Suriye Ulusal Konseyi Üyesi ve Hukuk Bürosu Başkan Yardımcısı Cemal Ward ile Röportaj

0
92

Lazkiye doğumlu Cemal Ward ABD’de üniversite eğitimini tamamlamasını takiben ülkesi Suriye’ye döndü. Ward, Mart 2011 tarihinde olayların başlaması ile beraber Suriye muhalefetine katıldı. Doğum yeri Lazkiye’de çalışmalar yürüten Ward, güvenlik gerekçesi ile Temmuz 2011 tarihinde Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı. Suriye muhalifi olarak İstanbul’da çalışmalarını sürdüren Ward, 2011 yılında kurulan Suriye muhalefetinin çatı örgütü Suriye Ulusal Konseyi’ne katıldı. Hukuk Bürosu’nun Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Ward aynı zamanda bir sivil toplum örgütünün de başkanlığını yürütüyor. Tüm Suriye’de yaşananları günlük olarak takip ederek yaşanan insan halkları ihlalleri ve ölümleri dünya kamuoyu ile paylaşan örgüt Suriye’de yaşananların bilinmesi açısından hayati bir rol oynuyor. İstanbul’da görüşme imkanı bulduğumuz Cemal Ward ile yaptığı çalışmaları, Suriye’nin geleceğini, Suriye muhalefetinin durumunu ve Türkiye’nin rolünü konuştuk.

Oytun ORHAN: Sayın Ward, kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

WARD: İsmim Cemal Ward. Suriye Ulusal Konseyi bünyesinde yer alan Hukuk Bürosu’nun Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyorum. Aynı zamanda “Adala” isimli bir sivil toplum örgütünün başkanlığını yapıyorum. Kar amacı gütmeyen bir kuruluştur. Örgütün merkezi New Jersey’dedir. Aynı zamanda İstanbul’da da faaliyet göstermekteyiz. Bunun yanında Mısır’da, Ürdün’de ve Hatay’da temsilcilerimiz, üyelerimiz bulunmaktadır. Bu kuruluş, Suriye’de her gün yaşanan insan hakları, soykırım gibi her türlü rejim ihlalini belgelemektedir. Söz konusu ihlallere maruz kalan kurbanlar ile bağlantılarımız vardır. Verdiğimiz bilgiler kurbanların ifadelerine dayanmaktadır. Kurbanlarla röportajlar yapıyoruz. Bunun yanı sıra hükümetin yayınladığı belgelere sahibiz ve bunları da kullanıyoruz. Elde ettiğimiz bilgileri ve yayınladığımız raporları Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne de sunuyoruz. Elde ettiğimiz belgeleri düzenli olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gönderiyoruz. Ayrıca Kerema,  gibi sivil toplum kuruluşları ile de yakın ilişkilerimiz söz konusudur. Suriye Ulusal Konseyi’nden önce kurulan “Kurtuluş Konseyi”nin üyesiydim. Eğitim olarak iki lisans derecem bulunmaktadır. Biri California’dan muhasebe üzerine, diğeri de kamu diplomasisi üzerine. Ayrıca hukuk ve özellikle Avrupa hukuku üzerine çalışmalarım bulunmaktadır.

Sivil toplum kuruluşunuzun faaliyetlerinden anlaşılan Suriye içinde son derece aktif olarak çalışmaktasınız. Suriye içindeki faaliyetlerinizden, dış dünya ile ülke içi arasında kurduğunuz köprü rolünden biraz daha detaylı bahsedebilir misiniz?

Bizim bir “belgeleme ofisimiz” bulunmaktadır. Bu birim Suriye’de rejimin işlediği tüm insan hakları ihlallerini belgelemektedir. Bu birim açısından en önemli yerlerden biri İstanbul çünkü esasında belgelerin, tanıkların önemli bir kısmı İstanbul’da ve Hatay’da yer almaktadır. Kurbanların önemli bir kısmı buralardadır. Bu merkezin tüm araçları burada. Çünkü çok uzun bir sınır var ve sınırlardan geçişler devam ediyor. Bilgi, belge, kurbanlar, ordudan kaçan askerler hepsi buralarda. Bu nedenle burada bilgi toplamak imkanları çok fazla. Türkiye, Suriye açısından en iyi komşu ülke konumunda. Ama tabi bundan daha önemlisi Suriye içinde her bölgede bize bağlı aktivistler bulunmaktadır. Bunlar ülkenin tamamına yayılmış durumdadır. Her gün düzenli olarak buralardan bizlere bilgi akışı olmaktadır. Kurbanların isimleri, ölümler, yaralanmalar, sahada meydana gelen insan hakları ihlalleri, bombalamalar ve bunun gibi her türlü bilgi akışı olmaktadır. Yani son derece aktifiz. Bütün bunların uluslararası toplumla paylaşılması konusunda köprü rolü oynuyoruz. Böylece tüm dünyanın Suriye’de yaşananlar konusunda bilgi sahibi olmalarını sağlıyoruz. Ayrıca Suriye ordusundan kaçan kişiler, sayıları gibi konularda da bilgi topluyoruz. Ordudan kaçan bütün askerler ile de bağlantı içindeyiz. Kamplarda yaşayan bu askerlerin hikayeleri, nasıl kaçtıkları, ordudan kaçma nedenleri gibi konularda bilgi alıyoruz ve yayınlıyoruz. Bir diğer işlevimiz de bağış konularındadır. Yaralı insanlara yardım ediyoruz. Yaralı yüzlerce insan mevcuttur. Sağlık konularında faaliyet gösteren, uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşları ile bağlantılarımız söz konusu ve elimizdeki bilgileri, belgeleri bu kuruluşlara veriyoruz. Yaralılarla bu kuruluşlar ilgilenmektedir. Genel anlamda çok farklı alanlarda aktif olarak çalıştığımızı söyleyebilirim.

Suriye’de ne gibi insan hakları ihlalleri yaşanmaktadır?

WARD: Ülke çapında hapishanelerde, evlerde, çiftlik evlerinde, okullarda, ıslahevlerinde ve hatta yeraltında bile tutulan insanlar var. Her geçen gün ordu, özel kuvvetler ve şabiha, şehirleri ele geçirip şehir merkezlerine akın ediyor ve yüzlerce insanı tutukluyorlar. Diğer bir ihlal sivil ölümleri. Islahevlerinde veya hapishanelerde açıktan veya yeraltında sivilleri öldürüyorlar. Bu gibi yerlerde insanları vurup caddelere çıkarıyorlar. Bunu şehirde gözler önüne sermek ve dolayısıyla halkın, ölümlerde bir azalma olacağını düşünmesi için yapıyorlar. Böylelikle, “İşte, dışarıdaki ölümleri azalttık ama kapalı kapılar ardında insanları öldürmeye devam ediyoruz ve ardından gözler önüne seriyoruz,” demiş oluyor. Yani rejimin yaptığı bu: Öldürme, gösterme ve tutuklama bu şekilde devam ediyor.

Suriye rejimi bu süreçte nasıl bir strateji izliyor?

Rejim daha çok zaman kazanmaya çalışıyor, çünkü zaman gerçekten de rejimin aleyhine işliyor. Rejim, Suriye halkını uslandırmaya çalışıyor. İsyancılara katılımı engellemek için rejim, “Hepinizi öldürürüm ve buna ‘hayır’ diyecek kimse de yok,” diyor. Suriye; İran, Rusya, Çin, Venezüella, Lübnan ve Irak gibi müttefiklerinden destek alıyor. Silahlarını, savaşçılarını ve dış desteklerini buralardan temin ederken Suriye halkı ise resmi açıklamalar ve kınamalar dışında hiçbir şey alamıyor. Amerika olayın dışında kalıyor. Başta rejim olmak üzere Suriye’deki halka bu rejimin bittiğini ve devrim yoluna başvurmaları gerektiğini söyleyecek güce sahipler. Dolayısıyla bence genel olarak Batı, başta rejimin içindekiler olmak üzere Suriye’dekilere bu rejimin artık sona erdiğini belirten güçlü bir mesaj gönderdiği takdirde, bu insanlar rejimi altüst edip rejime karşı cephe alacaklardır.

Para değil, silah değil. Müdahaleden bahsediyoruz ve hiçbir müdahale olmayacağı konusunu da oldukça açık bir şekilde belirtmiştik. Suriye’ye müdahale etmek istemiyorsunuz, peki ya sonra? Kimse Suriye’ye müdahalede bulunmak istemiyor. Bir Suriyeli olarak, sizce herhangi bir yabancı ülkenin kendi ülkeme müdahale etmesini ister miyim? Tabii ki hayır. Ama eğer ülkemde her gün yüzlerce insan ölüyorsa, o zaman durum farklı. Düşünün bir, televizyonda gördüklerimize dayanarak günde yüz kadar insanın öldüğünü söylüyoruz. Sizce bu rakamlar gerçekleri mi yansıtıyor? Kameralar arkasında neler olup bittiğini bir hayal edin. Bu insanların cep telefonları veya video kameraları var ve bu bahsettiklerim neler olup bittiğinden haberdar olan duvarlar ardındaki insanlar. Burada işkence ve işkence aletleri dur durak bilmiyor.

Suriye’de ne rejim ayaklanmayı bastırabiliyor ne de muhalifler rejimi yıkabilecek kapasiteye ulaşabiliyor. Diğer taraftan kimsenin Suriye’ye müdahalede bulunmak istemediğini, ABD de dahil olmak üzere herkesin bundan çekindiğini söylediniz. Bu durumda ülke her geçen gün şiddeti artan bir iç savaş ortamına sürükleniyor. Sizce Suriye’de bundan sonraki aşama ne olacak?

Askeri müdahale istiyoruz. Suriye’ye müdahalede bulunulmasını istiyoruz, çünkü burada her gün can kayıpları yaşanıyor. Hangi tarafın müdahalede bulunacağını umursamıyorum, zira burada insanlar ölüyor. Müdahale yok, yani şu anda gözle görünür bir müdahale yok çünkü Batı, Rusya ve Çin’in karşı çıkması nedeniyle Güvenlik Konseyi’nin buna izin vermeyeceğini düşünüyor. Dolayısıyla mevcut sorunu geçersiz kılabilir veya R2P (koruma sorumluluğu)’ye başvurabiliriz, ya da sivil halkı koruma sorumluluğu adı altında müdahalede bulunulabilir. Ancak, birçoğunun bu seçeneğe başvurmak istemediğini görebilirsiniz. Dolayısıyla Batı ile tartışmalarımızda, “Peki, Güvenlik Konseyi tarafından hiçbir müdahale olmayacak. İnsan hakları veya genel kurul seçeneklerine başvurun,” diyebilirler. Sivilleri korumak bunları harekete geçirmeyecektir. Ama bizim en azından, ateş destek bölgesi (FSA) için öldürücü veya öldürücü olmayan güç talebinde bulunmamız gerekiyor. 35 bölgeyi özgürlüğe kavuşturduğumuzu ve ordunun üç günlüğüne bu bölgelere giremediğini hatırlatmak istiyorum. Hafif silahlarla mücadele ediyoruz ve bu durumda orduya ne olacağını hayal edin. Orduda iki ayrı bölüm var: Cumhuriyet Muhafızları ve Hava Kuvvetleri. Ordunun geri kalanı, yani yüzde yetmiş beşlik bölümü hapsolmuş durumda, yani rejim yardım etmediği için hiçbir silah alamıyorlar.

Yeteri kadar silahımız ve paramız olduğunu düşünün. Bu takdirde kendi savaş alanımızı yaratabilirdik ve ordunun kitleler halinde çekildiğini görürdünüz. Muhtemelen ordunun yüzde seksenlik bölümü geri çekilirdi. Ordu içinde insanlara, kendilerine barınma imkanı sağlayabileceğimi söylememiz gerek. Paramız yok, barınağımız yok ve geri çekilen tüm ailelere karşı saldırılar düzenleniyor ve toplanıyorlar.    

Esasında mâli destek ile öldürücü güç desteği alabilirsek, mevcut duruma son verilebilir ve müdahaleye de ihtiyacımız kalmaz. Başka bir ülkenin müdahalesine gerek yok. Bunu kendimiz de yapabiliriz. Unutmayalım ki Suriye’deki halkın yüzde sekseninden fazla bir bölümü devrim taraftarıdır ve sırf korktukları için sessizliğe bürünen çok fazla insan var. Hatta Nusayri azınlığı bile, Esad ailesinin iktidarı bırakıp gideceğini bilse, inanın bana rejime karşı bir cephe alacaktır. Ama mevcut durumda korkuyorlar. Dışarıdan gelen, yakında rejimin yıkılacağına dair herhangi bir sinyal yok. Aynı şekilde Suriye’ye gelen herhangi bir yardım da yok.

Ancak yine de dış destek olmadan muhalefetin bu kadar güçlenmesi mümkün olmazdı. Suriye muhalefetine yardımlar hangi kaynaklardan gelmektedir? 

Yardım yüzde yüz Suriye kaynaklı. Biz Suriyelilerden ABD ve Avrupa’da da yaşayanlar var. Muhtemelen ülke dışında yaşayan 16 milyon kadar Suriyeli mevcut. Belki de 11 milyon ila 15 milyon Suriyeli içinde dört milyonunun uzun zaman önce göç ettiği tahmin edilmektedir. Dolayısıyla bu Suriyeliler devrimi desteklemektedirler. Bu konuda destek veriyorum. Herkes 10 lira, 1,000 lira vs. gönderiyor. Bu insanlar arasında bazen 500,000 dolar gönderenler oluyor, işte bu şekilde ayakta kalabiliyoruz.   

Suriye halkının yüzde seksenlik bölümünün muhalefetin ve ayaklanmanın tarafında olduğundan bahsettiniz. Ama aynı zamanda Suriye ayaklanmasının ana karakterinin daha Sünni İslamcı bir hâl aldığını düşünen kesimler söz konusu. Bu nedenle de hem Suriye halkı içinde hem de uluslar arası toplumda kaygıları artanlar söz konusu. Sizce bu doğru mu?

İç savaş, topyekun bir savaş gerçek bir sorun. Devrimle birlikte ayaklanmanın başlangıcında Suriye’deydim. Suriye’deki Müslüman Kardeşler nerede? Suriye’de yoklar. Doğrusunu söylemek gerekirse, Müslüman Kardeşler örgütü şu an Suriye’de değiller. Dini aktörlerimiz var. Ve bu aktörlerin hiçbir taraftarı da yok. Eğer Suriye’de Müslüman Kardeşler örgütünün üyesiyseniz veya örgütün taraftarıysanız, 449. madde uyarınca hakkınızda soruşturma başlatılacak demektir. Bunun Suriye’de bir dayanağı yok.

Bazı İslamcı aktörler olabilir, ama Müslüman Kardeşler bünyesinde örgütlenmedikleri bir gerçek. Eğer devrimi en başından itibaren takip ediyorsanız, bunun Suriyeli halkı tarafından yapıldığını; yani Suriye halkının devrimi olduğunu göreceksiniz. Hıristiyanlar, ateistler, liberaller herkes bu devrimin içinde. Aradan geçen süre bir yıldan fazla. Bizler Müslüman’ız. Eğer Suriye’deki azınlıklar ve çoğunluklardan bahsediyorsanız %85’lik beşlik bir Müslüman nüfustan söz ediyorsunuz demektir. Söz konusu Sünni nüfus olduğunda, en az yüzde seksenlik bir orandan bahsederiz. Kısacası Müslüman’ız. İbadet eder, camiye gideriz. Eğer bu bir suçsa ve eğer bunu İslamcı Devrim olarak görüyorsanız, bunun bir ölçüde doğruluk payı da var. İnsanların camilere gidip gösteriler yapmasının tek nedeni, buranın Suriye’de yasal olarak toplanabileceği tek yer olmasıdır. Camide gördüklerim arasında, çok komik ama Hıristiyanlar da mevcut. Neden biliyor musunuz? Çünkü gösteri yapmak istiyorlar. Dışarıdaki gösterilere katılamıyorlar, bu yüzden de camilere gidiyorlar. Allah’a inanmayanlar bile camilere akın ediyor. Buraya gelip dua ediyorlar, çünkü uzun zamandır bu anın gelmesi için bekliyorlardı ve işte sonunda geldi. Suriye’de elbette İslamcı güçler olabilir ama Müslüman Kardeşler veya Selefiler değil, sadece ılımlılar. Suriye’deki halk muhafazakar olmayı tercih ediyor. Kurallara uyuyorlar ve camiye gidiyorlar. Bahsettiğiniz buysa haklı olabilirsiniz. Ayaklanmada yer alan millet ve halk Müslüman, zira çoğunluktalar. Bu arada, Suriye halkının çoğunluğu muhafazakar kesimden. Dualarını ediyor, yükümlülüklerini yerine getiriyorlar. Ancak Selefiler gibi gruplar hâlinde örgütlenmiyorlar. Eğer Selefilerden söz etmek istiyorsanız, bu Suriye’de geçersiz bir tartışma.                                

İnsanlar Arap Körfezi’nden gidip buradaki yaşam tarzını benimsediler. Sakallarını uzattılar. Ancak iyi ve barışçıl insanlar. Suriye’deki İslamcılar farklıdır. En önemli gruplar ise örgütlenmemiş olanlardır. Kendilerine has biçimde Tanrı’ya dua edip evlerine dönüyorlar, ancak gruplar hâlinde değiller. Suriye’deki yegâne radikal İslamcı gruplar bizzat rejim tarafından kurulan örgütlenmiş gruplardır. Bunlar Suriye’de kurulmuş ve eğitilmiş olmanın yanı sıra her zaman köktenci ve radikal gruplar olmuşlardır. Suriye’deki bu kişiler, bu tip şeylere inanmamalarına rağmen, sakallarını uzatır ve Suriye’deki Selefilerin imajını mahvetmek için Selefiymiş gibi davranırlar. İkinci olarak; bu kişilere engel olmaya çalıştığımız ve teröristlere karşı savaş içinde olduğumuz konusunda Batı’yı ikna etmeye alışmışlardır. Öte yandan, aslında Şam çevresindeki kamplarda eğitilmektedirler. Ben bu kampların adreslerini biliyorum. Bu kişileri kamplarda eğitip Irak’a gönderiyorlar. Irak’taki tüm bombalı saldırılar Suriye’den rejimden gelmiştir. Türkiye’ye PKK tarafından gerçekleştirilen tüm saldırılar Suriye üzerinden yapılmıştır. PKK’nın da Suriye’deki tüm yerleşim yerleri bilinmektedir. Şu an kampları var. Lübnan’da yaşanan tüm sorunlar da bundan kaynaklanmıştır. Rejimin görevi, sorunları ve karışıklıkları tüm diğer komşu ülkelere (Irak, Türkiye, Lübnan ve Arap Körfezi) ihraç etmekti. İşte terörün asıl ithal edildiği ülkeler bunlar.

Rejimin yıkılması durumunda geniş çaplı bir iç savaş çıkacağı korkusu da söz konusu. Bu kaygı bazı aktörlerin pozisyonlarını etkiliyor. Bu olasılık hakkında ne düşünüyorsunuz?

İç savaş konusunda, herhangi bir noktada bunun yaşanacağını düşünmüyorum. Neden biliyor musunuz. Hesabı çok basit. Kaç farklı azınlıktan bahsediyoruz. Nusayriler, Dürziler, İsmaililer, ve Hıristiyanlar. Asıl olan bu dört ana azınlık topluluk. Suriye’de pek Şii nüfusu yok, sadece bazı aileler var. Ülkenin tamamında elli kadar aile var. Yani dört azınlık ve bir çoğunluktan bahsediyoruz. %80’e karşı %20’den bahsediyoruz. En başından beri, İsmaililer yüzde yüz devrim taraftarıydılar. Dürzilere gelince; abartmak istemem, ama yüzde yetmiş ila doksanı devrim taraftarıydı.

Bu ülkede protesto gösterileri düzenlemek pek kolay değil. Çok iyi şekilde kontrol edilen şehirler bulunmakta. Ve bir gösteriye gittiğiniz takdirde ölümü göze alıyorsunuz demektir. Bu sayıdaki azınlıkların gösterilere katılması kolay olmasa da yüzde yetmişinin katıldığını biliyoruz. En başlarda Hıristiyanlar çok kararsızdı. Tüm bu olanlarla ilgili kuşkuları vardı. Ama şimdi, şunu söyleyebilirim ki, Hıristiyanların yüzde sekseni devrim taraftarıdır. Devrime karşı olan tek grup ise, kilisede dini konuma sahip olan ve yönetim tarafından bu göreve atanan kişilerdir. Müslümanlar gibi aynı durum Hıristiyanlar için de geçerli. Hükümet tarafından atananlar hükümete oldukça sadıktırlar. Yani Dürziler, İsmaililer ve Hıristiyanlar. Dolayısıyla geriye kalan tek mezhep, yüzde yedilik bir orana sahip olan Nusayrilerdir. Yüzde seksenlik orana karşı yüzde yediden bahsediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu denklem iç savaşa yol açmaz. Aslında biz Nusayrilerle de temas hâlindeyiz. Asla onları suçlamıyoruz, çünkü eğer Nusayri biri, muhalefete katılmak için dostlarından ayrılırsa, anında infaz edilecektir. Kendisine ikinci bir şans verilir mi? Hayır. İkinci bir şans verilmeden hemen infaz edilirler. Yani bu kişilerin inancını gerçekten değiştirirsek, her şey yoluna girecektir. Bence birçoğu devrime de katılır. O zaman geriye kim kaldı? Bu berbat suçları işleyenlerin birkaç binden öteye geçtiğini sanmıyorum. Dolayısıyla Nusayri toplumun genelini suçlamak haksızlıktır. Yani geçiş hukukunu uyguladığımız ve bu suçlardan sorumlu olan herkesi mahkemeye verdiğimiz takdirde bu intikamın önüne geçilecek ve böylece tüm toplumda uzlaşmayı sağlayabileceğiz.

Yani olay şundan ibaret; uluslararası sahne bir şekilde müdahale etmezse, söz konusu sorunlar gittikçe daha da büyüyecek ve daha karmaşık bir hâl alacaktır. Ancak hemen bu durumun önüne geçebiliriz. Yine de, tüm Nusayri mezhebi rejimin yanında dursa bile ufukta bir iç savaş görmüyorum. Rejim devrilecek olsa bile, yine de yüzde seksene yüzde yedilik bir orandan bahsediyoruz. Bir kıyaslama söz konusu değil. Aklı olan hiç kimse bunun bir iç savaşa gideceğini düşünmez zaten.

Kürtleri de çoğunluk Sünni grubu içinde değerlendirdiniz. Ancak Suriyeli Kürtler kendilerine Arap muhalefetinden farklı bir yol çiziyor. Türkiye, Irak’ta olduğu gibi burada da PKK kontrolünde otonom bir Kürt bölgesi olmasından kaygılanıyor. Sizce böyle bir şey mümkün mü? Bölünme senaryoları hakkında ne düşünüyorsunuz?    

En başından beri Suriye’nin bütünlüğünden bahsettik. Böylesi bir durumu kabul edecek değiliz ve Kürtler de bu konuda hemfikirler. Uluslararası toplum yeni Suriye konusundaki bu kararımızı destekliyor. Biz Suriye’nin, vatandaşlığa dayalı üniter bir devlet olmasını istiyoruz. Hepimiz Suriyeliyiz, Arap’ız, fark etmez. Tüm etnik azınlıklara hakları verilecektir. Tek bir Suriye olduğu müddetçe kendi dillerini konuşabilecek, kendi dillerinde eğitim görebilecek, istediklerini yapabilecekler. Bu kimsenin geçemeyeceği bir kırmızı çizgidir. Tüm Kürtler de bu konuda hemfikir. Kendileriyle konuştuğumuzda; “Hayır, bölünmeden bahsetmiyoruz,” diyorlar. Yasal anlamda konuştuğumuzda, herhangi bir ayrılık olmadığı konusunda bizimle aynı görüşü paylaşıyorlar. Bizler çoğunluk olarak bütün haklarını vereceğiz. Dilleri, kültürel hakları ve örneğin kendi bayramlarında tatil yapma hakkını kullanabilecekler. Tüm bu haklar korunacak. Dolayısıyla Kürtlerle sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. Uluslararası toplum bile ayrılık fikrini kabul etmiyor. Dolayısıyla ben bunu büyük bir sorun olarak görmüyorum. Elbette karışık bir durum, çünkü Kürtlerin bir kısmı gerçekten ayrılık fikrini ve Irak Kürdistan’ına katılmayı düşünüyor. Ancak Suriye’yi tek bir ülke olarak korumak adına birçok kural koyduk ve Kürtlerin de bu çizginin dışına çıkacaklarını düşünmüyorum. Ancak yine de ilerde böyle talepleri olmayacağını garantisi bulunmamaktadır.

Sayın Ward, değerli fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Kaynak: ORSAM

 

* Bu röportaj 31 Mayıs 2012 tarihinde ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan tarafından İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.