çalıp, kaçakçılara sattığının belirlendiğini, istihbarata göre bu silahların Bekaa Vadisi üzerinden Suriye’ye sokulduğunu belirtmişti.[9] Lübnan hükümetinin aynı çabaları doğrultusunda Nisan ayı içinde Lübnan donanması çok miktarda silah ve cephane taşıyan Sierra Leone bandıralı bir gemiye el koydu. Libya’dan geldiği söylenen gemide iddiaya göre Suriyeli muhaliflere verilmek üzere hafif ve ağır silahlar bulunuyordu.[10]

Suriyeli muhalifler ile Trabluslu Sünniler arasında artan ilişki ve yardımlaşma, silah kaçakçılığı gibi nedenlerle Trablus’ta Selefi gruplar giderek silahlanmaya başlamıştır. Suriye’deki olaylar nedeniyle Trablus’un Cebel Muhsin mahallesinde yaşayan Nusayri azınlık ile Sünniler arasında zaten var olan kutuplaşma ve çatışma potansiyeli giderek artmaya başlamıştır. Buna Humus’tan kaçarak Trablus’a sığınan binlerce muhalif Suriyeli de eklenince şehirde sıcak çatışma açısından şartlar oluşmaya başlamıştır. Taraflar arasında fitili ateşleyen Mayıs ayı başında, muhalefet yanlısı bazı Suriyelilerin silah kaçakçılığına bağlı anlaşmazlıktan dolayı Nusayri mahallesinden 5 kişiyi kaçırması ile ateşlenmiştir. Bunu Trablus kentinin Sünni bölgesi El Kubbe mahallesine bir roket atılması takip etmiştir. Nusayriler karşılık olarak 15 Suriyeliyi kaçırmış ve ardından çatışmalar başlamıştır. Kentteki gerginlik, “Genç İslamcılar” isimli bir örgütün Şadi el Mevlevi isimli üyesinin yürütülen bir terör örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınması ile tırmanmış, yolları kapatan eylemciler, Esad yanlısı Suriye Sosyal Ulusalcı Parti’nin bürosunu basmaya çalışmıştır.[11] Sünni İslamcı Şadi Mevlevi, Suriyeli isyancılarla işbirliği yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Hükümet, buradaki İslamcı hareketlerin, Suriyeli göçmenlerle birlikte, Suriye muhalefetine silah sağladığı iddiası ile söz konusu gruplar üzerindeki baskıyı artırmıştır. Mevlevi’nin, Trablus’taki Selefi örgütlerin çağrısına uyarak, Suriye’ye girip Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine karşı savaşan muhaliflerin saflarına katıldığı ve Suriyeli muhaliflere silah ulaştırdığı ve militan kazandırdığı iddia edilmişti.[12] Ancak Suriye muhalefetine son derece sıcak yaklaşan Trablus halkının muhalefete desteği engellenememiştir. Ayrıca düzenli bir ordu kurdukları gözlemlenen Selefiler, kentin kontrolünü kısa bir süre için ele geçirmiş, ordu ile Selefiler arasında çıkan çatışmalar neticesinde sekiz kişi yaşamını yitirmiştir.[13]

Lübnan’ın kuzeyinin Suriye muhalefetine destek açısından önemli bir bölgeye dönüştüğü, sınırdan silah geçişi olduğu yönündeki iddialar Suriye lideri Beşar Esad tarafından da dile getiriliyordu. Esad, silahlı isyancıların Lübnan sınırından ülkesine girdiğini ileri sürüyordu.[14] Yine Lübnan basınında çıkan bir haberde “Türkiye, Ürdün ve Irak’ın Suriye’de muhaliflere silah ulaştırılmasını zorlaştıran yeni uygulamalarıyla birlikte Lübnan’ın kuzeyindeki silah kaçakçılığının arttığı iddia ediliyor ve kaçakçılığın merkezinde Trablus’un bulunduğu belirtiliyordu. Suriye’ye silah sokulmasında Kuzey Lübnan önemli bir merkez haline geldiği ve bu güzergahın kalbinde, Nusayri ve Sünni nüfusun çatıştığı Trablus kentinin bulunduğu, kentteki Selefi örgütlerin, Özgür Suriye Ordusu’nu desteklediği iddia ediliyordu.[15]

Lübnan’da gerginliği artıran gelişme 20 Mayıs’ta Kuzey Lübnan’ın Akkar bölgesinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad karşıtı çizgisiyle bilinen Sünni din adamı Şeyh Ahmed Abdulvahit’in askeri kontrol noktasında dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle vurularak öldürülmesi oldu. Bu olayı takiben başkent Beyrut’ta Sünniler sokağa döküldü. Başkent’te Sünniler ile Hizbullah’a yakın parti taraftarları arasında 5 saate yakın süren çatışmalar neticesinde 3 kişi hayatını kaybetti.[16] Beyrut’un yanı sıra Sünni çoğunluğun yaşadığı Trablus ve Akkar’da da protesto gösterileri düzenlendi.

Lübnan’da olaylar şimdilik, Selefileri sokağa döken olayların başlangıcı olarak kabul edilen Şadi el Mevlevi’nin serbest bırakılması ile sonlanmıştır.[17] Ancak Lübnan, Suriye’deki Sünni-Nusayri çatışmasının yansımaları, çok sayıda muhalif Sünni Suriyelinin ülkeye sığınması, Lübnanlı Selefilerin Hizbullah’a karşı denge oluşturmak amacıyla son yıllarda silahlanmaya başlamış olması gibi nedenlerle her an patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştür. En ufak bir olay doğrudan mezhepsel çatışma doğurabilmektedir. Lübnan’da saflar giderek keskinleşmekte ve taraflar silahlanmaktadır. Buna İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin Lübnan içi kamplaşmayı artırıcı politikalarını ekleyebiliriz. Bu ortam içinde; önde gelen bir Lübnanlı siyasi, dini figüre yönelik saldırı ülkede daha geniş çaplı çatışmaların doğmasına neden olabilir.

Yazının İngilizcesi için tıklayınız…

 

Oytun ORHAN

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

 

Kaynak: ORSAM

 

Dipnotlar

[1] Lübnan son bir haftada iki defa iç savaşın eşiğinden döndü, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

[2] Şam’da çifte saldırı: 40 ölü, 100 yaralı, Hürriyet, 23 Aralık 2011

[3] Suriye’nin ilk özgür kenti, Hürriyet, 2 Şubat 2012

[4] Lübnan’da Esad çatışması, Hürriyet, 11 Şubat 2012

[5] Black market runs out of arms, ammunition, Gulf News, 24 Mart 2012

[6] Lübnan-Suriye arası silah akışı, Hürriyet, 10 Mayıs 2012

[7] Lübnan son bir haftada iki defa iç savaşın eşiğinden döndü, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

[8] Suriye ordusu Lübnan’a girdi, Hürriyet, 27 Mart 2012

[9] Lübnan ordusundan çalınan silahlar Suriye’ye sokuluyor, Hürriyet, 11 Nisan 2012

[10] Suriye’ye silah taşıyan gemiye el kondu, BBC Türkçe, 29 Nisan 2012

[11] Lübnan son bir haftada iki defa iç savaşın eşiğinden döndü, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

[12] Şadi el Mevlevi serbest bırakıldı, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

[13] Lübnan son bir haftada iki defa iç savaşın eşiğinden döndü, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

[14] İran Suriye’yi silahlandırıyor, Hürriyet, 18 Mayıs 2012

[15] Silah kaçakçılarının yeni rotası, Hürriyet, 19 Mayıs 2012

[16] Lübnan’da Sünni din adamı öldürüldü ortalık karıştı, Hürriyet, 21 Mayıs 2012

[17] Şadi el Mevlevi serbest bırakıldı, Hürriyet, 22 Mayıs 2012

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.